6 Haziran 2018 Çarşamba

Bir Günün Sonunda Arzu

Yorgun gözümün halkalarında
Güller gibi fecr oldu nümâyân,
Güller gibi... sonsuz iri güller
Güller ki kamıştan daha nâlân.
Gün doğdu yazık arkalarında!
Altın kulelerden yine kuşlar
Tekrarını eder ömrün ilan.
Kuşlar mıdır onlar ki her akşam
Âlemlerimizden sefer eyler?..
Akşam, yine akşam, yine akşam
Bir sırma kemerdir suya baksam
Akşam, yine akşam, yine akşam
Göllerde bu dem bir kamış olsam!
                             Ahmet Haşim
Bilinmeyen Sözcükler
nümâyân: görünen
fecr: Güneş doğmadan önce ufukta beliren aydınlık
nâlân: inleyen
dem: zaman
Şiire Dair
  • Şiir, ilk kez 1921'de Dergâh'ta yayımlanmıştır. 
  • Özellikle yazıldığı dönemde anlamsız ve kapalı bulunmuş ve birçok eleştiri almıştır. Orhan Veli Kanık, "Eskiler Alıyorum" şiiri ile hem Haşim'e hem de bu şiire tepkisini alay yollu ortaya koyacaktır. Orhan Veli'nin şiirinde geçen “Bir de rakı şişesinde balık olsam” dizesi Ahmet Haşim'in "Göllerde bu dem bir kamış olsam!" dizesine bir gönderme olarak kabul edilir.
  • Haşim, şiirin gördüğü tepki üzerine, şiirde anlam ve açıklık konusunu ele alan bir yazı yazar. Bu yazı daha sonra Piyale'nin ön sözü olarak "Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar" adıyla yayımlanacaktır. 
  • Bu yazıda Haşim, şiir için anlamın ve açıklığın gerekli ögeler olmadığını, asıl aranması gereken şeyin müzikalite olduğunu vurgular. "Şairin lisanı; nesir gibi anlaşılmak için değil, fakat duyulmak üzere vücut bulmuş, musiki ile söz arasında, sözden çok musikiye yakın, ortalama bir dildir."
Şekil Özellikleri ve Ahenk Unsurları
  • Şiir aruz vezninin "mef'ûlü / mef'ûlü / fe'ûlün" kalıbıyla yazılmıştır. Şiirde aruz kusuru olarak görülen zihaf ve imale yoktur.
  • Üç bentten meydana gelen şiirde, bentlerdeki dize sayıları birbirini tutmaz.
  • Şiirde kafiye kullanılmakla birlikte şiirin kafiye örgüsü düzenli değildir.  
  • Haşim, şiirde ahengi sağlamak için ses ve sözcük tekrarlarından sıkça yararlanmıştır. 
  • "Güller" kelimesi, ilk bentte toplam dört kez, "gibi" de iki kez tekrarlanmıştır. Yine ilk bentte "g" sesinin tekrarı göze çarpmaktadır. 
  • İkinci bentte ise "l" sesi başta olmak üzere "r", "h", "d" ve "f" seslerinin tekrarı görülür.
  • Bu açıdan dikkati en çok üçüncü bent çeker. Bentte, "akşam" kelimesi altı kez tekrarlanır. Ayrıca "akşam" kelimesini ses olarak hatırlatan "baksam", "kamış" kelimelerinin de bent içinde yer alması, bendi hemen hemen aynı seslerin tekrarlandığı bir ahenge ulaştırmaktadır. 
Şiirin Yorumu
1.Bent
  • İlk bentte, yorgun düşmüş bir insanın günün aydınlanmasına dair hissettikleri üzerinde durulmuştur. Şiirde, tan yerinin ağarmasıyla oluşan kızıllık (fecr), rengi itibariyle güle benzetilmiştir. Ayrıca fecrin bulutların arkasından dalga dalga ortaya çıkmasıyla gülün yaprakları arasında da bir benzerlik bulunmaktadır:
Güller gibi fecr oldu nümâyân,
Güller gibi... sonsuz iri güller
Bentte gül ile kamış arasında bir karşılaştırma yapılmıştır. Sadece bahar mevsiminde açan gül, bu açıdan hayatın, mutluluğun, güzel olan her şeyin geçici olmasının simgesidir. Ve şiire göre gül, kamıştan daha dertlidir.
Güller ki kamıştan daha nâlân.
Bilindiği gibi ney, kamıştan imal edilir. Bu açıdan bakıldığında Mevlana'nın Mesnevi'sindeki ilk beyit de akla gelebilir. Kamış, ney olması için kamışlıktan yani asıl vatanından koparılır ki neyin çıkardığı sesler bu ayrılığı seslendirir. Tasavvufta kamışın hali insana benzetilir çünkü insan da kamış gibi asıl vatanından koparılmış ve dünyaya atılmıştır:
"Dinle neyden nasıl hikâyet eder
Ayrılıklardan şikayet eder" 
(Mesnevi'den)
Son dizede kamıştan daha "nalan" olan güllerin arkasından güneşin doğması, bir hayıflanma ifadesiyle (yazık) anlatılmıştır: 
Gün doğdu yazık arkalarında!
Akşam, Haşim için gerçek dünyadan uzaklaşıp hayallere daldığı zaman dilimidir.  Gün ışığı tüm çirkinlikleri ortaya çıkarır ve hayale imkan bırakmaz. Bu da yorgun gözlerin sahibinin, güneşin doğuşuyla kaybolan güzelliğe karşı duyduğu üzüntüyü göstermektedir.
