Ceyhun Atuf Kansu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ceyhun Atuf Kansu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ceyhun Atuf Kansu (1919-1978)

Ceyhun Atuf Kansu
  • Şair, yazar, doktor.
  • 7 Aralık 1919'da İstanbul'da doğdu.
  • Eğitimci, bürokrat ve milletvekili Nafi Atuf Kansu'nun oğludur.
  • 1938'den başlayarak şiir ve yazıları birçok dergide yayımlandı.
  • İlk şiir kitabı "Bir Çocuk Bahçesinde" 1941'de yayımlandı.
  • 1944'te İÜ Tıp Fakültesinden mezun oldu.
  • Uzun yıllar çocuk doktoru olarak Anadolu'da gönüllü çalıştı.
  • 1969'da TDK Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi.
  • 17 Mart 1978'de Ankara'da öldü.
Ödülleri
  • Sakarya Meydan Savaşı — 1970 Behçet Kemal Çağlar Ödülü
  • Köy Öğretmenine Mektuplar — 1965 TDK Deneme Ödülü
  • Bağımsızlık Gülü — 1966 Yeditepe Şiir Armağanı
Sanat Anlayışı
  • İlk dönem şiirlerinde halk şiiri geleneğinden yararlandı.  
  • Bu dönem şiirlerinde daha çok "memleket edebiyatı" anlayışına yakındır.
  • 1945 sonrasında -gelenekle bağlarını koparmadan- serbest nazımla toplumcu şiire yaklaştı.
  • Şiirlerinde öne çıkan konular; memleket, doğa ve çocuk sevgisi, yaşama sevinci, insan sevgisi, ölüm, Millî Mücadele ve Atatürk'tür.
  • Anadolu insanının sorunları ve yaşama savaşını içten bir duyarlılıkla işledi.
  • Şiirlerinde dekor genellikle İç Anadolu'nun bozkır doğası ve yaşamıdır.
  • Şiirlerinde "çocuk" ve "çocukluk" önemli bir yer tutar.  
  • Bu nedenle "Çocuklar Şairi" olarak da anılır.
  • Turhal'da çalışırken Anadolu’da bir dağ köyünde kızamıktan yirmi üç çocuğun ölmesine tanık olan sanatçı, "Kızamuk Ağıdı" adlı şiiri yazmıştır.
  • Emekli bir öğretmenin son arzusu olarak tasarlayıp yazdığı "Dünyanın Bütün Çiçekleri" iyi bilinen bir başka şiiridir.
  • Şiirleri dışında makale, hikâye ve deneme de yazdı.
Eserleri
  • Şiir Kitapları: Bir Çocuk Bahçesinde (1941), Bağbozumu Sofrası (1944), Çocuk Gemisi (1946), Yanık Hava (1951), Haziran Defteri (1955), Yurdumdan (1960), Bağımsızlık Gülü (1965), Sakarya Meydan Savaşı (1970), Buğday, Kadın, Gül ve Gökyüzü (1970)
  • Denemeleri: Devrimcinin Takvimi, Ya Bağımsızlık Ya Ölüm, Köy Öğretmenine Mektuplar, Atatürkçü Olmak, Atatürk ve Kurtuluş Savaşı, Halk Önderi Atatürk, Cumhuriyet Ağacı
  • Öykü: Sevgi Elması (Tahir ile Zühre öyküsünün yeniden yazılışı)
  • Radyo Konuşmaları: Balım Kız Dalım Oğul
Şiirlerinden...

