Destan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Destan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Saltuk Gazi Destanı

Sarı Saltuk
13. yüzyıl alperenlerinden Sarı Saltuk’un efsanevi hayatını konu alan destandır.
Destanda Sarı Saltuk'un dünyaya gelişi, çocukluğu, yetişmesi, kahramanlıkları, tebliğ faaliyetleri, kerametleri ve şehadeti anlatılmaktadır.
Eserde anlatılan olaylar genel olarak 13. yüzyılda geçmektedir.
Saltukname (Saltıkname) olarak da bilinen destan, 15. yüzyılda Ebülhayr-i Rumi tarafından Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan’ın isteği üzerine derlenerek kaleme alınmıştır. 
Mensur (düzyazı) Türk destanlarından biridir.
Destan halk ağzından derlenerek yazıya geçirilmiştir.
Türklerin Anadolu'ya yerleşmek için verdikleri mücadeleler sırasında doğan destanların son halkasıdır: Bu üç destan oluş sıralarına göre şunlardır: Battalname, Danişmend Gazi Destanı, Saltuk Gazi Destanı.

Battal Gazi Destanı

Seyyid Battal Gazi Külliyesi
Eskişehir
Anadolu'nun Türkleşme ve İslamlaşma sürecinde Battal Gazi olarak tanınan efsanevi kahramanın Hristiyanlara karşı verdiği mücadeleyi anlatan destandır.
Destan hem Anadolu’da hem de Türklerin yaşadığı diğer coğrafyalarda sevilip itibar görmüştür.
Battalname olarak da bilinen destan, Türklerin Anadolu'ya yerleşmek için verdikleri mücadeleler sırasında doğan üç destandan biridir. Bu üç destan oluş sıralarına göre şunlardır: Battalname, Danişmend Gazi Destanı, Saltuk Gazi Destanı.

Manas Destanı

Kırgız Türklerinin millî destanıdır.
Farklı hacimlerde birçok varyantı bulunan Manas, 500.000'i aşan dize sayısıyla dünyanın en uzun destanıdır.
Destanda Kırgızların Budist Kalmuklar ve Çinlilerle yaptıkları savaşların yanı sıra Kırgız Türklerinin kendi aralarındaki mücadeleleri anlatılmaktadır.
11. ve 12. yüzyıllarda anlatılmaya başlanan destan, İslamiyet'in Türk topluluğunda uyandırdığı heyecanla kısa zamanda büyük bir destan haline gelmiştir.
Yüzyıllar içinde bazı yeni olay ve ideallerle zenginleşen destan hâlen Manasçılar aracılığıyla yaşatılmaktadır.
(Manasçı, destanı kopuz çalıp türküler söyleyerek baştan sona ezbere okuyan ozanlara verilen isimdir.)

Danişmend Gazi Destanı

Danişmendli Beyliği'nin ilk hükümdarı Danişmend Ahmet Gazi'nin (öl. 1085) hayatını, gazalarını ve çeşitli kerametlerini anlatan destandır.
İslamiyet sonrası doğal Türk destanlarından biridir.
Danişmendname olarak da bilinen eser, yarı tarihî bir destandır.
Türk-Bizans ya da Müslüman-Hristiyan mücadelelerini anlatan destan, 1071'de kazanılan Malazgirt Savaşı'ndan 
sonra Anadolu’nun büyük bir bölümünün Danişmendliler tarafından fethedilişini menkıbevi olarak işler.
Danişmendname, Battalname'nin devamı niteliğindedir. Ordusunda Battal Gazi’nin bayrağını taşıyan Danişmend Ahmet Gazi'nin fetihleri de onun fetihlerinin bir devamı gibidir. Destandaki gazalar, Dânişmend Gazi'yi Battal Gazi'ye bağlamak için bir asır önce başlamış gibi gösterilmiştir.
Destana göre Bizans’a karşı yaptığı fetihlerle şöhret bulan Danişmend Gazi; adil, âlim ve cesur olmasının yanı sıra kerametler de gösteren bir velidir (alperen).

Satuk Buğra Han Destanı

Karahanlıların ilk Müslüman hakanı Satuk Buğra Han'ın menkıbelerini anlatan destandır.
İslamiyet sonrası doğal Türk destanlarından biridir.
Destan, "Tezkire-i Buğra Han", "Buğra Hanlar Tezkiresi" ya da "Tezkire-i Üveysiye" olarak bilinen ve pek çok yazma nüshası bulunan eserde kayıtlıdır. 
Söz konusu yazmalarda Satuk Buğra Han'ın yanı sıra ondan sonra gelen diğer veliler hakkında da bilgi bulunmaktadır.
Türklerin İslam dinini kabul edişlerini ilahî bir ilhama bağlamaya çalışan destan, İslamiyet öncesi Türk destanlarından aldığı motiflerle zenginleşip kaynaşmıştır.

