8 Ocak 2019 Salı

Köroğlu (16.yy)

  • 16.yüzyıl saz şairi, destan kahramanı.
  • Köroğlu’nun kim olduğu, devam eden bir tartışma konusudur: Osman Paşa'nın İran seferine katılmış bir yeniçeri, celali eşkıyası, dağbaşı şairi, Köroğlu hikayesinin asıl kahramanı... 
  • Kaynaklara göre, saydıklarımızın tek bir kişi olma olasılığı var.
  • Öte yandan hakkında destan söylenmiş Köroğlu'ndan farklı olarak bu adı kendisine mahlas olarak seçmiş bir âşık Köroğlu olması da mümkün. Hatta kimi araştırmacılara göre aynı ismi taşıyan bu iki kişinin hayat hikayeleri birbirine karışmış da olabilir.
Kaynaklarda "Köroğlu"
  • Köroğlu hakkında ilk bilgiler Evliya Çelebi'nin seyahatnamesinde geçmektedir. 
  • Evliya Çelebi, Köroğlu'nun Anadolu'nun kuzeyinde eşkıyalık etmiş, şöhretli bir haydut olduğunu, Çerkeş'ten Tosya'ya doğru giderken yolunu kesen eşkıyalara söylediği şu sözlerle ifade eder: "Ey gaziler! Altında atı kalmış, yorgun, argın, durgun adama saldırmak, gebe kadına el kaldırmak gibidir. Nuru iman ehlinde yâd olmaz. Bu sizin yaptığınızı bu dağlarda Köroğlu yapmamıştır!" (c.5, s.18)
  • Eldeki bilgilerden hareketle bu gür sesli dağbaşı şairi - eşkıyası, Özdemiroğlu Osman Paşa'nın (öl.1585) İran seferine de katılmıştır. Doğu illerinde şöhretinin yaygın olmasının nedeni belki de bu seferdir. Yöre halkı için Köroğlu, dağ başlarında zengin kervanların yolunu keserek aldıklarını, yoksullara dağıtan bir halk kahramanıdır.
  • Başbakanlık Arşivlerindeki belgelere göre de asıl adı Ruşen veya Ruşen Ali'dir. Köroğlu diye şöhret kazanmış olan bu kişi 16.asrın sonlarında Bolu'da yaşayan ve devleti uzun süre uğraştıran namlı bir eşkıyadır.
  • Tüm bunlara rağmen Köroğlu, halkın gözünde haksızlığa, eşitsizliğe, zulme başkaldıran, mazlumun yanında olan, bir halk kahramanıdır.
  • Saz şairi Köroğlu hakkında ise bugüne kadar hiçbir bilgi elde edilememiş olması hikâye kahramanı Köroğlu ile Âşık Köroğlu'nun aynı kişi olduğunu kabul etmeyi gerektiriyor, en azından şimdilik.
Bilinmesi Gerekenler
  • 16.yüzyıl saz şairidir.
  • Âşıkların piri olarak kabul edilmektedir.
  • Yiğitliğin ve kavganın şairidir.
  • Daha çok koçaklama türündeki şiirleriyle ünlüdür.
  • Divan şiirinden ve tasavvuftan etkilenmemiştir.
  • Şiirlerinde yiğitliksavaşaşk ve doğa sevgisi temalarını işlemiştir.
  • Şiirlerini oldukça sade bir dille yazmıştır.
Köroğlu Destanı - Kısa Özet
Köroğlu Destanı; çok geniş bir coğrafyada, farklı şekillerde anlatılan İslami dönem Türk destanlarından biridir. Çoğu anlatımda Köroğlu'nun adı Ruşen ya da Ruşen Ali olarak geçmektedir. En çok bilinen hikayeye göre Ruşen'in babası Bolu Beyi'nin seyisidir. Bolu Bey'i, seyisinden eşi benzeri olmayan bir at ister. Köroğlu'nun babası, Bolu Beyi'ne efsanevî bir aygırla çiftleşen bir kısrağın tayını getirir. Bolu Beyi tayın dış görünüşüne aldanıp tayı kendine layık görmez. Seyisin seçtiği tayla kendisine hakaret ettiğini düşünerek seyisin gözlerine mil çektirir. Kör olan seyisi de aynı taya bindirerek ölüme terk eder. Bunun üzerine dağları kendisine mesken tutan seyis ve oğlu Ruşen (Köroğlu) bu tayı yetiştirip Bolu Beyi'nden intikam almak ister.
Benden selam olsun Bolu beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından gürzün sesinden
Dağlar seda verip seslenmelidir 
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icad oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır 
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kır at köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
Şiirlerinden Örnekler
Koçaklama - Semai
Mert dayanır namert kaçar
Meydan gümbür gümbürlenir
Şahlar şahı divan açar
Divan gümbür gümbürlenir
 
