Oyun ilk kez 31 Mart 1964 tarihinde sergilenmiştir.
İki perdeden oluşan oyun bir müzikli komedidir.
Eser, edebiyatımızın ilk epik tiyatro eseridir.
Eser, Sineklidağ adındaki gecekondu mahallesinde işlenen bir cinayet sonrası, işlemediği bu suçu üstlenerek halkın gözünde efsanevi bir kahramana dönüşen Keşanlı Ali’nin ve mahalle sakinlerinin hikâyesini konu alır.
1950’lerden itibaren sanayileşmenin etkisiyle köyden kente göç hızlanmış, dengesiz nüfus artışı da gecekondu sorununu ortaya çıkarmıştır. Haldun Taner de bu oyunuyla köyde toprak ağalarının sömürdüğü insanların kentte şehir eşkıyaları, gecekondu ağaları, fabrika patronları vb. ile çatışmasını ele almaktadır.
Oyun bunun yanı sıra devletteki bürokrasiyi, rüşveti, sınıflar arası çatışmaları, dengesiz gelir dağılımını, siyaseti şahsi çıkarları için kullanan politikacıları eleştirel bir bakış açısıyla sergilemektedir.
Haldun Taner bu oyunuyla toplumun sahte kahramanlar yaratıp onlara bel bağlamasını eleştirerek halkı kendi kaderine sahip çıkmaya ve gerçekleri görmeye davet etmiştir.
Özet
Efsanenin Doğuşu ve Sipsi'nin İddiası
Sineklidağ, devletin pek uğramadığı bir gecekondu mahallesidir. Bir gün mahallenin zorbalarından biri öldürülür. Cinayet zanlısı Keşanlı Ali'dir. Öldürülen Çamur İhsan ise Ali'nin yavuklusu Zilha'nın dayısıdır. Eserin ilk tablosu Keşanlı Ali'nin etrafında oluşan destansı söylentiler ve onun hapishaneden çıkış haberi üzerine kurulmuştur.
Oyunun "Takdim" bölümünde Ali'nin ismi etrafında yaratılan merak unsuru, oyun kişileri arasında geçen konuşmalarla daha da genişler. Yaklaşık beş yıl hapis yattıktan sonra çıkarılan afla özgürlüğüne kavuşan Ali, Çamur İhsan cinayetinin ardından halkın gözünde efsanevi bir kahramana dönüşmüştür. Halka göre bir topuğu dışında Ali'ye kurşun işlememekte, yürüdüğü zaman yer sarsılmakta ve girdiği her kavgadan yara almadan çıkabilmektedir:
Morgol gömlek giyerdi
Gümüş köstek takardı
Hafif şehla bakardı
Yaktı mı kalpten yakardı
Kaşta bıçak yarası
Yüzde Halep çıbanı
Kurşun yemiş ayağı
Belli belirsiz aksardı
Çıkarcı ve sinsi bir tip olan Sipsi ise Çamur İhsan'ı öldürenin Ali değil bir başkası olduğu söyler. Katilin kim olduğu konusunda seyircide yaratılan bu şüphe bir merak unsuru olarak oyunun sonuna kadar sürecektir. Gecekondulular ile Sipsi arasında başlayan sözlü sataşma, itişip kakışmaya hatta bıçak çekmeye kadar varır. Bunu Ali'nin hapishaneden çıkıp gelmesi üzerine düzenlenen karşılama töreni takip eder.
Siyasi Oyunlar ve Muhtarlık Seçimi
Muhtarlık seçimleri yaklaşmaktadır. Ali de muhtar olmaya gönüllüdür. Bir soru üzerine Ali, hapishanede geçirdiği sürede şekillenen hayat felsefesini şöyle özetler: "Hayatta ya sünepe olup okkanın altına gideceksin. Ya da üste çıkıp ezeceksin. İkisinin ortası yok."
