16 Temmuz 2018 Pazartesi

Röportaj

Toplumsal bir sorun - olay, bir sanat ürünü, kişi ya da bir eşya üzerine inceleme, araştırma ve gözlem yapılarak hazırlanan yazı türüne röportaj denir. Gazeteciliğin gelişimiyle ortaya çıkan röportaj, gazete ve dergilerde yayımlanan yazı türlerinden biridir.
Edebiyata röportaj yazarak adım atan Yaşar Kemal'e göre: "Röportaj, haberin varamadığı yere varandır." , “Haber gerçeğin kaba yansıması; röportajsa yaşamın özüne, gerçeğin özüne doğru iniştir."
Röportajın Özellikleri
  • Röportajın konusu, geniş bir okur kitlesinin ilgisini çekecek türden olmalıdır.
  • Röportajlarda inceleme, araştırma ve gözlem esastır.
  • Röportaj, makale gibi düşünsel bir planla yazılır.
  • Röportaja konu olan sorun ya da olay yerinde incelenmeli, ilgili ve yetkili kişilerle konuşulmalıdır.
  • Röportaj, haber yazılarından daha kapsamlı bir yazı türüdür. 
  • Röportaj yazarı yazısına kendi görüşünü de katar.
  • Yazılanlar belge ve fotoğraflarla desteklenir.
  • Röportaj yazarı okuyucuyu zorlamadan içten bir üslupla inandırma yoluna gider.
  • Röportaj yazarı, yazısında öyküleyici anlatım başta olmak üzere açıklayıcı,  betimleyici ve tartışmacı anlatım türlerinin hepsinden yararlanabilir.
  • Röportajlar tek bir yazıdan oluşabileceği gibi bir yazı dizisi olarak da yayımlanabilir.
  • Röportaj yazılarında açık, yalın ve sürükleyici bir dil kullanılır.
Çok yönlü anlatım olanaklarına sahip olan röportajların haber yazısı, mülakat ve gezi yazıları ile benzer ve ayrılan yanları aşağıda sıralanmıştır:
Röportaj - Haber Yazısı
  • Röportaj, haberden farklı olarak duyurmanın, yansıtmanın ötesinde olaya yol açan etkenleri de ele alır. 
  • Haber yazıları yorum katılmadan yazılırken röportajlar öznel değerlendirmeler de içerir. Yazar elde ettiği bulgular kendi anlayışına göre yeniden biçimlenir.
  • Haberde, tarafsızlık söz konusuyken röportaj yazarı okuyucuda konuyla ilgili bir inanç uyandırmaya çalışır. 
  • Haber günlüktür ve tüketim ömrü kısadır. Bu nedenle ertesi gün önemini kaybederken röportaj yazıları daha kalıcıdır. 
Röportaj - Görüşme (Mülakat)
  • Röportaj günümüzde kimi zaman tanınmış kişilerle soru-cevap şeklinde yapılan mülakat yerine de kullanılmaktadır. Ancak röportaj yazı türü, mülakatın soru sorma ögelerinden yararlansa da mülakattan tamamen farklı bir türdür.
Röportaj - Gezi Yazısı
  • Özellikle gezip görme yoluyla yapılan gezi röportajı, gezi yazılarıyla büyük benzerlik gösterir. Gezi yazarı da yazısını hazırlarken tıpkı röportaj yazarı gibi araştırma, inceleme, bilgi ve belge toplama yöntemlerinden yararlanır.
  • Gezi röportajı, bir gerçeğin ortaya çıkarılması amacını taşıdığından gezi yazısından ayrılır.
Konularına Göre Röportajlar
Röportajlar konuları bakımından portre röportajkonu/haber röportaj ve  Gezi/izlenim röportajı olmak üzere üçe ayrılır.
Sunuş Biçimine Göre Röportajlar
  • Amerikan Röportajı: Röportaja en etkili, en çarpıcı yönüyle başlanır. En sonda söylenmesi gerekenler en önce söylenir. Giriş bölümü okuyucuya tam bir sürpriz olur.
  • Alman Röportajı: En eski röportaj biçimidir. Yazının merkezinde yazarın kendisi vardır. Konu hep ben merkezli olarak ilerler.
Türk Edebiyatında Röportaj
  • Röportaj 20.yüzyılda gazeteciliğin gelişimiyle ortaya çıkmış bir türdür. Başlangıçta daha çok mülakat niteliğinde gelişen röportaj özellikle 1960'tan sonra bağımsız bir kimliğe ulaşmıştır. 