Yiğit kendini öğende
Oklar menzili döğende
Şeşber kalkana değende
Kalkan gümbür gümbürlenir
 
Ok atılır kal'asından
Hak saklasın belasından
Köroğlu'nun nârasından
Her yan gümbür gümbürlenir
Koçaklama - Koşma 
Koşun at çatlasın kuvvet bacakta
Keyif günü değil köşe bucakta
Haydi savaş gerek kelle kucakta
Mevlanın aşkına çalın kılıncı
 
Yiğit gelsin harpte gönül eğlesin
Doru at kişnesin al at oynasın
Kazanlarda adam kanı kaynasın
Esir etmek yok ha basın kılıncı
 
Bu yol koç yiğitler burda kışlasın
Yılan dilli eğri hançer işlesin
Kafir düşman el'amana başlasın
Doldurun deryayı basın kılıncı
 
Köroğlu ahdetti meydan almaya
Kılınç gibi düşmanına salmaya
Peyman ettim yedi derya dolmaya
Doldurun deryayı basın kılıncı
Koçaklama - Koşma
Osman Paşa eydür devletlü Hünkar
İnşallah Sultanum Şirvan bizimdir
Sen himmet eyle inâyet Allahdan
Mürüvvet Ali'nün meydan bizimdir
 
Demirkapı'dan Şirvan'a geçildi
Anca savaş oldu kanlar saçıldı
Kırdık bir yezidi yollar açıldı
Giden ipek yüklü kervan bizimdür
İlgili Sayfalar
Yararlanılan kaynaklar için "Kaynakça" sayfamıza bakınız.

10 yorum:

  1. Destanı dizip koşan dedelerimiz bütün türk halklarının Köroğlu destanlarında bizlere önemli bir anahtar vermişler:bu,tüfek icatı meselesidir.Ben bu anahtarla Köroğlu izine düştüm ve sonunda onun hangı real tarihi adam olduğunu belli ettim.Tüfek on altıncı çağda icat edilmedi ki.On altıncı çağda Amerika hindularının bile tüfekleri varıydı Avrupalılar sayesinde.Osmanlı içindeki Köroğlu hindular kadar da olmadımı ki,tüfek görünce şaşırıb kalmasın,gözleri faltaşı gibi açılmasın on altıncı çağda?Arkadaşlar,tüfek 1259 yılında Çinin Çousian şehrinde (Anhoy vilayeti) icat olunmuştur.O zaman Çin moğal işğali altındaydı,büyük hakan Munke han idaresindeydi,bir tarafta Altın Ordu,bir tarafta da Hülakiler imparatorluğu,yani moğalların o zamankı dünyada tam hakimi-mutlak oldukları bir çağda icat olunmuştur tüfek.Bu yeni silahı görünce şaşıranlar o çağda şaşırmışlar ama,sonrakı nesiller için sıradan bir silah olmuş yani.İcattan üç yüz yıl sonra Köroğlu gibi meşhur savaşçının tüfek görünce hayretlenmesi ne derecede mantıklı olabilir yani?Hele bu da var ki Osmanlı ordusunda tüfekçi birlikler hele sultan Birinci Murat zamanından,1300-lü yıllardan,Birinci Kosovo,Çorlu savaşlarından varıydı.Kemal Paşazade o sultanın savaşını anlatarak diyor ki "Savaş kumaşı satıldı,topü-tüfek çatıldı,atü-adem biribirine katıldı".”Köroğlu sırrı; efsaneden hakikate” adlı kitabımda çok sayıda tarihi faktlarla açıklamışım ki,Köroğlu Cengizhanın ünlü serkerdelerinden Subuday bahadır olmuştur.Ve bütün Köroğlu destanları Cengizhanın Harezme hücumu zamanı Subudayla Cebenin Amuderyayı geçerek şahı kovalamasından hatıradır.O,aslen Tuvadanıydı,kardeşi Celmelikle Cengizhan ordusuna gelmişdi.Subuday bahadır Tuvanın milli kahramanıdır ama onların akıllarına gelmez ki,tüm türk halklarının sevimli kahramanı haman o milli kahramanlarıdır.Subudayın ölüm tarihi internette yanlışlıkla 1248 yılı gibi gösterilmiştir ama,Tuva Akademisinden onun ölüm tarihinin belli olmadığını bildirmişler,sadece,Batı hanla Avrupaya hücumda bütün moğal ordusunun kumandanı olduğuna kadar bilgileri var.Sayqılarımla Mirza Hacıyev.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mirza Hacıyev, katkınız için teşekkür ederim.

