Yaşar Kemal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yaşar Kemal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Memed'in Ağıdı

1920 yılıdır. Kahramanmaraş'a bağlı Andırın ilçesinin Geben köyünde yaşayan Memed adındaki bir delikanlı, evlendiği günün gecesinde vefat eder. Aşağıdaki ağıt, bu beklenmedik ölüm karşısında damadın annesi ile dul kalan eşi tarafından o gece yakılmıştır.

Memed'in Ağıdı

Gökte bulut yan gidiyor
Derelerden kan gidiyor
Ulaş Doktor Osman Bey'im
Memed'imden can gidiyor

Teneke

Yaşar Kemal’in yayımlanan ikinci romanıdır.
1954'te gazetede tefrika edilen eser, 1955 yılında kitap olarak basılmıştır.
Eser, 1950'li yıllarda Çukurova’nın bir kasabasında idealist bir kaymakam ile kanunlara aykırı şekilde çeltik ekerek halk sağlığını hiçe sayan toprak ağaları arasındaki güç savaşını konu almaktadır.
Teneke, sonraki yıllarda tiyatro ve sinemaya da uyarlanmıştır.

Özet

Olaylar 1950'li yıllarda Çukurova'nın bir kasabasında geçer. Üç aydır kasabada kaymakam yoktur. Kaymakam vekili, emekli olmayı bekleyen Tahrirat Katibi Resul Efendi'dir. Nisan ayı gelmiş çatmış, çeltik (kabuğu ayıklanmamış pirinç) ekmek için müracaatlar başlamıştır. Toprak ağaları, gerekli izinleri almak için Resul Efendi'yi sıkıştırsalar da Resul Efendi, başına gelecekleri bildiği için yeni kaymakamın gelmesini beklemektedir.

Binboğalar Efsanesi

Yaşar Kemal'in destansı romanı.
Romanda Çukurova'da geleneklerini sürdürmeye çalışan konargöçer Türkmenlerin yaşadıkları anlatılmaktadır. Karaçullu Yörükleri yerleşik hayata geçen halk tarafından zulümlere uğramaktadır.
Eserdeki asıl mesele göçebelik ve iskân meselesidir. 

Özet

Karaçullu Obası, yıllardır yerleşecek bir toprak parçası bulamamıştır. Beşi altı mayısa bağlayan gece (Hıdırellez'de) bir araya gelirler. Hızır’la İlyas’ın buluşacakları o gece bütün oba, "Aladağ’da yaylak, Çukurova’da kışlak" dileğinde bulunacaktır. 

"İşte her yıl böyle olur. Beş mayısı altı mayısa bağlayan gece Hızır'la İlyas dünyanın bir yerinde buluşurlar. Onlar buluştukları an dünyadaki bütün yaşam durur, tekmil canlılar ölürler. Hemen sonra da daha gür, daha canlı, daha doğurgan dirilirler. Ve biri mağrıptan, birisi de maşrıktan kopup gelen iki yıldız gökyüzünün ortasında tokuşur, birleşirler. Birleşip ışık olurlar, yeryüzünün üstüne top top sağılırlar."

