Attila İlhan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Attila İlhan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Attila İlhan (1925 - 2005)

  • Şair, yazar, eleştirmen, senarist, gazeteci.
    Attila İlhan
  • 15 Haziran 1925'te Menemen'de doğdu.
  • İzmir Atatürk Lisesinde okurken mektuplaştığı bir kıza yazdığı Nazım Hikmet şiiri nedeniyle okuldan uzaklaştırıldı. 1944 yılında okuma hakkını tekrar kazanarak İstanbul Işık Lisesine yazıldı.
  • Lise son sınıftayken Cebbaroğlu Mehemmed adlı şiiriyle CHP'nin düzenlediği şiir yarışmasında ikinci oldu. (Aynı yarışmada Cahit Sıtkı'nın Otuz Beş Yaş şiiri birinci olur.)
  • İstanbul Hukuk Fakültesinde okudu. Üniversite yıllarında şiirleri Yığın ve Gün gibi dergilerde yayımlanmaya başladı.
  • 1948’de ilk şiir kitabı Duvar’ı kendi imkanlarıyla yayımladı.
  • Son sınıfta gazeteciliğe başlayan sanatçı, öğrenimini yarıda bıraktı.
  • Paris'e ilk kez 1949'da Nazım Hikmet'i hapisten kurtarmak için yapılan çalışmalara katılmak için gider. Paris'te Dada Hareketi'nin öncü ismi Tristan Tzara başta olmak üzere birçok sanatçıyla tanıştı.
  • 1950'li yıllar İzmir-İstanbul-Paris üçgeninde geçti.
  • Paris'te geçen zamanlar düşünce dünyasını ve sanat anlayışını derinden etkiledi.
  • 1953'te Vatan gazetesinde sinema eleştirileri yazmaya başladı.
  • Senaryolarında Ali Kaptanoğlu adını kullandı.
  • 1968’de Biket İlhan ile evlenen sanatçı on beş yıl evli kaldı.
  • Türkiye’de televizyon yayınlarının başlamasıyla 1970'lerde senaryo yazarlığına döner. Sekiz Sütuna Manşet, Kartallar Yüksek Uçar ve Yarın Artık Bugündür gibi çok beğenilen dizilere imza attı.
  • 1981'den sonra birçok gazetede köşe yazarlığı yaptı.
  • 10 Ekim 2005'te Kanlıca'daki evinde öldü.
Sanat Anlayışı
  • Şiir, roman, senaryo, gezi, deneme, fıkra, eleştiri gibi birçok dalda eser verdi.
  • Şiir anlayışında sentezden yanadır. Türk şiirinin, halk ve divan edebiyatından beslenerek modernize olmasını savunmuştur. 
  • Adını 1950'li yıllarda duyurmaya başlayan sanatçı hem Garip Hareketi'ne hem de kimi açılardan İkinci Yenicilere karşı çıkmıştır.
  • Garipçilerin aksine imgeyi öne çıkarır.
  • İmgeyi öne çıkarması onu İkinci Yenicilere yaklaştırmış olsa da Attila İlhan, şiirde anlamı gerekli görmeyen ve imgeyi amaç haline getiren İkinci Yenicileri de eleştirir. Ona göre İkinci Yeni, şiiri yozlaştırmaktadır.
  • Onun eserlerinde toplumsal gerçekçilik ile aşırı romantizm ve modern sanata ait birçok unsur birbirine karışır. 
  • Genel olarak yalnızlık, umutsuzluk, karamsarlık, bunalım, aşk, yolculuk, tedirginlik, yabancılaşma, barış, özgürlük, ölüm, insan sevgisi şiirlerinin başlıca temalarıdır. 
  • Şiirlerinde, günlük dilden kalkan ya da Fransızca, Almancadan seçtiği sözcüklere de yer veren şair, dil konusunda keyfi davranmıştır. 
  • Yazım kurallarına da pek uymaz. Şiirlerinde büyük harf kullanmayan şair sadece özel isimlere gelen ekleri göstermek için kesme işareti kullanmıştır. 
Mavi Dergisi ve Maviciler
  • 1950'li yıllarda adını daha çok Attila İlhan'ın "sosyal realizm"  tartışmalarıyla duyuran Mavi dergisi, Türk şiirine Garip şiiri ve İkinci Yeni şiiri arasında yeni fikirler getirmiştir.
  • Attila İlhan, sonradan katıldığı bu dergide başrolü oynamıştır. 
