7 Ocak 2020 Salı

Çanakkale Şehitlerine (Günümüz Türkçesi)

Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kalabalık orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya
Ne yüzsüzce bir yığınak ki ufuklar kapalı!
Nerde - gösterdiği vahşetle "Bu: Bir Avrupalı"
Dedirir - yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp hapishanesi veya kafesi!


Eski Dünya, Yeni Dünya, insanoğlunun bütün kavimleri,
Kaynıyor kum gibi, tufan gibi, mahşer mahşer.
Yedi iklimi cihanın duruyor karşına da
Avustralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hintli, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela...
Hani, veba mikrobunu bile utandırır bu rezil istila!
Ah o yirminci asır yok mu o soylu yaratık,
Ne kadar gözdesi varsa gerçekten alçak
Kustu, Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki sırları utanmazcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize güzeldi o yüz...
Medeniyet denilen kahpe, gerçekten yüzsüz
Sonra (o) alçağın yakıp yıkmak için kullandığı araçlar,
Öyle müthiş ki: Eder her biri bir ülkeyi perişan


Öteden yıldırımlar parçalıyor ufukları;
Beriden zelzeleler kaldırıyor derinlikleri;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan askerin
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam.
Atılan her lağımın yaktığı; yüzlerce adam.


Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne korkunç tipidir; savrulur insan parçaları...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o namert eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere
Sürü halinde gezerken sayısız uçak
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik siperler ister ne siner düşmanından;
Alınır kale mi göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet ona, hâşâ, boyun eğdirebilir ki
Çünkü Allah'ın eseri o sağlam korunak


Sarılır, indirilir sağlamlaştırılmış yerler (bile)
(Çünkü) insan azminin yolunu kesemez insan yapısı eserler
Bu göğüslerse İlahi yapının sonsuz sınırı
Allah "O benim en güzel eserim, onu çiğnetme" dedi.
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek;
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.


Şehitlerin gövdesi, bir baksana dağlar, taşlar... (gibi)
(Namazdaki) rüku olmasa, dünyada eğilmez (o) başlar,
Yaralanmış temiz alnından, uzanmış yatıyor;
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdat inerek öpse o temiz alnı değer
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor birlik dinini...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek mezarı kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe" desem sığmazsın.
Altüst ettiğin devirlere de yetmez o kitap...
Seni ancak ebediyetler kapsayabilir.
"Bu, taşındır" diyerek Kabe'yi diksem başına;
Ruhumun ilahi ilhamını duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da örtü diye
Kanayan kabrine sersem bütün yıldızlarıyla;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Ülker yıldızını uzatsam oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına,
Türbenin bekçisi gibi güneşin doğuşuna dek bekletsem;
Gündüzün ışığı ile avizeni doldursam
Tüllenen güneşin batışını, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.


Sen ki, son haçlı ordusunun hamlesini
-Kılıç Arslan gibi kırarak-
Doğunun en sevgili sultanı Salahaddin'i
Büyüklüğüne hayran kıldın
Sen ki, hüsran İslam'ı kuşatmış boğuyorken
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, bütün cisimlerde dolaşır ruhun ve adın;
Sen ki yüzyıllara gömülsen taşacaksın...Yazık!..
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz (hiçbir) taraf


Ey şehit oğlu şehit, isteme benden mezar
Sana kucağını açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif Ersoy

İlgili Sayfalar


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Yorumlarınız bizim için önemli. Lütfen yorum yaparak daha iyi içerikler üretmemiz için bize destek olunuz.