“O, sadece edebiyat kitabındaki soluk bir portre değildi artık. Âşık bir insandı; seven sevilen, zaafları olan, kimi zaman çaresiz hisseden... Senin benim gibi biri olmuştu yani.”
Yazan / Hazırlayan
Metin ÇAKIR
Kitaptan Kısa Kısa...
Üç Taze Mezar
Recaizade Mahmut Ekrem'in sanatını etkileyen en önemli etkenlerden biri de çocuklarını toprağa vermiş bir baba olması idi. "Nazik hayal" dediği ilk çocuğu Fatma Piraye’yi henüz bir yaşında iken kaybetmiş, yirmi yaşında ölen (1888) Sunullah Emced ise kısa hayatını yatağa bağlı olarak geçirmişti. Sanatçıyı hayata bağlayan 1884'te doğan oğlu Nijad olacaktı:
Karlar Şairi
Münacat / Günümüz Türkçesi
Ufku aşamıyor sesimiz
İnleriz gerçi altı bin senedir
Gök sağır, yer sağır, hava dilsiz
Aciz günahkârlarız biz, ey Kadir
Servetifünun edebiyatının en parlak yıldızı, böyle sesleniyordu Tanrı’sına. Münacattan çok bir şathiyeyi hatırlatan bu şiire göre Tanrı, insanı yaratmış; sonra da kendi hâline terk etmişti.
Dizlerinde ağlamak istediği Tanrı’sına soğuk bir şubat günü uğurlandı. Hem de ünlü şiiri
Bir İntiharın Anatomisi / Beşir Fuat
(...) “Ameliyatımı icra ettim, hiçbir ağrı duymadım. Kan aktıkça biraz sızlıyor. Kanım akarken baldızım aşağıya indi. Yazı yazıyorum, kapıyı kapadım diyerek geri savdım. Bereket versin içeri girmedi. Bundan tatlı ölüm tasavvur edemiyorum. Kan aksın diye hiddetle kolu kaldırdım. Baygınlık gelmeye başladı.”
Ön Sözden...
Aşk, ihtiras, ihanet, cinayet, ayrılık, sürgün, hapis, intihar teşebbüsü ne arasanız var, edebiyat dünyasında. Yanlış anlaşılmasın, romanlardan bahsetmiyorum. Bahsettiğim şair ve yazarların kendi hayatı.
Bir TM sınıfında konumuz Yahya Kemal Beyatlı idi. İlk on dakika gayet ciddi ders dinleyip asık suratlarıyla notlar alıyorlardı. Ne zaman ki Yahya Kemal'in Nazım Hikmet'in annesiyle olan gönül ilişkisine değindim, işte o zaman gözler ışıldamaya başladı. Şaşkınlıktan birbirlerini dürtüp bakakaldılar.O, sadece edebiyat kitabındaki soluk bir portre değildi artık. Âşık bir insandı; seven sevilen, zaafları olan, kimi zaman çaresiz hisseden... Senin benim gibi biri olmuştu yani.
İşte, bu e-kitap da biriktirdiğim anekdotlardan, sanatçıların bilinmeyen yönleri ve ilgi çeken eserleri hakkındaki notlarımdan ve bloğumdaki yazılarımdan oluşuyor.
Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenleri olarak en önemli görevlerimizden biri de öğrencileri okumaya özendirmek. Bunun için de öğrencilerin dersi sevmesi önemli. Kitaptaki yazıların bu konuya katkıda bulunması ise en büyük dileğim.
Daha çok okuyan, araştıran aydınlık nesillere kavuşmak dileği ile iyi okumalar...
İşte, bu e-kitap da biriktirdiğim anekdotlardan, sanatçıların bilinmeyen yönleri ve ilgi çeken eserleri hakkındaki notlarımdan ve bloğumdaki yazılarımdan oluşuyor.
Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenleri olarak en önemli görevlerimizden biri de öğrencileri okumaya özendirmek. Bunun için de öğrencilerin dersi sevmesi önemli. Kitaptaki yazıların bu konuya katkıda bulunması ise en büyük dileğim.
Daha çok okuyan, araştıran aydınlık nesillere kavuşmak dileği ile iyi okumalar...
Üç Taze Mezar
Recaizade Mahmut Ekrem'in sanatını etkileyen en önemli etkenlerden biri de çocuklarını toprağa vermiş bir baba olması idi. "Nazik hayal" dediği ilk çocuğu Fatma Piraye’yi henüz bir yaşında iken kaybetmiş, yirmi yaşında ölen (1888) Sunullah Emced ise kısa hayatını yatağa bağlı olarak geçirmişti. Sanatçıyı hayata bağlayan 1884'te doğan oğlu Nijad olacaktı:
“Ne ömür şey bu melek!. Ya Rab, sana nasıl hamdüsena edeceğimi bilemem. Bu masumun şu mini mini parmakları. O küçücük elleri bir zaman gelip de memleketinin menfaati için kalem tutacak, vatanının selâmeti için kılıç sallayacak öyle mi?"
