29 Ekim 2020 Perşembe

Ferhat ile Şirin

  • Nazım Hikmet'in 1948'de yazdığı üç perdelik oyun.
  • Oyunun tam adı; Ferhad, Şirin, Mehmene Banu ve Demirdağ Pınarının Suyu'dur. Eser, aynı adlı ünlü halk hikayesinden yola çıkılarak yazılmıştır.
  • Konu: Oyunda, karşı cinse duyulan aşkın toplumsal ülküye dönüşmesinin hikâyesi anlatılır. Hikayenin asıl kahramanı olan Ferhat, Nazım'ın kalemiyle fedakâr-emekçi bir tipe dönüşecektir.
  • Kişiler: Ferhat, Şirin, Mehmene Banu (Hükümdar), Vezir, Gelen, Şerif, Behzad (Ferhat'ın babası), Hekimbaşı, Müneccim, Dadı Kalfa, Servinaz, Derviş, Ustabaşı...
Özet
Oyun, tellağın hükümdar buyruğunu okumasıyla başlar. Mehmene Banu'nun kız kardeşi Şirin kırk gündür hastadır. Mehmene Banu, kardeşine deva bulacak kişiye tüm hazinesini vermeye hazırdır. Şirin'in rahatsızlığına çare bulamayan Hekimbaşı ile Müneccim'i ölüm korkusu sarmıştır. Ümitlerin tükendiği bir anda saraya esrarengiz bir adam çıkagelir. Oyunda adı "Gelen" olarak geçen adam, Mehmene Banu'ya kardeşini iyileştireceğini söyler. Kendisi için bir şey istemediğini söyleyen adam, insanların düşüncelerini okuyabilmektedir. Gelen, Mehmene Banu'dan kardeşi için köşk yapmasını ister. Bu isteği hemen kabul eden Mehmene Banu'nun yapması gereken bir şey daha vardır. Gelen, kardeşinin iyileşmesi için Mehmene Banu'nun güzelliğini feda etmesini de ister. Mehmene Banu, kendisine aşık olan Vezir'in tüm itirazlarına rağmen bu isteği de kabul eder. Gelen, cebinden çıkardığı şişeyi büyük bir kaseye boşaltır; kaseden alevler fışkırırken içine bir gül ile kuru bir değnek parçası atar. Kasedeki alevler bir kat daha artar. Gelen'e göre ateşte yanan gül, nasıl kuru söğüt dalının külüne karışacaksa Banu'nun güzelliği de kardeşinin yakasına yapışan ölümle öyle karışıp onu yenecektir. Arkası seyirciye dönük, bir eliyle de kardeşinin elini tutan Mehmene Banu'nun yüzündeki değişikliği gören Vezir, kendini öldürmek ister ancak Gelen buna izin vermez. Bu arada Şirin gözlerini açar. Başında bekleyen Dadısına neler olduğunu sorar ancak kendisi için güzelliğini feda eden ablasını tanıyamaz. Mehmene Banu'nun vücudu hala genç ve alımlı olsa da yüzü artık çirkin bir ihtiyar kadının yüzüdür.
Şirin için yapılan köşkün yapımı sürmektedir. Ferhat, yüksek bir iskelenin üstünde köşkün nakışlarını işlemektedir. Behzad, bu işte oldukça iyi olan oğluyla gurur duymaktadır. Dadı Kalfa'nın oğlu olan Şerif de nakış işler. Şerif, annesinin hükümdara olan yakınlığından yararlanıp bir makam elde etmek varken nakkaş olmak isteyen biridir (emeğin önemi). Annesinden dolayı kendisine Şerif Ağa deseler de o, Şerif Usta olarak anılmak ister. Ferhat'ın yaptığı işlere de imrenerek bakmaktadır.
Mehmene Hatun, yanında Şirin olduğu halde köşkte yapılan işleri görmek için gelmiştir. O olaydan sonra Mehmene Banu kendisine bakılmasını yasaklamış, konuşanlar iki ellerini bağlayıp yere bakarak konuşmaktadır. Mehmene Banu, Ferhat'a ilk görüşte aşık olur. Yaptığı nakışları görmeden onu sarayın baş nakkaşı yapar. Ancak bilmediği bir şey daha vardır ki kardeşi Şirin de Ferhat'a aşık olmuştur. Ablasını atlatan Şirin, geri dönerek Ferhat'la konuşur. Şirin'in güzelliği karşısında şaşkına dönen Ferhat da kıza aşık olur. Sultanın cariyelerinden biri sandığı bu güzel kızın, Şirin olduğunu öğrenen Ferhat, "Sabah yıldızına aşık olmuşum." der. Bu arada Şerif, ikili arasındaki konuşmalara tanık olur.

