18 Şubat 2019 Pazartesi

Canistan

  • Yusuf Atılgan romanı.
  • Canistan, yazarın üçüncü ve son romanıdır. Atılgan, romanın "Duruşma", "Yargıç" ve "Tanık" adlı ilk üç bölümünü yazmış ancak "Sanık" adlı son bölümü tamamlayamadan vefat etmiştir. Eserde, Selim "Yargıç", Kadir ise "Tanık" rolündedir. Yazılamamış, "Sanık" bölümü ise Atılgan'ın ifadesiyle Tokuç Ali’nin hikâyesi olacaktı.
Özet
  • Romanın başkişisi oldukça yoksul bir ailenin çocuğu olan Selim'dir. Selim’in babası, ailesini geçindirebilmek için zaman zaman hayvan hırsızlığı yapan, yoksul bir adamdır. En sonunda suçüstü yapılarak öldürülmüştür. Annesi sağır kadın diye tanınan ve kocakarı ilaçları yaparak geçinmeye çalışan zavallı bir kadındır. Selim, Ali'nin babası Tokuç Osman'ın evine sekiz yaşındayken yanaşma olarak verilmiştir. Selim, Tokuç Osman'ın evinde oldukça iyi muamele görür ancak küçük yaşta yaşadıkları, bir yanaşma olarak her şeye rağmen eşit olmadığını bilmesi, yer yer hissettiği eziklik duygusu onun karakterini olumsuz yönde etkilemiştir. Bir gün hiçbir sebep göstermeden hem evden hem de köyden ayrılır.
  • Romanda olaylar 1921'de başlar. "Duruşma" adı verilen bu ilk bölümde Manisa'nın Hacırahmanlı köyünde, bir bağ evinde kalmakta olan Tokuç Ali'nin evi, gece vakti bir çete tarafından basılır. Çetenin reisi, Tokuç Ali'nin çocukluk arkadaşı Selim'dir. Selim yıllar sonra geri dönerek kardeş gibi büyüdüğü Tokuç Ali’ye altınların yerini öğrenme bahanesiyle işkence eder. Selim, çeteden birine Ali’yi tekmeletir hatta dipçikle diz kapağını kırdırır. En sonunda da Ali'nin göbeğine açtığı yaraya kızgın yağ damlatır. Soğukkanlı bir şekilde işkence yapar, yaptırır ve izler. Bu işkencenin Ali’yi ölüme götüreceğini bilir. Öyle ki, işkenceye rağmen kendisinde altın olmadığını söyleyen Ali'yi o hâlde bırakıp gider. Hiç değilse karısının ellerini çözerek gitmeyi teklif eden adamına da izin vermez. Bu durum romanda Selim'in ağzından Yunan çeteleriyle mücadele etmek için zenginlerden zorla para topluyoruz diye açıklansa da bunun geçmişe ait bir intikam olduğu açıktır. Halbuki Tokuç Ali, çok sevdiği Selim'e kardeşten farksız  davranmış çiftlikten gidişine de bir anlam verememiştir. 
Selim'in hatırladıkları...
  • “Yargıç” başlığını taşıyan ikinci bölümde Tokuç Ali’yi ölümün eşiğinde bırakıp çıkan  Selim, bir başka hesaplaşma için yola düşerken Tokuçların çiftliğini terk ettikten sonra yaşadıklarını anımsar. Selim, Tokuç Osman'ın çiftliğinden ayrıldıktan sonra iş bulduğu ilk çiftlikte, çalıştığı yerden neden ayrıldığını sorduklarında “Ağanın oğluyla geçinemedik.” der. Selim çok çalışkan ve becerikli bir çocuktur. Kısa sürede herkesin takdirini kazanır ancak beyin oğlu; Selim’in, kız kardeşi ile sohbet etmesini yasaklamaya kalkıştığında bir kez daha gururu incinir. Bu yasak, genç kızın ısrarı ile aşılır. Beyin oğlu bu sefer “Ulan ahır kumrusu, kız kardeşimle konuşmayacaksın demedim mi sana ben” diyerek el kaldırınca Selim ağanın oğluna bir yumruk atıp bu çiftliği de kimseye haber vermeden gizlice terk eder. Güç ve eşitlik arzusu, bir kez daha hem de daha belirgin biçimde aşağılanmıştır. 
