31 Aralık 2018 Pazartesi

Cumhuriyet Dönemi Roman Özetleri

Dikkat
1. Eserler alfabetik olarak sıralanmıştır. 
2. Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun roman özetlerini Milli Edebiyat Dönemi Roman Özetleri sayfamızda bulabilirsiniz.

72. Koğuş (Uzun Hikaye)
Yazan: Orhan Kemal
Olay, İkinci Dünya Savaşı yıllarında bir cezaevinde geçer. Babasının katillerini öldürmekten hükümlü Rizeli Ahmet Kaptan'a bir gün, hemen hemen unuttuğu yaşlı anasından yüz elli lira gelir. Cömert Kaptan, koğuştaki dostuna, düşmanına yardım eder. Koğuştakiler gelirlerini artırmak için Kaptan'ı kumara alıştırırlar. Kaptan sürekli kazanır, kazandıklarıyla da koğuş arkadaşlarına yardım eder. Cezaevi meydancılarından Bobi, Kaptan'dan daha çok para koparmak için kadınlar bölüğündeki Fatma'nın ağzından bir aşk mektubu yazar, oynanan oyundan habersiz Kaptan, Bobi’ye beklediği bahşişi verir. Oyun da sürer gider. Günü dolan Fatma, cezaevinden çıkar. Kaptan da Fatma’sına kavuşup mutlu bir yuva kuracağı günlerin hayalleriyle aylarca avunur. Para kaynakları kuruduğu için koğuştakiler, Kaptan’dan uzaklaşmıştır. Fatma'nın gidişinden sonraki üçüncü kışta bir gün 72. Koğuşa uğrayan gardiyanlar, pencere demirlerini sımsıkı kavramış Kaptan'ı kaskatı halde donmuş olarak bulurlar.


Acı Tütün (Tütün Zamanı 3)
Yazan: Necati Cumalı
Tütün Zamanı adlı üçlemenin son romanıdır. Urla’da tütünler toplanmış, kırılmış sıra onların satımına gelmiştir, halk sabırsızdır. Her gün tütün fiyatıyla ilgili bir dedikodu çıkmaktadır. Ferit sevdiği kıza nikah kıymış ama düğünü satış sonuna bırakmıştır. Binnaz da hâlâ annesinin evinde kalmaktadır. Nihayet tütün fiyatları açıklanır ancak fiyatlar beklenenin çok altındadır. Bu fiyatlar karşısında kasaba halkı ne yapacağını bilemez. Çaresiz kalan Ferit Binnaz'ı kaçırır. Ferit’in kapısına dayanan Binnaz'ın annesini komşularının deli oğlu çifte ile vurur. Fiyatlar yükselmeyince kasaba halkı çaresiz tütünlerini satar. Sadece arabacı Yusuf bu fiyatlara razı olmaz. Yusuf, siz bu paraya benim tütünümün anca dumanını alırsınız diyerek tütün balyalarını Tekel’in önünde yakar. 
Onun bu davranışı Urla’da yıllarca bir efsane gibi anlatılacaktır.

Aganta Burina Burinata
Yazan: Halikarnas Balıkçısı
Mahmut'un dedesi gibi babası ve amcaları da denizcidir. Onun denizden uzak kalması için babası çok çaba sarf eder. Ne var ki denize tutkuyla bağlı olan Mahmut, köyünü terk ederek denize açılır. Uzun bir süre sonra köye dönen Mahmut, evini harap durumda bulur. Babası da annesi de ölmüştür. Çocukluğundan beri Fatma'ya sevdalı olan Mahmut, evlenmek istediği Fatma'yı da bıraktığı gibi bulamaz. Çiftlik sahibi olan İsmail Çavuş, Fatma’ya sahip olmak istemiş ancak dize getiremeyince tüfekle onu yaralamıştır. Yüzündeki yara yüzünden Mahmut’un kendisine acıdığını düşünen Fatma, Mahmut'un evlenme teklifine cevap vermeden köyü terk eder. Mahmut sonrasında zengin bir ailenin kızı olan Ayşe ile evlendirilir. Ayşe evin tek çocuğudur ve Mahmut'la denizden vazgeçmesi şartıyla evlenmiştir. Bir süre her şey yolunda gider gibi görünse de ne Ayşe'nin ne de toprağın güzel, güvenli ya da zengin oluşu Mahmut'un denize olan aşkını bitiremeyecektir. Aganta Burina Burinata hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız. 

Ağustos Başağı
Yazan: Sevinç Çokum
Romanın mekanı, Osmanlı'nın kuruluş toprağı olan Söğüt’tür. 
Birinci Dünya Savaşı sonrasını ve Milli Mücadele yıllarını işleyen eserin başkişisi arabacılıkla geçimini sağlayan Yusuf'tur. Yusuf, cepheden yeni dönmüştür. Aklında çocukluğundan beri tanıdığı Esma ile evlenmek vardır. Ancak memleketin durumu onun bu kararını ertelemesine neden olur. Milli Mücadele başlamak üzeredir. Söğüt halkı cepheye asker gönderirken kadınlar, yaşlı erkekler ve çocuklar Milli Mücadeleyi cephe gerisinde desteklemeye çalışır. Yusuf’un arkadaşları Selim, İzzet, Osman ve İlyas vatanın kurtuluşu için her şeyi yapmaya hazırdır. Buna karşın Söğüt'ün varlıklı ailelerinden olan Fıtnat Hanım ve oğlu Nafiz, Milli Mücadele ve bağımsızlığın önemini kavrayamaz. Savaş başladığında orduya destek vermeyen Fıtnat Hanım ve oğlu, düşman Söğüt’e kadar ilerleyince yaptıkları hatanın farkına varırlar. Romanda azınlıkların faaliyetlerine de genişçe yer verilir. Önceleri Söğüt halkı ile barış içinde yaşayan kimi gayrimüslimler savaş sırasında yerli halka zulmetmeye başlar. Cepheye giden birçok genç şehit olur bunların arasında Osman ve İlyas da vardır. Yusuf ise gazi olarak geri döner. Türk halkı bu zor mücadeleyi kazanır. Yusuf, savaş sonrasında Esma ile evlenir.

Ali Nizamî Bey’in Alafrangalığı ve Şeyhliği
Yazan: Abdülhak Şinasi Hisar 
Yazar diğer romanlarında olduğu gibi çocukluk hatıralarından yola çıkarak uzak akrabalarından birinin oğlu olan Ali Nizami Bey’in hayatını hikâye eder. Ali Nizami Bey, aileden kalan mirası alafrangalık uğrunda zevk ve safa içinde tüketir. Sonrasında Çamlıca’da harap bir evde açtığı tekkede fakir bir Bektaşî şeyhi rolü yaparken çıldırarak ölür. Sonuç olarak romanın esas konusunu Ali Nizami Bey’in birbirinden tamamen farklı iki dünyaya ait hayatı oluşturur. Yazar hikâye boyunca, Fahim Bey’de olduğu gibi, Ali Nizami Bey’i kendi gözlemlerinden çok çevresindeki insanların dedikodu ve rivayetlerinden hareket ederek anlatır. Eserde daha ziyade mizahî bir yaklaşım hâkimdir.

Anayurt Oteli
Yazan: Yusuf Atılgan
Eserde "yabancılaşma" teması öne çıkmaktadır. Otelin hem kâtipliğini hem de yöneticiliğini yapan Zebercet’in toplumdan kopukluğu, iletişim yoksunluğu ve bunun yarattığı yalnızlık romanın asıl konusunu oluşturur. Otelin, Zebercet dışında, tek çalışanı ortalıkçı kadındır. Zebercet ve gecelik duraklamaların mekanı olan otel, eserin merkezini oluşturur.
Zebercet yedi aylık doğmuş, annesini küçük yaşta kaybetmiş ufak tefek biridir. Annesi gömüldükten sonra imam, Zebercet'e ninesinin adını sormuş ancak Zebercet utandığı için cevap verememiştir. Zira ninesi, Haşim Bey konağındaki beslemelerden biridir ve çocuğunu doğurduktan sonra adeta baştan atılmıştır. Onun köksüzlüğü, biraz da annesinin bu trajik öyküsünden beslenir. Otuz üç yaşındaki Zebercet, bilinçaltında taşıyageldiği yetersizlik, eksiklik, dışlanma, yoksunluk nedeniyle çevresiyle sağlıklı bir iletişim kuramaz. 
Romanın geniş özeti için tıklayınız.

Asılacak Kadın
Yazan: Pınar Kür
Hüsrev; bir yalıda annesiyle yaşayan, paşa torunu, yaşlı bir zengindir. Yaşı ilerlemiş olmasına rağmen hiç evlenmemiştir. Keyfine düşkün, tembel ve zalim olan bu adam annesine karşı da sevgisiz ve ilgisizdir. Fakir bir ailenin kızı olan Melek ise kendini bildi bileli üvey babasından baskı görmekte, itilip kakılmaktadır. Melek, Hüsrev’in annesine bakmak için yalıda işe başlar. Anne ölünce Hüsrev onu yalıdan göndermeyerek sapkın fantezilerine alet eder. Bir süre sonra da bu işi daha rahat yapabilmek için kızı nikahına alır. Yalının kalfasıyla bahçıvanının oğlu olan Yalçın bir süre sonra Melek'e aşık olur ve onu kurtarmaya karar verir. Bir gece yanına Melek’i de alarak Hüsrev’in odasına gider ve adamı silahla vurarak öldürür. Cesedi bahçeye gömer. Fakat sonra ikisi de yakalanır ve hapse atılır.

Ayaşlı ve Kiracıları
Yazan: Memduh Şevket Esendal
35 bölümden oluşan bir pansiyon romanıdır. Eserde Cumhuriyet’in ilk yıllarının Ankara'sında Türkiye'nin çeşitli kesimlerinden gelmiş insanların hayatları konu edilir. Memduh Şevket Esendal eseriyle yaşadığı dönemin insanlarını, ahlak anlayışını ve bürokrasiyi eleştirir. Esendal’ın bürokrasiye yönelik eleştirilerinde ince bir mizah ve alaylı bir üslup vardır. 
Romanda anlatıcı durumdaki bir banka memuru, bir apartmanın dokuz odalı katında birlikte yaşadığı kişileri ve tanık olduğu olayları anı biçiminde anlatır. 
Anlatıcı mekanda yaşayan kişileri yakından tanıdıkça burada bulunuşundan rahatsızlık duymaya başlar. Roman, anlatıcının bakış açısına giren kişilerle gittikçe genişler ancak bu genişleyen yapı içinde ahlaki bakımdan gittikçe çürüyen bir zeminin açığa çıktığı görülür. Eğlence ve paraya düşkünlük, kumar, dedikodu, çıkar ilişkileri, bencillik, sorumsuzluk ve ahlaki değerlerin yok sayılması roman boyunca anlatıcının tanık olduğu durumlardır. 
Romandaki anlatıcı diğer karakterlerin aksine çalışkan, dürüst, saygın, eşitlikçi ve samimi olarak verilir. O, yüksek bir bürokrat ve aydın olarak bu insanlar arasında farklı bir konumdadır. Anlatıcının romanın sonunda yaptığı mutlu ve saygın evlilik, pansiyondaki insanlardan ve onların temsil ettiği değerlerden farklı olduğunu bir kez daha gösterir. Roman, bir ana karaktere yoğunlaşmamakta, çeşitli sınıflardan gelen kalabalık bir kadroyu ve bu kişilerin bu apartmandaki yaşamlarını, özellikle de kadın-erkek ilişkilerini ilginç ayrıntılarla anlatmaktadır.