      Sil
  2. Ben de Size teşekkür ederim sayın Metin Çakır bey yorumumu okuduğunuz için.Yorumumun kısa olması için uğraşsam da ondan kısa diyemedim sözümü,çünki Köroğlu konusu bütün türk halklarını ilgilendiren hassas konudur.Bazıları inatla "Köroğlu bizimdir",diğerleri "Hayır bizimdir" diyorlar ama,anlamakta zorluk çekiyorlar ki,Köroğlunun kimliyi başka bir şeydir,Köroğlu destanları başka bir şey.Kardeşim,Köroğlu kesinlikle Tuvalı moğal Subuday bahadır olmuştur ama, Harezmşahı "çambul" denen ceza tümeniyle türkmen,İran,Azerbaycan,İrak çöllerinden kovalaya-kovalaya geçtiyinde yerli halklar bu acaip hadisenin etkisiyle onun şerefine kahramanlık hikayeleri dizip koşmuşlar,o yüzden çeşitli destan hikayeleri oluşmuştur.Osmanlı türklerinde “Çamlıbel”,biz azerilerde “Çenlibel”,Orta Asya türklerinde “Jambul”,taciklerde “Çamboli” şekline düşmüş “çambul” sözü moğal sözüdür,Cengizhan ordusunun hiravul,şikavul,karaul,çapavul,sağ kanat,sol kanat,ön ,arka hisselerinden birisi de ayrıca ceza destesi olarak “çambul” adlanırdı.Bir tümen Subudayda,bir tümen de Cebe noyondaydı.Her iki tümende her askerin iki atı varıydı,on günlük yolu beş güne gitmeleri için moğallar bir at yorulduğunda hemen diğerine geçerlerdi ve bu yolla düşman karşısında beklenmeden zühur ederlerdi.Bak haman o ilave ata “Türat” derlerdi,moğalca “ilave at”,”yedek at” demektir.Moğal atları diğer atlardan küçük olur,o yüzden Orta Asyada atın moğal atı olduğunu bildirmek için “Qırat” derlerdi,çünki moğallar yaşadıkları çadırlarına “qır” derlerdi.”Qırat”,yani qırlarda yaşayanların,moğalların atı.Her iki at Qırattır,moğal atıdır,sadece,askerin yanında gittiği müddetce Türattır.Subuday sağ gözünü Çin savaşında kaybetmişdi,o yüzden ona “kör oğlu kör” derlerdi.Ruşen adına gelince asla ve asla bu ad değildir,hem de tamamen tahrif olunarak fars kelmesi oluşturulmuştur türk kahramanın adı.Cığatay türkcesinde bu gün de “vur” demezler,”ur” derler.”Vuruşan” demezler,”uruşan” derler.Bak bu “Uruşan” kelimesi zamanca Ruşan-Ruşen (farsca Rövşen,yani işık) şeklinde tahrif olunmuştur.Koskoca türk oğlu türk kahramana fars kelmesi mühürlemişiz,farkında da değiliz.Sayqılarımla Mirza Hacıyev.Azerbaycan.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben, Köroğlu hakkındaki anlatıların (varyantların) bu kadar çeşitli, zengin ve Türk coğrafyasının her bir yanına dağılmış olmasını ortak kültürümüzün bir zenginliği olarak görüyorum. Ayrı bayraklar altında olsak da bizi tek bir millet yapan zenginliğimiz hepsi. Tıpkı Dede Korkut Hikayeleri, Nasreddin Hoca, Nesimi, Yunus Emre, Fuzuli vb. gibi. Yazdıklarınızdan birçok şey öğrendim. Çok da mutlu oldum. Sayenizde bu sayfa büyük bir zenginlik kazandı. Yaptığım küçük bir araştırma sonucunda bu konuda bir kitap yazdığınızı gördüm. Merak edenler için izninizle eserin adını paylaşıyorum: Köroğlu Sırrı: Efsaneden Hakikate - Mirza Hacıyev.