  • İş bulduğu bir sonraki köy, yaşamında yeni bir devre açar. Burada, kendisinden yaşça oldukça büyük dul bir kadın olan Esma'nın yanında çalışmaya başlar. Selim, otuz yaşlarındaki bu kadından -kendisi henüz on beş on altı yaşlarındadır- saygı ve eşitlik görür. Esma ile evlenirler. Kadın, evlilikleri sırasında ölü bir erkek çocuk dünyaya getirir. Bu talihsiz doğumdan birkaç gün sonra da hummadan ölür. Sadece bu evlilikte bulduğu saygı, eşitlik hatta hükmetme duygusu, Selim açısından ilişkilerinin odak noktasını oluşturmaktadır. Esma’ya o kadar bağlanmıştır ki -ya da ilk defa hissettiği saygı ve hükmetme duygusuna- onun ölümünden sonra da başkasıyla birlikte olmaz. Selim, karısını kaybettikten sonra tekrar ruhsal ve davranışsal dengesini kaybeder. Esma hayattayken, çevreyle, köylülerle uyum sağlamak için benimsemeye çalıştığı alışkanlıklarını onun ölümünden sonra bir bir terk eder. 
  • Selim, savaş olasılığı çıktığında askere çağrılır. Taburdayken Balkan Savaşı’nın bittiği haber alınır ve geri dönerler. Fakat Birinci Dünya Savaşı sırasında seferberlik emri çıkar ve tekrar askere alınırlar. Askerde kendinden iki yaş küçük bir köylü genç olan Kadir’le arkadaş olur ve birlikte -Selim’in önerisiyle- askerden kaçarlar. Bu kaçışın sebebini de tam olarak anlayamayız: “Kadir kardeş, pisi pisine öldürtmeyelim kendimizi, bu gece trenden atlayıp kaçacağız.” Savaştan sonra, Yunan işgaline karşı Halit Paşa tarafından örgütlenirler. Ve “yarı savaşçı, eşkıya hayat.” yaşamaya  başlarlar.
Roman, başladığı güne döner...
  • Bölümün finalinde, romandaki zaman, işkence sonrasına dönmüştür. Selim'in, TokuçAli’yi öldürmesine rağmen içindeki o boşluk daha da derinleşmiştir. İntikam onu tatmin etmez aksine psikolojik durumu daha da kötüleşir ve bir Yunan karakoluna tabancayla intihar saldırısı yapar. Saldırı kendilerine yardım eden Uncu Mahmut Bey’in öldürülmesinin intikamı için yapılmış görünse de bu bir intihardır. Tek başına karakola giren Selim, öldürülmeden önce birçok düşman askerini öldürmeyi de başaracaktır.
  • Romanın "Tanık" adlı üçüncü bölümü Selim’in beraber askerden kaçtıkları, daha sonra da hiç ayrılmadıkları arkadaşı Kadir’in ağzından anlatılmaktadır. O da Selim gibi köylerde ve bağlarda çalışarak geçimini sağlamaktadır. Bu son bölümde, çetecilik yıllarında görüştüğü dul bir köylü kadın olan Naciye ile evlenerek normal bir hayata kavuşmayı planlayan ve bu planını gerçekleştiren Kadir’in, Selim ve Tokuç Ali'nin korkunç ve anlamsız ölümlerine üzülmekle birlikte hayatta kalmayı başardığı için sevindiğini görülür. Önceki geceki işkenceyi bizzat uygulayanlardan biri olmasına, o sabah kurban ettikleri Ali'nin ölümünü ve cenazesini görmüş olmasına rağmen aldırmaz gibidir. Dört nala kendi hayatına koşar. İşkence gecesi ve uzun yıllardır  dostluk ettiği Selim’in ölümünün ertesi günü Kadir, Naciye ile evlenir.
İlgili Sayfalar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Yorumlarınız bizim için önemli. Lütfen yorum yaparak daha iyi içerikler üretmemiz için bize destek olunuz.