İnsanlık tarihi ile paralel bir geçmişe sahip olan mektubun Türk edebiyatında da oldukça uzun bir geçmişi vardır.
Mektup türünün Türk yazı dilindeki en eski örnekleri, Uygur Türklerinden kalan mektup parçalarıdır.
Hun ve Göktürk kağanlarının elçiler vasıtasıyla müttefik veya düşman devletlere mektup gönderdikleri bilinse de bu mektuplar günümüze ulaşmamıştır.
Divan Edebiyatı
Mektup, klasik Türk edebiyatında "inşa" adı verilen düzyazının bir koludur. Bu dönemde önemli kişilerin mektupları -diğer nesir türleri gibi- "münşeat" adı verilen kitaplarda toplanmıştır.
Bunun yanı sıra çeşitli nazım şekilleriyle yazılmış manzum mektuplar ile manzum-mensur karışık yazılmış mektuplar da vardır.
Teressül, Türkçede mektup sanatı hakkında bilgi veren en eski eserdir. Eser, Ahmet Dai tarafından 15. yüzyılda yazılmıştır. Eserde mektup yazarken dikkat edilmesi gereken adap ve kurallar sıralanmıştır.
Bu dönemde mektuplar genellikle resmî, dinî ve edebî amaçlarla yazılmıştır.
Divan edebiyatının en bilinen mektubu ise Fuzuli'nin sosyal eleştiri içeren mensur mektubu Şikâyetname'dir. Şair, mektubunu evkaftan kendisine bağlanan maaşın ödenmemesi üzerine Nişancı Celalzâde Mustafa Çelebi'ye yazmıştır.
Bu türün önemli isimleri Veysi ve Nergisi’dir. İki şair de süslü nesrin önde gelen isimleridir. İçerikten çok söz sanatlarına değer verdikleri mektuplarında ağır bir dil kullanmışlardır.
Mektubat ise İslam alimlerinin öğrencilerine, dostlarına veya devlet adamlarına dinî-tasavvufi ya da toplumsal konularda yazdıkları mektupların derlendiği eserlerdir.
Halk Edebiyatı
Halk edebiyatında, "mektup" sözcüğü yerine "nâme", "muhabbetname", "arzuhal", "pusula", "gam yükü", "çile bohçası" ve "gönül dili" gibi isimler de kullanılmıştır.
Halk edebiyatında mektup, başlı başına bir tür olmaktan çok, eserlerde "konu" ya da "anlatım tekniği" olarak kullanılmıştır.
Bu çerçevede halk edebiyatında; "mektup türkü", "mektup mani", "tekerlemeli mektup" ve saz şairlerinin söylediği "mektup şiirler" veya âşıkların söylediği/yazdığı "manzum mektuplar" bulunmaktadır.
Tanzimat Edebiyatı
23 Ekim 1840'ta Posta Nezaretinin kurulması Osmanlıda mektup türünün gelişiminde dönüm noktası olmuştur. Bu sayede mektup sadece resmî yazışmalarda değil, halkın bireysel haberleşmesinde de güvenilir ve yaygın bir iletişim aracı hâline gelmiştir.
Bunun yanı sıra şair ve yazarların sık sık sürgün edilmesi de mektubun gelişiminde önemli bir rol oynamıştır.
Bu dönemde Şinasi’nin öncülüğünü yaptığı yeni nesir anlayışı mektup türünde de kendini göstermiştir. Sanatçının Paris'ten annesine samimi ve sade bir Türkçe ile yazdığı mektuplar, bu yeni anlayışın önemli örnekleridir.
Mektup türünde döneme damgasını vuran ise Namık Kemal'dir. Dokuz yüzden fazla mektup yazan sanatçının mektupları "Namık Kemal'in Hususi Mektupları" adıyla basılmıştır.
Namık Kemal, mektuplarında edebî eleştirinin de örneklerini vermiştir. Sanatçının Ziya Paşa'nın hazırladığı Harabat adlı antolojinin yayımlanması üzerine yazdığı "Tahrib-i Harabat" ve "Takib" adlı eserleri bu türdendir.
Namık Kemal'in Magosa'da sürgünde bulunduğu sırada yazdığı bir mektuptan:
“Hele karınca beslemek hususu pek hoşuma gitti. Benim burada bir alay karıncam var. Yazıdan, okumadan yorulunca yanımda kimse bulunmazsa onlarla eğlenirim. Hatta geçen gün ben yanı başlarında iken hayvancıklar koca bir sinek ölüsünü sürüye sürüye deliklerinin ağzına götürdüler. Kendilerinin güç sığabildikleri menfezden bin türlü himmet ile koca sineği geçirmeye muvaffak oldular! Ben de iki saat kadar onları seyrettim.”