      Sil
  3. Acaip bir faktı söylemeyi unuttum.İmadeddin Nesiminin "Etmegil" diye iki qezeli var.Birisi "Üzünü menden nihan etmek dilersen,etmegil" diye başlar,diğeri "Zülfünü enberfeşan etmek dilersen,etmegil" diye.Bak o ikinci qezelde altıncı beytte Misri kılıçtan konuşuyor şair.Diyor ki "Qamzeden Misri kılıç vermişsin esrük türke ki,Kanbahasız nice kan etmek dilersen,etmegil".Şair 1417-ci yılda idam edilmişdir.Ondan neredeyse 160-170 yıl sonra kahramanlık edecek birisinin kılıcından nice konuşabilirdi?Misri kılıçın sahibinin adı şaire kadar enaz yüz yıl dillerde ezber olmalı değildi mi ki,şair demek istediği fikre bir kelmeyle dokunarak geçmekle neden konuştuğunun anlaşılacağından emin olsun?Sayqılarımla Mirza Hacıyev.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Söz ettiğiniz ilk gazelin tam metni kaç beyit bilmiyorum. Ben ilk üç beytini buldum. Çok güzelmiş. Buraya Anadolu Türkçesiyle aktarmak istiyorum. Yanlışım varsa düzeltin lütfen.

      Yüzünü benden gizlemek dilersen etme
      Gözlerimin yaşını akıtmak dilersen etme

      Sen yabanî gül yaprağına misk saçını dağıtıp
      Aşığını yuvasız bırakmak istersen etme

      Kaşların kıvrımında kirpiğinin okunu gizleyip
      Ey sarhoş gözlü sevgili! Kan dökmek dilersen dökme

      Diğer gazeli de okuyacağım, mutlaka.
      Tekrar teşekkür ederim.