Günce

Saatimi güneşe kuruyorum.
Çocuklara kuruyorum saatimi-
Bir oğlan kır kokuyor saçları
Bahçe önü bacısının elleri
Toprak ve de çiçekli vişne dalı.
-Çalışmaya kuruyorum saatimi
Bir güzel işe kuruyorum-
Otlar arasında mavi mine
Çocuk adlarına: Satı, Sevgi, Emine...
Okullardan, istasyonlardan, odalardan
İğde kokulu gecekondulardan geliyorlar
Ceplerinde leblebi ile şeker
Fotoğraflarını çekiyorum teker teker
Yüreğimin ozan albümüne
Saçlarında örgü, tırnaklarında kına.
-Yaşamaya kuruyorum saatimi
Çın çın etsin çocukların sevinci-

Bir Tepeden Bakıp

Seç gönlünce bir otağ deyip,
Anadolu haritasını önüme serseler,
Neresi söyle, neresi deseler?
Sakarya ile Porsuk arasında,
Boztepeler denizi ortasında,
Bir höyük tepe vardır, orası,
Orasıdır, derim, dineğim, durağım, orası,
Bir eteği Sivrihisar, bir eteği Polatlı ovası,
Bakarsın ışıl ışıl Bozkır görünür,
Ta ileriden demiryolu geçer.
Susuz toprağın rüyasında söğütler salınır,
İnce bir su dalların boynuna dolanır,
İstasyonlar dinlenir Alpuköy, Sazlılar, Biçer.
O tepeden seyredip güneşin doğuşunu,
Ankara kalesini düşünürüm biteviye,
Tarih zamanın içinde başlar yeşermeye,
Bir rüzgardır, tezek kokusundan belli;
Uyanan fakir köy ocağının dili.
Ne güzel yazmış, Yakup Kadri Bey yıllarca önce,

Hâlâ, Mehmet Ali'nin köyünü görünce,
İnce bir sızıdır başlar, bir düşünce,
Kökünü yitirmiş ağacın sızısı!
Siz, yüzyıllardır toprağa belenen kardeşler,
Yenemediniz mi hâlâ alın yazınızı,
Etiler gibi sürüp toprağınızı,
Hâlâ, bulutlardan dilenen kardeşler!
Gün ışığın, bölüşmeye, bir dost çoban,
Gelir yanıma, ahlat dalının gölgesine,
Susarız dalıp bir zaman ibibiklerin sesine.
Gün nasıl ısıtırsa tabiatı, dostluk da bizi,
Bıraktık mı kollarına alır, ısıtır kalbimizi,
Çatlak toprakları okşayıp gelir rüzgar
Üfler ateşimizi, keven sevinçle parlar,
Söz sözü açar, derken efendim cigaralar,
Çok şey bilir çoban, çok gördüğünden.
Anlatır, neydi, neymiş o eski günler,
Nasıl geçmiş gençliği çöllerde, Yemen'de,
Ama en sonra Mustafa Kemal gelende,
Niçin dövüştüğünü bilmiş asker.
O zaman seyrederim o tepeden,
Çakmaklı tüfeklerle geçen askerleri,
Duyarım, unutulmuş o sıcak türküleri,
Ankara'nın taşına bak, gözlerimin yaşına bak,
Dar vadileri örten kayalara çarparak,
Kırılan yorgun sesleri hatırlarım,
Sakarya'ya doğru ilerleyip hatıralarım,
Toprak siperlerde Asteğmen olur kalırım.
Niçin öldün diye sormayın, dağlar taşlar bana,
Ben dirilir yeniden ölürüm, ölmek eğer,
Bu kadar güzelleşir, bu kadar eşit olursa
Geride, yurt işlenir, halk uyanır, vatan hür kalırsa.
O zaman ölüm de yaşamaya benzer.
Ve hatırlarım ki Asaf dayım vardı.
İstiklal Harbi'nde mülazım-ı evvel,
Yiğidim, kayın ağaçları kadar güzel,
Tek yönden eser onun rüzgarı,
Aşktan ölüme geçer kararı
Macerası ta Rize'ye dayanır,
Orada çeteci ruhu uyanır,
Sakarya'da al kanlara boyanır,
A dayım, niye öldün derim,
Ha benim yeğenim, siz bileceksiniz der,
Siz bileceksiniz niçin öldüğümüzü,
Bizler kanla söyledik söylediğimizi,
Bizler, kemikleri güneşte ısınan ölüler.