İnançlarına göre bu iki yıldızın kavuştuğunu görenlerden sadece masum ve günahsız kişilerin dileği kabul olacaktır. Ancak o gece herkes kendisi için dilekte bulunur. 
Ceren kız, sevgilisi Halil’i görmek ister. Müslüm gençleşme arzusundadır. Yeter kızın aklı nişanlısı Yunus’tadır. Kerem ise bir şahin dileği tutar. Kişilerin açığa çıkan istekleri, aslında birlikte yaşama şuurundan koptuklarının göstergesidir.
Yazları yaylaya çıkan Yörük obası, köylüler ve jandarma tarafından rahatsız edilerek haraca kesilir. Kışlak olarak kullanılan yerler de iskâna açılarak halka dağıtılmış ve tapulu hale gelmiştir. Başlangıçta verimli kullanılamayan topraklar artık ekilebilir bir hale gelince obaların kışlak olarak kullanılması da zorlaşmıştır. 
Obanın toplu olarak bir yere yerleşebilmesi için yeterli para yoktur. Dağılarak toprağa yerleşmeye de töre izin vermemektedir. Obayı bu durumdan kurtarmak isteyen Demirci Haydar Usta’nın bir planı vardır. Otuz yıldır üzerinde çalıştığı bir kılıç vardır. O, kılıçların hüküm sürüp saygınlık göstergesi olduğu zamanların bilgesidir. Kılıcı bir beye götürecek ve dileğinin sorulması üzerine de “bir yaylak, bir de kışlak” dileyecektir. Ancak devir değişmiştir, şehirde umduğunu bulamayınca Ankara’ya gider. Orada İsmet Paşa’yı bulur. İsmet Paşa, kılıcın güzelliğine bakar ama Haydar Usta’nın istediği tepkiyi vermez. Haydar Usta umduğunu bulamayınca obasına geri döner.
Bu arada Obadakiler de Ceren kızı, Çukurova’dan varlıklı bir ailenin oğluyla evlendirip içine düştükleri sıkıntıdan kurtulmak peşindedir. Ceren ise Halil’e sevdalı olduğu için bu öneriye ilk önce yüz çevirir. Yıllarca Halil'i bekler ancak en sonunda obanın istediği adamla evlenmeyi kabul eder. Tam düğün sırasında Halil gelir ve Ceren’i kaçırır. Oba halkı Hızır ile İlyas’ın buluşmasını kutlamak için Aladağ’da buluştuklarında Halil’in de orada olduğunu duyunca beş mayısı altı mayısa bağlayan kutsal gecede Halil’i öldürürler. Ceren Halil’i gömer ve obaya gidip Halil’in beylik çadırının yanışını izler. Sonuç olarak ne Haydar Usta’nın uğraşları ne de oba halkının mücadelesi onları ayakta tutmaya yeter.

İlgili Sayfalar


👉 Efsane Nedir?

Yararlanılan Kaynaklar

Yaşar Kemal'in Binboğalar Efsanesi isimli Eseri Üzerine Arketipsel Bir Okuma, Kadirhan Özdemir - Bülent Sayak
Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü, Behçet Necatigil
Yaşar Kemal’in Destansı Romanları Üzerine Bir İnceleme, Ayşe Dalyan

Demirciler Çarşısı Cinayeti

Yaşar Kemal'in romanı.
İki kitaptan oluşan "Akçasazın Ağaları" adlı serinin ilk romanıdır. 
Yusufçuk Yusuf ise serinin ikinci kitabıdır.
Olaylar, Demokrat Parti döneminde (1950-60) Çukurova’da geçer.
Romanda Derviş Bey ve Mustafa Bey arasındaki kan davası, Çukurova bölgesinde yaşanan dönüşümle birlikte ele alınmıştır.
Akçasaz’ın Ağaları, Derviş Sarıoğlu ile Mustafa Akyollu’dur.
Romanın esas kahramanı ise Sarıoğlu Derviş Bey'dir.
Derviş Bey, Osmanlı’nın 19. yüzyılda Çukurova’da iskâna zorladığı göçebe Türkmen aşiretlerinden birinin beyidir. Derviş Bey; sürekli ikilemler yaşayan, saplantılı, eyleme geçmekte zorlanan, geleneğe bağlı kalmak isteyen bir tiptir. Çukurova’da kokuşmuş bir düzenin var olduğunu düşünse de kendisinin bu düzendeki rolünü pek kafaya takmadan eski güzel günlerin özlemiyle yaşar.
Roman, Derviş Bey ile Akyollu Mustafa Bey arasındaki kan davasını merkeze alır. Aslında her ikisi de bu geleneği taşıyan son beylerdir. Zira oğulları saçma buldukları bu tür geleneklere hiç kulak asmamaktadır.
Zaman içinde, toprağı eski tarz yöntemlerle ekip biçen aşiretlerin yerine yeni tip toprak ağaları geçecek, bu yeni ağalar da Çukurova’da kapitalist dönüşüme öncülük edecektir.
“O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler, çekip gittiler.” Akçasazın Ağaları’nın her iki kitabı da bu cümleyle başlar. Ancak roman, bu iki beyin zamanlarının geçtiğine bir ağıt olmaktan çok yeni yükselen kapitalist sınıfın eski feodal beylerin iktidarını yıkışının öyküsüdür.