      Sil
  4. Tercümeniz de güzel olmuş, sayın Metin bey. Her iki qezel on beytliktir. Bir tek ikinci beytin birinci “Bergi-nesrin üzre mişkin zülfünü sen dağıtıb” misrasındakı bergi-nesr “yabanı gül yaprağı” değildir. Ama hata sizin değildir, maalesef bir çok yayınlarda “berq” yerine “berg” yazılıyor. Ademin yüzü Güneş ve Aydan parlaktır diyor Nesimi. “Üzündür ol taban qemer ki, envari tabından onun, Xurşidü mahın meşeli daim tutuşmuş yanedir”. Taban—parlak.Nesimi Ademin ilkin ve cennetlik haliyle konuşmuştur diye kendisine “Kelami-Natik” demiştir. Aynı zamanda Ademe de sözü Allahın Mübarek Adlarından olan Hak diyormuş diye Adem de Hakkın Kelami-Natikiymiş. Bu bir Kelami-Natiklik zinciridir hürufilerde.”Haktan gelen kelamın mücizdir ey Nesimi, Sensin ki künte-kenzin esrarına beyansan”. Ademdir “künte-kenz esrarı”,Nesimi onu beyan edendir beşeriyyete. Çünki “Sırrımı Ademde pünhan eylerem, Ademi hem Hak, hem insan eylerem” diyor Allahü-Teala. Ademin ilkin hali Hak olmazsaydı “La ilahe illallah” diyen Allah meleklere ve İblise emr eder miydi benden başka buna da secde ediniz diye? O yüzden Nesimi diyor ki “Şöhretü zerqü riyadır zahidin efsanesi, La diyer her dembedem bilmez ki illası nedir”. Ama bunu remzlerle söylemezse kendisini peyğamber hisab ediyor diye sırrı açığa çıkacakmış. ”İsterem alemde yarın sırrını faş eyleyim, Müddeinin canı yanar qemden eğyar istemez. Üzünü biperde görmek isterem daim, veli, Münkirin görmez gözü çün keşfi-esrar istemez”. Sonralar Nesimi isyankarcasına remzlersiz konuşmağa başladığında Adem buna göre ona kızıyormuş, küsüb gidiyormuş, o zamanlar Nesimi ah-nale ediyormuş, yani remzlerle dilber-yar-canan-dilara diye müracaat ettiyi varlık Ademiydi, arif olmayan muhafazakar dindarlar onu sadece gül-bülbül şairi gibi kabüllensinler diye. Ademin beşer hali değil de, Yüce Meclisteki ilkin haliyle ve cennetteki hur haliyle konuşmuş Nesimi. Levhi-Mahfuzu Ademin ilkin halinin yüzünde hisab ediyor Nesimi, qezelde “nesr” o yazılara işaredir, on sekiz bin alem de o ilkin halindedir Ademin. O yüzden Ademin yüzü “xurşidü-mah”ı utandıracak kadar parlaktır diyor. ”Berg” sözündeki son harf basın-yayın hatasıdır ,söz “berqi-nesr” olmalıdır. Yani “parlak yazı”. Aynı zamanda o ilahi yazılar Ademin yüzünde olduğu için “berqi-nesr” parlak yüz anlamındadır. ”Etmegil” qezeli Ademin ona küstüyü zamanlardan, şairin son Halep devrinden hatıradır. Qezelde diyor ki parlak yüzüne mişk atırlı saçlarını dağıtıyorsun, yani yüzündeki ilahi yazıları görmeyimi istemiyorsun demek. Hatta bir kaç beyt sonra diyor “namehreme”, yani mehrem olmayana, benden başkasına gizli esrarı ayan etmek dilersen, yani benim yerime bir başkasını kelami-Natik etmek dilersen, etme. Ademin onu terk edeceği korkusu onun bize belli olan yedi yüz kadar qezelinin ana hattıdır.(Onun idamından sonra ortaya çıkmış sahte Nesimilerin qezellerini demiyorum). Bir qezelinde aşkarca diyor “Hanı ol günler ki geçti dilberi-eyyar ile...Korkuram menden dönüben yar ola eğyar ile”...Neyse, zamanınızı aldım, kusura bakmayın, kalbim dopdolu Nesimiyle. O yüzden “Nesimi dünyasının sırrı” diye bir eser yazdım bir kaç yıl önce, bu dediklerimden yüzkat çoğu orada yazılıdır. Devamını da yazmaktayım.

    YanıtlaSil
  5. Ve Nesimiye tamamen yeni yaklaşımdır benim izah ve tefsirlerim, bana kadar herkes onu kafir sanmıştır, aslındaysa o asla ve asla kafir olmamıştır, aksine fevkelkamil dindar olmuştur. O zamanın muhafazakar dindarlığı mahv etti onu, çünki Nesimi tamamen arabizme karşıydı dindarlıkta. “Adem moğol-çin gözlüdür, ondan mişki-tatar etri geliyor” diyordu,yani ey beşeriyyet, Adem ne arab, ne yahudi, ne yevrey olmuştur; Adem Yafetoğlu, tataroğlu, türkoğlu türktür. Hatta “Gebenek” qezelinde arapların geydiyi abanı çıkardığını, hırka,gebenek, yani türkler gibi yapıncı geydiyini diyor.”Ey Nesimi, yeri gey, hırka erenler donudur, Giymedi münkir onu, sandı ki zindan gebenek”. Şahsen ben elli iki yaşıma kadar Kurani-Kerime araplardan gelme izaha bir türlü doymuyordum, Nesimini anlayınca şaşırdım ve sarıldım onun qezellerine, artık içim rahattır ilahi hakikat konusunda. Nesimi qezelleri bana misra-misra, sayfa-sayfa anlattı din konusunda gerekli olan hususları, hedis denen arap halk masallarını sildi hafızamdan. Anladım ki “Taatü zikrü namazı mekri-fendir zahidin, Arif ol aldanma billah zahidin tamatına”. Tamat---yani, cefengiyat, uzun-uzun boş konuşmak. Sonda onu diyeyim ki, benim bütün eserlerim “liseedebiyat.com” sitesinde var, merak eden sevimli kardeşlerim o siteden okuya bilirler. Eminim ki okuyunca meyus olmayacaklar, zamanımıza yazık oldu diye. Sayın Metin Çakır bey, Size ise ayrıca teşekkür ediyorum yüreyimdekileri azcık da olsa boşaltma fırsatı verdiyiniz için. Tanrı Size yar olsun. Sayqı ve sevgilerimle Mirza Hacıyev.Azerbaycan.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rica ederim, katkınız için ben teşekkür ederim. Çalışmalarınızda da başarılar dilerim.