Bir gün inip Sarıköy İstasyonunda,
Postaları beklerim, Erzurum Samsun,
İsterim tren pencerelerinde aşinam olsun.
Üçüncü mevkilerden taşan kebap kokusu,
İstasyon çeşmesinden garip garip akan su,
Höyük tepeyi saran yalnızlığı bir an unuturum,
Rayların ardından büyük, genişler umudum,
Kaderimsin, benim güzel, içli yurdum!
Daha içinde tepeler göreceksin tren,
Yurdumun kalbine bakan nice tepeler,
Bir ateş düşer gönlüme lokomotiften,
Dumanlar içinde kaybolur her şey hafiften,
Akasyalar üzerine yağmur çiseler.
İlgili Sayfalar
Yararlanılan Kaynaklar
  • Ceyhun Atuf Kansu'nun Şiir Sanatı ve Şiirinde Çocuk, Mustafa Aydemir
  • Ceyhun Atuf Kansu'nun Şiirlerinde "Anadolu", Türkan Gözütok

Kızamık Ağıdı

Ben, gamlı, donuk kış güneşi,
Çıplak dallarda, sessiz dinleniyordum.
Köyleri, yolları, dağı taşı
Isıtıyor, avutuyordum.

Bir köy gördüm ta uzaktan,
Dağlar ardında kalmış, bilmezsiniz.
Kar örtmüş, göremezsiniz karanlıktan,
Yalnızlıkta üşür üşür de çaresiz

Ben gördüm bu köyü, damlarının altında,
Çocukları kızamık döküyor,
Gözleri, göğüsleri, yüzleri, ah bırakılmış tarla,
Gelincikler arasından öyle masum bakıyor.

Habersiz hepsi, kızamıktan ve ölümden,
Kirli yüzlerinde açan ölümden habersiz,
Ve düşmüş bir gül oluyorlar birden,
Bebekler ölüveriyor, ölümden habersiz.

Alilerin kızı Emine'yi gördüm,
Öldü... Yusufların Kadir öldü, emmisinin Durdu öldü,
İkindiye doğru evlerine vardım,
Gördüm, Döne öldü, Ali öldü, Dudu öldü.

Bir bir saydım, yirmi üç çocuk,
Ah, Güllü Gülizar öldü,
Gördü kış güneşi, gamlı ve donuk,
Daldı oğlanlar, çiçekti kızlar, öldü.

Gamlı türkümle tepeden aşağı bıraktım,
Bıraktım kendimi düşesiye, ölesiye
Bu acıdan sonra nasıl doğacaktım,
Nasıl dönecektim aynı köye?

İniyor ve kar altında örtüyordum,
Bu çocukları, bu habersiz çocukları,
Görmediniz, anlatamam, ürperiyorum.
Bir şey demek için açılmıştı dudakları.

Ah, ben bir gün tepelerden, tepelerden
Varıp önünüze, önünüze dikilip duracağım,
Aydınlardan, hekimlerden, öğretmenlerden,
Bir gün soracağım, bu çocukları soracağım.

O çaresiz, o yalnız, o karanlık günde,
Siz neredeydiniz diyeceğim, neredeydiniz?
Ben perişan, utanmış... Bu köyün üstünde,
Kahrolurken, siz beyciğim neredeydiniz?

Ben, bir günde yirmi üç küçük ölünün,
Gömüldüğünü gördüm bu köyde kızamıktan,
Ya siz ne gördünüz, söyleyin, söyleyin,
Bir şey söyleyin, bir şey söyleyin uzaktan.

Ah, ben gamlı kış güneşi, aydınlığın
Bütün suçlarını kalbimde taşırım,
Görerek ah, görerek, bilerek bir yığın
Karanlık gündüzün üstünde yaşarım.