  • Bu derginin etrafında toplanan sanatçılar Maviciler olarak bilinmektedir. 
  • Dergideki yazılardan hareketle bir Mavi Akımı oluşturulmak istenmişse de bu hareket başarıya ulaşamamıştır (bk. Mavi Dergisi ve Maviciler).
Eserleri
Şiir Kitapları:
Duvar (1948)
Sisler Bulvarı (1954)
Yağmur Kaçağı (1955)
Ben Sana Mecburum (1960)
Bela Çiçeği (1962)
Yasak Sevişmek (1968)
Tutuklunun Günlüğü (1973)
Böyle Bir Sevmek (1977)
Elde Var Hüzün (1982)
Korkunun Krallığı (1987)
Ayrılık Sevdaya Dahil (1993)
Kimi Sevsem Sensin (2002)
  • Romanları: 
Sokaktaki Adam (1953)
Zenciler Birbirine Benzemez (1957)
Kurtlar Sofrası (1963/64)
Bıçağın Ucu (1973)
Sırtlan Payı (1974)
Yaraya Tuz Basmak (1978)
Dersaadet’te Sabah Ezanları
Fena Halde Leman (1980)
O Karanlıkta Biz (1988)
Haco Hanım Vay (1984)
Allah'ın Süngüleri-Reis Paşa (2002)
Gazi Paşa (2005)
O Sarışın Kurt (2007)
  • Senaryo (dizi): 
Sekiz Sütuna Manşet (1982)
Kartallar Yüksek Uçar (1984)
Yarın Artık Bugündür (1986)
  • Senaryo (film):
Yalnızlar Rıhtımı (1959)
Ateşten Damla (1960)
Şoför Nebahat (1960)
Devlerin Öfkesi (1960)
Rıfat Diye Biri (1962)
Ver Elini İstanbul (1962)
  • Gezi Notları: Abbas Yolcu
Şiirlerinden...
Ben Sana Mecburum
ben sana mecburum bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum 
ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
bu şehir o eski İstanbul mudur
karanlıkta bulutlar parçalanıyor
sokak lambaları birden yanıyor
kaldırımlarda yağmur kokusu
ben sana mecburum sen yoksun 
sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
insan bir akşamüstü ansızın yorulur
tutsak ustura ağzında yaşamaktan
kimi zaman ellerini kırar tutkusu
birkaç hayat çıkarır yaşamasından
hangi kapıyı çalsa kimi zaman
arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu 
fatihte yoksul bir gramofon çalıyor
eski zamanlardan bir cuma çalıyor
durup köşe başında deliksiz dinlesem
sana kullanılmamış bir gök getirsem
haftalar ellerimde ufalanıyor
ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
ben sana mecburum sen yoksun 
belki haziranda mavi benekli çocuksun
ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
kötü rüzgâr saçlarını götürüyor 
ne vakit bir yaşamak düşünsem
bu kurtlar sofrasında belki zor
ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yaşamak düşünsem
sus deyip adınla başlıyorum
içim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
hayır başka türlü olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin...
Pia
ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın
ellerini bir tutsam ölsem
böyle uzak uzak seslenmese
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
otelleri bomboş bulmasam
içlenip buzlu bir kadeh gibi
buğulanıp buğulanıp durmasam
ne olur sabaha karşı rıhtımda
çocuklar pia'yı görseler
bana haber salsalar bilsem
içimi büsbütün yıldız basar
bir hançer gibi çıkıp giderdim
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
singapur yolunda demeseler
bana bunu yapmasalar yorgunum
üstelik parasızım pasaportsuzum
ne olur sabaha karşı rıhtımda
seslendiğini duysam pia'nın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk
ellerini tutabilsem pia'nın
ölsem eksiksiz ölürdüm
İlgili Sayfalar 
  • Attila İlhan ve Batı, Serhat Işık 
  • Cumhuriyet Dönemi Türk Şiirinde Mavi Hareketi, Salim Çonoğlu