Aydaki Kadın
Yazan: Ahmet Hamdi Tanpınar
Tanpınar'ın sağlığında bitiremediği bu roman, yazara ait notların bir araya getirilmesi ile yayımlanmıştır. Eserde aynı zamanda bir yazar olan Doktor Mehmet Selim’in 1956 yılı Temmuz ayında bir gün içerisinde yaşadığı olaylar anlatılmıştır. Romandaki bu bir günlük yaşantı içinde geriye dönüşlerle geçmişe ait yaşantılara ve ilişkilere yer verilir.


Aylak Adam
Çağdaş insanın en temel sorunu olan bireyin topluma yabancılaşmasını anlatan Aylak Adam; kış, ilkyaz, yaz ve güz olmak üzere dört bölümden meydana gelir. Romanın başkarakteri olan C, zengin bir komisyoncu olan babasından kendisine kalan paraya rağmen manevi yönden boşluk içindedir. C, roman boyunca hayalindeki kadını arar. Annesi, C bir yaşındayken öldüğü için onu Zehra teyzesi büyütmüştür. Teyzesi onu her zaman gerçek bir anne şefkatiyle sevmiştir. C’nin babası ise kadın düşkünüdür ve evde sık sık hizmetçiler değişmektedir. Üstelik C, henüz çocuk yaştayken babasının Zehra teyzesiyle olan cinsel yakınlığına da şahit olmuştur. Bilinçaltına itmiş olduğu bu anıların etkisinden kurtulmayı amaçlayan başkahraman, amansız bir varoluş mücadelesi sergiler. Zamanının çoğunu İstanbul'un cadde ve sokaklarında, sinema ve meyhanelerinde geçirir. Hayatına giren kadınlarla (Ayşe, Güler) mutluluğa kavuştuğunu düşünse de sonunda yine yalnızlığına gömülür ve hayalindeki kadını aramaya devam eder.

Bay Muannit Sahtegi'nin Notları 
Yazan: Vüs'at O. Bener
Roman, yazar ve şair olan kahramanın tuttuğu günlükten oluşur. Eserde Bay Muannit’in günlük yaşamı, o dönemdeki toplumsal olaylar ve bunlar karşısında verdiği tepkiler, kendiyle hesaplaşması, yaşadığı gelgitler, değişimler, sıkıntılar, huzursuzluklar, kendi ağzından aktarılır. 1979’dan 1987 yılına kadar geçen sürede tutulan bu notlar okuyucuya Türkiye'nin bir panoramasını da sunar.

Benim Adım Kırmızı
Yazan: Orhan Pamuk
Romanda, Padişah'ın emri ile nakkaşlar tarafından hazırlanan bir kitabın macerası anlatılmaktadır. Resimde perspektif kullanılması ve suretin aslına benzeme meselesi nedeniyle nakkaşlar işi gizlice yürütmektedir. Nakkaşlardan Zarif Efendi yaptıkları resmin şeytan işi olduğunu söylemeye başlayınca nakkaşlardan biri tarafından öldürülür. İşin başındaki Enişte, Kara'yı hazırlanacak kitaba katkısı olacağı düşüncesiyle İstanbul'a çağırır. Kara, yıllar önce Enişte’nin güzel kızı Şeküre'ye âşık olmuş, evlenmek istediğini açıklamış kabul edilmemesi üzerine kendisini unutturmak amacıyla İstanbul dışına çıkmıştır. Enişte, nakkaşın katilinin bulunması işini de Kara’ya havale eder. Kara, katilin kim olduğunu bulmak amacıyla görevli nakkaşları evlerinde ziyaret eder. Kara, ipucu bulmaya çalışırken Enişte de öldürülür. Romanda, bir sipahi olan kocasının dönmesini bekleyen Şeküre merkezli bir aşk macerası da yer alır. Yıllardır eşinden haber alamayan genç kadına kocasının kardeşi Hasan âşıktır. Bu arada İstanbul'a dönen eski âşık Kara da Şeküre'yi unutmuş değildir. Babasının öldürülmesi ile Şeküre iki oğluyla yalnız kalmıştır. Bir süre sonra Şeküre le Kara evlenir. Şeküre, babasının katilini bulmadan Kara’yı yanına yaklaştırmamaya kararlıdır. Kara hem Enişte’nin katilinin hem de cinayetler esnasında çalınan resimlerin peşine düşer. Kara cinayetleri işleyen nakkaşı tespit eder. Yakalamak için gittiğinde aralarında kavga çıkar. Zeytin Kara’yı öldürmek üzereyken Hasan ortaya çıkar ve nakkaşı öldürür. 

Bereketli Topraklar Üzerinde
Yazan: Orhan Kemal
Roman, Sivas'ın bir köyünden İflahsızın Yusuf, Köse Hasan ve Pehlivan Ali'nin çalışmak için gittikleri Çukurova’da başlarından geçenleri anlatmaktadır. Üç arkadaş çırçır fabrikasında işe başlar. Köse Hasan ağır çalışma şartları nedeniyle bir süre sonra hastalanıp ölür. Bu arada Ustabaşı işçilerin paralarından kesinti yapmakta ve onlardan haraç almaktadır. Bu durumu şikayet etmek isteyen İflahsızın Yusuf ile Pehlivan Ali işten kovulur. İki arkadaş, yeni buldukları inşaat işinde çalışmaya başlar. Pehlivan Ali, gönlünü kaptırdığı Fatma ile çiftliğe gider. Çiftlikteki ağır çalışma temposu Ali'nin başını döndürür. Desteleri patozun ağzına atan Ali, bir anlık dalgınlıkla düşer ve ayağını patoza kaptırır. Bacağı kopan Ali kan kaybından ölür. Sonunda üç arkadaştan ikisi ölmüş, yalnızca İflahsızın Yusuf köyüne dönebilmiştir. Romanın geniş özeti için tıklayınız.

Berlin'in Nar Çiçeği
Yazan: Füruzan 

Eser, Almanya'daki Türkleri bir Alman kadının (Frau Elfriede Lemmer) gözünden ele alır. Eserde, aynı apartmanda beraber yaşamak zorunda kalan iki farklı kültürün ön yargılarla başlayan ilişkileri işlenir. Eser, bu farklı kültürlerin ön yargılardan sıyrıldığında aynı çatı altında yaşayabileceklerini göstermeye çalışır.

Beyaz Kale
Yazan: Orhan Pamuk
17. yüzyılda Türk korsanları tarafından tutsak edilen bir Venedikli; astronomi, fizik ve resimden anlamaktadır. Bu bilgisi sayesinde köleler arasında özel bir yere sahip olur. Kısa zamanda ününü yayılan Köle, Paşayla görüşmek için çağrılır. Bu aşamada hayatının dönüm noktasını yaşar. Kendisine dış görünüş olarak çok benzeyen ve Hoca diye anılan Türk'ü karşısında görür, çok şaşırır ve korkar. Paşa tarafından satın alınan Venedikli köle, Hoca'nın emrine verilir. Bu iki kişi, himayesinde oldukları Paşa'nın istekleri doğrultusunda bilimsel araştırmalar yaparlar. Hoca kölesinden Venedik'i ve Batı bilimini öğrenmeye çalışmaktadır. Birbirlerini tanıma, anlama çabaları giderek karşılıklı etkileşime, başkalaşıma hatta birbirlerine dönüşmeye kadar varır.

Bir Akşamdı
Yazan: Peyami Safa
Meliha İstanbul-Lâleli'de doğmuş, gençliğinin ilk yıllarını da orada yaşamış, fakat daha sonra ailesi ile birlikte İzmit'e yerleşmiş bir genç kızdır. Gözü yükseklerde olan Meliha, hep başka türlü bir hayat yaşamak ister. Böyle bir hayat için İzmit'i yetersiz, sıkıcı ve kasvetli bulur. Öte yandan babası hasta, ciğerleri yaralı, sürekli öksüren bir adam, annesi ise kendi hayatını yaşayan, sorumsuz bir kadındır. Meliha, kendilerini ziyarete gelen uzak akrabası, genç ve yakışıklı bir zâbit olan Kamil'le İstanbul'a kaçar. Şişli'de bir apartman dairesine yerleşen Meliha, ilk zamanlar yeni hayatını çok sever. Kamil'le evlenmenin verdiği mutluluktan dolayı henüz çevresinde olup bitenleri fark edememiştir. Oysa Kamil onun aradığı erkek değildir. O, sosyetenin bütün çirkefliklerine bulaşmış, hayatına pek çok kadın girmiş olan birisidir. Bir hapis hayatı yaşamaya başlayan Meliha, sonunda gerçeği görür. Kamil'in kendisini aldattığını anlayınca da kendi hayatını yaşamaya başlar ve kısa zamanda kendini bir bataklığın içinde bulur. Bütün ahlâkî değerlerini kaybeder. Bir ara Kamil'in  cepheden ölüm haberinin gelmesi ile kendine gelen Meliha, büyük bir pişmanlık duygusu ile yeniden İzmit'e dönmek isterse de artık vakit çok geçtir. Artık onun için aşk, sadakat, namus ve aile kavramları ölmüştür. 


Bir Bilim Adamının Romanı
Yazan: Oğuz Atay 

Biyografik romandır. Roman Oğuz Atay'ın üniversiteden hocası Mustafa İnan'ın hayat hikayesinin romanıdır. Mustafa İnan, yazarın diğer romanlarındaki aydınların aksine toplumun içinde yer alan, sıkıntılara teşhis koyan bir aydındır. Eserde Mustafa İnan'ın doğumundan Avrupa'da da tanınan bir bilim adamı oluşuna ve oradan da ölümüne kadar geçen zaman anlatılır. Onun başarılı ve ünlü bir bilim insanı, örnek bir insan olmasını sağlayan yetişme şartları, prensipleri ve hayat felsefesi üzerinde durulur.

Bir Cinayet Romanı
Yazan: Pınar Kür
Polisiye türündeki üçlemenin ilk romanıdır. Sonuncu Sonbahar ile Cinayet Fakültesi  üçlemenin diğer romanlarıdır. Bir Cinayeti Romanı, kurgu içinde kurgu (roman içinde roman) şeklinde tasarlanan postmodern bir cinayet romanıdır. Romanın ana karakteri olan kadın yazar Akın Erkan, eskiden tanıdığı ancak yıllardır görmediği kimselerden yazmak istediği cinayet romanı için yardım ister. Bu kişiler kendi hayatları hakkında birer günlük tutarak yazdıklarını yazara ulaştıracaklardır. Yazar da bunları olduğu gibi veya üzerinde birtakım değişiklikler yaparak romanına koyacaktır. Bu kişilerden biri olan Matematik Profesörü Emin Köklü de romandaki cinayeti aydınlatacaktır. Zamanla oluşan matematikçi-yazar çekişmesinde üstünlük bir süre sonra Emin Köklü’ye geçecektir. Emin Köklü romanı, Akın'ın tasarladığı sondan farklı bir sonla bitirir. 