... (s.19)
Ey Ruh Geldiysen
Her şey Enis Behiç Koryürek'in 1946'da arkadaşlarının zoruyla katıldığı bir ruh çağırma seansı ile başlar. Beş Hececilerden biri olan ünlü şair, arkadaşlarını kırmamak için katıldığı bu seanstan bambaşka bir adam olarak döner. Enis Behiç, sonrasında -bazı kaynaklara göre de o toplantıdan başlayarak- 18. yüzyılda yaşamış Mevlevi Çedikçi Süleyman Efendi'nin ruhu ile düzenli olarak irtibata geçmeye başlar!
Ey Ruh Geldiysen
Her şey Enis Behiç Koryürek'in 1946'da arkadaşlarının zoruyla katıldığı bir ruh çağırma seansı ile başlar. Beş Hececilerden biri olan ünlü şair, arkadaşlarını kırmamak için katıldığı bu seanstan bambaşka bir adam olarak döner. Enis Behiç, sonrasında -bazı kaynaklara göre de o toplantıdan başlayarak- 18. yüzyılda yaşamış Mevlevi Çedikçi Süleyman Efendi'nin ruhu ile düzenli olarak irtibata geçmeye başlar!
... (s.20)
Ahmet Mithat Efendi'nin Banyo Keyfi
(...) Saç ve sakalının düzeltilmesi için odasına gönderilen yirmili yaşlardaki güzel hanımefendiyi karşısında gören Osmanlı centilmeni önce çok şaşırır ama gelen hizmetlideki iş ciddiyetini görünce itiraz etmeden boyun eğer ve bütün ömrünce hiç görmediği kadar sefalı bir tıraşa nail olur. Yazar, henüz kadın berber şaşkınlığını üzerinden atamamışken bu sefer de odaya banyo malzemeleriyle giren kadınlarla iyice şaşkına döner.
... (s.24)
Muallim Naci'nin Ölümü
Muallim Naci'nin henüz 43 yaşında iken vefat etmesi kayınpederi Ahmet Mithat'ı derinden üzer. Yazarın cenazeden sonra Ahmet Rasim'e söylediği şu sözler kayda değerdir: “Rasim, ne kaybettik biliyor musun? Hazine desem yanında tamtakır kalır. Dün bugün kendimde değilim.” Aslında yazarın yaşadığı üzüntünün başka bir boyutu daha vardır.
Osmanlının Cadıları
Evliya Çelebi, misafir olduğu bir Bulgar köyünde (Çalıkkavak) yaşadıklarını şöyle aktarır:
Göz Değil, Nakış
Otizmli oğlumla yaptığımız uzun araba yolculuklarında radyomuz hep açık. Ancak bu aralar şarkıları bir başka dinliyorum. (Korkmayın, duygusal bir şey söylemeyeceğim.)
Ahmet Mithat Efendi'nin Banyo Keyfi
(...) Saç ve sakalının düzeltilmesi için odasına gönderilen yirmili yaşlardaki güzel hanımefendiyi karşısında gören Osmanlı centilmeni önce çok şaşırır ama gelen hizmetlideki iş ciddiyetini görünce itiraz etmeden boyun eğer ve bütün ömrünce hiç görmediği kadar sefalı bir tıraşa nail olur. Yazar, henüz kadın berber şaşkınlığını üzerinden atamamışken bu sefer de odaya banyo malzemeleriyle giren kadınlarla iyice şaşkına döner.
... (s.24)
Muallim Naci'nin Ölümü
Muallim Naci'nin henüz 43 yaşında iken vefat etmesi kayınpederi Ahmet Mithat'ı derinden üzer. Yazarın cenazeden sonra Ahmet Rasim'e söylediği şu sözler kayda değerdir: “Rasim, ne kaybettik biliyor musun? Hazine desem yanında tamtakır kalır. Dün bugün kendimde değilim.” Aslında yazarın yaşadığı üzüntünün başka bir boyutu daha vardır.
... (s.27)
Osmanlının Cadıları
Evliya Çelebi, misafir olduğu bir Bulgar köyünde (Çalıkkavak) yaşadıklarını şöyle aktarır:
“(...) O ihtiyar kadın ocaktan biraz kül alıp ötesine berisine sürdü, elinde kalan külü de bir efsun okuyup ocak başındaki çıplak yatan kızların ve oğlanların üzerlerine saçtı. Onların yedisi de birer piliç olup civ civ demeye başladı.” (Cilt 3, s. 290, 291)
Devamında ihtiyar kadın, kalan külleri kendi başına saçıp büyük bir tavuğa dönüşecektir.