Bir sonraki tablo Türkiye'de geçmişte yapılan genel seçimlerin parodisi gibidir. Muhtar adaylarından biri olan Çakal Rüstem, gecekondu ağalarıyla birlikte Ali'yi saf dışı bırakmak ister. Ancak hazırladıkları tuzağa kendileri düşer. Ali'nin kıyafetine önce yasaklı bir madde koyup sonra şikayette bulunurlar. Fakat aranan madde, Nuri'nin uyanıklığı sayesinde Rüstem'in kuşağından çıkar. Rüstem, böylece suçüstü yakalanarak seçim dışı kalır. Diğer bir aday Teke Kazım da şantaj ve tehditlerle doğrudan çekilmeye zorlanır. Ali'nin yarattığı korkusuz ve hapishaneden yeni çıkmış "kabadayı" imajı karşısında Kazım da pes etmek zorunda kalır.
Bu arada Zilha, halkın tezahüratı arasında sandalyeye çıkarak propaganda konuşması yapan Ali'ye tepki gösterir. Onun gözünde Ali, sadece bir katildir.
Propaganda konuşmalarında dinin kullanılışı da dikkat çekicidir. Ali, seçimden hemen önce halkla konuşurken cuma namazına gittiği için geç kaldığını, onları bu sebeple beklettiğini söyleyerek özür diler. Taraftarları da bu olayı büyüterek propaganda malzemesi hâline dönüştürür. Sonuçta Ali, seçimi rahatça kazanır.
Ali'nin sağ kolu ve en yakın dostu olan İzmarit Nuri, rakiplerini alt ederek kazandıkları bu zaferi şu sözlerle özetler: "Elim üstünde oynadık, biz kazandık. Ne yaparsın? Karşındaki dinsiz olursa sen de imansız olacaksın."
"Kendi Yapar, Kendi Tapar"
Mahalleli bir öndere kavuşmuş olmanın sevinci içindedir. Artık bir şefleri vardır; kafaları rahat, yan gelip yatacaklardır. Çünkü şefleri onların yerine olmazı olur kılacaktır. Yazar, bu sahnelerle halkın her şeyi başkalarından bekleme, birini önce kahramanlaştırma sonra da körü körüne yüceltme psikolojisini eleştirir. Bu durum, oyunda İzmarit Nuri'nin ağzından dökülen şu manzum parçayla ifade edilir:
İnsanın eski huyu
Kendine hep bir put yapar
Oldum bitti böyle bu
Kendi yapar kendi tapar
Muhtar seçilen Ali'nin çalışma metotları tam bir diktatörlük parodisidir. Ali, bir tuvalet kağıdı rulosuna yazdığı çalışma prensiplerini mahalleliye okur. Sineklidağ halkı eski haraççıların, çıkarcıların ve ağaların baskısından kurtulsa da bu kez karşılarında silah zoruyla kendi kurallarını dayatan Ali vardır. Eski düzen yıkılmış, yerine organize yeni bir sömürü düzeni kurulmuştur. Hukukun bıraktığı boşluğu Keşanlı Ali'nin doldurması, gecekondulular arasında ironik bir dille şöyle değerlendirilir:
1. Kondulu: Haraç öldü, yaşasın haraç. Bunun eskiden farkı ne?
Koro: Olacak artık o kadar.
Temel: Eskiden üç kişi alırdı, şimdi bir elde toplandı.
Nuri: Eskiden başıbozuk haraç vardı, şimdi organize haraç...