İkinci Perde

Şerif, Ferhat'ın eşi benzeri olmayan yeşil boyasının sırrı karşılığında Ferhat'a Şirin'le buluşması için yardım eder. Annesi Dadı Kalfa'nın yardımıyla Ferhat'ı gizli bir merdivenden Şirin'in odasına çıkarırlar. Uzun uzun konuşan aşıklar kaçmaya karar verirler. Aşıkların kaçması sonrasında Mehmene Banu'nun Vezir'le yaptığı konuşmaya tanık oluruz. Mehmene Banu'nun emriyle aşıkların peşine dört yüz atlı gönderilmiştir. Hükümdar, Vezir'e Ferhat'a aşık olduğunu itiraf eder. Bu arada halk çeşmelerden akan pis su yüzünden kırılmaktadır. Demirdağ pınarının suyunun şehre getirilmesi daha önce denenmiş ancak başarısız olunmuştur. Suyun gelmesi için dağdaki kayaların delinmesi gerekir. Mehmene Banu sorguya çekilen Dadı Kalfa ile oğlunu affetmiştir. Kendine itiraf edemese de uğruna güzelliğini feda ettiği kardeşine kendisini bırakıp gittiği için kırgındır. Ferhat'ın tüm direnmesine karşın yakalanan aşıklar hükümdarın huzuruna getirilir. Kardeşine kıyamayan kadın Sultan, Ferhat'tan Demirdağ'ı delip şehre su getirmesi şartıyla kardeşiyle evlenebileceğini söyler. Ferhat hiç düşünmeden imkansız görünen bu işi kabul eder.

Üçüncü Perde

Aradan on yıl geçer. Şehir halkı, şehre temiz su getirmek için on yıldır çalışan Ferhat'ı görmek için yollara düşmüştür. Ferhat'ın yüz batmanlık gürzünün sesi bir saatlik yoldan duyulmaktadır. Behzad, nakkaşlığı bırakıp bir olmazın peşine düştüğü için oğluna küstür. Yakın zamanda karısını kaybeden adam, oğlunu görmek için Şerif ile yola çıkar. Ferhat, çalışmaya başladığı her yıl için bir kavak dikmiştir. Bu sahnede Ferhat'ı doğadaki varlıklarla konuşurken görürüz. Baba-oğul hasretle kucaklaşır. Behzad, şehir halkının Ferhat'a olan sevgisinden bahseder. Zannedersin ki Şirin'e kavuşmak için değil de onlar için çabalıyorsun, der. Ferhat, babasının sözünü keserek aslında iki işin birbirine karıştığını itiraf eder. Ferhat için şehri suya kavuşturmak, Şirin'e kavuşmaktan daha önemlidir artık. Bu arada Şerif kendisine "usta" dedirtmeyi başarmıştır, o artık Şerif Ağa değil Şerif Usta'dır. Baba-oğul vedalaşır, babası oğluna nasihatlerde bulunup tekrar geleceğini söyler. Behzad ile Şerif'in ardından Şirin gelir. On yıldır görüşmeyen iki aşık hasretle sarılır. Şirin bir müjdeyle gelmiştir. Mehmene Banu, şartından vazgeçmiş, evlenmelerine razı olmuştur. Ferhat, bu habere rağmen Şirin'in beklediği tepkiyi vermez. Ona çalıştığı yeri ve gürzünü göstermek ister. Sonra da heyecanla neler yaptığını anlatır. Kayayı bin adım deldiğinden, karşısına kalın bir kaya yığınının daha çıktığından bahseder. Onu da delince şehir, temiz suya kavuşacaktır. Şirin, Ferhat'ın anlattıklarına bir anlam veremez. Artık kayalardan sana ne diyerek kızar. Şirin, Ferhat'ın kendisine duyduğu sevgiden şüphe etmeye başlamıştır. Halbuki Ferhat, Şirin'i hala çok sevmektedir, ama başladığı işi bitirmek ister. İnsanlar ona güvenmektedir; şehri temiz suya kavuşturmak, ölümlere son vermek bir şeref meselesi haline gelmiştir. Ferhat, Şirin'e kendisini ziyarete gelmesi için ikna etmeye çalışır ancak bu da pek mümkün değildir. Mehmene Banu, Şirin'e "Eğer Ferhat, işini hemen bırakıp seninle dönmezse şartımı geri almam." demiştir. Şirin, kendisine sarılmak isteyen Ferhat'ı yavaşça iter; ağlayarak uzaklaşır. Ferhat bir kayanın üstüne çıkarak Şirin'in kaybolduğu istikamete doğru bakar bir süre. Sonra gürzüne doğru ilerken bir kadın, kucağında çocuğuyla çıkagelir. Kadın, çocuğunun Ferhat gibi yiğit olmasını istemektedir. Ferhat, kucağına aldığı çocuğa bakıp "O, benden yiğit olsun, ben o kadar yiğit değilim." der. Son sahnede gürzünü alır, kalabalığı açarak mağaraya girer. Kadın, kucağındaki bebeğine "Gürzün sesini dinle, oğlum... Gürzün sesini dinle..." derken perde kapanır.

İlgili Sayfalar

Nazım Hikmet
Cumhuriyet Dönemi Tiyatro Özetleri

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Yorumlarınız bizim için önemli. Lütfen yorum yaparak daha iyi içerikler üretmemiz için bize destek olunuz.