Mavi Dergisi ve Maviciler

Özet
  • 1952-1954 arası Mavi, 1954-1956 arası Son Mavi adıyla çıkan aylık fikir ve sanat dergisi. 
  • Bu derginin etrafında toplanan sanatçılar Maviciler olarak bilinmektedir.
  • Attila İlhan dergiye sonradan katılarak başrolü oynamıştır.
  • Derginin başlangıçtaki uyumlu yayın çizgisi, Attila İlhan'ın katılmasıyla (1954) tartışmacı bir yöne kaymıştır. 
  • 1954'ten sonra derginin "sosyal realist" bir çizgi izlemesi ve imgeci bir sanatı savunması konusunda görüş birliğine varılmıştır. 
  • Attila İlhan; yazılarıyla Garipçilere, 1940 toplumcu kuşağına ve "belli bir sıfatı olmayanlar" diyerek sınıflandırdığı Fazıl Hüsnü Dağlarca, Cahit Sıtkı Tarancı, Cahit Külebi, Behçet Necatigil gibi şairlere cephe alır.
  • Maviciler, Garip Şiiri ve İkinci Yeni Şiiri arasında Türk şiirine yeni fikirler getirmiştir.
  • Diğer yandan dergideki yazılardan hareketle bir Mavi Akımı oluşturulmak istenmişse de bu hareket başarıya ulaşamamıştır. 
  • Derginin son sayısı Nisan 1956'da çıkmıştır.
Başlangıç
  • Mavi dergisi başlangıçta Ankara Atatürk Lisesi öğrencileri tarafından çıkarılan aylık fikir ve sanat dergisidir. 
  • İlk sayısı 1 Kasım 1952'de yayımlanan derginin yazı işlerini derginin sahibi de olan Teoman Civelek yürütür. 
  • Teoman Civelek, derginin ilk sayısında “Mavi'nin Düşündürdükleri” başlıklı bir yazı ile kendilerini, kafa, ruh, et ve kemikleriyle inkılap davasına verdiklerini, Mustafa Kemal sevgisinin bir şarkı gibi dudaklarında dolaştığını ifade eder. Memleketin fikir ve sanatının kalkınmasında bir er gibi çalışmak azminde olduklarını da belirten Civelek, kendilerine katılmak isteyen sanatçılar için bir de ön şart belirler: “Bu toprağı, insanlarıyla düşünce ve duygularıyla kaderiyle yani bütünü ile kavrayabilmek."
  • Bu esaslar doğrultusunda başlangıçta Türk edebiyatında herhangi bir oluşuma cephe almayan Mavicilerin yazar kadrosu giderek genişlemeye başlar. Dergide Teoman Civelek, Bekir Çiftçi, Ülkü Arman, Suat Taşer, Ömer Faruk Toprak, M. Sunullah Arısoy, Muzaffer Uyguner, Tarık Dursun K., Nezih Ümit, Avni Dökmeci, Ahmet Oktay, Muzaffer Erdost, Orhan Çubukçu, Oğuz Arıkanlı, Bumin Gaffar (Fikret Hakan) gibi isimlerin şiirleri, yazıları, çevirileri, hikâyeleri yayımlanmaya başlar.
Hisar - Mavi Çekişmesi
  • Derginin ilk yıllarında geleneğe ve Anadolu’ya yönelmeleri bakımından kendileriyle aynı düzlemde hareket eden Hisar grubuna destek veren yazıların yayımlandığı görülür.
  • Ancak başlangıçta karşılıklı bir sevgi ve beğeni söz konusu olsa da kısa bir süre sonra dergide çok daha farklı görüşlerin dillendirilmeye başlaması, Hisar ve Mavi dergisi arasında bir tartışma ortamının başlamasına neden olur. Özellikle 1954’den sonra iki dergi arasında kalem kavgaları başlar. Kavgalar sanat anlayışlarındaki farklılık, eski ve yeni gibi konularda yoğunlaşır. 