Romeo ve Juliet Parodisi: Efsanenin İtirafı
Zilha, dayısını öldürdüğü için Ali'ye öfkelidir. Shakespeare'in "Romeo ve Juliet" oyununun ünlü balkon sahnesinin bir parodisi olan tabloda Ali, gecekondu dili ve tavrıyla Çamur İhsan'ı aslında kendisinin öldürmediğini itiraf eder. Suçsuz yere tutuklandığı için hapishanede ilk başlarda durmadan ağladığını, adının gözü yaşlı Ali'ye hatta ana kuzusuna çıktığını anlatır. Bir gün koğuş arkadaşıyla tavla oynarken çıkan münakaşada adamın tavlayı kafasına geçirince bayıldığını, ayılınca da elinde makasla koğuşta terör estirip "Çamur İhsan'ı ben öldürdüm!" diye bağırdığını söyler. Sırf hayatta kalabilmek ve saygı görmek için söylediği bu yalan da onun efsanesini doğurmuştur. Ali bu trajikomik durumu şu sözlerle özetler:
"Demem şu ki bu dünyada namuslu insaniyetli oldun mu alaya alınıyorsun. Zorba, katil oldun mu saygı itibar görüyorsun. Efsanemiz de bu yalandan çıktı. Hepsi bu kadar..."
Ancak Zilha'yı buna inandırmak hiç de kolay değildir. Zilha giderken mahalleliden birinin yanlarına yaklaştığını gören Ali, tekrar kabadayı kimliğine bürünür. Üstelik yanına yaklaşan Temel'e -Zilha'nın tamamen uzaklaştığını sanarak- dayısını öldürdüğü için Zilha'ya acıdığını ve yardım etmek isteğiyle yanına çağırdığını söyler. Zilha'nın saklandığı yerden her şeyi duyması ise ilişkilerini içinden çıkılmaz bir hâle getirir.
Zilha Sınıf Atlıyor ve Sineklidağ'da Bürokrasi
Altıncı tablo tamamen Zilha üzerine kurulmuştur. Zilha, yaşadığı yoksul hayata karşı büyük bir öfke duymakta; hayalleri ile gerçekler arasında sıkışıp kalmaktadır. Bir yandan Ali'nin yaşattığı hayal kırıklığı, diğer yandan dergilerde gördüğü kadınların hayatına duyduğu hayranlıkla yaşarken karşısına zengin bir kapı açılır. Müteahhit İhya Onaran ile psikolojik sorunları olan oğlu Bülent Bey, baraj yapımında çalışacak ucuz işçi bulmak için Sineklidağ'a gelmiştir. Ancak hela önünde Zilha’yı gören Bülent Bey, şoka girip bayılır. O sırada aile tesadüfen orada olan Profesörün tavsiyesiyle Zilha'yı köşke götürmeye karar verir.
Zilha, Onaranların köşküne doğru giderken Ali de muhtar olarak icraatlarına devam etmektedir. Bu tabloda devlet bürokrasisinin parodisi yapılır. İşlettiği kahvehaneyi muhtarlığının yönetim merkezine dönüştüren Ali, seçimde kendisi için çalışanları da iş takip masalarının başına getirmiştir. Böylece amele, ırgat ya da temizlikçi kadınların iş bulmasını kendi tekeline almış ve herkesten pay (organize haraç) kesmeye başlamıştır.
Sineklidağ, devletin pek uğramadığı bir gecekondu mahallesidir. Bir gün mahallenin zorbalarından biri öldürülür. Cinayet zanlısı Keşanlı Ali'dir. Öldürülen Çamur İhsan ise Ali'nin yavuklusu Zilha'nın dayısıdır. Eserin ilk tablosu Keşanlı Ali'nin etrafında oluşan destansı söylentiler ve onun hapishaneden çıkış haberi üzerine kurulmuştur.
