Eserin adı "kuşların konuşması" anlamına gelmektedir.
Eser, İranlı şair Feridüddin Attar'a aittir.
Gülşehri, bu eseri Türkçeye tercüme etmekle kalmamış farklı metinlerle zenginleştirmiştir.
Eserde bütün yaratılmış ruhları temsil eden kuşların, Allah'ı temsil eden efsanevi kuş Simurg'u arayışları anlatılır. Allah'a varmak için asırlarca uçan kuşlara Hüthüt adlı ermiş bir kuş rehberlik eder.
La Fontaine (1621-1695) fabllarında Ezop'tan ilham almıştır.
Ezop’un aksine fabllarında verdiği öğütler daha örtük biçimdedir.
Hayvanları şiirsel bir üslupla ele almıştır.
Hayvanların şahsında insan tiplerini eleştirerek ahlaki dersler vermiştir.
Yalın, nükteli ve renkli bir dile sahiptir.
Tanzimat edebiyatı şair ve yazarı Şinasi, "Tercüme-i Manzume" adlı eserinde La Fontaine’den çevirdiği bir fabla yer vermiştir. Şairin Müntehâbât-ı Eş’ar adlı eserinde ise kendi yazdığı fabllar bulunmaktadır.
Ağustos böceği bütün yaz Saz çalmış, türkü söylemiş. Karakış birden bastırınca Şafak atmış zavallıda; Bir şey bulamaz olmuş yiyecek: Koca ormanda ne bir kurtçuk, ne bir sinek. Gitmiş komşusu karıncaya: — Aman kardeş, demiş, hâlim fena; Bir şeycikler ver de kışı geçireyim. Yaz gelince öderim, Hem de faizi maiziyle; Ağustosu geçirmem bile. Ödemezsem böcek demeyin bana. Karınca iyidir hoştur ama Eli sıkıdır: Can verir, mal vermez. — Sormak ayıp olmasın ama demiş; Bütün yaz ne yaptınız? — Ne mi yaptım? demiş ağustos böceği; Gece gündüz türkü söyledim; Fena mı ettim sizce? — Yoo, demiş karınca, ne mutlu size; Ama hep türkü söylemek olmaz; Kışın da oynayın biraz.
Karga ile Tilki
Bay karga konmuş bir dala Koca bir peynir ağzında. Tilki kokuyu almış gelmiş: — Günaydın, Sayın Karga, demiş; Bu ne güzellik böyle: Bakmaya doyamıyorum size. Şu tüylere bakın, pırıl pırıl; Sesiniz bilmiyorum nasıl; O da renginiz kadar güzelse Ne yalan söyleyeyim Bu ormanda güzel yoktur üstünüze. Karga bu sözlere bitmiş: — Şuna bir gak diyeyim de ses görsün, demiş; Gak der demez peynir düşmüş, tilki yutmuş. — Kara bayım, demiş kargaya; Şu sözümü hiç unutma, Kaptırdığın peynire değer: Her dalkavuk çıkarı için över, Yüzüne güler, peynirini yer. Karganın aklı gelmiş başına İş işten geçtikten sonra.
Aslanla Fare
Herkes herkese yardım etmeli, Ben büyük, o küçük de dememeli. İki masalım var bunun üstüne, Başka da bulurum isteyene. Aslan toprakla oynuyormuş bir gün; Bir de bakmış pençesinde bir fare. Aslan, aslan yürekliymiş o gün, Kıymamış canına, bırakmış yere. Boşuna gitmemiş bu iyiliği. Kimin aklına gelir Farenin aslana iyilik edebileceği? Etmiş işte, hem de canını kurtarmış. Günün birinde aslan Biraz çıkayım derken ormandan, Düşmüş bir tuzağa, Ağlar içinde kalmış; Kükremiş durmuş boşuna. Bereket fare usta yetişmiş imdada: — Bu iş kükremekle değil, Kemirmekle olur, demiş. Başlamış incecik dişlerini işletmeye Gelmiş ipin hakkından kıtır kıtır. Bir ilmek kopunca ağdan hayır mı kalır? Sabır, biraz da zaman Güçten, öfkeden daha yaman.
Yabanarılarıyla Balarıları
Sanatçı işinde belli olur. Sahipsiz kalmış bir petek bala El koymak isteyen yabanarılarıyla Balarıları davalı olmuşlar, Gelmiş yargıcın önüne dizilmişler. Yargıç bir eşekarısıymış, ama Kesip atılır görünmüyormuş bu duruşma. Dinlenen tanıklara göre Peteğin çevresinde, uzun bir süre Arıya benzer birtakım kanatlı hayvancıklar Vızıldamış durmuşlar; Bir hayli sarı ve uzunca boyluymuşlar. E peki, ne var bütün bunlarda Yabanarılarına benzemeyen? Eşekarısı çıkamaz olmuş işin içinden. Yeniden sorup soruşturmuş Belki bir ipucu verirler diye Karıncalara bile başvurmuş. Onlar da ışık tutamamış bu davaya. Sonunda akıllı bir arı, — Ne olur, demiş; bırakalım bütün bunları. Nerdeyse altı ay oldu bu dava başlayalı, Hâlâ başladığımız yerdeyiz. Bu arada kurtlar yiyor petekteki balı. Sayın Yargıç bu işi artık bitir deriz. Bıkıp usanmadılar mı bunca vız vızdan? Bitsin gayrı bu atışmalar, tartışmalar, Bunca tutanak mutanak, bunca çan çan, Gidip çalışalım bu yabanarılarıyla biz, Belli olur bir gün içinde Böyle petek, böyle bal yapan hangimiz. Yabanarıları buna olmaz deyince Anlaşılmış bu sanattan anlamadıkları Ve eşekarısı vermiş balı sahiplerine. Keşke bütün davalar böyle bitebilse, Bu işlerde Türklerin yolundan gidilse! Sağduyu varken kara kitap nemize gerek Ne diye bunca masraf, bunca emek. Yeseler insanı neyse, kemiriyorlar, Sürüncemelerle canından bezdiriyorlar. O kadar ki sonunda istiridyenin içini yargıç yiyor, Davacılara kabukları kalıyor.
Desteğiniz bizim için önemli. Daha iyi içerikler üretebilmemiz için hem "Takip Et" butonuna tıklayarak hem de yorumlarınızla bize destek olabilirsiniz. Ayrıca sayfaya daha rahat ulaşmak için sayfamızı sık kullanılanlar klasörüne eklemeyi unutmayınız.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Desteğiniz bizim için önemli. Daha iyi içerikler üretebilmemiz için hem "Takip Et" butonuna tıklayarak hem de yorumlarınızla bize destek olabilirsiniz. Ayrıca sayfaya daha rahat ulaşmak için sayfamızı sık kullanılanlar klasörüne eklemeyi unutmayınız.