Özet

Derviş Bey ve Akyollu Mustafa Bey arasında kan davası vardır. Derviş Bey'in adamı Mahmut, Mustafa Bey'in kardeşi Murtaza'yı öldürerek kaçar. Bunun üzerine Mustafa Bey öcünü almak için plan yapmaya başlar. Bir gece de Kara Hüseyin, Derviş Bey'in en iyi adamı olan Muharrem'i öldürür. Bu karşılıklı öldürmeler karşısında Derviş Bey sonu olmayan bu çıkmazı düşünerek suçsuz yere birbirlerini öldürdüklerini düşünür.
Bu arada yüzbinlerce dönümlük bir bataklığın kurutulmasıyla açığa çıkacak olan verimli araziden pay kapmaya çalışan yeni yetme ağalar Akçasaz'dan toprak yağmalamaktadır.
Ekinleri yakılan Derviş Bey, ırgatlarına para veremez duruma düşer. Yıllardır küçülen çiftliğinden toprak satmaya başlar. Mustafa Bey'in anası Karakız Hatun oğlunun kanının yerde kalmaması için Mustafa Bey'e baskı yapar.
Mustafa ve Derviş Bey'in oğulları ise kan davasını düşünmezler. Onlar Çukurova'yı paylaşan yeni yetme ağaları örnek alarak kapitalist dünyaya adım atmanın derdindedir. 
Mustafa Bey, Derviş'i öldürmeye ne kadar yaklaşırsa o kadar uzaklaşmakta, ona karşı tetiği bir türlü çekememektedir. Mustafa Bey'in oğlu Mehmet Ali Bey, aldığı traktör, biçerdöverler sayesinde artık köylünün iş gücüne ihtiyaç duymadığını ileri sürer. Bu nedenle köylüyü çiftlikten çıkarmak ister. Bu duruma en büyük tepkiyi gösteren ise aşiretinin dağılmasından korkan Karakız Hatun olur.
Köylüler yaşama mücadelesi verirken kasabadaki beyler bataklığı kendilerinin kuruttuğunu iddia eder. Savcıyı da kendi taraflarına çekerler. Savcı, ağaların isteği üzerine arasında kan davası olan iki beyin sürgün edilmesine karar verir. Köylü, beylerin sürgün edilme fikrini hoş karşılamaz. Çünkü giden beyin yerine daha beter bir beyin geleceği bellidir.
Mahir Kabakçıoğlu, Derviş ve Mustafa Beylerin ardından türlü dümenler çevirse de onların yüzüne karşı kötü görünmek de istemez. Bu sebeple Mustafa Bey'e adam gönderip sürgün meselesi ile ilgili olarak Aziz Ağa ile ya da Koca Hâkim ile görüşmesini tavsiye eder. Ağalar, beyler toprağın ve sürgünün derdinde iken Karakız Hatun kan davası derdindedir.
Ala Temir, Derviş Bey'i zor zamanında yakalayıp tarlasını almak ister. Onun kasabadaki akıllı ağalar tarafından maşa gibi kullanıldığını bilen Derviş Bey ağız dolusu sövüp saysa da tarlayı satar. Mustafa Bey'in oğlu Mehmet Ali, Derviş'ten bataklığın merkez tarlasını alan Ala Temir ile yakın arkadaşlık kurar ve ikisi bütün bataklığı elde etme planlarına başlar.
Bu arada Derviş Bey, Mustafa’yı ve adamlarını yakalayıp onlara türlü işkenceler yapar ancak öldürmez. Eve getirilen Mustafa Bey'i annesi Karakız Hatun öldü zanneder ancak oğlu sağdır. Karakız Hatun, oğlunun ölmediğini öğrenince sevineceğine kahrolur. Oğlunun ve ailesinin aşağılandığını düşünür. Odasına kapanıp kimseyle görüşmez.
Karakız Hatun’un her halinden ölüm vaktinin geldiği bellidir. Ama o, Derviş’in ölüsünü görme hırsıyla ölüme bile diş geçirmektedir. Herkes farkındadır ki, Derviş ölür ölmez, Karakız’ın yüreği soğuyacak ve huzur içinde ölüme teslim olacaktır. Sonunda beklemeye dayanamaz ve atına bindiği gibi Derviş’in konağına gelir. Derviş’i evde bulamayınca oğlu İbrahim’i öldürür. Daha eve kavuşmadan da atın üzerinde can verir.