Oyunun "Takdim" bölümünde Ali'nin ismi etrafında yaratılan merak unsuru, oyun kişileri arasında geçen konuşmalarla daha da genişler. Yaklaşık beş yıl hapis yattıktan sonra çıkarılan afla özgürlüğüne kavuşan Ali, Çamur İhsan cinayetinin ardından halkın gözünde efsanevi bir kahramana dönüşmüştür. Halka göre bir topuğu dışında Ali'ye kurşun işlememekte, yürüdüğü zaman yer sarsılmakta ve girdiği her kavgadan yara almadan çıkabilmektedir:
Morgol gömlek giyerdi
Gümüş köstek takardı
Hafif şehla bakardı
Yaktı mı kalpten yakardı
Kaşta bıçak yarası
Yüzde Halep çıbanı
Kurşun yemiş ayağı
Belli belirsiz aksardı
Çıkarcı ve sinsi bir tip olan Sipsi ise Çamur İhsan'ı öldürenin Ali değil bir başkası olduğu söyler. Katilin kim olduğu konusunda seyircide yaratılan bu şüphe bir merak unsuru olarak oyunun sonuna kadar sürecektir. Gecekondulular ile Sipsi arasında başlayan sözlü sataşma, itişip kakışmaya hatta bıçak çekmeye kadar varır. Bunu Ali'nin hapishaneden çıkıp gelmesi üzerine düzenlenen karşılama töreni takip eder.
Siyasi Oyunlar ve Muhtarlık Seçimi
Muhtarlık seçimleri yaklaşmaktadır. Ali de muhtar olmaya gönüllüdür. Bir soru üzerine Ali, hapishanede geçirdiği sürede şekillenen hayat felsefesini şöyle özetler: "Hayatta ya sünepe olup okkanın altına gideceksin. Ya da üste çıkıp ezeceksin. İkisinin ortası yok."
Bir sonraki tablo Türkiye'de geçmişte yapılan genel seçimlerin parodisi gibidir. Muhtar adaylarından biri olan Çakal Rüstem, gecekondu ağalarıyla birlikte Ali'yi saf dışı bırakmak ister. Ancak hazırladıkları tuzağa kendileri düşer. Ali'nin kıyafetine önce yasaklı bir madde koyup sonra şikayette bulunurlar. Fakat aranan madde, Nuri'nin uyanıklığı sayesinde Rüstem'in kuşağından çıkar. Rüstem, böylece suçüstü yakalanarak seçim dışı kalır. Diğer bir aday Teke Kazım da şantaj ve tehditlerle doğrudan çekilmeye zorlanır. Ali'nin yarattığı korkusuz ve hapishaneden yeni çıkmış "kabadayı" imajı karşısında Kazım da pes etmek zorunda kalır.
Bu arada Zilha, halkın tezahüratı arasında sandalyeye çıkarak propaganda konuşması yapan Ali'ye tepki gösterir. Onun gözünde Ali, sadece bir katildir.
Propaganda konuşmalarında dinin kullanılışı da dikkat çekicidir. Ali, seçimden hemen önce halkla konuşurken cuma namazına gittiği için geç kaldığını, onları bu sebeple beklettiğini söyleyerek özür diler. Taraftarları da bu olayı büyüterek propaganda malzemesi hâline dönüştürür. Sonuçta Ali, seçimi rahatça kazanır.
Ali'nin sağ kolu ve en yakın dostu olan İzmarit Nuri, rakiplerini alt ederek kazandıkları bu zaferi şu sözlerle özetler: "Elim üstünde oynadık, biz kazandık. Ne yaparsın? Karşındaki dinsiz olursa sen de imansız olacaksın."
"Kendi Yapar, Kendi Tapar"
Mahalleli bir öndere kavuşmuş olmanın sevinci içindedir. Artık bir şefleri vardır; kafaları rahat, yan gelip yatacaklardır. Çünkü şefleri onların yerine olmazı olur kılacaktır. Yazar, bu sahnelerle halkın her şeyi başkalarından bekleme, birini önce kahramanlaştırma sonra da körü körüne yüceltme psikolojisini eleştirir. Bu durum, oyunda İzmarit Nuri'nin ağzından dökülen şu manzum parçayla ifade edilir:
İnsanın eski huyu
Kendine hep bir put yapar
Oldum bitti böyle bu
Kendi yapar kendi tapar
Muhtar seçilen Ali'nin çalışma metotları tam bir diktatörlük parodisidir. Ali, bir tuvalet kağıdı rulosuna yazdığı çalışma prensiplerini mahalleliye okur. Sineklidağ halkı eski haraççıların, çıkarcıların ve ağaların baskısından kurtulsa da bu kez karşılarında silah zoruyla kendi kurallarını dayatan Ali vardır. Eski düzen yıkılmış, yerine organize yeni bir sömürü düzeni kurulmuştur. Hukukun bıraktığı boşluğu Keşanlı Ali'nin doldurması, gecekondulular arasında ironik bir dille şöyle değerlendirilir:
1. Kondulu: Haraç öldü, yaşasın haraç. Bunun eskiden farkı ne?
Koro: Olacak artık o kadar.
Temel: Eskiden üç kişi alırdı, şimdi bir elde toplandı.
Nuri: Eskiden başıbozuk haraç vardı, şimdi organize haraç...
Romeo ve Juliet Parodisi: Efsanenin İtirafı
Zilha, dayısını öldürdüğü için Ali'ye öfkelidir. Shakespeare'in "Romeo ve Juliet" oyununun ünlü balkon sahnesinin bir parodisi olan tabloda Ali, gecekondu dili ve tavrıyla Çamur İhsan'ı aslında kendisinin öldürmediğini itiraf eder. Suçsuz yere tutuklandığı için hapishanede ilk başlarda durmadan ağladığını, adının gözü yaşlı Ali'ye hatta ana kuzusuna çıktığını anlatır. Bir gün koğuş arkadaşıyla tavla oynarken çıkan münakaşada adamın tavlayı kafasına geçirince bayıldığını, ayılınca da elinde makasla koğuşta terör estirip "Çamur İhsan'ı ben öldürdüm!" diye bağırdığını söyler. Sırf hayatta kalabilmek ve saygı görmek için söylediği bu yalan da onun efsanesini doğurmuştur. Ali bu trajikomik durumu şu sözlerle özetler:
"Demem şu ki bu dünyada namuslu insaniyetli oldun mu alaya alınıyorsun. Zorba, katil oldun mu saygı itibar görüyorsun. Efsanemiz de bu yalandan çıktı. Hepsi bu kadar..."
Ancak Zilha'yı buna inandırmak hiç de kolay değildir. Zilha giderken mahalleliden birinin yanlarına yaklaştığını gören Ali, tekrar kabadayı kimliğine bürünür. Üstelik yanına yaklaşan Temel'e -Zilha'nın tamamen uzaklaştığını sanarak- dayısını öldürdüğü için Zilha'ya acıdığını ve yardım etmek isteğiyle yanına çağırdığını söyler. Zilha'nın saklandığı yerden her şeyi duyması ise ilişkilerini içinden çıkılmaz bir hâle getirir.
Zilha Sınıf Atlıyor ve Sineklidağ'da Bürokrasi
Altıncı tablo tamamen Zilha üzerine kurulmuştur. Zilha, yaşadığı yoksul hayata karşı büyük bir öfke duymakta; hayalleri ile gerçekler arasında sıkışıp kalmaktadır. Bir yandan Ali'nin yaşattığı hayal kırıklığı, diğer yandan dergilerde gördüğü kadınların hayatına duyduğu hayranlıkla yaşarken karşısına zengin bir kapı açılır. Müteahhit İhya Onaran ile psikolojik sorunları olan oğlu Bülent Bey, baraj yapımında çalışacak ucuz işçi bulmak için Sineklidağ'a gelmiştir. Ancak hela önünde Zilha’yı gören Bülent Bey, şoka girip bayılır. O sırada aile tesadüfen orada olan Profesörün tavsiyesiyle Zilha'yı köşke götürmeye karar verir.
