İslamiyet sonrası doğal Türk destanlarından biridir.
Destan, "Tezkire-i Buğra Han", "Buğra Hanlar Tezkiresi" ya da "Tezkire-i Üveysiye" olarak bilinen ve pek çok yazma nüshası bulunan eserde kayıtlıdır.
Söz konusu yazmalarda Satuk Buğra Han'ın yanı sıra ondan sonra gelen diğer veliler hakkında da bilgi bulunmaktadır.
Türklerin İslam dinini kabul edişlerini ilahî bir ilhama bağlamaya çalışan destan, İslamiyet öncesi Türk destanlarından aldığı motiflerle zenginleşip kaynaşmıştır.
Satuk Buğra Han (öl. 955)
Karahanlı hükümdarıdır. Karahanlı Hükümdarı Bezir Arslan Han’ın oğludur. Hakkındaki bilgiler çoğunlukla menkıbevi niteliktedir. Yedi yaşındayken babası ölünce onu amcası büyütmüştür. Menkıbevi kayıtlara göre on iki yaşında Müslüman olup "Abdülkerim" adını almıştır. İslam dinini öğrenip hanedan mensuplarını gizlice İslam'a davet etmiş, yirmi beş yaşına geldiğinde de amcasına karşı mücadeleye girişip Kaşgar’ı ele geçirmiştir.
İslamiyet'i resmî din olarak kabul etmesi, Türklerin kitleler halinde Müslümanlığa geçişini sağlaması ve İslamiyet adına birçok gazada bulunması onu Türk-İslam tarihi için önemli kılan unsurlardır.
955'te vefat eden Satuk Buğra Han, Kaşgar'ın kuzeyinde Artuç'a defnedilmiştir. Kabri bugün bile Müslümanların ziyaret ettiği kutsal mekânlardan biridir.
Satuk Buğra Han Destanı / Özet
Satuk Buğra Han Destanı / Özet
Hz. Muhammet, kanatlı Burak sırtında göklere yükseldiği Miraç Gecesi'nde gök katlarında gelmiş geçmiş tüm peygamberlerin arasında tanıyamadığı bir zatı Cebrail'e gösterip onun hangi peygamber olduğunu sorar.
Cebrail ona: "Ya Resulullah! Bu, herhangi bir peygamberin ruhu değildir. Bu, sizin ümmetinizden önemli bir kişinin ruhudur. Siz bu dünyadan göçtükten üç yüz otuz yıl sonra doğacak kişidir. Bu kişi, Türkistan vilayetlerindeki insanlara İslam dinini kabul ettirip sizin şeriatınızı halk içinde uygulayacak olan Hazret-i Sultan Satuk Buğra Han Gazi’dir." diye cevap verir.
Hz. Muhammet buna çok sevinir. Miraç'tan döndükten sonra her gün, dinini Türk ülkelerine yayacak bu insan için dua eder. Sahabelerinin de onu görmek istemeleri üzerine Hz. Peygamber'in duasıyla silahlı kırk atlı belirir. Selam verip yaklaşırlar. Bu atlılar, başlarında Satuk Buğra Han'ın bulunduğu kırk arkadaşının ruhudur.
Bu olaydan üç asır sonra Satuk Buğra Han, Kaşgar Sultanı'nın oğlu olarak dünyaya gelir. Doğduğu gün yer deprenir, dağ yamaçlarındaki kaynaklar kurur, mevsim kış olduğu hâlde bahçe ve çayırlar çiçeklerle örtülür.
Falcılar, bu çocuğun büyüyünce Müslüman olacağını söyleyerek onun öldürülmesini salık verirler. Ancak annesi oğluna kol kanat gerer ve falcıları yalan söylemekle suçlar. "Müslüman olursa o zaman öldürürsünüz!" diyerek çocuğunu kurtarır. Yedi yaşındayken babası ölünce de onu amcası büyütür.
Hızır'la Karşılaşma...
Satuk Buğra, on iki yaşında iken bir gün kırk arkadaşıyla ava çıkar. Kaçan bir tavşan ardından o kadar hızla koşar ki arkadaşları onu gözden kaybeder. O an kaçan tavşanın durduğunu ve ak sakallı bir ihtiyara dönüştüğünü hayretle görür. İhtiyar, Buğra'yı yanına oturtarak ona öğütler verir. Ona Allah'ı bilmenin saadetini ve cehennemin gazaplarını anlatarak hak dini öğrenmesi teklifinde bulunur. Sonrasında da yakında kendisine hak dini öğretecek kişiyi göreceğini bildirir. İhtiyarın Hızır olduğunu anlayan Satuk Buğra'ya Müslümanlığı öğretmekle vazifeli kişi ise Ebu Nasır Samani'dir. Satuk Buğra Han, karşılaştığı her güçlüğü de Hızır ile Ebu Nasır Samani'nin telkin ve tavsiyeleriyle aşar.
Aynı zamanda hükümdar olan amcası Harun Buğra Han ise yeğenini Müslümanlıktan döndürmek ister. Ona atalarının dini için bir mabet inşa etmesini emreder. Satuk bu emri, mabedi camiye çevirmek duygusuyla kabul eder. Sonrasında da amcasını hak dine çağırır.
O, kabul etmeyince Satuk keramet gösterir. Yer yavaş yavaş yarılır ve amcası yere gömülür. Tan ağarınca da Satuk Buğra hükümdar olur. Türk ülkelerinde İslam onunla başlar ve kâfirler için amansız bir düşman olur.
Savaşlarda ağzından ateşler saçarak kâfirleri yakar. Kılıcını onların üzerine çektiği zaman bu kılıç kırk adım uzar.
Doksan altı yaşına geldiğinde de kılıcının korkusu Belh'in önünden geçen Amuderya boylarına; güneyde Kışkezek'e, kuzeyde Karakurum'a kadar uzanır.
Satuk Buğra Han, bir yıl da Çin'le savaşıp İslam'ı Turfan'a kadar yayar. Hastalanmasa daha da ileri gidebilecek olan Satuk Buğra, yukarıdan aldığı bir davetle Kaşgar'a döner. Şehre girer girmez de bu hastalıktan ölür.
İlgili Sayfalar
👉 Destan Dönemi Türk Edebiyatı
Satuk Buğra Han, bir yıl da Çin'le savaşıp İslam'ı Turfan'a kadar yayar. Hastalanmasa daha da ileri gidebilecek olan Satuk Buğra, yukarıdan aldığı bir davetle Kaşgar'a döner. Şehre girer girmez de bu hastalıktan ölür.
İlgili Sayfalar
👉 Destan Dönemi Türk Edebiyatı
👉 Menakıpname / Menkıbe
Yararlanılan Kaynaklar
Abdülkerim Satuk Buğra Han Destanı, İsa Özkan
Resimli Türk Edebiyatı Tarihi Cilt 1, Nihat Sami Banarlı
Karşılaştırmalı Türk Destanları, M. Necati Sepetçioğlu
Yararlanılan Kaynaklar
Abdülkerim Satuk Buğra Han Destanı, İsa Özkan
Resimli Türk Edebiyatı Tarihi Cilt 1, Nihat Sami Banarlı
Karşılaştırmalı Türk Destanları, M. Necati Sepetçioğlu
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Desteğiniz bizim için önemli. Daha iyi içerikler üretebilmemiz için hem "Takip Et" butonuna tıklayarak hem de yorumlarınızla bize destek olabilirsiniz. Ayrıca sayfaya daha rahat ulaşmak için sayfamızı sık kullanılanlar klasörüne eklemeyi unutmayınız.