Destan-ı Zelzele

Büyük bir yıkıma sebep olan "1939 Erzincan Depremi" üzerine yazılmış bir destandır. İki bölümden meydana gelen destan kayıp ve silik dörtlüklerle birlikte toplam kırk beş dörtlüktür. Aşağıda verilen kısım, destanın birinci bölümüdür:

Destan-ı Zelzele

Hulûs-i kalp ile dinle destanı
Cenab-ı Allah'tan imtihan oldu
Sene dokuz yüz otuz dokuzda
Hakkın emriyle zelzele oldu

Atalar Sözü Destanı

Tut atalar sözünü kalb-i selim ol
Gönülden gönüle yol var demişler
Gider yavuzluğun tab-ı halim ol
Sarp sirke kabına zarar demişler

Esnaf Destanı

Küçücükten çıktım gurbet ellere
Hakikat rahına düştüm gezerken
Eski sözdür gelir yazılan sere
Aşk atına bindim yayan giderken

Şair oldum evvel dinle yalanı
Vezn ü mevzun derler bilmem ben anı
Unuttum bildiğim Türkçe lisanı
Arabi Farisi sohbet ederken

Âşıklığı özge halet sanırdım
Çalıp çığırmayı adet sanırdım
Bunu ben bir kolay sanat sanırdım
Mızrabım kırıldı bozuk çalarken

Anladım ki bu bir çıkmaz sokaktır
Ben çıkardım diyen bunu ahmaktır
Bizlere marifet hayli ıraktır
Gözlerim karardı eş'ar yazarken

Aklımı fikrimi başıma derdim
Düşünüp giderken bir pîre erdim
Otuz iki esnaf ahvalin sordum
Bana ol pir haber verdi sorarken

Vardım çiftçi oldum cümleden akdem
Yıllık ile tuttu beni bir adem
İçtiğim tarhana çorbası her dem
Ağzım yaktım sıcak çorba içerken

Hele kaçtım ben o köyden aşağı
Vardım bir şehire bastım ayağı
Anda oldum bir çulfanın çırağı
Çıkrığım kırıldı masra sararken

Nalbant oldum kırdım nalın çoğunu
Bir katır nalladım dinle oyunu
Meğer acemiymiş bilmem huyunu
Çenemi teptirdim nalın sökerken

Berber oldum doldu dükkâna eller
Şer'an tıraş eder kel başı berber
Ağustos gelince pek kokar keller
Usandım başını tıraş ederken

Hamamc'oldum hamam çöktü başıma
Tellak oldum bak şu benim işime
Çuldan bir kese pek gitti hoşuma
Yağır ettim birin kese sürerken

Bakkal oldum kapan yaptım yerimi
Yağ tükendi Moskof aldı Kırım'ı
Kayıkç'oldum taktım küreklerimi
Tayfalar kırıldı kürek çekerken

Avcı oldum kuşlar havaya uçtu
Hırsız oldum kement boynuma geçti
Gemic'oldum gemim engine düştü
Hele ben kurtuldum tekne batarken

Kalafatçı oldum alem uşattı
Limanda tekneler hep yağır yattı
Kalafat ettiğim gemiler battı
Andan da kovulduk hile ederken

Balıkç'oldum balık ağa girmedi
Asla dört paraya elim ermedi
Dilenc'oldum kimse para vermedi
Büyük kapılarda boyun eğerken

Aşçı oldum asla pişmedi yemek
Boyac'oldum bilmem al yeşil irenk
Tellal oldum tuttum bir topal eşek
Çamura saplandı çekip giderken

Saraç oldum bir gün başladım işe
Sahtiyan tükendi kalmadı tirşe
Kebapç'oldum eti sapladım şişe
Tuzunu unuttum biber ekerken

Pabuçç'oldum dikemedim pabucu
Dikerken kırıldı tığların ucu
Kalayc'oldum hayli çalkadım kıçı
Eski bakırların pasın silerken

Manav oldum elma armut tez çürür
Cambaz oldum ip üstünde kim yürür
Kasap oldum her gün gözüm kan görür
Yüreğim bayıldı kana bakarken

Sarraf oldum sayamadım parayı
Dülger oldum yapamadım sarayı
Hallaç oldum elime aldım yayı
Kirişim kırıldı pamuk atarken

Kazzaz oldum yakışmadı elime
Sai oldum hırsız indi yoluma
Mutaf oldum bak şu benim halime
Götün götün gittim kızıl bükerken

Kuyumc'oldum döğemedim gümüş
Bilemedim elmas ile çaytaşı
Pazvant oldum bir gün yıkılda çarşı
Hele ben kurtuldum çarşı çökerken

Cevahirci oldum sözün doğrusu
Fark etmedim cevahiri elması
Terzi oldum ele aldım makası
Parmağım kestirdim kumaş biçerken

Hammal oldum bir hafif yük bulmadım
Pelvan oldum hiçbir adam yenmedim
Yırttılar yakamı birden duymadım
Kollarım kırıldı göğüs tutarken

Meyzin oldum ezan vakti olmadı
Bağıra bağıra sesim kalmadı
Kahvec'oldum hiç müşteri gelmedi
Şerbetim ekşidi döktüm kokarken

İmam oldum kaba sofu çoğaldı
Beynamazlar hep camiye döküldü
Lerze oldu bir gün cami yıkıldı
Aptesli aptessiz namaz kılarken

Ben bu sanatları bir bir dolaştım
Tekrar gelip şairliğe bulaştım
KAMİLÎ mürşidin destine düştüm
Tekke-i aşk içre çile çekerken

Kamilî (18.yy)

Kaynak:

Âşık Edebiyatında Esnaf ve İş Destanları, Dr. Doğan KAYA