İlgili Sayfalar

👉 Yaşar Kemal

👉 Cumhuriyet Dönemi Roman Özetleri

Yararlanılan Kaynaklar

Yaşar Kemal’in İnce Memed, Demirciler Çarşısı Cinayeti, Yusufcuk Yusuf Adlı Romanlarında “Toplumcu Gerçekçilik” Elif Yanık
Yaşar Kemal’in Akçasazın Ağaları romanı üzerine Özgür Öztürk

Yılanı Öldürseler

Yaşar Kemal'in romanı.
Eser, toplumun ahlak ve namus kavramlarına bakışı üzerine kurgulanmıştır.
Roman, kadın ve çocukların eğitimsiz bir toplum içindeki, çaresiz ve korumasız durumunun hüzünlü öyküsüdür.
Olaylar Çukurova’da küçük bir köyde geçer.
Düz bir kronolojik akış görülmeyen eserde olaylar geriye dönüşlerle anlatılır.

Özet

Varlıklı bir ailenin güzel kızı Esme gönlünü köyün gençlerinden Abbas'a kaptırır. Abbas da Esme’ye âşık olur. Ancak Abbas, Esme'nin ailesi tarafından kabul görmez. Bu durum büyük sorunlara yol açar. Abbas, Esme'nin ailesinden bazı kişileri yaralar. Bu nedenle de hapse girer.
Başka bir köyde oturan Halil, Esme'nin güzelliğine vurulur. Esme’yi zorla kaçırarak birlikte olur. Esme, toplum baskısıyla mutsuz, sevgisiz ve anlamsız bir evlilik yapmıştır. Esme, Abbas'a sevdalıyken Halil tarafından zorla kaçırılıp isteği dışında birlikte olmanın acısını unutamaz. Bu evlilikten Hasan doğar. Esme, Hasan'ın doğumuyla kaybettiği yaşama sevincine yeniden kavuşur.
Hasan, altı yaşlarında iken Abbas hapisten kaçmayı başarır ve Esme'nin yaşadığı köye gelir. Bir akşam Esme'nin evini basar ve Hasan'ın gözleri önünde babası Halil’i öldürür. Esme’yi de kaçırır. Birkaç gün sonra da Abbas'ın ölüsü köy meydanına atılır. Halil'in annesi, diğer oğullarına Abbas'ı öldürtmüştür. Ancak, bu ölüm babaannenin içindeki intikam ateşini söndürmemiştir. Oğlunun ölümünde Abbas kadar gelini Esme’yi de suçlu görmektedir. Oysa Esme, ailesinin zorlaması ile âşık olduğu Abbas’tan ayrılmış, Halil tarafından zorla kaçırılıp mağdur edilmiş bir kadındır.
Esme, öldürüleceğini bilse de oğlundan ayrılmamak için köyü terk etmez. Halil’in ölümüne sebebiyet verdiği ve evli bir kadın olmasına rağmen sevdiği adamı koruduğu için, Halil’in ailesinin hakaretleri ve eziyetlerine maruz kalır. Halil'in Esme'yi kaçırıp zorla birlikte olmasını normal kabul eden köy halkı bu olayda da Esme'yi suçlu görmektedir.
Babaanne, Halil öldüğünde henüz altı yedi yaşlarında olan torunu Hasan'ı yaklaşık iki yıl boyunca annesini öldürmesi konusunda güdüler. Babasının ölümünün hemen ardından babaanne ve amcalar tarafından çocuğa bir tüfek hediye edilip bunu kullanması öğretilir. Ardından babaanne, Hasan'a babasının kanının yerde kalmaması gerektiği şeklinde telkinlerde bulunur, çocuğun psikolojik dünyasını alt üst etmek adına ona babasının ölümüne dair gerçeküstü, hurafelerle donatılmış bilgiler verir. Halil’in annesi oğlunun akan kanının yerde kalmaması gerektiğini söyler. Anne sevgisi üstün gelen Hasan'ın eyleme geçmediğini, annesini öldüremeyeceğini gören babaanne, son kozunu namus kavramı üzerinden oynar. Çocuğa çok güzel bir kadın olan annesi Esme'nin geceleri erkek misafirleri olduğu, babasının ruhunun bundan azap duyduğu söylenir. Üstelik Hasan, babaannesi tarafından annesinin bu uygunsuz durumuna göz yummak ile suçlanır. 
En sonunda babaanne, amcalar ve köy halkı el birliği ederek Hasan'a annesini öldürtür. Hasan, bir süre hapis yatar, cezasını çeker ve köyüne döner. Evlenir, aile sahibi olup yaşamına devam eder.