Bir Çift Öküz
Yazan: 
Samim Kocagöz
Bir Karış Toprak adlı eserin devamıdır. Yörüklerin elinden topraklarını alan İbrahim, bu devam romanında köy ağasını temsil eder. Benzer romanlarda olduğu gibi İbrahim Ağa da olumsuz özellikleriyle verilir. 1955 yılında Demokrat Partinin ikinci iktidar döneminde geçmekte olan romanda siyasi kavgalar, parti çekişmeleri öne çıkar.


Bir Karış Toprak
Yazan: Samim Kocagöz
Olaylar 1890'lı yıllarda geçmektedir. Koca Yörük Ali Ağa'yı ziyarete gelen Hacı Halil Paşa 
Subaşı köyünden toprak alarak Yörüklerin köyü yurt edinmesini ister. Ali Ağa ise Yörüklerin göçebe olduklarını, işlerinin çiftçilik değil hayvancılık olduğunu söyleyerek teklifi reddeder. Ağa'nın yeğeni İbrahim, töreyi çiğneyerek toprak almaya razı olur, kandırdığı Yörükleri Subaşı köyüne götürür. Yörükler, ellerindeki altınları satıp toprak alırlar. Ancak Menderes taşkını ile umutsuzluğa düşen Yörükler yenilgiyi kabul edip alıştıkları düzene dönmek isteyeceklerdir.

Biz İnsanlar
Yazan: Peyami Safa

Eserde, faziletli bir genç olan Orhan Şakir'in yaşadığı fikrî bunalım, yüksek tabakadan genç bir kıza duyduğu aşkla birlikte işlenmektedir. Olaylar Mütareke Dönemi ile Milli Mücadele yıllarında İstanbul'da geçmektedir. Romanda, vatan hainliğine varan bir Batı hayranlığı yaşayan bir kesim ile bu kesimin benimsediği materyalist düşünce tarzı eleştirilir. Yazar, Batıyı temsil eden materyalist düşüncenin karşısına maneviyatçı Türk milliyetçiliğini koyar. Romanın geniş özeti için tıklayınız.

Bozkurtlar
Yazan: Hüseyin Nihal Atsız
Bozkurtlar adlı eser, birbirinin devamı olan iki romandan oluşmaktadır. 
Bozkurtların Ölümü adlı ilk kitap, Göktürkler’in yıkılış dönemini konu alır. Esirliği kabul edemeyen Kür Şad, yanına kırk çeri alarak kağanı ve ailesini kurtarmak için Çin sarayında ihtilâl yapmaya çalışır. Kür Şad komutasındaki kırk çeri savaşarak canlarını feda eder ve ihtilâl başarısız olur. Kür Şad’ın bu cesareti esir Türklere tekrar birleşme ve bağımsızlık için büyük bir inanç sağlayacaktır. Bozkurtlar Diriliyor ise birinci kitabın devamı niteliğinde olup Çinlilere esir düşen Göktürklerin bu esaretten kurtulma girişimlerini ve Göktürk Kağanlığını yeniden kurmalarını bir aşk hikâyesiyle birlikte anlatmaktadır. Bu iki roman 1973'te Bozkurtlar adıyla tek ciltte toplanarak basılmıştır. Romanın geniş özeti için tıklayınız.

Canistan
Yazan: Yusuf Atılgan
Romanda olaylar 1921'de başlar. Manisa'nın Hacırahmanlı köyünde, bir bağ evinde kalmakta olan Tokuç Ali'nin evi, gece vakti bir çete tarafından basılır. Çetenin reisi, Tokuç Ali'nin çocukluk arkadaşı Selim'dir. Selim yıllar sonra geri dönerek kardeş gibi büyüdüğü Tokuç Ali’ye altınların yerini öğrenme bahanesiyle işkence eder. Selim, çeteden birine Ali’yi tekmeletir hatta dipçikle diz kapağını kırdırır. En sonunda da Ali'nin göbeğine açtığı yaraya kızgın yağ damlatır. Soğukkanlı bir şekilde işkence yapar, yaptırır ve izler. Bu işkencenin Ali’yi ölüme götüreceğini bilir. Selim'in, Tokuç Ali’yi öldürmesine rağmen içindeki o boşluk daha da derinleşmiştir. İntikam onu tatmin etmez aksine psikolojik durumu daha da kötüleşir ve bir Yunan karakoluna tabancayla intihar saldırısı yaparak ölür. Romanın geniş özeti için tıklayınız.

Can Şenliği
Yazan: Abbas Sayar
Can Şenliği, Hüseyin Ağa olarak anılan yaşlı ve yoksul bir köylünün yaşamındaki sıkıntılara dayanmaktadır. Hüseyin Ağa, eşinin ölümünden bir süre sonra oğulları tarafından terk edilir. Huzur içinde yaşayabileceği bir yer bulamadan yıllarca orada burada yatıp kalkar. Sonunda Nail Bey’in bağında bekçi olarak iş bulur. Romana adını veren Can Şenliği ise Hüseyin Ağa'nın “Hiç yoksa can şenliği olur insana...” diyerek Nail Bey’e satın aldırdığı eşektir. Hüseyin Ağa, adeta can yoldaşı olarak gördüğü bu eşeğe sıra dışı bir sevgi duyar ve ona içini döker. 


Cemo
Yazan: Kemal Bilbaşar
Cemo, Doğu'da yaşayan yoksul insanların destansı romanıdır. Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında başlayan roman Şeyh Sait İsyanı ve sonrasında gelişen olayları işlemektedir. Cemo, dağlarda yetişen asi bir köy kızıdır. Romanda ağa-memur işbirliğinden doğan dalavereler, küçük yaşta evlendirilen kız çocuklarının dramı, Şeyh Sait ayaklanması, sonuçları ve kan davaları ele alınır.

Cevdet Bey ve Oğulları 
Yazan: Orhan Pamuk
Yazarın ilk romanıdır. Klasik roman tekniği ile yazılan roman, yazarın kendi aile hayatından izler taşımaktadır. Romanda Cevdet Bey ve ailesinin birbirini izleyen üç kuşağı anlatılırken Türkiye'nin üç ayrı dönemindeki modernleşme sürecini de paralel olarak izlenir. Romanın birinci bölümü Abdülhamit döneminin son yıllarında, tüccar Cevdet Bey’in, ticarete atılarak işlerini büyütmesini, bir konak satın almasını ve Nigân Hanım’la olan evliliği anlatılır. İkinci bölümde roman, tek parti döneminde, 1930’ların sonlarında Cevdet Bey’in oğulları Osman ve Refik dışında Refik’in arkadaşları Ömer ve Muhittin’in hikâyesine odaklanır. Osman'ın  babası gibi ticarete atılarak işleri büyütmesi, Refik’in varoluş sıkıntılarını gidermek için köy kalkınma projesine girişmesi, Ömer’in zengin olma hayaliyle Erzincan'a yerleşmesi ve Muhittin’in iyi bir şair olabilmek için çeşitli siyasi gruplara ve dergilere üye olması romanın ikinci kuşağının hikâyesini oluşturur. 1970’lerde geçen romanın son kısmında 12 Mart darbesi öncesinde, montaj sanayici ailenin hikâyesi içinde ressam torunun, ideoloji ve sanat tartışmalarına ağırlık verilir.

Cüce
Yazan: Leyla Erbil
Romanda seksenli yaşlarındaki bir kadın yazarın yaşadıkları anlatılır. Zenime, kendini evine kapatmış ve unutulmuş bir yazardır. Yıllar sonra da evinin kapılarını tekrar medyaya açar. Erbil, "Yazarın Notu" başlıklı ilk bölümde okuyucuya sanki gerçek hayattaki yazar kimliğiyle seslenerek Zenime Hanım'ı kısaca tanıtır ve "Cüce" adını verdiği bu romanı, Zenime Hanım'ın yazdığı ve yayımlaması için kendisine verdiği notlardan oluşturduğunu belirtir. Bu açıklamadan sonra "Cüce" başlıklı asıl metin yer alır.


Çamlıca'daki Eniştemiz
Yazan: Abdülhak Şinasi Hisar
Roman “deli enişte” adıyla tanınan Hacı Vâmık Efendi'nin hayatı çevresinde kurulmuştur. Eser, alışılmış bir romandan çok parçalar halinde hâtıralardan meydana gelen bir eserdir. Zaman itibariyle Sultan II. Abdülhamid devrinin sonları ile Birinci Dünya Savaşı'nın ilk yıllarını içine alan eserde Çamlıca'daki köşk etrafında kaybolan bir medeniyetin manevi havası anlatılır. Hacı Vâmık, romanda akıllı geçinen birçok insandan kimi zaman daha akıllı, kimi zamanda dengesiz bir tip olarak canlandırılır. “Deli enişte”, memuriyetle gittiği vilayetlerde pek de rahat durmadığı, rüşvet alıp halk zulüm yaptığı iddiasıyla sık sık görevinden uzaklaştırılır. Bu nedenle hayatının büyük bir kısmını uzak Arabistan vilayetleriyle İstanbul arasında gidip gelerek geçirir. Son olarak gittiği vilayetten azledildiği sırada babası ölünce kendisine bir daha memuriyet verilmez. Böylece o da bir daha ayrılmamak üzere, öteden beri rüyalarına giren köşküne kavuşmuş olur.

Çıkrıklar Durunca
Yazan: Sadri Ertem
19. yüzyılın sonunda Avrupa’dan gelen fabrika ürünü kumaşlar piyasayı ele geçirir. Vali, yerli dokuma satışını yasaklar. Köylüyü Avrupa malı kumaşa alıştırmak için tüccarın bedava dağıttığı fabrika dokumalarını Adaköylüler Alevi dergâhının önünde törenle yakar. Softaların kışkırttığı vali de Alevi köylerine karşı harekete geçer. Köylüler eski bir eşkıya olan Pazvantoğlu’nun yönetiminde ayaklanır. Ancak Bolu’ya gönderilen hükumet kuvvetleri Pazvantoğlu’nun gözünü korkutur. Zaptiyeler köyü basıp dergâhı sarar, isyancılar kurşuna dizilir. Devletin ekonomik gücünü temsil eden el tezgahlarının durmasıyla Osmanlı Devleti'nde üretim de durur. 

Dalkavuklar Gecesi
Yazan: Hüseyin Nihal Atsız
Bu roman, yazarın Z Vitamini adlı eseriyle birlikte tek ciltte basılmıştır. Bu romanda yazar, İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanı olduğu tek parti dönemine yönelik eleştirilerini kendi kurguladığı hayali bir devlet üzerinden yapar. Hatti Uygarlığı adını verdiği bu antik çağ devletindeki yöneticilerin de gerçek birer tarihî kişiye denk geldiği açıktır.