Şahit oldukları karşısında feryat eden Evliya’nın burnundan kan gelecek, kanaması da sabaha kadar dinmeyecektir. Halbuki yöre insanı için bu oldukça sıradan bir olaydır.
... (s.36)
Otizmli oğlumla yaptığımız uzun araba yolculuklarında radyomuz hep açık. Ancak bu aralar şarkıları bir başka dinliyorum. (Korkmayın, duygusal bir şey söylemeyeceğim.)
Şarkılarda söz sanatı arıyorum efendim. Benimki mesleki deformasyon yani. Konumuz Sezen Aksu’nun Zalim şarkısı.
Beni en çok etkileyen “Ben ebedi saadetten kovuldum” dizesi olsa da öyle bir şarkı ki sanki edebiyat öğretmenleri toplanıp Sezen Aksu’dan benzetme (teşbih) sanatına örnek olabilecek bir şarkı istemişler.
... (s. 47)
Karlar Şairi
Münacat / Günümüz Türkçesi
Ufku aşamıyor sesimiz
İnleriz gerçi altı bin senedir
Gök sağır, yer sağır, hava dilsiz
Aciz günahkârlarız biz, ey Kadir
Servetifünun edebiyatının en parlak yıldızı, böyle sesleniyordu Tanrı’sına. Münacattan çok bir şathiyeyi hatırlatan bu şiire göre Tanrı, insanı yaratmış; sonra da kendi hâline terk etmişti.
Dizlerinde ağlamak istediği Tanrı’sına soğuk bir şubat günü uğurlandı. Hem de ünlü şiiri
Elhan-ı Şita’yı hatırlatan karlı bir havada.
Cenaze töreninde konuşan Doktor Mazhar Osman’a göre bu, “Karlar Şairi” için hazin bir tecelliydi. Bu karlı gün, yazdığı münacata göklerden gelen ilahî bir cevap mıydı bilinmez ama öldüğünde o eski yıldızlı hayatından çok uzakta olduğu açıktı.
... (s.54)
(...) “Ameliyatımı icra ettim, hiçbir ağrı duymadım. Kan aktıkça biraz sızlıyor. Kanım akarken baldızım aşağıya indi. Yazı yazıyorum, kapıyı kapadım diyerek geri savdım. Bereket versin içeri girmedi. Bundan tatlı ölüm tasavvur edemiyorum. Kan aksın diye hiddetle kolu kaldırdım. Baygınlık gelmeye başladı.”
... (s.69)
Numeronuz Kaj?
Necip Fazıl ile Nazım Hikmet'in yolları ilk kez Bahriye Mektebinde kesişir. Necip Fazıl'dan birkaç yaş büyük olan Nazım Hikmet üst sınıftadır. Her iki öğrenci de daha o yıllarda geleceğin şairi olarak gösterilmektedir.
Paris'ten henüz dönen Yahya Kemal Beyatlı da bu okulda öğretmenlik yapmaktadır. Gelin, tarih öğretmeni Yahya Kemal'i öğrencisi Necip Fazıl'dan dinleyelim:
... (s.85)
... (s.85)
Komşu Abla
Yıl 1974. Türkân Şoray’ın hayat arkadaşı Rüçhan Adlı, “Fahriye Abla” şiirinin film haklarını satın almıştır. Proje hakkında konuşmak üzere Şoray için daha önce de senaryo yazan Selim İleri, Fahriye Abla şairi Ahmet Muhip Dıranas, Rüçhan Adlı ve Türkân Şoray bir araya gelir. Birçok film projesinin konuşulduğu ama çok azının hayata geçebildiği yıllardır. Dıranas’ın “Şiirler” adını verdiği tek şiir kitabı henüz çıkmıştır.
... (s.91)
Perdeleri Çek
Şiir ezberlemeye bayılırdım, eskiden. Beğendiğim şiirleri ezberler, onları okuyabileceğim anları kollardım. Mesela biri "gözünde çapak var" dese en Kenan Işık sesimle hemen başlardım:
gözlerin gözlerime değince
felaketim olurdu ağlardım
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
"elma yer misin? " deseler



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Desteğiniz bizim için önemli. Daha iyi içerikler üretebilmemiz için hem "Takip Et" butonuna tıklayarak hem de yorumlarınızla bize destek olabilirsiniz. Ayrıca sayfaya daha rahat ulaşmak için sayfamızı sık kullanılanlar klasörüne eklemeyi unutmayınız.