Fehim-i Kadim (1627-1647)

  • Divan şairi.
  • Asıl adı Mustafa, Fehim ise mahlasıdır.
  • Aynı mahlası kullanan 19. yüzyıl divan şairi Süleyman Fehim Efendi ile karıştırılmaması için "eski" anlamına gelen "kadim" sıfatıyla anılmaktadır.
  • Doğum tarihi kaynaklarda 1627 olarak gösterilse de kesin değildir.
  • Ailesi hakkında yeterli bilgi yoktur. Babasının Arap ya da Mısırlı bir fellah olduğu tahmin edilmektedir.
  • Evliya Çelebi'ye göre peltek ve kekemedir.
  • Buna rağmen tezkirelerde yazdığına göre hoşsohbet biridir.
  • Çok genç yaşta ölen şair derbeder ve talihsiz bir ömür sürmüştür.
Şiirinden...
Girye-i gamla geçti eyyamım
Etmedi hande ruy-ı şadani
Bana hep cevri marifet etti
Al elimden Huda bu irfanı
Günümüz Türkçesi: Günlerim kederden ağlayarak geçti, yüzüm hiç gülmedi. Hayat bana eziyet etmeyi bir marifet bildi. Ey Allah'ım, bana böylesine dert veren bu anlayışı/bilgeliği elimden al ki bu acılardan kurtulayım.
  • Bir süre kâtiplik yapmış, daha sonra Kudüs, Mekke, Medine, Edirne ve son olarak da Mısır’da bulunmuştur.
  • İstanbul'a dönmek için bir kalifiye katılan şair, yolculuk sırasında. yüzyılda rahatsızlanarak yirmili yaşlarında ölmüştür (1647).
Önemi ve Edebî Anlayışı
  • 17. yüzyıl divan şairidir.
  • Sebkihindi tarzının önemli şairlerinden biridir.
  • Özgün bir üsluba sahiptir.
  • Sebkihindi akımının etkisiyle şiirlerinde anlam kapalı, hayalleri ise ince ve geniştir.
  • Şiirleri kolay anlaşılmaktan uzak olsa da şiirlerinde yer yer mahallî söyleyişlere de yer vermiştir.
  • Şiirlerinde yaşadığı çağın sosyal hayatından izler görülür.
  • Ruz u Şeb redifli naatı ile ünlüdür. Kaside nazım şekliyle yazılan bu naata Neşati ve Şeyh Galip tarafından nazireler yazılmıştır.
  • 19. yüzyılda Encümen-i Şuara (1861-1862) şairleri tarafından yeniden keşfedilerek şiirlerine nazireler söylenmiştir.
Eserleri: Divan, Şehrengiz, Bahr-i Tavil, Tercüme-i Letâif-i Kümmelin, Durûb-i Emsâl-i Türkî
Örnek Gazel
Sitem ben hâke hükm-i gerdiş-i eflâkdendür hep
Galat didüm galat hâsiyyet-i idrâkdendür hep

Ne ol bî-rahm sermest ü ne çeşm-i bî-emândadur
Helâk olmam benüm cürm-i dil-i bî-bâkdendür hep

Halîl-i aşkam ammâ şu’le gülzâr olması bana
Degül i’câz feyz-i dîde-i nem-nâkdendür hep

Sipihr-i sifle-perver cevrin az eylerse de gâhi
Nişân-ı lutf sanma gayet-i imsâkdendür hep

Ne hikmetdür ki dilber âteşî-hû dil hevâyîdür
Egerçi asl-ı fıtratde bir âb u hâkdendür hep

Şikâf-ı dâmen-i Yûsuf’dan olmazdı ayân sırrı
Züleyhâ’nun figânı sîne-i sad-çâkdendür hep

Dür-i nazm-ı Fehîmâ oldugı hurşîd-veş rûşen
Kemâl-i safvet-i deryâ-yı tab-ı pâkdendür

Günümüz Türkçesi
Ben toprak(tan) olana, sitem hep feleğin dönüşünün hükmündendir. Yanlış söyledim, yanlışlık (aslında) hep anlayışın niteliğindendir.
Benim mahvolmam, ne acımasız sarhoştan ne de amansız gözdendir, hep korkusuz gönlün suçundandır.
Aşkın İbrahim’iyim ama bana ateşin gül bahçesi olması şaşılacak bir şey değildir, bu hep nemli göz yaşının bolluğundandır.
Alçak kimseleri besleyen felek, bazen eziyetini azaltırsa da bunu iyilik işareti zannetme, (bu) hep cimriliğinin fazla olmasındandır.
Yaratılış cevherleri aynı su ve topraktan olmasına rağmen, sevgilinin ateşli huya,(âşığın) gönlünün ise havai bir huya sahip olmaları şaşılacak bir hikmettir.
Züleyha'nın sırrının ortaya çıkışı, Yusuf'un eteğinin yırtılmasından değil, hep yüz parçaya ayrılmış bağrının inleyişindendir.
Fehim'in şiirinin inci (gibi) olduğu gün gibi ortadadır. Bu hep temiz tabiatının denizindeki arılığın yetkinliğindendir.
İlgili Sayfa

👉 Divan Edebiyatı Ana Sayfa
Yararlanılan Kaynaklar
  • Fehim-i Kadim'in Hep Redifli Gazelinin Anlambilim Açısından İncelenmesi, Tuğçe Yaşa
  • TDV İslam Ansiklopedisi Fehim-i Kadim Maddesi, Tahir Üzgör
  • Resimli Türk Edebiyatı Tarihi II, Nihat Sami Banarlı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Desteğiniz bizim için önemli. Daha iyi içerikler üretebilmemiz için hem "Takip Et" butonuna tıklayarak hem de yorumlarınızla bize destek olabilirsiniz. Ayrıca sayfaya daha rahat ulaşmak için sayfamızı sık kullanılanlar klasörüne eklemeyi unutmayınız.