Deli Kurt 
Yazan: Hüseyin Nihal Atsız
Yazarın son tarihi romanıdır. Eser, "Fetret Devri" diye anılan dönemin tarihî romanıdır. Roman bir bakıma yazarın, Göktürklerin var olma mücadelesini anlattığı "Bozkurtlar" romanının yüzyıllar sonra yeni vatan Anadolu'daki devamıdır. Romanın asıl kişisi Murat, taht mücadelesi yapan İsa Bey'in oğludur. Deli Kurt tarihi roman olduğu kadar bir aşk romanıdır. İsa Bey'in oğlu olduğunu bilmeden yaşayan Deli Kurt (Murat) doğaüstü güçlere sahip Gökçen'e aşıktır. Romanın geniş özeti için tıklayınız.


Denizin Çağrısı 
Yazan: Kemal Bilbaşar
Denizin Çağırışı bireyi ele alan, psikolojik tahlil romanıdır.
 Roman, psikolojik sorunlar yaşayan bir ilkokul öğretmeninin dengesiz dünyasını yansıtan bir hatıra defteri şeklinde kurgulanmıştır. Doktor tavsiyesiyle izin alıp İzmir'e giden öğretmen, Zehra adında bir kızla nişanlanır. On gün sonra sinemada iken Zehra'yı birden bırakıp gider ve Adalet adındaki bir hayat kadını ile yaşamaya başlar. Bu sefer de kadın bırakır onu. Kasabadaki görevinden de olan öğretmen, parasız kalınca hamallık yapmaya çalışır. Sefaletin son perdesinde kendisini bir sesin çağırdığını düşünür. Deniz, onu çağırmaktadır. Artık yolu bellidir. O da babası gibi denizde hayatına son verecektir.

Dikmen Yıldızı
Yazan: Aka Gündüz
Kurtuluş Savaşı'nı işleyen romanda yazar Milli Mücadeleye Anadolu'dan bakar. Yıldız, İzmir’in tanınmış ailelerinden birinin kızıdır. Cepheye giden nişanlısı Murat'ın ölüm haberinin gelişi üzerine Yıldız’ın maneviyatı bozulur ve sanrılar görmeye başlar. Bunun üzerine Murat'ın babası (Beybaba) ile birlikte Anadolu seyahatine çıkarlar. Yollarda çocuk, kadın, yaşlı, genç herkes kağnılarla cepheye cephane taşımaktadır. Bu kadınlarla söyleşen Yıldız, geçtiği yerlerde yavaş yavaş gerçekle yüzleşir. Ruh sağlığı düzelmeye başlar. Murat ölmemiştir, gizli bir görevle düşman saflarına gönderilmiş, duyulmasın diye adı öldüye çıkarılmıştır.

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu 
Yazan: Peyami Safa 
Edebiyatımızın en başarılı psikolojik romanlarından biri olarak kabul edilen Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, yazarın en çok bilinen eseridir. Dizinden rahatsız 15 yaşındaki bir gencin hastanede ve özel hayatında yaşadıklarını kahramanın gözünden anlatan roman, Peyami Safa'nın hayatıyla gösterdiği benzerliklerden dolayı otobiyografik roman özelliği gösterir.

Ekmek Kavgası (Hikaye Kitabı)
Yazan: Orhan Kemal
İçindeki on sekiz hikâye cezaevlerinde, fabrikalarda, kenar mahallelerde yaşamak için direnen yoksulların hayatından birer sahnedir. Kitaba adını veren ilk hikaye, bir askerî alayın dökülen yemek artıkları çevresinde aç insanların çekişmelerini gösterir. Alay başka yere kalkıp da yerine bir oto bölüğü gelince azalan yiyeceklerden ötürü çekişmeler daha çetin hale gelir.


Esir Şehrin İnsanları
Yazan: Kemal Tahir
Esir Şehrin İnsanları, Esir Şehrin Mahpusu ve Yol Ayrımı romanları "Esir Şehir Üçlemesi"ni oluşturan eserlerdir. Eserde mütareke döneminde işgal altındaki İstanbul anlatılmaktadır. Yazar İstanbul'un işgali sırasında insanımızın takındığı tavırları ele alır. Eserde başlıca üç tip insandan söz edilir: İstanbul Hükumetinin tarafını tutanlar, Kuvayımilliyeciler ve her şeyi oluruna bırakan vurdumduymazlar. Romandaki çatışma bu üç tip insanın olaylara bakışından oluşur. Yazar, üçlemenin kahramanı Kamil Bey’in şahsında ideal Türk aydınında bulunması gerekenleri ifade eder. Varlıklı bir paşa oğlu olan Kamil Bey, yurt dışında öğrenim görmüş, dünyanın birçok yerini gezmiş olan aydın bir kişidir. Nermin adlı bir paşa kızıyla evlenip Birinci Dünya Savaşı yıllarını İspanya'da geçirir. 1920’lerin başında ailesiyle birlikte yurda döndüğünde varlığının çoğunu yitirmiştir. Bir süre sonra kendisini kurtuluş mücadelesinin içinde bulur. Gerçekleri görmeye başlayan Kamil Bey, kimliğini hatırlayıp Anadolu'nun kurtuluşu için mücadeleye katılacaktır.

Eskici ve Oğulları
Yazan: Orhan Kemal
Eser Adana’da bir aileden yola çıkarak 1950’lerin sosyo-ekonomik durumuna ayna tutar. Topal eskici ve oğulları sanayileşmeyle birlikte eskici dükkanından karınlarını doyuramaz duruma gelir. Aile sonunda ırgat olarak çalışmak zorunda kalır.

Fatih ve Harbiye
Yazan: Peyami Safa 
Peyami Safa'nın Doğu-Batı meselesi üzerinde en fazla durduğu romanlarından biri de Fatih - Harbiye romanıdır. Romanda geleneklerine bağlı Fatih semti ile Batılı hayatın simgesi olan Beyoğlu arasında bocalayan Neriman'ın ikilemleri işlenir. Eserde Doğu ile Batı; inanç, müzik, toplumsal değerler, yaşam tarzı gibi birçok bakımından karşılaştırılır. Neriman, Avrupai yaşamı temsil eden Macit ile Doğuyu temsil eden sözlüsü Şinasi arasında kalmıştır. Fatih- Harbiye hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.

Fahim Bey ve Biz
Yazan: Abdülhak Şinasi Hisar
21 bölümden oluşan eser, bir olay anlatmaktan çok Fahim Bey'i tanıtmaya yöneliktir. Fahim Bey'in hikayesi Balkan ve Birinci Dünya Savaşı yılları ile Milli Mücadele Dönemi yıllarında İstanbul'da geçmektedir. Eserde, hayali bir dünyada yaşayan Fahim Bey’in sıra dışı karakteri ve işleri öne çıkar. Örneğin, babasının kendisini kötü durumda görmemesi için İstanbul’da büyük bir konak kiralar. Ancak ne kirasını ödeyecek parası ne de içine koyacak eşyası vardır. Ancak, konağın kendisine sağladığı itibarı, ailesine karşı görevini yerine getirmesinin bir ispatı olarak görür. Londra sefaretine tayin edildiğinde şehrin en büyük terzilerinden birine pek çok elbise ısmarlar ancak bu elbiselerin borcunu yıllarca ödeyemez. Modası geçmiş bu elbiseleri hayatının sonuna kadar giymek zorunda kalması onun için bir başka trajikomik durumdur. İkinci Meşrutiyet ile İstanbul'a dönen Fahim Bey, hayalini kurduğu bir ticaret için sermayedar arar ama bulamaz. Galata'da bir yazıhane tutan Fahim Bey, geliştirdiği savunma mekanizmasıyla, iş yapıyormuş gibi her gün yazıhanesine gider. Yazıhanede hayali işlere ait evraklar düzenleyen Fahim Bey bu evrakları düzenli olarak da dosyalar. Bir süre sonra kirasını ödeyemediği için yazıhaneyi de boşaltmak zorunda kalır. Bu olaydan sonra hayatta tutunacak dalı kalmayan Fahim Bey vefat eder.

Fikrimin İnce Gülü
Yazan: Adalet Ağaoğlu
Eser, Almanya’ya çalışmaya giden bir Türk işçinin dramını ele almaktadır. 1976’da tamamlanan eser, Türk Edebiyatı’nın “ilk yol romanı”dır. Eserde, Bayram'ın yeni aldığı arabasıyla Kapıkule ile memleketi Ballıhisar’a arasında yaptığı yolculuk sırasında yaşadıkları ve hatırladıkları anlatılır. Bayram, Almanya’da biriktirdiği parayla bal rengi bir Mercedes almış, arabasıyla sevgilisi Kezban'a ve köylülerine kendini ispatlamak istemektedir. Hakim bakış açısı ile anlatılan romanda zaman zaman bilinç akışı yönteminden faydalanılarak Bayram'ın geçmiş hayatıyla ilgili bilgiler verilir. Bayram, yol boyunca ezikliğini, yoksulluğunu ve dışlandığı günleri hatırlar. Sıra bunun acısını çıkarmaya, tüm köye artık zengin ve statü sahibi biri olduğunu ispatlamaya gelmiştir. Bayram'ın arabası da zaman içinde şahsiyet kazanmış, Balkız olmuştur.  Romanın geniş özeti için tıklayınız.

Garipler Sokağı
Yazan: Oktay Akbal
Bu sokak, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Fatih'te orta halli insanların yaşadığı bir İstanbul sokağıdır. İyi bir ailenin oğlu olan üniversite öğrencisi Salih, bir aşk yüzünden evinden ayrılmış, Garipler Sokağı'nda bir oda kiralamıştır. Bir hatıra defteri gibi yazılmış eserde Salih; uzaktan gözlemlediği sokağı ve bir türlü kaynaşamadığı o insanların gündelik hayatlarını anlatır. Salih'in gözlemleri, günün birinde sokaktaki evlerin büyük bir cadde açılmak üzere istimlak edilmesiyle sona erecektir.


Hababam Sınıfı
Yazan: Rıfat Ilgaz
Roman, eğitim sistemine yapılmış mizahi bir eleştiridir. Öğrenciler, onları anlamayan ve yeniliklere kendilerini kapamış öğretmenleriyle çatışma yaşarlar. Otoriter anlayışla hareket eden bu öğretmenler, eğitimin merkezine öğrencileri yerine kendilerini alırlar. Öğrencilerin uyması gereken kurallar yığını ve her istediği emir gibi yerine getirilsin isteyen öğretmenleri vardır. Öğrenciler, öğretmenlerinin bu tutumu karşısında kendilerine bir özgürlük alanı yaratmak ister. Öğretmenlerini türlü oyunlarla kandırarak kendi istediklerini yapmaya çalışmaları hep bu özgürlük arayışının sonucudur. Eserini yazarken geleneksel Türk tiyatrosundan da yararlanan yazar, karakterlerine ya da fiziki özelliklerine göre kahramanlarına takma adlar vermiştir: İnek Şaban, Kel Mahmut, Tulum Hayri, Sidikli Turan, Yavşak Şadi, Badi Ekrem, Öküz Kont, Sansar Behçet, Susak Cafer, Hayta, Palamut Recep, Güdük Nemci, Domdom Ali…


Hanımın Çiftliği
Yazan: Orhan Kemal
Üçlemenin ikinci kitabı. Üçlemenin ilk kitabı "Vukuat Var", son kitabı ise "Kaçak'tır. 