  • Attila İlhan'ın Mavi'ye Katılması
  • Ahmet Oktay derginin mayıs sayısında (1954) Attila İlhan'ın Sokaktaki Adam romanı üzerine bir eleştiri yazısı yazar. Oktay, yazısında sosyal realist bir yazarın eserinde karamsar ve hayattan ümidi olmayan tipleri ortaya koymasının bir çelişki olduğu söyleyerek Attila İlhan'ı eleştirir. Attila İlhan da Mavi dergisine bir karşı eleştiri yazısı yazarak cevap verir ve yazısını Attila İlhan’dan Mavi okuyucularına merhaba, diyerek bitirir.
  • Bu yazıdan sonra Ahmet Oktay, Bekir Çiftçi ve Güner Sümer, İstanbul'a giderek Attila İlhan’la bir görüşme yaparlar. Görüşme sonrasında Attila İlhan dergiye yazı yazmaya başlar.
  • Attila İlhan'ın Türkiye’deki toplumcu gerçekçi edebiyata dair yazıları ile derginin önceki uyumlu yayın çizgisi, tartışmacı bir yöne kayar. Başlangıçta sanatı hiçbir düşüncenin veya zümrenin emrine vermeyeceklerini açıklayan Maviciler, Attila İlhan'ın Mavi hareketine katılımıyla birlikte bu düşüncelerinden vazgeçmiş görünürler.
Ahmet Oktay yaşananları şöyle anlatır:
“Mavi hareketi, benim Attila İlhan'ın Sokaktaki Adam romanının “sosyal realist“ olmadığını öne süren bir eleştirimle başlamıştır, denebilir. Attila bu yazıyı cevapladı. Sonra İstanbul’da görüştük ve hiçbir rengi olmayan, hatta sağ kanat şairlerine bile yer veren dergiyi toplumcu bir çizgiye çekebileceğimiz kanısına vardık. Belli oranda elbet. Ben Ankara'daki arkadaşları (Özdemir Nutku, Bekir Çiftçi, Ülkü Arman) ikna ettim. Bunun üzerine derginin sahibi Teoman Civelek çekildi, Güner Sümer katıldı. Derginin politikası bu kadro tarafından belirlendi hep. Manifesto sayılabilecek imzasız yazıların hemen hepsi benim kalemimden çıkmadır.”
  • Mavi dergisinin bir harekete dönüşme çabaları Attilâ İlhan'ın katılımıyla 1954 tarihinde başlamıştır. Bu kişiler: Oğuz Arıkanlı, Orhan Çubukçu, Ferit Edgü, Yılmaz Gruda, Fikret Hakan, Ahmet Oktay, Güner Sümer’dir.
  • Attila İlhan'ın katılımıyla derginin sosyal realist bir çizgi izlemesi ve imgeci bir sanatı savunması konusunda görüş birliğine varılmıştır. 
  • Attila İlhan yazılarıyla Garipçilere, 1940 toplumcu kuşağına ve "belli bir sıfatı olmayanlar" diyerek sınıflandırdığı Fazıl Hüsnü Dağlarca, Cahit Sıtkı Tarancı, Cahit Külebi, Behçet Necatigil gibi şairlere cephe alır. Böylece polemiklerin de önü açılır. 

  • “Kimisi aktif realizm taraftarıydı, sanatın işçi sınıfı adına siyasi bir realizm yapması konusunda ısrar ediyordu. Kimisi dar bir formalizmle bir çocuk realizmi arasında titreşiyor, şuur altının yanı sıra eşya metafiziğine yahut içe kapanıklığın krizlerine uzanıyordu."
Dağılışı 
  • İlk sayısı 1 Kasım 1952'de çıkan dergi 24 sayı çıktıktan sonra 1 Ekim 1954'te yayın hayatından çekilir. Bir ay sonra Son Mavi adıyla yeniden yayınlanmaya başlayan derginin sahipliğini Özdemir Nutku üstlenir. 
  • Sosyal realizm etrafındaki tartışmalar ve bu tartışmaların sonucunda dergide Attila İlhan’la bir bağlarının olmadığı açıklamasının yayımlanması ve maddi problemlerin ön plana çıkması gibi nedenlerle Özdemir Nutku dergiyi kapatmak zorunda kalır (Nisan 1956).
İlgili Sayfa
Yararlanılan Kaynak
Cumhuriyet Dönemi Türk Şiirinde Mavi Hareketi, Salim Çonoğlu

