Binnaz

Yusuf Ziya Ortaç'ın üç perdelik manzum oyunu. 
1918'de Darülbedayide sahnelenen eser, 1919'da yayımlanmıştır.
Eser, hecenin 11'li (6+5) ölçüsüyle yazılmıştır.
Eserde olaylar Lale Devri'nde III. Ahmet'in padişahlığı sırasında İstanbul’da geçmektedir.
Binnaz; canlı, neşeli ve şuh karakteriyle Nedim'in şiirlerindeki güzelleri hatırlatan hafifmeşrep bir kadındır. Güzelliğinin şöhreti bütün İstanbul'u tutmuş, hatta Tuna boylarına kadar yayılmıştır. "Abla" dediği Faika adındaki bir kadınla yaşayan Binnaz, eğlence meclislilerinin de gözdesidir. Aslında iki kadın da bu kötü yolda büyük bir servetin peşindedir fakat Binnaz, Efe Ahmet adında bir yeniçeriye âşık olur. Beş parasız olan Efe Ahmet de ona tutkundur. Eser, Binnaz’ın sevdiği Yeniçeri Efe Ahmet ile Tuna boylarından Binnaz için gelen ve bir paşa torunu olan Hamza arasındaki olaylar etrafında kuruludur.

Özet

Birinci perdede Binnaz ve abla dediği Faika konuşmaktadır. Konu Binnaz’ın Yeniçeri Efe Ahmet’e olan aşkıdır. Efe Ahmet’i Binnaz'a uygun bulmayan Faika, onu bu ilişkiden vazgeçirmeye çalışır. Ona göre Binnaz, saraylara sultan olacak bir güzelliğe sahiptir.

Faika:

Nasıl oldu, bilmem nasıl aldandın?
Benizler solardı anılsa adın;
Gülerdin arkandan ağlayan gence!..

Binnaz:

Anladım.. sevgi, bir tatlı işkence!..

Faika:

(kırgın) Binnaz..

Binnaz:

(yalvarır bir eda ile) Ablacığım!

Faika:

Bu hâlin nedir?

Binnaz:

Benim ömrüm artık bu efsanedir!

Faika:

Sen ki bir yuvasız kuşa benzerdin,
Bir daldan bir dala uçar gezerdin.

Binnaz:

Vefasız bir rüzgâr sanki eşimdi!

Faika:

Bir paslı zincirle bağlısın şimdi!

Binnaz:

Paslı zincir değil, altından bir bağ,
Ben bir çölüm, onun aşkı bir memba
Susadıkça içtim, içtikçe yandım,
Rüyasız uykudan artık uyandım!

Faika:

Peşinde koşarken binlerce kişi
Bilmem ki bu hangi şeytanın işi?

Binnaz:

Her akşam bir paşa yahut bir vezir
Sırmalar, samurlar içinde gelir.
İşte nasibin bu: bir sönük bakış,
Cansız bir ihtiyar, ak saçlı bir kış;
Öpüşü dondurur sanki ruhunu,
Uzaktan, saadet sanırlar bunu!..
Ne saray istersin ne başında taç
Kalbim süse değil, sevdaya muhtaç!

Onlar konuşurken dışarıdan bir gürültü gelir. Hizmetçi, bir gencin eve zorla girmeye çalıştığını söyler. Hamza adındaki bu genç, Binnaz'ın güzelliğini duyup Tuna boylarından İstanbul'a gelmiştir. Yolda serseriler yolunu kesmiş, onu öldürmeye kalkmıştır. Hamza, serserilerin elinden yiğit bir yeniçerinin yardımıyla kurtulmuş; adını öğrenemediği yeniçeriye de değerli taşlarla bezenmiş bir hançer hediye etmiştir.
Faika, Hamza’nın zengin ve soylu olduğunu öğrenince onun Binnaz’a daha uygun olduğunu düşünür. Hamza da onları zenginliğini ve aile nüfuzunu çağrıştıracak cümlelerle Tuna’ya davet eder.
Hamza, Binnaz'a ilanıaşk ederken Efe Ahmet'in sesi duyulur. Binnaz sözlerinden etkilendiği Hamza’yı ertesi akşam eve davet edip yolcu eder. Hamza ayrılmadan Binnaz'dan bir buse ister. Binnaz, Faika’nın da etkisiyle Hamza'ya karşılık verir.
Sonra da hiçbir şey olmamış gibi aşığı Efe Ahmet ile sohbete başlar. Ahmet, Binnaz’ın hâlinde şüphelense de aşk oyunlarında usta olan Binnaz, tatlı diliyle onu ikna eder. 
Ahmet, hançerini göstererek az evvel Hamza'nın naklettiği haydutlar vakasını anlatır. Hamza'yı kurtaran Ahmet'tir. Binnaz, yeniçeriye bir kat daha bağlanır.
II. perde, Lale Devri'nin havuzlu kahvelerinden birinde geçer. Bu bölümde döneme eleştirel bir bakış söz konusudur. Hedefte Damat İbrahim Paşa, divan şairi Nedim ve bir rüya gibi devam eden eğlence meclisleri vardır. Eleştiriler eserde bir dervişin ağzından verilir:

Gündüz yetişmiyor gibi her gece
Sabahlara kadar çalgı, eğlence,
Samur kürk omzunda, yanında Nedim,
Çağlayan Kasrı’nda her gün efendim!
Lâleler kadehtir, kadehler lâle;
Düşmüş civankaşî sarık hilâle!
Akşam şehnişinden uzanan bir ah,
Dağ dağ dolaşırken açılır sabah!
Paşamız, üç çifte kayıkla döner,
Kıyıdan süzülüp geçerken damat
Alkışlardan inler bütün Sâdâbât!
Halbuki, meydanda vatanın hâli,
Bizi saymaz oldu artık ahali!
Vükelâ, vüzera daldı keyfine,
Rüzgâra kapıldı koca sefine!
Eğlence yüzünden unuttuk dini…


Hamza, İstanbul’daki şenlik ve eğlencelerden dolayı şaşkına dönmüştür. Yazar, devrin eğlence anlayışını Hamza’nın aşağıdaki sözleri vasıtasıyla verir:

Dün akşam, kayıkla gittim Haliç’e,
Görmedim ömrümde böyle bir gece!
Sularda mehtabın menevişleri,
Seraser üstüne altın işleri!
Kayıklar, derede bir gümüş yılan;
Sahilde ağlayan, gülen, bayılan,
Bir kemençe sesi, bir tambur sesi,
Her elde bir fağfur şarap kâsesi!
Serpilmiş bir demet kadın sahile,
Gönüller dolu bir gizli ah ile!


Çevrede Hamza'nın Tuna'dan Binnaz için geldiği çabuk yayılmıştır. Birinci Yeniçeri, Hamza’ya görünüşe aldanmamasını tavsiye eder. Ona göre yol yakınken dönmelidir çünkü İstanbul gibi güzelleri de vefasızdır. O sırada sazıyla Efe Ahmet gelir. Yeniçeriler, Hamza’ya onu, "Kıztaşlı Binnaz’ın dostu!" şeklinde tanıtırlar. Hamza bu sözlerden etkilenmez ve Binnaz’ı Tuna boyuna götüreceğini söyler. Yeniçeriler Efe Ahmet’ten saz çalmasını ister. Hamza da "Çal!.. Bir de Binnaz’ım için Efe çal!" deyip önüne bir madenî bir para atar.
Bunun üzerine Ahmet, hançerini çekip onu yaralar. Hamza, hançeri görünce Efe'yi tanır. Hamza, "Bana düşman olmuş benim hançerim." deyince Ahmet de onun kurtardığı genç olduğunu anlar. Karakullukçubaşı gelir ve Ahmet’i hesap vermesi için ağaya götürür.
III. Perde, yine Binnaz’ın evinde geçer. Binnaz, Ahmet’ten ümidini kesmiştir. Faika, Efe Ahmet’in çabuk sinirlenmesinden ve hemen kavgaya tutuşmasından şikâyetçidir ve onun kardeşine bağlılığını geçici bir heves olarak görür.
O sırada asılması konusunda ferman çıkan Ahmet, zindandan kaçıp veda için gelir. Binnaz, Ahmet’i kurtarması için Hamza’dan yardım istemiştir. Binnaz'dan kendisiyle Tuna'ya gelmesi için söz alan Hamza da dedesinin nüfuzunu kullanarak onu kurtarır. Binnaz’ın "Kalbin de gençliğin kadar güzelmiş!" sözüyle Hamza’ya teveccüh ettiğini gören Ahmet, cellatlar gelince af fermanını alır ve "Aşkınıza tütsü olsun dumanı!.." diyerek mumun alevinde yakar. "Efe ölür, şerefi kalır. / Bunlar kahpelikten ancak zevk alır." sözüyle mertliğini ortaya koyar ve ihanetin ağırlığıyla ölüme kendi ayaklarıyla yürür.

İlgili Sayfa

👉 Yusuf Ziya Ortaç

Yararlanılan Kaynak

Türk Tiyatrosunda Lâle Devri (1718-1730), Murat Koç
İstanbul Ansiklopedisi, Binnaz Maddesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Desteğiniz bizim için önemli. Daha iyi içerikler üretebilmemiz için hem "Takip Et" butonuna tıklayarak hem de yorumlarınızla bize destek olabilirsiniz. Ayrıca sayfaya daha rahat ulaşmak için sayfamızı sık kullanılanlar klasörüne eklemeyi unutmayınız.