Üçlemenin ilk kitabında Adana'da bir fabrikada işçi olan Güllü, sevgilisi Kemal öldürülünce ailesinin kendisini vermek istediği Ramazan'la evlendirilmek üzere Ramazan'ın zengin dayısı Muzaffer Bey'in çiftliğine gitmek zorunda kalmıştı.
Güllü çiftliğe geldikten sonra da sevmediği bu adamla evlenmemek için direnir. Muzaffer Bey ise çapkın bir adamdır. Ramazan, çiftliğin kahyası ve adamları Güllü'yü Muzaffer Bey'den uzak tutmaya çalışsa da başaramazlar. Bey, Güllü'yü çağırtır, görünce de pek beğenir ve kendine alır. Güllü şimdi lüks hayata alışmış, Serap Hanım olmuştur. Muzaffer Bey'in düşmanı olan Habib, Bey'i pusuya düşürüp öldürür. Katil bulunamaz. Habib ve kardeşleri de bir gece çiftliği yakar. Habib, kendisini ele vermeyeceği sözü üzerine Muzaffer Bey'den emzikte bir çocuğu olan Serap'ın hayatını bağışlar. Davacısı olmadığı için sorgular boşa gidecek, çiftliğin kundakçısı bulunamayacaktır. Romanın geniş özeti için tıklayınız.


İnce Memed
Yazan: Yaşar Kemal
Memed 12 yaşında bir yetimdir. Anası ile birlikte Değirmenoluk köyünde oturur. Köy, Abdi Ağa'ya aittir. Memed, Ağanın zulmünden ve dayağından bunalmıştır. Bir zaman sonra Memed’in “soylu bir eşkıya” olarak dağa çıkmasına neden olan olay patlak verir. Abdi Ağa, Memed’in sevdalı olduğu Hatçe’yi yeğeni Veli’ye nişanlar. Memed ile Hatçe kaçar. Abdi Ağa, Veli ve diğerleri onları takip eder. Ancak Memed, Abdi Ağa’yı ve Veli’yi vurur. Abdi Ağa yaralanmış, Veli ise ölmüştür. Köye dönen Abdi ve adamları Veli’yi öldürenin Hatçe olduğunu söyler. Yalancı şahitliklerle Hatçe hapse gönderilir. Memed ise tek başına dağa çıkar. Abdi Ağa tüm hırsını Memed'in anası Döne'den çıkarır ve döve döve öldürür kadını. Hatçe'nin Kozan'a götürüleceğini öğrenen Memed ve arkadaşları Hatçe'yi ve arkadaşı Iraz'ı jandarmanın elinden kurtarır. Bir süre sonra bir yüzbaşı komutasındaki jandarma baskınında Hatçe ölür. Memed, Abdi Ağa'nın kasabada kaldığı yeri öğrenir. Gece vakti odasında bastırdığı Abdi Ağa'yı öldürür ve atını Toroslar'a doğru sürerek gözden kaybolur.
Romanın geniş özeti için tıklayınız.

İzmir'in İçinde
Yazan: Samim Kocagöz
27 Mayıs Darbesi'ne giden süreci, İzmir'i merkez alarak işleyen roman, Demokrat Partinin son yıllarında geçer. Emekli bir subayın oğlu Emre, İzmir’in meşhur iş adamlarından Hamdi Bey’in kızı Gülseren ile nişanlıdır. Hamdi Bey’in fabrikasında çalışmaya başlayan Emre, Gülseren’in amcası Hidayet Bey ile çatışmalar yaşar. Devir fırsatçıların devridir. Emre nişanlısının ailesini daha yakından tanıdıkça başka hesapların döndüğünü fark edecek ve toplumdaki bölünmüşlüğe yakından tanık olacaktır.


Kaçak
Yazan: Orhan Kemal
Üçlemenin son romanıdır. Üçlemenin diğer kitapları "Vukuat Var" ve "Hanımın Çiftliği" dir. Muzaffer Bey'i öldüren sonrasında Bey'in çiftliğini de yakan Habib'in, sığındığı evde yaşadığı olaylar bu romanın konusunu oluşturur. Kanun kaçağı durumundaki Habib, saklanabilmek için yedi yıldır çocuğunu 
tek başına büyütmeye çalışan Hacer'in yanına sığınır. Bu, iki yalnız ve çaresiz insan arasında zamanla büyük bir sevgi doğar. Hacer'e duyduğu aşk, Habib'in hayata bakışını ve davranışlarını olumlu yönde değiştirmeye başlayacaktır.

Kalpaklılar
Yazan: Samim Kocagöz
Yazarın Milli Mücadele'yi ele aldığı romanıdır. Kalpaklılar, İzmir’in işgalinde Yunanlılara karşı direnen Hasan Tahsin’in şehit edilişi ile başlar. Hasan Tahsin'in arkadaşı Yusuf, bir dizi maceranın ardından Anadolu’ya geçerek Milli Mücadele'ye katılır. Yunan askeri Manisa’dan sonra Aydın'a da gelir. Herkes, büyük bir mücadele halindedir. Bu romanın devamı olan Doludizgin’de ise yazar, I. ve II. İnönü Savaşları ile Sakarya Savaşı'nı sıra ile anlatır. Roman 9 Eylül 1922'de düşmandan temizlenmiş olan İzmir’de, Atatürk’ün halkla buluşmasının anlatılması ile sonuçlanır.


Kaplumbağalar
Yazan: Fakir Baykurt
Ankara yakınlarında altmış evli, yoksul Alevi Tozak susuz ve gölgesizdir. Tozlu yollarında, bir serinlik arayan kaplumbağalar dolaşır. Bir köy öğretmeninin köyünü değiştirmek için verdiği çabanın romanıdır. Köyü yoksulluktan kurtarmak isteyen Kır Abbas ve Eğitmen Rıza, köye bir bağ kurmaya karar verirler. Kıraç diye kullanılmayan toprak köy halkı tarafından uzun bir uğraştan sonra verimli bir hale getirilir. Altı yıl geçince asmalar üzüm verir. Devlet, hazine arazisi olduğu gerekçesiyle işgal ettikleri araziyi köylüye satmak ister. Yoksul köylüler o kadar emek verdikleri bağları bir gece yerle bir edip ölü hayatlarına geri dönerler.

Kar
Yazan: Orhan Pamuk
Yazar, ilk ve son siyasî romanım dediği eseri için mekan olarak Kars'ı seçmiştir. Olaylar, on iki yıldır Almanya'da bir anlamda sürgünde olan şair Ka, bir röportaj için Kars'a gitmesiyle başlar. Rejim baskısını ve sonuçlarını tema olarak alan romanın kurgusu, şehirde gerçekleştirilen ve biraz da bir tiyatro oyununa benzeyen bir askeri darbenin hikayesine dayanır. Üç gün süren olayların tarafları siyasal İslamcılar, askerler, laikler ve milliyetçilerdir.

Kara Kitap
Yazan: Orhan Pamuk
Roman, Galip'in kaybolan karısı Rüya ile yazar olan kuzeni Celal'i arayışını anlatır. Kendine rehber olarak Celal'in yazılarını seçen Galip, bu arayışta çeşitli zorluklarla karşılaşır. Roman temelde Galip'in kendini arayışını ve Celal'in yerine geçişini, bir yazar olma çabasını anlatır. Kara Kitap, birbirleriyle ilgisiz gözüken çok sayıda hikayeden, anlatıdan kurulmuştur. Sebep-sonuç ilişkisi pek aydınlık olmayan, gevşek bir yapı üzerine kurulan bu roman, bir "arama" temasının eşliğinde gelişmektedir.

Karanlığın Günü
Yazan: Leyla Erbil
Roman, Neslihan (Nesli) adlı bir kadın yazarın, aile hayatını, akıl hastanesinde yatan annesi Nuriye Hanım'ı ziyaretlerini ve edebiyat çevresinden kişilerle, arkadaşları Yıldız'ın evinde toplandıkları gece yaşananları geriye dönüşlerle anlatır. Karanlığın Günü'nde bu kez üç kadın yazarla karşılaşırız: Nesli, İkbal ve Asiye. Asiye, bir yazar olarak yükselmek için maddi gücünü, İkbal kadınlığını kullanır. Nesli ise çok satmak, ünlenmek gibi kaygıları olmayan bir yazardır. 


Karartma Geceleri
Yazan: Rıfat Ilgaz
Romanın kahramanı edebiyat öğretmeni olan Mustafa Ural’dır. İkinci Dünya Savaşı yıllarında geçen romanda Mustafa Ural, toplatılan şiir kitabı nedeniyle aranmaktadır. Sağlık problemleri vardır. İstanbul’un soğuk ve karartılmış sokaklarına, eş dost evlerine sığınır. Yazarın kendi hayatından izler taşıyan roman bir aydın, şair ve öğretmen olan Mustafa Ural'ın kaçış hikayesini anlatırken 1940'lı yılların Türkiye'sine de ışık tutmaktadır.


Kırmızı Saçlı Kadın
Yazan: Orhan Pamuk
Cem, babası tarafından terk edilen ve annesiyle yaşayan lise çağındaki bir gençtir. Yazar olma hayaliyle bir kitapçıda çalışır, boş kaldıkça da kitap okur. Cem, bu okumaların birinde hayatını etkileyecek olan Oidipus miti ile tanışır. Üniversite sınavı için dershaneye gidecek parayı biriktirmek için kuyu kazma işinde de çalışmaya başlayan Cem, Mahmut Usta’ya çırak olarak verilir. İkili arasında zamanla bir baba oğul ilişkisi oluşur. Cem ile Mahmut Usta kasabaya indikleri sırada romana ismini veren Kırmızı Saçlı Kadın (Gülcihan) ile karşılaşırlar. Bir çadır tiyatrosunda sahneye çıkan Kırmızı Saçlı Kadın, Cem’in babasının gençlik aşkıdır. Kadın, çadıra gidip gelmeye başlayan Cem ile birkaç hafta sonra bir gece beraber olur. Bu gece ile Cem'i, Oidipus'un kaderine benzer bir gelecek beklemektedir. 
Geniş özet için tıklayınız.

Kuyucaklı Yusuf
1903 yılında Aydın'ın bir köyünde eşkıyaların bastığı bir evde karı-koca öldürülür. Soruşturmaya gelen kaymakam evde sağ kalan dokuz yaşındaki Yusuf'u evlat edinir. Kaymakam, karısı Şahinde’nin yüzünden kendisini içkiye ve kumara vermiştir. Fabrikatör Hilmi Bey’e üç yüz yirmi altın borçlanmıştır. Zamanla Yusuf ve kaymakamın kızı Muazzez büyür. Kasaba kabadayısı Şakir, Muazzez’i rahatsız edince Yusuf tarafından dövülür. Daha sonra kaymakam Yusuf ile Muazzez’i evlendirir. Yusuf'u Edremit'e tahrirat katibi yapar. Bir süre sonra gelen yeni kaymakam Şakir’in ve babasının yakın dostudur. İzzet Bey adındaki bu yeni kaymakam Yusuf'u görevden alır ve süvari tahsildarı yapar artık Yusuf sürekli dışarıdadır. Bu arada Şahinde Hanım'ın evi kaymakam ve ileri gelenlerin çalgı çengi yeri olmuştur. Muazzez de iffetini yitirmek üzeredir. Bir akşam Yusuf eve gelir, evdeki herkesi öldürür. Karısını gömen Yusuf atını atlar ve dağlara gider.