Cebbaroğlu Mehemmed

kaman civarına bahar gelince yıkılır ovadan abdal çadırları
yücesinde pâre pâre duman tutmuş
düdüldağ'ın yaylasında mekân kurulur
hoş gelmişsin evvel bahar
nisan ayı içinde donanır dağlar
donanır yeşilinden alından
istasyon deresi kabarmıştır
hacıdağ'ın selinden
dağlar sıra sıradır eylim eylim
dağlar uzanır bir uçtan bir uca
dağlar birbirinden yüce
yamaçlarında kireç yakılır
bir ömür boyunca kahrı çekilir
kimse anlamamış sırrını hikmetini
bu bereket nereden gelir
başınızdan duman eksilmesin gâvurdağları
siz hikâyet eylediniz bana
bahçe kazasının kaman köyünden
cebbar oğlu mehemmed'in hikâyesini

yılların yücesinden şöyle bir seyran edelim
bir avuç toprağıma çöreklenmek için
yürümüş selamsız sabahsız
destursuz girmiş memleketime
yedi çeşit frenk askeri
uğursuz bir hava çökmüş
uğursuz ve karanlık
çocuklar gülmemiş artık
sessiz sessiz ağlamış analar
oduna giderken vurulmuş
ve yahut harman yerinde
avuçları buğday kokan delikanlılar

ve nice gâvurdağı kızlarının
birer birer ırzına geçilmiş
yalvarmış ihtiyarlar allah'a
-rivayet şöyledir ki-
dumanlı bir güz akşamı
şu mor dağlar efendim
destur demiş de yürümüş
silkinip kalkmış ayağa

gel haberi öteden verelim
çıkmış dağlara kendiliğinden
cebbar oğlu mehemmed
fransız'a silâh çekmiş
hür yaşamak uğruna
ırz uğruna namus uğruna
ana için baba ve kardeş için

şu mübarek topraklar
şu mübarek vatan için
derken efendim
bir gün kaman'dan öte
uğrun uğrun haber ulaşmış
urfa'nın antep'in köylerine
gözü kanlı maraş beylerine

cebbar oğlu mehemmed
burcu burcu çam kokan bir yaz akşamı
omuz vermiş bir ağaç gölgesine
usul usul türkü söylüyor
- hasret kuşun kanadında
deli kuşlar uçun gayrı
yazımız böyle yazılmış
bu diyardan göçün gayrı
- kirveleri durdu ve süleyman
on sekiz adım gerisinde
şahin gibi tünemişler kayaların üstüne
avuçları sıcak bakışları ok gibi
deliyor her dokunduğu yeri
biri doğuya bakıyor diğeri batıya

iptida durdu görüyor geleni
yel midir toz mudur anlamıyor
lâkin bıyıkları terlemeden
çeteci olan garip ökkeş
çok geçmeden getiriyor haberi
tabur tabur üstümüze varıyor
düşman yola çıktı savranlı'dan

hemen mevziye sokuldu mehemmed
yanı başında durdu ve gerisinde süleyman
çeteler yer tutup pusu kurdular
kanlı geçit boyuna
düşman yanaşırken kaman köyüne
bekletmeden yaylım ateşi açıldı
mermi kurşun yağmur gibi saçıldı
ilk seferinde on beş kişi vurdular
ve bir hayli düşman kırdılar
yamaçlarda koptu kızılca kıyamet
cesaretlerine söz yoktu ama
neyleyip nitsinler düşman daha çoktu
düştü birer birer bütün yiğitler
gürültüler boğazda sustu nihayet

demek diz üstü düşmüş mehemmed
kirvesi durdu'nun yanı başına
kanlar akar yarasından
al al olmuş çevresinden

köpük köpük gözlerini doldurur
bir başına mehemmed yedi düşman öldürür
mavzerinin namlusu hala sıcak
tutulmaz
ölümün derdi büyük yiğenim
çare bulunmaz

aynı akşam doğurmuş karısı döne
mavi gözlü bir çocuk sarışın
bir avuç toprak sarmışlar altına
ve kemal koymuşlar adını


Attila İlhan

Not. Şair, büyük harf ve noktalama işareti kullanmadığı için metin olduğu gibi bırakılmış; yazım hataları düzeltilmemiştir.