Türk edebiyatında mektup türünü en fazla kullanan sanatçılardan biri de Abdülhak Hamit Tarhan'dır. Hamit'in mektuplarında en çok yer tutan isimler ise Namık Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem ve Sami Paşazade Sezai'dir (Abdülhak Hamit Tarhan, Mektuplar).
Tanzimat devrinin "Üstat" lakabıyla tanınan ismi Recaizade Mahmut Ekrem de sanat, edebiyat ve şiir hakkındaki görüşlerinin bir kısmını mektup tarzında yazdığı eserlerde dile getirmiştir. Bunlardan Takdir-i Elhan, Menemenlizâde Mehmet Tahir'in Elhan adlı kitabı hakkında yazılmıştır.
Bu türde dönemin diğer önemli sanatçısı ise Muallim Naci’dir. Sanatçının mektupları; "Mektuplarım", "Muhaberat ve Muhaverat", "Yazmış Bulundum" ve "İntikad" adlı kitaplarda toplanmıştır.
Servetifünun Edebiyatı
Servetifünun edebiyatının önde gelen şairlerinden biri olan Cenap Şahabettin, aynı zamanda güçlü bir yazardır. Sanatçı, özellikle gezi türünde oldukça başarılı eserler vermiştir. Seyahatleri sırasında tuttuğu notları mektuplar hâlinde çalıştığı gazete ya da dergilere gönderen sanatçının bu türdeki yazıları kitap olarak da basılmıştır: Hac Yolunda, Avrupa Mektupları, Suriye Mektupları.
Modern Türk romanının kurucusu kabul edilen Halit Ziya Uşaklıgil, Almanya ile ilgili izlenimlerini Almanya Mektupları adıyla Tanin gazetesinde yayımlamıştır. Sanatçı, Birinci Dünya Savaşı sırasında tedavi için bir süre Almanya'da bulunmuş; otuz altı mektuptan oluşan bu yazı dizisinde savaş sırasındaki Almanya'nın siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel durumunu ayrıntılarıyla anlatmıştır.
Ahmet Rasim, dönemin bağımsız isimlerinden biridir. Sanatçı, 1916’da Sabah gazetesi tarafından savaş muhabiri olarak Romanya cephesine gönderilmiş; buradaki izlenimleri de Romanya Mektupları adıyla yayımlanmıştır. Gazetedeki yazılarını okuyucuya yazılmış bir mektup olarak düşünen sanatçı, 1897-1899 yılları arasında Malumat gazetesinde yazdığı yazılardan oluşan eserine "Şehir Mektupları" adını vermiştir. Bu yazıların büyük bir kısmı sohbet türündedir.
Millî Edebiyat
Bu dönem mektuplarında görülen en büyük değişim dildeki sadeleşmedir. Bunun dışında mektupların başında ve sonunda yer alan saygı ve dua sözlerinin gittikçe azaldığı görülür.
Millî edebiyatın kurucu isimlerinden biri olan Ömer Seyfettin'in Ali Canip Yöntem'e yazdığı mektuplar Yeni Lisan Hareketi'nin doğuşunu hazırlayan tarihî belgelerdir (1911). Sanatçının "Geliniz Canip Bey, edebiyatta, lisanda bir ihtilal vücuda getirelim” çağrısıyla sona eren mektubunda ise şunları yazmıştır:
"Edebiyattan nefret ettiğimi ve nefretimin iğrenç, tiksindirici bir nefret olduğunu yazmıştım. Bu nefretim edebiyata olmaktan ziyade lisanadır. Bizim lisanımız her zaman düşündüğümüz gibi berbat, perişan, fenne, mantığa muhalif bir lisandır. Garp edebiyatlarını biraz tanıyan mümkün değil bu nefretten kurtulamaz."
13 Kasım 1918’de İstanbul işgal edilmesi üzerine bir İngiliz sömürgesi olan Malta'ya sürülen Ziya Gökalp, İstanbul’dan yola çıkarıldığı günden başlayarak mektup yazmıştır. Gökalp’in sürgün sırasında ailesine yazdığı bu mektuplar onun hem düşünce dünyasını hem de kişisel yönlerini ortaya koyan önemli belgelerdir. Bu mektuplar, "Limni ve Malta Mektupları" adıyla yayımlanmıştır.