İlgili Sayfalar

👉 Yaşar Kemal

👉 Cumhuriyet Dönemi Roman Özetleri

Yararlanılan Kaynaklar

Yaşar Kemal’in “Yılanı Öldürseler” Adlı Romanı Üzerine Bir İnceleme, Tülin Arseven
Kadın Olmanın Dayanılmaz Ağırlığı, Selenge Biset Eker

Çakırcalı Efe

Yaşar Kemal'in destansı romanı.
Çakırcalı Mehmet Efe ya da Çakıcı Efe, 1872‐1911 yılları arasında Ege'de özellikle Ödemiş ve çevresinde etkin olan namlı bir eşkıyadır.
Yaşar Kemal, eseri yazmadan önce Çakırcalı'yı öldürdüğü söylenen emekli müfreze kumandanı Rüştü Kobaş ile görüşmüş; Çakırcalı’nın eşkıyalık yaptığı dağları ve yaşadığı yerleri gezmiş, çeşitli jandarma çavuşlarıyla konuşup Çakırcalı’nın fiziği ve çeşitli özellikleri hakkında bilgi almıştır. 
Yazar, Çakırcalı Efe'yi daha çok halkın gözüyle görerek; adaletsizliğe karşı çıkan, zenginden alıp fakire veren soylu bir eşkıya olarak ele almıştır.

Özet

Çakırcalı Efe'nin babası, Ahmet düze inmiş bir eşkıyadır. Kendisini yıllarca kovalamış olan Hasan Çavuş’a karşı hiçbir zaman kin beslememiş hatta Hasan Çavuş’a silahlı çatışmalarda yardım bile etmiştir. Hasan Çavuş, Çakırcalı Ahmet’ten yardım ister, ancak bu bir tuzaktır. Hasan Çavuş Ahmet’i öldürür.
Çakırcalı, babasının en yakın arkadaşlarından Hacı Eşkıya tarafından başkaldırıya ve intikama özendirilir. Bu telkinlerin yanında Çakırcalı’ya ilk silahı verip küçüklüğünden itibaren onu atış talimine alıştıran da odur.
Babasının kaybeden Memed, Hasan Çavuş’a kinle büyür. Eserde Çakırcalı’nın her şeye rağmen eşkıyalığı sevmediği ve eşkıyalık yapmak istemediği vurgusu yapılır. Ancak, Çakırcalı’yı eşkıyalığa iten sosyolojik ve ekonomik sebepler romanda ustalıkla verilir.
Hacı Mustafa, Memed’i eşkıyalığı öğrenmesi için onu kaçakçıların yanına bırakır. Çakırcalı Memed, tıpkı babası gibi birçok çatışmaya girer. Kısa sürede ünü bütün Ege’ye yayılır. Hapse girer, çıkar. 
Çakırcalı Efe’nin devlet için tehlike arz etmeye başlaması üzere, babasını öldüren Hasan Çavuş’u takip için görevlendirilir. Çakırcalı Efe, babasının intikamını alır. Bundan sonra devlete ait komutanlarla çatışır. Köylerde köprüler yaptırır. Zenginden alıp fakire dağıtır. Hiçbir müfreze, hiçbir komutan onu yakalayamaz. Daha önceden birçok eşkıyayı yakalamış; Albay Rüştü Kobaş, Çakırcalı Efe’nin takibi için görevlendirilir. Albay Rüştü Kobaş, eşkıya yakalamada tecrübelidir. Önce Çakırcalı Efe’yi ve çetesini tanımaya çalışır. Çakırcalı Efe’yi iyi tanıdıktan sonra bir çatışma sırasında giydiği kıyafetle tespit ederek vururlar. Çakırcalı Efe’nin vurulduğunu anlayan çete mensupları, vasiyeti üzerine kafasını bedeninden ayırıp götürürler. Başsız kalan vücudu Albay Rüştü, Çakırcalı’nın karısı Iraz’a teşhis ettirir. 