Küçük Ağa
Yazan: Tarık Buğra 
Mehmet Reşit Efendi, yöre halkının padişaha daha sıkı bağlanması için İstanbul Hükumeti tarafından Akşehir'e gönderilir. Akşehir'de İstanbullu Hoca diye anılan Mehmet Reşit Efendi vaazlarıyla halkın padişaha bağlı kalması için çabalar. İstanbullu Hoca; aklı başında, vatanını seven, görevinin gereğini yerine getirmeye çalışan son derece heyecanlı bir imamdır. Kuvayımilliye'ye karşı olduğu için hakkında vur emri çıkarılan Hoca, Çakırsaraylı çetesine sığınır. Bu arada Çolak Salih onu vurmak için görevlendirilir. Ancak İstanbullu Hoca gerçekleri görmeye başlamıştır. İstanbullu Hoca'nın bir askere dönüşerek zafer için orduya katılması romandaki olayların merkezini oluşturur.  Çolak onu vurmaz, ikisi birden Kuvayımilliye'yi baltalamaya çalışan gruplara karşı mücadeleye başlar. Küçük Ağa adını alan İstanbullu Hoca, Çerkez Ethem'in ortanca kardeşi Tevfik Bey'in bir müfrezesinin başına geçer.

Kürk Mantolu Madonna 
Romanda, kahraman - anlatıcının (isimsiz) iş yerinde herkesin sıradan ve sıkıcı olarak gördüğü Raif Efendi’nin iç dünyasını Raif Efendi’ye ait bir hatıra defteri aracılığıyla keşfeder. Romanın bundan sonrasını Raif Efendi’nin hatıra defterine yazdıkları oluşturur. Raif Efendi’yi sabunculuk tekniğini öğrenmesi için Almanya’ya gönderir. Raif, burada sabun fabrikalarını gezmek yerine müzeler ve resim galerilere giderek vaktini geçirmeye çalışır. Bir senedir burada olan Raif Efendi, bir gün bir resim galerisinde gördüğü Kürk Mantolu Madonna tablosundan etkilenir. Günlerce sadece bu tabloyu seyretmek için galeriye gider. Sonunda tablonun sahibi Maria Puder’le tanışır ve ona âşık olur. Raif'le Maria Puder arasında önce tek taraflı bir aşk yaşanır. Raif bunu kabullenir, karşılık beklemeden sever ve aşka yakışır fedakarlıklarda bulunur. Zamanla Maria Puder de ona aşık olur. Maria’yla ilişkisinin tam rayına oturduğu bir zamanda Raif, memleketinden bir telgraf alır. Telgrafta babasının öldüğü ve derhal memlekete gelmesi gerektiği yazılıdır. İşleri düzene koyduktan sonra Maria’yı da memleketine getireceği sözünü veren Raif Efendi, Almanya’dan ayrılır. Maria Puder’le düzenli olarak mektuplaşır. Ancak belli bir zaman sonra Maria Puder, Raif Efendi’ye mektup yazmaz. Raif Efendi kandırıldığını düşünerek bir başka kadınla evlenir ve çocukları olur. Raif Efendi, Ankara’da bir gün Maria Puder’in bir akrabasıyla karşılaşır ve ondan bilgi almaya çalışır. Maria’nın on sene önce hastalandığını, hastalığına rağmen bir çocuk dünyaya getirdiğini ancak doğumdan bir hafta sonra öldüğünü öğrenir. Kürk Mantolu Madonna hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.

Mahşer
Yazan: Peyami Safa
Olaylar Birinci Dünya Savaşı ile Mütareke Dönemi sırasında İstanbul'da geçmektedir. Roman, Çanakkale Savaşı'nda gazi olan Nihat'ın, İstanbul'a dönüşünde yaşadığı dramı anlatır. Maddi sıkıntılar çeken Nihat, Beyoğlu'nda bir apartman dairesinde oturan Seniha Hanım'ın kızına Fransızca dersi vermeyi kabul eder.Gittiği evde, Avrupai bir hayat süren Seniha Hanım ve eşi Mahir Bey’in milli manevi değerlere uzak yaşamlarından rahatsız olur. Nihat, evde Mahir Bey’in yeğeni Muazzez ile tanışır. Muazzez'in onlar gibi olmadığını fark eder. Genç kadın, içinde bulunduğu muhiti beğenmemekte ve buradan kurtulmak istemektedir. Zaman içerisinde Nihat'la Muazzez yakınlaşır. Birbirini seven bu iki genç evden ayrılarak evlenirler. Ancak bir süre sonra maddi imkansızlıklarla boğuşmak zorunda kalarak ümitsizliğe düşerler. Tam bu noktada Kerim Bey devreye girer. Telkinleriyle Nihat'ı içinde bulunduğu bunalımdan kurtarır. Muazzez ile Nihat yine birbirlerine kavuşurlar. Roman hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.


Masumiyet Müzesi
Yazan: Orhan Pamuk
Olaylar 1975 ve 2004 yılları arasında İstanbul’da geçmektedir. Kemal Basmacı, İstanbul’un zengin ailelerinden birinin oğludur. Amerika’da okumuştur. Kemal’in uzak akrabası olan on sekiz yaşındaki Füsun Keskin, bir mağazada tezgâhtarlık yapmaktadır. Füsun öğretmen emeklisi bir babanın ve evlere terziliğe giden bir annenin tek çocuğudur. Kemal, çocukluğundan beridir görmediği Füsun'u, kendisiyle aynı sosyal zümreye mensup ve Avrupa’da okumuş olan nişanlısı Sibel'e çanta almak için gittiği butikte görür. Kemal, Füsun'a o an âşık olur. Bu aşk zamanla büyük bir tutkuya dönüşecektir. Geniş özet için tıklayınız.

Memo
Yazan: Kemal Bilbaşar
Cemo'nun devamı olan romanda Doğu Anadolu'nun 1925 - 1938 yılları arasındaki trajik serüveni anlatılır. Şeyhleri, ağaları ve töreleri ile Doğu Anadolu bu sefer de şıh (şeyh) kızı Senem'in gözünden dile gelir.

Murtaza
Yazan: Orhan Kemal 

Roman, görevini her şeyden üstün tutan bekçi Murtaza’yı anlatmaktadır. Murtaza, görev anlayışıyla, trajikomik kişiliğiyle edebiyatımızın unutulmaz tipleri arasında yer almıştır. Murtaza mübadele ile gelmiş bir göçmendir. Çukurova’da devletin verdiği tarlayı ekip biçmiş ama işler yürümeyince şehre taşınmıştır. Önce mahalle bekçiliği yapar ardından da fabrika bekçiliğine geçer. Görevine çok bağlı olan Murtaza hiçbir ihmali bağışlamadığı için işçiler tarafından pek sevilmez. Bekçi olarak işe alınmasına rağmen işçileri denetlemeye kalkışır, üstelik ustalara da karışır. İşe ara verip tuvalette sigara içenlere, iş başında kaçamak yapıp uyuklayanlara, işten kaytarıp etrafta koşuşturup oynayan çocuk işçilere, fabrika kahvesinde boş boş oturanlara karışır, göz açtırmaz. Fabrikadaki herkesi disipline sokmaya çalışır. Bazen de bu kişileri Fen Müdürüne şikayet etmektedir. Fen müdürü ise Murtaza'nın çalışmasından memnundur. Böylece fabrikadaki her şeyden haberdar olmaktadır. Bir gece kızlarının da vazife başında uyudukları söylenince hışımla gelerek küçük kızı Firdevs'i saçlarından tutarak yere fırlatır. Başından yaralanan küçük kız bir süre sonra ölür.

Müfettişler Müfettişi
Yazan: Orhan Kemal
Romanın başkişisi, kendilerini teftiş kurulu diye gösterip aldıkları sus payı rüşvetlerle geçinen bir şebekenin elebaşısı olan Kudret Yanardağ'dır. Kudret Yanardağ; orta yaşlı, kerli ferli "müfettiş görünümlü" bir adamdır. Bu defa Anadolu'da küçük bir ili "teftişe" çıkar. İlk önce meyhaneye giden kahramanımız, iş yerinin sağlık kurallarına uymadığını söyleyerek iş yeri sahibine kızar. Sonra sırasıyla lokantaya ve otele giden Kudret, benzer şekillerde davranır. Tavırları ve konuşmalarından onun müfettiş olduğu kanısına varan esnaflar ise rüşvet verme yarışına girerler. Buradan kazandıklarını karısına kaptıran Kudret Yanardağ, yeni bir teftişe çıkacak ancak bu sefer yakalanacaktır. 


Nabi'nin Park Kahvesi
Yazan: Samim Kocagöz
1948'deki ilk baskısı Bir Şehrin İki Kapısı adıyla basılmıştır. Şahıs kadrosu oldukça geniş olan eser, kasabadaki bir kahveyi merkeze alır. Roman; aydın-köylü, aydın-ağa, aydın-bürokrasi ve köylü-ağa, köylü-tabiat çatışmaları üzerine kuruludur. Ağalar, Kurtuluş Savaşı sırasında dahi halkı sömüren ancak zaferin ardından herkesten daha çok Cumhuriyetçi görünen kimseler olarak tanıtılır. Menderes'in taşması mahsulünün ziyan olması bu da insanların aç kalması demektir. Zati Bey ise nehrin taşkınından büyük bir menfaat sağlamakta bu nedenle Menderes'e karşı bir önlem işine girilmesini yerel yöneticilere verdiği rüşvetlerle engellemektedir. Kasabadaki bu gidişatı görerek düzeltmek isteyen Doktor Reşat, Bekir gibi isimler yerleşik düzenin çarklarında ezilirler. 
Sonuç olarak roman özelde yörenin, genelde ise ülkenin gidişatına dair bir tablo sunar. Roman sonunda var olan düzen, yüzyıllardır var olduğu şekliyle devam eder.

Onbinlerin Yürüyüşü
Yazan: Samim Kocagöz
Roman, İkinci Dünya Savaşı sürecinde Türkiye'deki öğrenci olaylarına ışık tutmaktadır. Yazarın kendi üniversite hayatının gözlemlerinden oluşan eser İstanbul'da geçmektedir. Hukuk Fakültesinde öğrenim gören Recep ve Halit siyasi anlayışları birbirine benzese de farklı karakterlerdir. Recep idealleri peşinde koşup, memleket uğruna mücadele verirken Halit bireysel mutluluğun ve tutulduğu aşkın peşinden gider. 
Ancak Halit zamanla hatasını görerek amaçsız bir yaşamın getirdiği umutsuzluğa ve vicdan azabına göğüs germeye çalışacaktır.