Ziya Gökalp'in kızına yazdığı mektuptan bir bölüm:
Kızım Seniha,
Sevgili kızım, bu hafta da mektup alamadım. Fakat önemi yok. Mektup almasam da almış gibiyim. Kalplerinizi bir kitaptan daha iyi okuyabilirim. Mektubunuz gecikmiş olsa da ne çıkar? Sıkıntıda olup olmadığınızı anlamak isterim. İnsanlık artık sürekli acılardan kurtulacaktır. Böyle bunalımlı zamanlar büyük ülkülerin büyüyüp yayılacağı bir zamandır. İnsanları kurtaracak ülkülerdir. Ülkü her memleketi bir cennet yapacak, her ulus kendi cennetinde özgür ve mutlu yaşayacaktır (...)
Cumhuriyet Dönemi
Cumhuriyet Dönemi'ndeki köklü değişimlerin yanı sıra
Edebî mektuplar bu dönemde olgunluk devrini yaşamıştır.
Cevat Şakir Kabaağaçlı, Nazım Hikmet, Kemal Tahir, Ahmet Hamdi Tanpınar, Sabahattin Ali, Cahit Sıtkı Tarancı, Ataol Behramoğlu, İsmet Özel gibi birçok ismin özel mektupları zaman içerisinde yayımlanarak okuyucuyla buluşmuştur.
Uzun yıllar hapis yatan Nazım Hikmet’in hapishaneden yazdığı mektuplar edebiyat tarihi açısından oldukça önemlidir:
Bursa Cezaevi'nden Vâ-Nû'lara Mektuplar: Yakın dostları Vâlâ Nureddin (Vâ-Nû) ile eşi Müzehher Vâ-Nû'ya yazdığı mektuplardır.
Kemal Tahir’e Mapusane’den Mektuplar: Nazım Hikmet’in 1940’lı yıllarda Kemal Tahir’e yazdığı mektupları içerir. Kemal Tahir, Nazım Hikmet’in en çok değer verdiği dostlarından biridir. İki sanatçının yolları Çankırı Hapishanesinde kesişmiş, sonrasında ayrılsalar da ilişkileri mektuplarla sürmüştür.
Nazım Hikmet'in Bursa Cezaevinde yatarken Kemal Tahir'e yazdığı 3 Mart 1941 tarihli mektuptan satırlar:
"Senin Göl İnsanları, Tan gazetesinde tefrika edilecek... Çok sevindim. Ama nasıl sevindim bilemezsin. Bugün Piraye ile beraberdik, gazetede senin Göl İnsanları için yapılan reklamı okurken dünyaya bir çocuğumuz gelmiş gibi mağrur ve bahtiyardık. Raşit Kemali'nin (Buradaki koğuş arkadaşı Orhan Kemal'den bahsediyor) sana gönderdiği hikayeyi nasıl bulacaksın, bilmem. Fakat şimdi yeni bir hikaye üzerinde çalışıyor. İyi olacak. Eğer şartlar uygun düşerse senin peşinden onu salacağım dünya üzerine. Daha genç, acemiliği var. Evvela bir lisan öğrenmesi lazım. Fransızcaya çalışıyor. Bir iki sene sonra şartlar vefa ederse bir hikayeci daha gelecek dünyaya. Haydi hayırlısı... Müdür Bey'e selamlar. Gözlerinden öperim senin."
Cezaevinden Memet Fuat'a Mektuplar: Nazım Hikmet’in hapishanede iken mektuplar yoluyla iletişimde olduğu isimlerden biri de üvey oğlu Memet Fuat’tır. Henüz dört yaşındayken annesinin (Piraye) Nazım Hikmet ile evlenmesi Memet Fuat'ın tüm hayatı üzerinde etkili olmuş, bu sayede Türkiye'nin önemli edebiyat eleştirmenlerinden biri olmuştur.
Piraye'ye Mektuplar: Nazım Hikmet’in 1933-1950 yılları arasında cezaevinden eşi Piraye’ye yazdığı mektuplardan oluşan kitaptır.