İlgili Sayfalar

👉 Yaşar Kemal

👉 Cumhuriyet Dönemi Roman Özetleri

Yararlanılan Kaynaklar

Ege’nin Namlı Eşkıyası Çakırcalı Mehmet Efe, Şule Sevinç Kişi
Yaşar Kemal’in Destansı Romanları Üzerine Bir İnceleme, Ayşe Dalyan
Türk Romanında Eşkıya Tipolojisi: Yaşar Kemal Ve Kemal Tahir

Ağrıdağı Efsanesi

Yaşar Kemal
Yaşar Kemal'in romanı.
Mahmut Han, Ağrı yöresinde hüküm süren zalim bir beydir. Bir gün Mahmut Han'ın hediye kır atı, dağlı bir genç olan Ahmet’in kapısına varır. Atı fark eden usta kaval çalıcısı yaşlı Sofi, Ahmet’e atı üç kez salıvermesini, üçünde de atın geri gelmesi durumunda artık onu bir Hak yadigârı olarak kabul etmesini söyler. At her defasında Ahmet'in kapısına döner. Han, atının Ahmet’te olduğunu öğrenir ve adamlarını yollar. Töre gereği atı vermek istemeyen Ahmet, diğer dağ köylüleriyle birlikte dağlara sığınır. Han, töreyi hatırlatan Sofi’yi sarayının zindanına attırır. Bir süre sonra Ahmet, Mahmut Han'a teslim olur. Ahmet, atı veremeyeceğini söyleyince kendisini Han'a getiren Musa Bey ile zindana atılır. Mahmut Han, atın geri getirilmesi için kırk gün süre verir. Atı geri getirilmezse üç esirin de boynunu vurduracaktır.
Daha önce de karşılaşan Mahmut Han'ın kızı Gülbahar ile Ahmet, sarayın zindanında bir kez daha bir araya gelir. Gülbahar, aşık olduğu Ahmet'i kurtarmak için çareler arar. Sarayın karşısındaki demirci ustasından ve Kervan Şeyhi’nden yardım ister. Demirci ustası dağa giderek atı getirir. Mahmut Han, bu atın hediye verilen at olmadığını iddia ederek yalan söyler. Gülbahar, Ahmet'i kaçırması için saçından bir beliği (saç örgüsü) kendisine âşık olan Zindancıbaşı Memo'ya verir. Bu sayede Ahmet ve arkadaşları kurtulur.
Mahmut Han ve adamlarıyla vuruşan Memo ise kendini kalenin burcundan atarak ölür. Kızının yaptıklarını öğrenen Mahmut Han, bu kez Gülbahar’ı zindana attırır. İsyan eden halk, Gülbahar’ı kurtarır. Geri adım atmak zorunda kalan Han, kızını Ahmet'e vermeyi bir şarta bağlar. Ahmet, Gülbahar'ı almak ve affedilmek istiyorsa Ağrı Dağı'nın zirvesinde ateş yakacaktır.  
Aslında Han, Ahmet'in bu yolculukta niceleri gibi donarak ölmesini umut etmektedir. Ahmet, Ağrı Dağı'na yol alır. Ahali ile Han bir kez daha karşı karşıya gelir ve Han, şartından vazgeçer. Bekleyişin üçüncü gecesinde Ahmet'i bağışladığını söyleyen Han'ın buyruğu doğrultusunda gençler atlarını Ahmet'i kurtarabilmek ümidiyle dağa sürer. Bu arada Ahmet şartı yerine getirmiş ve ateşi yakmıştır. Dağdan dönen Ahmet, Gülbahar'ı alarak Küp Gölü'ne yönelir. Ancak Zindancıbaşı Memo’nun kendisi ve arkadaşlarını canı pahasına serbest bırakmasından dolayı Gülbahar'dan şüphe etmektedir. Gülbahar'ın Zindancıbaşı Memo'yu ikna etmiş olmasını kabullenemeyen Ahmet bir kez daha Ağrı Dağı’na çıkarak Küp Gölü’nde yitip gider.

İlgili Sayfa

👉 Cumhuriyet Dönemi Roman Özetleri


👉 Efsane Nedir?