Ortadirek
Yazan: Yaşar Kemal 

Yazarın "Dağın Öte Yüzü" adını verdiği üçlemenin ilk romanıdır. Romanın konusu, Yalak köylülerinin pamuk toplayabilmek için dağdan düze iniş yolunda çektiği çileli yaşantıdır. Geçimlerini pamuk toplayarak elde eden köylüler yoksul bir yaşam sürmektedir. Eserde kendi çıkarları için köylüleri kullanan muhtar ve ona karşı çıkmak isteyen grubun çatışması, ezen ile ezilen arasındaki mücadele olarak verilir.

Ölmeye Yatmak
Yazan: Adalet Ağaoğlu 

Dar Zamanlar adlı üçlemenin ilk romanıdır. Üçlemenin diğer romanları Bir Düğün Gecesi ve Hayır'dır. Eserde Türkiye'nin modernleşme süreci, bir kadın akademisyenin hayatına paralel olarak anlatılmaktadır. Roman, 1968 yılında Aysel’in bir otel odasında ölmeye yatması ile başlar. Aysel’in otel odasında tüm hayatını sorgulamaya başlaması ile roman 1938’e, Aysel'in ilkokul yıllarına, döner. Aysel, Ankara'nın küçük bir kasabasında ev kadını bir anne ile esnaf bir babanın çocuğudur. Aysel, üniversite eğitimi sırasında tanıştığı ve entelektüel olarak kendisine yakın bulduğu Ömer’le evlenmiş ancak çocukları olmamıştır. Aysel, ölmeye yatmadan kısa bir süre önce ise üniversitedeki öğrencilerinden Engin adlı bir çocukla evlilik dışı bir ilişki yaşamıştır.

Ölmez Otu
Yazan: Yaşar Kemal
Yazarın "Dağın Öte Yüzü" adını verdiği üçlemenin son romanında Uzunca Ali'nin hikayesi romanın temel konusunu oluşturur. Ali, Çukurova’ya inerken yola dayanamayacağını düşündüğü yaşlı annesi Meryemce’yi boşalan köyde bir başına bırakır. Çukurova’da ırgatlar arasında Ali'nin anasını öldürüp geldiği söylentisi yayılır. Ali'nin böyle bir iş yapmayacağını bilen Muhtar Sefer, bu durumu intikam için bir fırsat olarak görür. Ömer'i köye Meryemce Ana’yı öldürmeye yollar, bu sayede söylenti gerçekleşecek Ali suçlanacaktır. Haftalardır insan sesine hasret kalan Meryemce, Ömer’i öyle candan karşılar ki Ömer öldüremez kadını. Çukurova’da pamuk toplama işi sona ermiş, güz yağmurları başlamıştır. Köye dönen Uzunca Ali, annesini ölmüş bulur.

Panorama
Cumhuriyet’in ilanından sonraki dönem ile halkın inkılâplar karşısındaki tavrını anlatan Panorama, iki cilt olarak yazılmıştır. 1923 ve 1952 yıllarını kapsar. Ortada değişen bir yönetim şekli ve bu yönetimin getirdiği inkılâplar vardır ancak Anadolu insanı yenilikler karşısında mesafelidir. Romanda sadece inkılaplara karşı koyanların değil, halk ile bağını koparmış aydın kesim ile çıkar peşinde koşan siyasetçilerin de güçlü eleştirisi vardır. Romancının ülkenin geleceği için Ankara romanında beslediği umutlar Panorama’da sönmüş gibidir.

Rozalya Ana (Hikaye Kitabı)
Yazan: Sevinç Çokum
Kitap; Rozalya Ana, Bir Ağacın Dilinden, Güneşin Son Saatleri, Tavus Kuşunun Dönüşü, Kaybolmuş Akşam Alacaları, Göç Sonrası, Asmalı Köyün Öğretmeni, Sevgiyi Öğreten Kuşlar, Kuş Günlüğü, Kütahyalı Kız adlı on hikayeden oluşmaktadır. Kitaba adını veren Rozalya Ana adlı hikayede, İkinci Dünya Savaşı sırasında zorla sürgün edilen Kırım Türklerinin çektiği sıkıntılar, onların vatan sevgisi ile toprağı yeniden vatan yapma mücadelesi anlatılmıştır. Ayrıntılı bilgi için tıklayınız.


Ruh Adam
Yazan: Hüseyin Nihal Atsız
Otuz bir bölümlük romanın ilk bölümünde bir Uygur masalı anlatılır. Masala göre evli olan Yüzbaşı Burkay, buna rağmen Açığma-Kün adlı bir genç kadına aşık olur ancak karşılık alamaz. Derdine çare bulması için gittiği Şeytanlar başı Madar, Burkay'dan karısını kurban etmesini ister. Burkay, sevdiği kadına kavuşmak için karısını tereddüt etmeden kurban eder. Burkay'ın karısı ölmeden önce: “Kıyamete kadar dünyaya her gelişinde ruhun ızdırap içinde çalkalansın!” diyerek beddua eder. Bu bedduanın Tanrı tarafından kabul edilmesiyle Yüzbaşı Burkay'ın ruhu kıyamete kadar dünyaya her dönüşünde ıstırap çekecektir. Yüzbaşı, sevdiği kıza kavuşmuş olsa da bir türlü mutlu olamaz. Romanda asıl vurgulanmak istenen nokta, "ruhun tekrar dünyaya dönüşü"dür. Uygur masalı, romanda bu açıdan önem taşır çünkü romanın başkişisi olan Yüzbaşı Selim Pusat, aslında masaldaki Yüzbaşı Burkay'ın tekrar dünyaya dönmüş halinden başkası değildir. Roman hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.


Sarı Traktör
Roman, Eskişehir dolaylarında Özeler köyünde geçer. İzzet Ağa, oğlu Arif'in ısrarlarına rağmen traktör almak istemez. Eski üretim araçlarına alışık olan varlıklı baba ile oğlu arasındaki bu mücadele romanın iskeletini oluşturur. Tarladaki tüm işleri çekip çeviren Arif'in tüm ümidi babasının bir traktör almasıdır. Bu sayede işler çok daha kolay olacaktır. Rahatsızlanarak tedavi için Ankara'ya götürülen İzzet Ağa'nın bu sürede yaşadıkları fikrinin değişmesini sağlar. Traktörü getiren teknisyen, Arif'e sürmesini de öğretecektir fakat köyde kar yağmaktadır. Köyde herkes yatınca Arif, sabaha kadar karları temizler ve meydanı açar. Arif, köylünün şaşkın bakışları altında, traktörünü yürütmeye başlar.

Sessiz Ev
Yazan: Orhan Pamuk
Biri tarihçi, biri devrimci, biri de zengin olmayı aklına koymuş üç torun İstanbul yakınlarındaki evinde babaannelerini ziyaret ederler. Dedelerinin yetmiş yıl önce siyasî sürgün olarak kasabaya geldiğinde yaptırdığı bu evde bir hafta kalırlar. Bu sürede, babaannelerinin doksan yıllık anılarla yüklü geçmişi ağır ağır aralanır.

Sözde Kızlar
Yazan: Peyami Safa
Yunan saldırıları sırasında kaybolan babasını aramak amacıyla İstanbul'a gelen Mebrure romanın ana karakteridir. Romanda olaylar ahlak bunalımına sürüklenen bir aile ve onun yakın çevresinde geçer. Mebrure, uzaktan akrabası olan Nafi Bey'in köşkünde kalmaktadır. Köşkte yaşayan Nevin, Behiç ve Nazmiye Hanım kendi kültürlerine yabancılaşmış, yozlaşmış tiplerdir. Mebrure, ilk zamanlar kendisine ilgi duyan Behiç’in cazibesine kapılır. Zamanla Behiç’in gerçek yüzünü gören Mebrure ondan uzaklaşır. Behiç’in aksine fakir, samimi, temiz duyguları olan Fahri'ye ilgi duymaya başlar. Roman, Mebrure’nin babası İhsan Efendi’nin gazete ilanını görmesi ve Mebrure’ye mektup yazmasıyla sona erer. 
Roman hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız

Surname
Yazan: Aziz Nesin
Romana adını veren "surname" divan edebiyatında Osmanlı saray düğünleri ve şenlikleri hakkında yazılan eserlerin genel adıdır. Romanını bir "surname" gibi yapılandıran yazar Berber Hayri isimli bir suçlunun yaşadıklarını, hapishanede başına gelenleri, geçirdiği değişimi ve son olarak Sultanahmet Meydanı'ndaki asılma şenliğini betimleyip anlatır.

Şimdiki Çocuklar Harika
Yazan: Aziz Nesin
Roman, iki çocuğun birbirine yazdığı mektuplardan oluşmaktadır. Roman, ideal anne-baba konusunda yapılmış bir anketin sonuçlarıyla başlar. Daha sonra Zeynep ve Ahmet isminde iki ilkokul öğrencisinin birbirine yazdığı mektuplarla devam eder. Biri Ankara’da öteki İstanbul’da iki ilkokul öğrencisi, birbirlerine aile çevrelerinde ve okullarında geçen olayları, büyükler dünyasında gördükleri tuhaflıkları anlatırlar.


Tehlikeli Oyunlar
Yazan: Oğuz Atay
Romanın başkişisi Hikmet Benol’un iç dünyasını, çelişkilerini kendi yarattığı kişilerle somutlaştıran bir eserdir. Otuzlu yaşlardaki Hikmet Benol, aldığı yeni kararlarla birlikte hayatını bütünüyle değiştirmek ister ve modern dünyayı terk ederek gecekonduya taşınır. Onun gecekondudaki komşuları, Albay Hüsamettin Tambay ve Nurhayat Hanım’dır. Hikmet Benol, Albayla oyunlar yazarken iç konuşmaları ve hayalleri oyunlara dahil olur, onun iç hesaplaşması yazdığı bu oyunlarda belirginleşir. Özellikle geçmişiyle yüzleşen Hikmet Benol, yazdığı oyunlarda da başarılı olamaz ve romanın sonunda intihar eder.


Tuhaf Bir Kadın
Yazan: Leyla Erbil
1971 yılında yayımlanan roman "Kız", "Baba", "Ana" ve "Kadın" olmak üzere dört bölümden oluşur. Eserde toplumun değerleri ile çatışan genç bir kadının erkek egemen topluma karşı verdiği mücadele anlatılır. Roman, Nermin’in hayatının anlatıldığı yirmi yıllık bir süreyi kapsar. Roman hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.


Tutunamayanlar
Yazan: Oğuz Atay
Edebiyatımızın ilk postmodern roman örneğidir.
Roman, Turgut'un Selim'in intihar haberini alması ile başlar. Bir resmi dairede inşaat mühendisi olarak çalışan Turgut'un eşi Nermin ve iki çocuğuyla görünürde iyi bir aile düzeni vardır. Ancak arkadaşının ölüm haberi Turgut'un bütün hayat düzenini alt üst eder. Turgut, Selim'in intiharını aydınlatmak için arkadaşlarıyla ve ailesiyle görüşmeler yapar. Turgut, bu süreçte kendisiyle yüzleşmeye ve yaşadığı hayatı sorgulamaya başlayacaktır. Sonunda önce ailesini sonra da işini ve yaşadığı şehri terk ederek yeni bir hayata doğru yol alır. Bu yolculuk sonunda Turgut, Selim gibi intiharı seçmese de romanın sonunda trenden inerek kalabalığın arasına karışır.