Zilha, Onaranların köşküne doğru giderken Ali de muhtar olarak icraatlarına devam etmektedir. Bu tabloda devlet bürokrasisinin parodisi yapılır. İşlettiği kahvehaneyi muhtarlığının yönetim merkezine dönüştüren Ali, seçimde kendisi için çalışanları da iş takip masalarının başına getirmiştir. Böylece amele, ırgat ya da temizlikçi kadınların iş bulmasını kendi tekeline almış ve herkesten pay (organize haraç) kesmeye başlamıştır.
Kentten mahalleye işçi aramaya gelen zenginlere ise absürt bir bürokrasi uygulanır. Örneğin bir hizmetçi tutmak isteyen şehirli kadın; kahvehanede altı yedi masa dolaşmak, bir yığın kağıt imzalamak, noterden evrak getirip sağlık raporu almak ve en sonunda Temel'e rüşvet vermek zorunda kalır.
İlk perde başta Keşanlı Ali olmak üzere gecekondudaki herkesin kendi çıkarı ve hesabı peşinde olduğunu haykıran epik-manzum bir şarkıyla son bulur.
O Küçük Bir Hanımefendi!..
İkinci perde, Zilha'nın paravanı aralayıp başını uzatarak epik tiyatro geleneğine (seyirciyle doğrudan bağ kurma / yabancılaştırma) uygun düşen şu sözleriyle başlar: "Siz perde arasında sigara içerken burada neler oldu neler. İki buçuk aydır müteahhit İhya Onaranların evinde çalışıyorum. Burası Kaf dağının ardındaki fil dişinden saray gibi bir yer. (Geriye bakar) Dekor tamamlansın. Siz de göreceksiniz birazdan."
Zilha, köşkte Madam Olga'dan görgü dersleri alır. Bu arada Onaran ailesinin Zilha'ya gösterdikleri ilginin asıl sebebi de anlaşılır. İhya Onaran'ın oğlu Bülent, Zilha'ya tıpatıp benzeyen karısı Nevvare tarafından terk edilince büyük bir ruhsal bunalıma girmiştir. Hela önünde Zilha’yı ilk gördüğünde, onu çok sevdiği eski karısı zannederek düşüp bayılmıştır. Plan, Zilha'nın bir "hanımefendi" olarak eğitilip Bülent Bey ile evlendirilmesidir.
Zilha, bir süre sonra Ali'ye gösteriş yapmak için modern bir kadın kılığında mahalleye gelir. Zilha'yı görüp şaşıran ahalinin yargılayıcı konuşmaları devam ederken Ali ile Zilha karşı karşıya gelir. Bu arada Zilha'nın yanında gezdirdiği dişi süs köpeği Şamama'ya Ali'nin kuyruğu kesik erkek köpeği Karabaş musallat olur. İki köpek arasındaki sınıf farkı da Zilha'nın ağzından bir şarkıyla verilir:
Şamama Şarkısı
Yavaş gel yavaş
Şamama kim sen kimsin
Haddini bil Karabaş
Ulan kirloş pasaklı
Ulan şafi suratlı
Sulu salyalı ayyaş
O hiç senin küffün mü (dengin mi)
O bir küçük hanfendi
Şarkı, yazarın burjuva özentiliğini hicvetmesinin yanı sıra yeni imajı içindeki Zilha'nın Ali'den farkını ortaya koyan net bir mesaja sahiptir. Ali, şehirli kıyafetiyle ortalıkta dolaşan Zilha'dan rahatsız olarak bir baş işaretiyle yanına çağırdığı İzmarit'e şöyle der: "Burası Müslüman mahallesi. Söyle çekip gitsin edebinlen!" Fakat Zilha, eski mahallesini terk etmeye pek yanaşmaz. Ali de onunla konuşmaya karar verir. İkili arasındaki münakaşanın dozu artarken sahneye Bülent Bey girer. Sonrasında da Zilha onun koluna girerek havalı bir edayla mahalleden ayrılır.
İlk perde başta Keşanlı Ali olmak üzere gecekondudaki herkesin kendi çıkarı ve hesabı peşinde olduğunu haykıran epik-manzum bir şarkıyla son bulur.