Yararlanılan Kaynak

Axel Olrik'in Epik Yasaları ve Lord Raglan'ın Kahraman Kalıbı Açısından Ağrıdağı Efsanesi Romanı, Mahfuz Zariç

Yaşar Kemal (1923 - 2015)

Yaşar Kemal
  • Roman, hikaye, senaryo ve röportaj yazarı. 
  • Asıl adı Kemal Sadık Gökçeli’dir. 
  • Osmaniye'nin Kadirli ilçesine bağlı Hemite (Göğceli) köyünde doğdu. 
  • Üç yaşında bir kaza sonucu sağ gözünü kaybetti. Bu olaydan bir yıl sonra babası, camide namaz kıldığı sırada bıçaklanarak öldürüldü. Bu olaya tanık olan Yaşar Kemal, on iki yaşına kadar konuşma zorluğu çekti.
  • İlkokula giderken şiir yazmaya başladı. Çevresinde anlatılan efsanelerden ve yöredeki halk şairlerinden etkilenerek âşıklığa merak sardı. İlki 1939'da olmak üzere, şiirleri birçok önemli dergide yayımlandı.
  • 1941’de hayatını kazanmak zorunda kaldığı için ortaokul son sınıftan ayrıldı. Irgat katipliği, öğretmen vekilliği, kütüphane memurluğu, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük, pirinç tarlalarında su bekçiliği, arzuhalcilik gibi birçok değişik iş yaptı.
  • Yazı hayatına şiirle başlayan yazar sonrasında folklor araştırmaları yaptı.
  • 1943’te bir folklor derlemesi olan ilk kitabı Ağıtlar'ı yayımladı.
  • İlk hikayesini askerliğini yaptığı Kayseri'de yazdı (1946).
  • 1951'de Cumhuriyet gazetesinde Yaşar Kemal imzası ile fıkra ve röportajlar yazmaya başladı.
  • 1952’de öykü kitabı Sarı Sıcak yayımlandı. 
  • Bugüne kadar kırktan fazla dile çevrilen romanı İnce Memed ise 1955'te yayımlandı.
  • Yazıları ve siyasi etkinlikleri nedeniyle birçok kez kovuşturmaya uğradı.
  • 1963’te gazeteciliği bırakarak romana ağırlık verdi. 
  • 1973’te Türkiye Yazarlar Sendikasının kuruluşuna katılarak sendikanın ilk genel başkanlığını üstlendi.
  • 28 Şubat 2015 yılında organ yetmezliği nedeniyle öldü.

İnce Memed

Yaşar Kemal'in 1955'te yayımlanan destansı romanı.
İnce Memed, ağadan kişisel öç alma hırsıyla dağa çıkan sonra da zalime ve zulme karşı direnme bilincine yükselen soylu bir eşkıyanın romanıdır.
Bugüne kadar kırktan fazla dile çevrilen roman, yazarın nehir romanlarından (4 cilt) biridir.
Aşağıda romanın ilk cildinin özeti verilmiştir.

Özet

Memed 12 yaşında bir yetimdir. Anası ile Değirmenoluk köyünde oturur. Köy, Abdi Ağa'ya aittir. Köylü toprağı işler ancak ürünün üçte ikisini ağa alır. Değirmenoluk köyü ile Dikenlidüzü’nde kurulmuş olan dört köy de ağanındır. Köylünün erzakları kışın sonuna kadar yetmez. Bu yüzden Abdi Ağa’ya borçlanırlar. Bu borçlanma hemen her yıl tekrarlanır. Memed'in babası İbrahim ölünce Abdi Ağa, ellerinde ne var ne yoksa almıştır. Ağanın zulmünden ve dayağından bunalan Memed, kurtuluşu kaçışta bulur. Anası Döne'den habersiz köyünden kaçarak civar köydeki çiftçi Süleyman'a sığınıp onun çobanı olur. Memed'in yerini öğrenen Abdi Ağa Memed'i geri getirir. Ağa, ceza olarak ana-oğlun ekip biçtiği ürünün dörtte üçünü kendine ayırır. İyice yoksullaşan Döne ve oğlu ellerindeki tek ineği de biraz yiyecek karşılığı Ağa'ya bırakır. Kısa bir sürede olsa ağasız yaşamış olan Memed, bir ara da kasabaya iner. Kasabadaki hayatı gören genç adam, boyunduruk olmadan yaşamanın mümkün olduğunu görür.