Cahit Sıtkı Tarancı'nın yakın arkadaşı Ziya Osman'a yazdığı mektuplar, ölümünden sonra "Ziya'ya Mektuplar" adıyla kitaplaşmıştır. Bu mektuplar, büyük oranda Cahit Sıtkı’nın şiir ve şair hakkındaki görüşleri üzerine kurulmuştur. Bu açıdan bakıldığında eser, Cahit Sıtkı’nın şiirini anlamak bağlamında önemli bir kaynaktır:
Ziyacığım,
(...) En güzel şiirlerimizi daha yazmadığımızı, yaşımız ilerledikçe yazacağımızı söylerken daha keşfedememiş olduğumuz birçok güzellik ilkeleri olduğunu söylemek istiyorum. Yavaş yavaş hepsini keşfedeceğiz. Şiirde formdan (biçim) ne anladığımı da sırası gelmişken söyleyeyim. Söylemek istediğim şeyin -duygu, hayal, düşünce, izlenim vb.- nasıl söylenmek gerektiğini sezerek, keşfederek onu o biçimde söylemeye "form" diyorum. Tabii bunun için de anlatım aracımız olan sözcüklere gözümüz, kulağımız, elimiz, ayağımız imişler gibi davranmak, onları vücudumuzun parçaları gibi kabul etmek gerektir. Sözcüklerle bu kadar içli dışlı olduktan sonra, hangi duygunun kapalı söylenmesi, hangi düşüncenin kuvvetle belirtilmesi, hangi hayalin kırık dökük anlatılması gerektiğini sezmek ve ona o formu vermek, biraz dikkate, biraz çalışmaya bağlıdır.
"Canım Aliye, Ruhum Filiz" adlı eser, Sabahattin Ali’nin eşi Aliye ve kızı Filiz’e yazdığı mektuplardan oluşmaktadır. Kitaptaki mektuplar, henüz 41 yaşındayken bir cinayete kurban giden yazarın hem özel hayatını hem de iç dünyasını gözler önüne sermektedir.
"Benim Sevgili Aliye’m, Mektubunu aldım. “Ben fena kız değilim, senin meyus olmayıp saadetin için hayatımı şimdi fedaya hazırım!” diyorsun. Aliye, bana böyle şeyler yazma... Sonra ben sana deli gibi âşık olurum. Senin ne iyi kız olduğunu biliyorum. Muhakkak ki hayatımda yaptığım ve yapabileceğim en iyi iş seninle hayatımı birleştirmek oldu. Bundan sonra ne diye kederli ve üzüntülü şeyler yazalım... İkimiz de yalnız neşeden ibaret mektuplar yazmalıyız. Mektubundaki “Beni istediğim kadar sevmezsen ölürüm.” cümlesini belki elli defa okudum. Ah Aliye, seni isteyebileceğinden çok seveceğim. Benim nasıl sevebileceğimi göreceksin..." (Yapı Kredi Yayınları, Canım Aliye, Ruhum Filiz, s. 17)
Cevat Şakir Kabaağaçlı (Halikarnas Balıkçısı) deniz edebiyatının ölümsüz eserlerini ortaya koymuştur. Sanatçının mektupları; yazarın hayatı kadar sanat anlayışı, Bodrum aşkı ve öncüsü olduğu mavi Anadolu hümanizmine ışık tutmaktadır. Bu mektuplar, sanatçının ölümünden sonra Azra Erhat tarafından "Mektuplarıyla Halikarnas Balıkçısı" adıyla yayımlanmıştır.
Şiir, deneme, hikaye, roman, edebiyat tarihi gibi edebiyatın birçok dalında eser veren Ahmet Hamdi Tanpınar'ın mektupları "Tanpınar'ın Mektupları" adıyla yayımlanmıştır.
Türk edebiyatının iki büyük şairi Ataol Behramoğlu ile İsmet Özel'in karşılıklı mektupları ise "Genç Bir şairden Genç Bir Şaire Mektuplar" adıyla basılmıştır.
Mektup Türüne Yeni Bir Bakış: Tanzimat Dönemi Mektuplarında Kaygı ve Endişe, Doğanay Dağlar
Namık Kemal’in Mektuplarında Dil ve Edebiyat Üzerine Tenkitler, Veysel Şahin
Edebiyatımızda “Mektup” Türü ile İlgili Başlıca Çalışmalar, Ali Donbay
Nâzım Hikmet’in Edebiyat Alanındaki Konumuna ve Eserlerinin Çeviri Yoluyla Dolaşımına Kısıtların Olumlu Etkileri, Linda Mığdıs Şeker, Z. Emine Bogenç Demirel
Eski Edebiyatımızdan Günümüze Mektuplarda Biçim, Çetin Derdiyok
Desteğiniz bizim için önemli. Daha iyi içerikler üretebilmemiz için hem "Takip Et" butonuna tıklayarak hem de yorumlarınızla bize destek olabilirsiniz. Ayrıca sayfaya daha rahat ulaşmak için sayfamızı sık kullanılanlar klasörüne eklemeyi unutmayınız.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Desteğiniz bizim için önemli. Daha iyi içerikler üretebilmemiz için hem "Takip Et" butonuna tıklayarak hem de yorumlarınızla bize destek olabilirsiniz. Ayrıca sayfaya daha rahat ulaşmak için sayfamızı sık kullanılanlar klasörüne eklemeyi unutmayınız.