2. Bent
İkinci bendin ilk iki dizesinde, güneşin doğuşundan sonra tabiattaki canlanma dile getirilmiştir:
Altın kulelerden yine kuşlar
Tekrarını ömrün eder ilan
Kuşlar, sabahın gelişini insanlara sesleriyle duyuran varlıklardır. Haşim, bu basit gerçeği şiirde sanatsal bir ifade ile anlatmayı başarmıştır. "Altın" burada rengi nedeniyle güneşi hatırlatmaktadır. Güneş, eski inanışta bütün gök cisimlerinin sultanıdır. Sultanlık ise saray, kale, kule gibi kavramları düşündürmektedir.
Kuşlar da sanki bu altın renkli kalede kalk borusu çalan muhafızlardır. İkinci bendin son iki dizesinde ise şair, akşam imgesi çerçevesinde ele alınabilecek önemli bir soru soruyor:
Kuşlar mıdır onlar ki her akşam.
Âlemlerimizden sefer eyler?
Burada her akşam tekrarlanan bir eylem, çok farklı bir anlam çerçevesinde dikkatlere sunulmuştur. Kuşların, diğer canlılarla birlikte, akşamları yuvalarına çekildikleri, bilinen bir gerçektir. Fakat Haşim, bu eyleme "alemlerden sefer eylemek" görevini yüklemek istemiştir. Kuşların her akşam tekrarladıkları yuvaya dönme ve ortalıktan çekilme eyleminin başka bir aleme sefer eylemek olup olmadığını soran şair, aslında kuşlar aracılığıyla yaşanılan hayattan uzaklaşma arzusunu dile getirmiştir. Böylece akşamla birlikte başka bir aleme göçme fikri, ilk kez ikinci bendin son iki dizesinde dile getirilmiştir.
3. Bent
"Akşam"ın Ahmet Haşim için özel bir anlamı vardır. O, akşamın ve yarı karanlık zamanların şairidir. Bu bentte şair "akşam" sözcüğünü altı kez kullanır. Haşim'e göre gün ışığı tabiatı çirkinleştirir. Akşam ise tam tersine renkli ve ruh okşayıcı bir zaman dilimidir. Bu bakış açısı şiirin tamamına egemendir. Son bendin ikinci dizesi ise akşamın şairde bıraktığı izlenim üzerine kurulmuştur:
Bir sırma kemerdir suya baksam
Burada akşam, suyun üzerindeki görüntü ve renklerle dikkate sunulmuştur. Suya yansıyan görüntüler bir sırma kemere benzetilmiştir. Ahmet Haşim'in şiirlerinde suyla ilgili göndermeler, çoğunlukla durgun suya yöneliktir. O, şiirlerinde daha çok gölleri ya da havuzu tercih etmiştir. Yani Haşim, suyun eşyanın görüntülerini yansıtabilme özelliğini dikkate almıştır. Öte taraftan suda yansıyan görüntü gerçeğin kendisi değildir. Ne kadar hareketsiz olursa olsun suyun yüzeyi ayna kadar net görüntüler vermez. Bu durum Ahmet Haşim'in şiir dünyasına uygun düşer. Yani şair, suya baktığında, akşamın verdiği kızıllık sayesinde, çevrenin sudaki yansımasını "bir sırma kemere" benzetir. Bu da Haşim'in şiirde bir resim duygusu uyandırmak istediğini düşündürebilir. Kemer'in taşıdığı bu anlamı düşündüğümüzde, "sırma kemer"in gerilmiş yayı hatırlatacak şekilde ele alındığını söyleyebiliriz. Şiirin açıkça bir arzu bildiren tek cümlesi son dizede yer almaktadır:
Göllerde bu dem bir kamış olsam!
Şairin "dem"den kastettiği ilk olarak akşam vaktidir. Aynı zamanda "dem'in Arapçada kan anlamına gelmesi, Haşim'in kelimeyi sadece vakit değil, akşamın rengini çağrıştırrnası dolayısıyla tercih ettiğini düşündürüyor. Şair, akşamın yarattığı atmosfer içinde tıpkı kuşların yaptığı gibi, alemlerimizden sefer eylemek isteyerek göllerde bir "kamış" olmak istemektedir. Belki de bu sayede kendini bu dünyanın gerçeklerinden uzaklaştıracaktır. Ahmet Haşim, kamış olmayı isterken eski edebiyattaki ney mazmununa yakın bir anlamı kasteder. Ney, "Mutlak Varlık"tan koparıldığı için inliyor ve İlahi sırrı söylüyordu. Tasavvuf anlayışının kamışa yüklediği bu düşünce Haşim'de yaşadığı dünyadan hoşnutsuzluk ve başka bir aleme duyduğu özlem olarak ortaya çıkar.
İlgili Sayfalar 
Yararlanılan Kaynak
Ahmet Haşim'in "Bir Günün Sonunda Arzu" Şiiri Üzerine Düşünceler, Mustafa Apaydın

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Yorumlarınız bizim için önemli. Lütfen yorum yaparak daha iyi içerikler üretmemiz için bize destek olunuz.