O Küçük Bir Hanımefendi!..
İkinci perde, Zilha'nın paravanı aralayıp başını uzatarak epik tiyatro geleneğine (seyirciyle doğrudan bağ kurma / yabancılaştırma) uygun düşen şu sözleriyle başlar: "Siz perde arasında sigara içerken burada neler oldu neler. İki buçuk aydır müteahhit İhya Onaranların evinde çalışıyorum. Burası Kaf dağının ardındaki fil dişinden saray gibi bir yer. (Geriye bakar) Dekor tamamlansın. Siz de göreceksiniz birazdan."
Zilha, köşkte Madam Olga'dan görgü dersleri alır. Bu arada Onaran ailesinin Zilha'ya gösterdikleri ilginin asıl sebebi de anlaşılır. İhya Onaran'ın oğlu Bülent, Zilha'ya tıpatıp benzeyen karısı Nevvare tarafından terk edilince büyük bir ruhsal bunalıma girmiştir. Hela önünde Zilha’yı ilk gördüğünde, onu çok sevdiği eski karısı zannederek düşüp bayılmıştır. Plan, Zilha'nın bir "hanımefendi" olarak eğitilip Bülent Bey ile evlendirilmesidir.
Zilha, bir süre sonra Ali'ye gösteriş yapmak için modern bir kadın kılığında mahalleye gelir. Zilha'yı görüp şaşıran ahalinin yargılayıcı konuşmaları devam ederken Ali ile Zilha karşı karşıya gelir. Bu arada Zilha'nın yanında gezdirdiği dişi süs köpeği Şamama'ya Ali'nin kuyruğu kesik erkek köpeği Karabaş musallat olur. İki köpek arasındaki sınıf farkı da Zilha'nın ağzından bir şarkıyla verilir:
Şamama Şarkısı
Yavaş gel yavaş
Şamama kim sen kimsin
Haddini bil Karabaş
Ulan kirloş pasaklı
Ulan şafi suratlı
Sulu salyalı ayyaş
O hiç senin küffün mü (dengin mi)
O bir küçük hanfendi
Şarkı, yazarın burjuva özentiliğini hicvetmesinin yanı sıra yeni imajı içindeki Zilha'nın Ali'den farkını ortaya koyan net bir mesaja sahiptir. Ali, şehirli kıyafetiyle ortalıkta dolaşan Zilha'dan rahatsız olarak bir baş işaretiyle yanına çağırdığı İzmarit'e şöyle der: "Burası Müslüman mahallesi. Söyle çekip gitsin edebinlen!" Fakat Zilha, eski mahallesini terk etmeye pek yanaşmaz. Ali de onunla konuşmaya karar verir. İkili arasındaki münakaşanın dozu artarken sahneye Bülent Bey girer. Sonrasında da Zilha onun koluna girerek havalı bir edayla mahalleden ayrılır.
Gerçekler Ortaya Çıkıyor!..
Zilha ile Bülent köşkte düzenlenen bir törenle evlenmek üzeredir. Bu sırada Bülent'in eski karısı Nevvare aniden köşke döner. Nevvare, Bülent'i Tarçınî-zade Ahsen için terk etmiştir. Küçüklüğünden beri yasaklı olan her şeye karşı ilgi duyan Ahsen için Nevvare'nin bir cazibesi kalmamıştır. Ona göre ilişkilerini tekrar canlandırmak için tek çare Nevvare'nin evine dönmesidir.
