21 Şubat 2018 Çarşamba

Frankfurt Seyahatnamesi'nden

Büyük Bir Avrupa Şehri
Hayatında büyük bir Avrupa şehri gören bir adam sonradan göreceği bütün büyük Avrupa şehirlerini evvelden görmüş sayabilir: Bu şehirler o kadar birbirinin eşidir. 
Frankfurt ehemmiyetsiz bir yer sanılmasın: Eskiden Alman kayzerlerinin taç giyme töreni burada yapılırdı; meşhur Haydelberg Üniversitesi onun manevi çemberi içindedir; Weisbaden, Hamburg, Nauheim gibi eski Rus prensleriyle İngiliz misyonerlerinin toplandığı en şık Avrupa kaplıcaları, uçsuz bucaksız parkları, zengin gazinoları, hayal dolu gölleri, siyah ve beyaz kuğuları, heykelleri ve fıskiyeleriyle, hep onun etrafındadır. Hele, nüfusunun onda iki nisbetinde Yahudi olduğunu söylemek, bu şehrin iş itibariyle de en büyük bir faaliyet merkezi bulunduğunu anlatmaya kafidir. Yaler'in artık kuzeye göç etmekte olduklarından anlıyoruz. 
Gece karanlığında içine girdiğimiz bu büyük Avrupa şehrini ikinci sabah, binaları, caddeleri, mağazaları ve kalabalığıyla görünce kendimde en ufak hayrete benzer bir şey duymadım. Zira karşımdaki o büyük hayat iniş ve çıkışının ismi Frankfurt olduğu gibi, pekala Paris, Londra, Viyana veya Budapeşte de olabilirdi.Garabete düşmeden iddia edilebilir ki büyük bir hareket medeniyeti olan Avrupa medeniyeti çerçevesinde şeklin fikirden fazla ehemmiyeti vardır. Kafası ne olursa olsun bir insanın Avrupalı unvanına hak kazanmak için mutlaka sırtında bir ceketi, ayağında bir pantolonu ve başında şu veya bu biçimde bir şapkası olmak lazım. Bu hazin ve renksiz kıyafet medeniyetin üniformasıdır. 
Ganj suyu dolu bakraçları ve mukaddes keçileri ortasında, beyaz kefenine sarılıp bağdaş kurarak Londra'ya seyahat eden Gandi hazretlerinin ağzından çıkacak sözler dinlenmeden o acayip kılığının Avrupa basınında nasıl müthiş bir skandal yaptığını hepimiz hatırlarız. 
Büyük Avrupa şehirlerinin bu şekil yeknesaklığını eklenen diğer bir tatsızlığı da artık hayali heyecana getirecek hiçbir sırra sahip olmamasından ileri geliyor: Bu şehirlerin hayatı yer altından ve havadan düzenleyen müthiş makine ve elektrik mucizeleri, şimdi mektep kitaplarında çocuklara öğretilen birtakım basit şeylere dayanıyor. Bunları bilmek seyahatin mükafatı olan hayreti ortadan kaldırıyor. 
Karşımda sanki yüz seneden beri tanıdığım fakat sekiz saatten beri misafiri tanıdığım fakat sekiz saatten beri misafiri olduğum Frankfurt'a bakarak eski altın şehirleri, o hayal sislerinde yarım görünen Karataca'yı, Sidon'u, Babil'i Ninova'yı düşünüyorum. 
Yedi yıldıza göre yedi renge boyanan tepelerinde görünmez müneccimlerin, anlaşılmaz hesaplar yaptığı geniş merdivenli kuleler... Granit ve altın sütunlu yaklaşılmaz tapınaklar... Bunların tehlikeli karanlığında düşünen ilahlar...Ve bu yabancı tanrıların tüyler ürpertici sırıtkan kırmızı çehreleri...Gerçi bu eski şehirlerde Frankfurt'un otellerindeki rahatı ve lokantalarındaki zengin lilteleri bulamazdım, fakat o cellat şehirlerinde, uzaktan gelen yabancı için ne kuvvetli hayretler ve ne keskin ürpermeler vardı! 
Ahmet Haşim, Frankfurt Seyahatnamesi'nden
İlgili Sayfalar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Yorumlarınız bizim için önemli. Lütfen yorum yaparak daha iyi içerikler üretmemiz için bize destek olunuz.