      Sil
  6. Nesimi “Ademden mişki-tatar kokusu geliyor” derken haksız mıydı? Asla ve asla. Aksine, ”Din bize arapdan gelmiş” diyenler tarihten anlayışı olmayanlardır. Kurani-Kerim araplara değil, Kurayşiler içine gelmiştir. Kurayşilerse İbrahim peyğamberin Hacerden olan oğlu İsmailin torunlarıydı. Tevrat Mısırdakı araplara değil, Musa peyğamberin ait olduğu qövne gelmişti,Musa peyğamberse İbrahim peyğamberin Saradan olan oğlu İshakın torunlarındanıydı,İsrailoğullarından yani. Zəbur yevreylere mi gelmişti? Hayır, yevreyler içindeki İsrailoğullarından olan Davuda gelmişti. Belki İncil yevreylere gelmişti? Hayır. Yevreyler içindeki İsrailoğullarından İsaya gelmişti. Bu üç ülul-azam peyğamberin ulu babası İbrahim peyğamber yevrey miydi? Hayır. Şumer oğullarından Azerin oğluydu,Ur şehrinden Filistin civarlarına göç etmişti. Yafetoğluydu yani, Samoğullarından değildi. Sadece, onu ölümünden sonra yevreyler Samoğullarındanmış gibi kaleme vermişler ki, Allahın İbrahime vaat ettiyi bereketli topraklara iddia edebilsinler.Ama Kurani-Kerimde Allah aşkarca “Ey İbrahim,sana ve senden töreyeceklere o toprakları vaat ediyoruim” diyor. Yevreylere demiyor. “Sana ve senden töreyecek olanlara”.Ve Allah vaadinde doğru olduğu için hakikaten de o bereketli toprakları tümüyle Kurayşilere veriyor raşidi halifeleri zamanındaca. Hazret İbrahimden töreyenlere veriyor yani. Sonra Qaznevilere,sonra Selcuklulara,moğallara, daha sonra Osmanlılara veriyor bin yıllarca. Vaadinde doğru oluyor Allahü-Teala, Yafetoğullarına veriyor o toprakları Dicle-Fırat kıyılarından ta Mısıra kadar. Eğer yevreylerin hazret Muhammedin gelişi sıralarında “son peyğamber bu yakınlarda gelecek ve bize vaat olunmuş topraları verecek” dedikleri peyğamber Hazret Muhammed değilmişse onların o yıllarda günü gün bekledikleri peyğamber bin dört yüz yılda niye gelmedi? Gelişine yıllar değil de, aylar-günler kalmamış mıydı? Eski kitablarını Yasrib araplarının gözüne sokarak demiyorlar mıydı az kalmış daha, bu yakınlarda gelecek o ve biz onun arkasınca gidib de dünyaya sahib olacağız? Neden gelmedi eğer o bir başkasıymışsa? Buna bir açıklamaları var mı? İbrahim peyğamberi Samoğullarından göstermekle beşeriyyeti kandırmak olmaz. Yunanların “Arqonavtlar” efsanesi tümüyle bu sahtekarlığa ait imiş. Ben bu sahtekarlığı “Efsanevi Arqo gemisinin sırrı” kitabımda yeterince açıklamışım. O yüzden bütün varlığımla “Ademden tatar atırı geliyor” diyen Nesiminin tarafındayım. Bütün peyğamberler türk soyundan olmuşlar. Sayqılarımla Mirza Hacıyev.

    YanıtlaSil

Desteğiniz bizim için önemli. Daha iyi içerikler üretmemiz için yorumlarınızla bize destek olabilirsiniz. Ayrıca sayfaya daha rahat ulaşmak için sayfamızı sık kullanılanlar klasörüne eklemeyi unutmayınız.