Bu arada gelinlikler içindeki Zilha, köşkte Nevvare ile yüz yüze gelince kendisinin aslında sadece bir "yedek ve benzer" olarak kullanıldığını anlar. Gururu kırılan genç kız, düğünü terk edip Sineklidağ'a doğru yola çıkar. Tam bu sırada Keşanlı Ali ve adamları köşkü basar. Ali, kargaşa esnasında Nevvare'yi Zilha zannederek kaçırır. Bu sırada Zilha da mahalleye gelmiş, durum da mahalleli tarafından anlaşılmıştır. Polisle gelen Onaranlar ise Nevvare'yi alıp evlerine dönerler. Nevvare'nin Ahsen'le kaçmış olması unutulmuştur bile.
Mutlu Son Derken...
Baş başa kalan Ali ile Zilha barışmıştır artık. Fakat onları kutlamaya gelen konu komşu, çifti bir türlü rahat bırakmaz. Son tabloda, epik oyun anlayışının ironik bir yansıması olarak oyunun "mutlu sonla" bitmesine karar verilir. Oyunun son sözü söylenirken sahneye birden Manyak Cafer çıkar. Ali'yi öldürmeye gelen Manyak Cafer'i Sineklidağ'dan artık işçi alamayan İhya Onaran tutmuştur. İşin aslı Cafer, Çamur İhsan'ın gerçek katilidir. Kendisinin işlediği bu cinayeti üstlenip efsanevi bir prestij sağlayan Keşanlı Ali ile görülecek bir hesabı vardır.
Manyak Cafer, Ali'yi evden çıkarmak için bütün Sineklidağ ahalisinin huzurunda Ali'ye ağır hakaretler savurur. Ali ise iki ateş arasında kalmıştır: Ya Zilha’yı seçip "korkak" damgası yiyecek ya da adını yaşatmak için dışarı çıkacaktır. Mahallelinin yarattığı o "kurşun geçirmez efsane" baskısı galip gelir. Destanın devam etmesi gerektiğini düşünen Ali, Zilha'yı kaybetmek uğruna dışarı çıkar ve Cafer'le kapışır. Bir el silah sesi duyulur ve Manyak Cafer yere yığılır. Polis de gelip Ali'yi kelepçeler. Yalan artık gerçeğe dönmüş, destan kendi kanıyla doğrulanmıştır.
Kıssadan Hisse
Oyun, koronun Keşanlı Ali Destanı'nı hüzünlü bir coşkuyla söylemesi ve ardından seyirciye doğrudan hitap eden çarpıcı bir "Kıssadan Hisse" epiloğu (son söz) ile sona erer. Haldun Taner, seyirciye ayna tuttuğu bu manzum parça ile toplumsal uyanış çağrısı yapar:
Sayın baylar bayanlar
Bizi seven ihvanlar (yakın dostlar)
Burda biter kıssamız
Gördünüz işittiniz
Böyle işte çoğu destan
Destan işin afyonu
Kaldırdı mı altından
Ali Cengiz oyunu
Biz yutarız, cahiliz
Yumruk kadar kafamız
Ama sizler okumuş
Gözlük bilem takınmış
Aydın kişilersiniz,
Siz bunu yemezsiniz.
Kaldırın örtüleri
Üfürün şu tülleri
Arayın bulursunuz
Kazıyın görürsünüz
Yanlış mı, öyle değil mi
Neden sus pus oldunuz
Yoksa sen de bizcilen (bizim gibi)
Saf mısın ey ahali
Bizim kadar kolayca
Kanar mısın ahali
İlgili Sayfalar
Yararlanılan Kaynaklar
Haldun Taner'in Keşanlı Ali Destanı Üzerinde Bir İnceleme Cafer Gariper
Cumhuriyet Dönemi Kültür Ortamında Güldürü Anlayışını Belirleyen Özellikler ve Bunların Komedya Anlayışındaki Yansımaları, Selda Kulluk
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Desteğiniz bizim için önemli. Daha iyi içerikler üretebilmemiz için hem "Takip Et" butonuna tıklayarak hem de yorumlarınızla bize destek olabilirsiniz. Ayrıca sayfaya daha rahat ulaşmak için sayfamızı sık kullanılanlar klasörüne eklemeyi unutmayınız.