Üç İstanbul
Yazan: Mithat Cemal Kuntay
Adnan, romanın başında veremli annesiyle fakir bir hayat süren, para kazanmak için gazeteye yazılar yazan, özel dersler veren ve yaşadığı dönemi romanlaştırmak (yazdığı romanın adı "Yıkılan Vatan"dır, zengin olduktan sonra yazmayı bırakır) isteyen genç bir yazardır. İlerleyen bölümlerde İttihat ve Terakki'nin önemli birkaç isminden biri ve ülkenin kaderinde söz sahibi, iktidar bağlantıları sayesinde zengin bir avukat olur. En sonunda ise ülkenin kaderinin belirlendiği Ankara'ya çağrılmayı ve eski itibarının iadesini bekleyen bedbaht bir avukat olarak ölür.

Vukuat Var
Yazan: Orhan Kemal 
Üçlemenin ilk romanıdır. Üçlemenin diğer romanları Hanımın Çiftliği ve Kaçak'tır.
Romanın merkezinde bir fabrika işçisi olan Güllü vardır. Güllü, aynı fabrikada çalışan Kemal'i sevmektedir. Çiftlik sahibi Muzaffer Bey'in yeğeni olan Ramazan, Güllü'yü görüp aşık olur. Güllü, Ramazan'a varmamak için Kemal'e kaçar. Kemal, fabrikada iken eve baskın yapan Güllü'nün ailesi, genç kadını tekrar evine götürür. Güllü evde babası ve ağabeyi tarafından bayılana kadar dövülür. Durumu haber alan Kemal, Güllü'yü onların elinden kurtarır ancak Güllü’nün ağabeyi Hamza silahını çekerek Kemal'i vurur. Kemal'in öldürülmesiyle hiçbir ümidi kalmayan Güllü, Muzaffer Bey'in çiftliğine gider. Romanın geniş özeti için tıklayınız.


Yağmurlar ve Topraklar (Tütün Zamanı 2)
Yazan: Necati Cumalı
Tütün Zamanı adlı üçlemenin ikinci romanıdır. Nihat isimli genç bir avukatın hayatını anlatan roman İzmir’in Urla ilçesinde geçmektedir. Nihat Urlalı olduğu için burada avukatlık yapmaktadır. Ancak en büyük hayali İstanbul'a yerleşmektir. Urla'daki insanların hiçbirine hayır diyemediği için olur olmaz her davaya bakmaktadır. İzmir’de çalışan avukat arkadaşı Tuğrul, Nihat'ı sürekli İzmir'e çağırmaktadır ancak Nihat kararsızdır. Nihat, Urla’da resim öğretmenliği yapan Perihan'a aşık olur. Nihat'ın evlenmeye niyeti yoktur, bu nedenle Perihan ile araları açılır. Perihan'ın başkasıyla evleneceğini duyan Nihat, Perihan'ı tekrar kazanmak için harekete geçer. Nihat'ın teklifi üzerine evlenmeyi kabul eden Perihan ve Nihat İstanbul'a yerleşirler.


Yalnızız
Yazan: Peyami Safa
Roman, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından İstanbul’da geçmektedir. Samim, hem romanın başkişisi olması hem de yazarın sözcülüğünü üstlenmesi nedeniyle özel bir konumdadır. Samim; kardeşleri MefharetBesim ve Mefharet'in çocukları  Selmin ve  Aydın'la Yeşilköy'de babadan kalma bir köşkte oturur. Kendine özgü derin bir duygu dünyası ve felsefesi olan Samim, yaşadığı dünyadan memnun değildir ve  Simeranya adını verdiği bir dünya düşlemektedir. Bu ütopik dünyada yaşama isteği, onun için toplumdan kaçışın da bir ifadesidir. Romanın sonunda Samim, Simeranya'yı kitap olarak bastırmaya karar verecektir.  Romanın geniş özeti için tıklayınız.

Yarbükü
Yazan: Talip Apaydın
Remzi, zayıf sıska bir çeltikçidir; ortak kullandıkları su için 
komşu tarlalarla sürekli bir çekişme içindedir. Tarla komşusu Haydar, bir ağa oğlunu vurmuş, cezaevinde gününü doldurup köye dönmüştür. Barış içinde yaşamaya kararlı olduğu halde, köylünün davranışları yüzünden zamanla saldırganlaşır. Kafayı Remzi'ye takar. Fırsat buldukça Remzi'yi döver, suyunu keser. Bunlarla kalmayıp Remzi'nin karısıyla tarlasına göz koyar. Köy içinde alay konusu olan Remzi, sonunda çileden çıkar ve Haydar'ı öldürür.

Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz
Yazan: Aziz Nesin
Eserde Yaşar Yaşamaz adlı karakterin yaşadığını ispatlamak için bürokrasiye karşı verdiği mücadele anlatılır. Yirmi bir bölümden oluşan roman sondan başlatma tekniği ile kurgulanmıştır. Yaşar, hapishanededir. Koğuştakiler adının Yaşar Yaşamaz olduğunu öğrenince çok gülerler. Onunla alay etmeye başlarlar. Yaşar, başına gelenleri anlatmak zorunda kalır. Yaşar, devlet kayıtlarına göre yaşamamaktadır. Yaşamadığını on iki yaşındayken okula kayıt yaptıracağı sırada öğrenir. Babası Yaşar'ı okula kayıt için götürse de Yaşar'ın kimliği olmadığı için nüfus müdürlüğüne giderler. Nüfustaki kayda göre Yaşar, Çanakkale’de şehit düşmüştür. Romanın geniş özeti için tıklayınız.


Yer Demir Gök Bakır
Yazan: Yaşar Kemal
Yazarın "Dağın Öte Yüzü" adını verdiği üçlemenin ikinci romanıdır. Romanda Çukurova’dan eli boş dönen köylülerin köydeki korkularla dolu yaşamları ele alınmıştır. Muhtar Sefer’in oyunu yüzünden o yaz Çukurova’da hiç para kazanamamış köylüler, kışı yoksulluk içinde geçirmektedir. Öte yandan kasabadaki Tüccar Adil’e borçlarını ödeyemedikleri için haciz korkusu içindedirler. Çaresiz köylüler bir dayanak ararken mağrur Taşbaşoğlu’na ermişlik yakıştırıp ona sığınırlar. Bir süre sonra aklıyla kalbi arasında bocalamaya başlayan Taşbaşoğlu, "acaba gerçekten ermiş miyim" diye düşünmeye başlayacaktır.

Yılanların Öcü
Yazan: Fakir Baykurt
Olay Burdur'un bir köyünde geçer. Dul anası Irazca, karısı ve üç çocuğuyla babadan kalma evinde zar zor yaşayan Kara Bayram'ın evinin önüne ev yapılmaya kalkışılınca ne yapacağını şaşırır. Haklarının korunmasında yaşlı anası destek olur, Kara Bayram'a. Köy gerçekliğini anlatan romanda zalim muhtarla varlıklı Haceli ve kardeşleri ile mücadele bir süre sonra sadece Irazca Ana'ya kalacaktır.

Yılkı Atı
Yazan: Abbas Sayar
Romanda, yılkıya (yılkı: doğaya başıboş bırakılan at ya da eşek) bırakılan bir atın doğadaki yaşam savaşı anlatılmaktadır. Romandaki at, bir anlamda 
tüm olumsuz şartlara rağmen hayata tutunmaya çalışan insanları temsil etmektedir. Yoksul bir köylü olan İbrahim, Dorukısrak adındaki atına artık bakamayacak duruma gelince atını yılkıya bırakmak zorunda kalır. Romanda, yazarın bir roman kahramanı gibi ele aldığı atın başından geçen olaylar anlatılır. Arka planda köy halkının yoksulluğu ve çaresizliği işlendiği eserde sadece atlar değil, aynı zamanda doğadaki diğer varlıklar da insanlara ait özelliklerle betimlenmiştir. 

Yorgun Savaşçı 
Yazan: Kemal Tahir
İşgal altındaki İstanbul'da Yüzbaşı Cemil'in teyze kızı Neriman'la evlenmesine paralel başlayan hareketli olaylar, bunalımdan kurtulmak isteyen yorgun savaşçıların Anadolu'ya geçmeleriyle gelişir. Roman Kurtuluş Savaşı'nı müjdeleyen millî güven duygusu içinde sona erer.

Zeliş (Tütün Zamanı 1)
Yazan: Necati Cumalı
Tütün Zamanı adlı üçlemenin ilk romanıdır. Urlalılar ilçeden bağlara, tütün tarlalarındaki çardaklara taşınmışlardır. Zeliş, babasının tütün tarlasında çalışan, köyün güzel kızlarından biridir. Babası, Zeliş'i hemşehrisi ve bağ-bahçe sahibi Bekir ile evlendirmek ister. Zeliş ise komşu bahçenin sahibi Ali Onbaşı'nın oğlu Cemal'i sevmektedir. Aynı köyden Yaşar da Zeliş'e aşıktır ve Zeliş'in Cemal'le ilişkisini tüm köye yayar. Dedikoduyu duyan Bekir, bir arkadaşının yardımıyla Zeliş'i kaçırmak ister. Tütün zamanı sona ermiş, köylüler çardaklardan Urla'ya dönmektedirler. Yolunun gözlendiğini öğrenen Zeliş, Cemal'e kaçar. Jandarma peşlerine düşer, uzun süre kaçan Zeliş ile Cemal sonunda yakalanır ve Cemal hapse düşer. Zeliş hapishanenin kapısından ayrılmaz. Zeliş’in babası kızının Cemal’den vazgeçmeyeceğini anlar ve evlenmelerine razı olur.

Zübük
Yazan: Aziz Nesin
İlk olarak 1961'de yayımlanan romanın diğer adı "Kağnı Gölgesindeki İt"dir. Romanın asıl kahramanı Zübükzade İbrahim Bey; yalancı, dolandırıcı, hileci, dalkavuk bir tiptir. Zübükzade, ilçedeki birçok insanı saflıklarından yararlanarak kazıklamıştır. Yirmi üç bölümden oluşan romanda, her bölümün anlatıcısı Zübükzade'nin kandırdığı roman kahramanlarından biridir. Kahramanlar başlarından geçen olayları ilçeye gelen Almanca öğretmenine anlatırlar. Zübükzâde’nin portresi; dolandırılan, kandırılan, atlatılan kişilerin ağzından bölüm bölüm anlatılarak bütünlüğe kavuşur. Zübükzâde İbrahim Bey, çevresinin saflığı sayesinde belediye başkanlığına oradan da milletvekilliğine kadar yükselecektir.


Z Vitamini
Yazan: Hüseyin Nihal Atsız
İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanı olduğu tek parti döneminin mizahî bir dille eleştirildiği roman, yazıldığı tarihten elli yıl sonrasına ait bir kurgudur. Elli yıl geçmesine rağmen onları hâlâ yaşatan ise her Bakanlar Kurulu Toplantısı öncesinde aldıkları Z vitaminidir.

2 yorum:

Yorumlarınız bizim için önemli. Lütfen yorum yaparak daha iyi içerikler üretmemiz için bize destek olunuz.