  • Bu türün öne çıkan isimleri Türkiye’deki çağdaş röportajın kurucusu kabul edilen Yaşar Kemal (öl.2015) ile özellikle Güneydoğu Anadolu röportajlarıyla tanınan Fikret Otyam'dır (öl.2015). Bu iki yazarın kitap halinde basılan röportajlarından bazıları: 
  • Yaşar Kemal: Yanan Ormanlarda 50 Gün, Çukurova Yana Yana, Peri Bacaları, Allah'ın Askerleri.
  • Fikret Otyam: Ha Bu Diyar, Uy Babo, Karasevdam Anadolum, Mayınlı Topraklar Üzerinde
Röportaj Örneği
“Orman İşletme Müdür gençten bir adam. Zayıf, ince yüzlü, durmadan sigara içiyor. Sinirli. Yalnız bir tepenin üstündeki Bucak evinin önüne oturmuşuz. Ötede birkaç bakım memuru kederli,yorgun dolaşıyorlar. Herkes tetikte. Bekliyoruz. Tecrübeyle sabittir. Bu yel böyle eser de… Böyle boşu boşuna estirmezler. “Az sonra ya telefon gelecek yangın kulesinden, ya da bir yerlerden ateşin patladığını göreceğiz. Şimdiye kadar böyle esen bir yelin boşa salındığı görülmemiştir. 
Gün battı. Karanlık kavuştu. Derken bir telefon, bir telefon daha.“İki yerden bastılar ateşi ama, bekleyelim. Çok uzaklarda. Az sonra birkaç yerden gene ateş verirler,” dedi demedi, alt sağımızda uzanan yassı dağın yamaçlarından beşer onar kilometre aralıkla ateşler parladı. 
Müdür: “Gördünüz ya işte, önceki yangın burayı söndüremeyelim diyedir. Yürüyün söndürmeye.” 
Ben: “Peki, öteki yangınlar ne olacak? 
Müdür: Onları da Allah'a havale ettik. Onu da o söndürsün. 
Sesinde bir ölüm kederi vardı. Bu seste binlerce ağıdı bir arada duydum.Sonra gene içi götürmedi, Orman Bölge Şefine:“Bari sen de oraya git. Köylülere yalvar yakar. Ayaklarının altını öp. Götür yangına.”Sonra, bir “Ooof, of.” çekti. “Bütün yazımız böyle geçti işte. Ne uyku, ne dünek! 
Cipe atladık. Yangın arabaları köylere, adam getirmeye gittiler. Cipte ben, bir köylü, iki bakım memuru, bir de on beşinde bir çocuk var. Bucaktan. Yangına meraklı. Bütün yangıncıların yanından ayrılmamış. Onlar nerede, o da orada. O yangın senin, bu yangın benim.Yollardan mı geçiyoruz, kayalardan, hendeklerden mi atlıyoruz belli değil. İşletme Müdürü makineyi delicesine sürüyor. Ne yol belli, ne iz. Yassı dağdaki yangın gittikçe büyüyor. Daha şimdiden bir ateş harmanı oldu. Harmanın solundaki ateş, on bir on iki kilometre gelip, bir şerit gibi doruğa doğru uzanıyor. Yılan gibi kıvrıla kıvrıla, incecik, yukarı doğru kayıyor. (…) 
Yangın üç türlüdür. Dip yangını, gövde yangını, baş yangını. En çok vuku bulan yangın dip yangınıdır. Bu yangında yere dökülmüş kuru yapraklar yanar gider. Baş, yani yapraklar yanmaz. Bu, ağacı seyrek ormanlara has bir yangındır. Baş yangını ise ağaçları sık, genç ormanların yangınıdır. Bir de orman sık olup, dip yaprakları da bol olursa gövdeyle birlikte bütün orman yanar. Bu enderdir.Benim gördüklerimde yangınları hiçbir zaman bölümlere ayıramadım. Dağı taşı ateş almış, yanıyordu babam yanıyordu. Ben bu kadarlığını gördüm.
Yaşar Kemal (Yanan Ormanlarda Elli Gün)
 İlgili Sayfalar
Yararlanılan Kaynaklar
  • Türkiye'de Röportaj Geleneği Bağlamında Yaşar Kemal'in Röportajları Üzerinden Nitel Bir Değerlendirme, F. Damla Kayayerli 
  • MEB Gazetecilik Modülü, Haber Röportajı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Yorumlarınız bizim için önemli. Lütfen yorum yaparak daha iyi içerikler üretmemiz için bize destek olunuz.