Her mevsim dolanıp geldiğimde bu köye
Gücük ayda, kar örtülü bu ovada,
Utancımdan, hıncımdan yaş dökerek böyle,
Gamlı ve perişan asılı duracağım havada

İkindiye doğru bırakıp kendimi
Bu küçük mezarların üstüne
Bilmeyeceksiniz, perişan, çaresiz halimi,
Gül diyeceğim, gül dereceğim, gül üstüne
Yol kıyısında yirmi üç çocuğun mezarı,
Ah diyeceğim, ah dökeceğim yol üstüne


Not: Şiirin orijinal adı "Kızamuk Ağıdı"dır.

Şiirin Yazılma Hikayesi

Ceyhun Atuf Kansu Anlatıyor:
"Turhal'da bir kızamık salgını olmuştu. Yakın köylerden birinde, kıştı, çocuklar ölmüştü, bebekler ölmüştü. Bir doktor olarak ilgilendiğim bir salgındı. 'Kızamık Ağıdı' onunla ilgilidir. Yaşamdan alınmış bir ağıttır. Bir dağ köyünde olmuş bir olaydır. Aşağı yukarı bir hafta içinde, birden, çok çocuk öldü. Sadece o köyde değil, birçok köyde de öldü, ama ben yalnızca o köyde yirmi üç çocuğun öldüğüne tanık oldum."

Yararlanılan Kaynaklar

20.Yüzyıl Türk Edebiyatı, Mahir Ünlü-Ömer Özcan
Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi, Memet Fuat

Dünyanın Bütün Çiçekleri

"Bana çiçek getirin, dünyanın bütün
çiçeklerini buraya getirin!"
Köy öğretmeni Şefik Sınığ'ın son sözleri.


Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
Bütün çiçekleri getirin buraya,
Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,
Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer
Bütün köy çocuklarını getirin buraya,
Son bir ders vereceğim onlara,
Son şarkımı söyleyeceğim,
Getirin getirin... Ve sonra öleceğim.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum,
Kaderleri bana benzeyen,
Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları,
Geniş ovalarda kaybolur kokuları...
Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri,
Hepinizi hepinizi istiyorum, gelin görün beni,
Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini
Bacımın suladığı fesleğenleri,
Köy çiçeklerinin hepsini, hepsini,
Avluların pembe entarili hatmisini,

Çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın.
Aman Isparta güllerini de unutmayın
Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum.
Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum.
Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım,
Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden,
Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden,
Ne güller fışkırır çilelerimden,
Kandır, hayattır, emektir, benim güllerim,
Korkmadım, korkmuyorum ölümden,
Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Baharda Polatlı kırlarında açan,
Güz geldi mi Kopdağı'na göçen,
Yörükler yaylasında Toroslarda eğleşen.
Muş Ovası'ndan, Ağrı eteğinden,
Gücenmesin bütün yurt bahçelerinden
Çiçek getirin, çiçek getirin, örtün beni,
Eğin türkülerinin içine gömün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
En güzellerini saymadım çiçeklerin,
Çocukları, öğrencilerimi istiyorum.
Yalnız ve çileli hayatımın çiçeklerini,
Köy okullarında açan, gizli ve sessiz,
O bakımsız, ama kokusu eşsiz çiçek.
Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek,
Seni beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Ben mezarsız yaşamayı diliyorum,
Ölmemek istiyorum, yaşamak istiyorum.
Yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın,
Tarumar olmasın istiyorum, perişan olmasın,
Beni bilse bilse çiçekler bilir, dostlarım,
Niçin yaşadığımı ben onlara söyledim,
Çiçeklerde açar benim gizli arzularım.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Okulun duvarı çöktü altında kaldım,
Ama ben dünya üstündeyim, toprakta,
Yaz kış bir şey söyleyen sonsuz toprakta,
Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım,
Yurdumun çiçeklenmesi için daima, yaşadım,
Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya,
Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.

Ceyhun Atuf Kansu