21 Aralık 2018 Cuma

Mahşer

Peyami Safa
İlk baskısı 1924'te yapılan Peyami Safa romanı. 
Olaylar Birinci Dünya Savaşı ile Mütareke Dönemi sırasında İstanbul'da geçmektedir. Roman, Çanakkale Savaşı'nda gazi olan Nihat'ın, İstanbul'a dönüşünde yaşadığı dramı anlatır.
Yazar, bu dönemde özellikle İstanbul'un zengin semtlerinde yaşanan gayri millî ve gayri ahlakî hayata dikkat çekmek ister.
Eserde Nihat'ın gözüyle İstanbul’un siyasî, sosyal, ekonomik ve ahlakî yapısı hakkında bilgiler verilir. Özellikle Doğu - Batı karşılaştırılması yapılır. Böylece Tanzimat’tan beri Türk romanında işlenen temel konulardan olan yanlış Batılılaşma örnekleri verilirken milli değerlerimizin güzel tarafları okuyucuya anlatılır.
Çocukluğu rahat içinde geçmiş, iki dil bilen, harpten önce de öğretmenlik yapan Nihat'ın cephedeyken hayalini kurduğu tek yer İstanbul’dur. Buraya geldiğinde bambaşka bir hayat yaşayacağını düşünür çünkü o bir gazidir ve onlar için çarpışmıştır. Bu nedenle fark edilip saygı görmelidir. Fakat Nihat, bunların hiçbirini bulamaz. İstanbul onun "gazi" oluşunu umursamaz. 
Nihat, uğruna savaştığı toplumun yozlaşmış halini görünce hayal kırıklığına uğrar. Milleti ayakta tutan manevi dinamiklerin yıkıldığı bu ortamda kendisine çıkış yolu arar. 
Maddi sıkıntılar çeken Nihat, Beyoğlu'nda bir apartman dairesinde oturan Seniha Hanım'ın kızına Fransızca dersi vermeyi kabul eder.
Gittiği evde, Avrupai bir hayat süren Seniha Hanım ve eşi Mahir Bey’in milli manevi değerlere karşı takındıkları tutumdan rahatsız olur. Nihat, evde Mahir Bey’in yeğeni Muazzez ile tanışır. Muazzez'in onlar gibi olmadığını fark eder. Genç kadın, içinde bulunduğu muhiti beğenmemekte ve buradan kurtulmak istemektedir. 
Nihat, Seniha Hanım'ın evinde tanıştığı mebus (milletvekili) Alaeddin Bey ve diğer misafirlerin ülkenin ve milletin sorunlarına kayıtsız kalmalarına anlam veremez. Milletin sorunlarıyla ilgilenmesi gereken mebusların çıkarlarını korumak için Mahir Bey gibi iş adamlarıyla ortaklık yapmalarına kızar.
Batı kültürünü eğlenceden ibaret zanneden bu insanlar, zenginliklerini sürdürmek için her türlü yolsuzluğu yaparlar. Genç adam, Mahir Bey’in evindeki ortama benzer yerlerde bulunduğu halde bu ortamı ilk defa bu kadar yakından tanıma fırsatı yakalar:
"İstanbul’da sosyete dedikleri şeyin bir lahana biber turşusu gibi karışık olduğunu bilmiyordu. Bütün bu kalabalıkta hiç kimseyi tanımadığı için kendini bir dağ başında imiş gibi yapayalnız buldu."
Seniha Hanım ve kocasının eve gelen misafirlerle çıkar ve cinsellik üzerine kurulu karmaşık bir ilişkileri vardır. Mahir Bey, vagon ticaretinden kazanacağı paralar uğruna eşinin Alaeddin Bey'le olan gayrimeşru ilişkisine ses çıkarmaz. Alman subaylarıyla dostluğunu kuvvetlendirmek için Seniha Hanım'ın cazibesine güvenir. Bütün bunlar, Nihat'ın Çanakkale’de uğruna savaştığı değerleri sorgulamasına neden olur:
" -Üç senedir… Meğer… Biz kimler için harp edip durmuşuz! Birden birdenbire, ‘Vatan’, ‘Millet’, ‘Fazilet’ kelimeleri, üç soytarının isimleriymiş gibi onu güldürmüştü."
Genç Adam, cephede savaş devam ettiği halde alafranga tutkunu kişilerin zevk içerisinde hayatlarını sürdürmelerini nefretle karşılar. Nihat, Batılılaşma sevdalısı bu ailenin milli benliklerinden koptuklarından hiçbir ilkeye sahip olmadıklarını, Muazzez'e şöyle anlatır:
“Ne niçin yaşıyorlar? Vatanları yok, vicdanları yok, Allah'a da, güzelliğe de, fazilete de inanmıyorlar, bunu anladık peki para için mi yaşıyorlar?"
Zaman içerisinde Nihat'la Muazzez yakınlaşır. Nihat yaşadıklarının yorgunluğunu Muazzez’in gözlerinde dinlendirecektir. Birbirini seven bu iki genç evden ayrılarak evlenirler. Ancak bir süre sonra maddi imkansızlıklarla boğuşmak zorunda kalarak ümitsizliğe düşerler. Hatta Nihat ayağına taş bağlayarak bir intihar teşebbüsünde bile bulunur ancak yaşama isteği ağır basacaktır.
İşte tam bu noktada yazarın romandaki sözcüsü konumundaki Kerim Bey devreye girer. Telkinleriyle Nihat'ı içinde bulunduğu bunalımdan kurtarır. Muazzez ile Nihat yine birbirlerine kavuşurlar.
Yazar, Mahşer’de olayların yaşandığı zemini bir bataklığa benzetir. Bu bataklığın oluşmasında bireylerin Batı hayranı olması etkilidir. Alaeddin Bey, Seniha Hanım ve Mahir Bey’in anlayışına göre Fatih'te insanların yoksulluk çekmesinin veya Çanakkale’de gençlerin ölmesinin hiçbir önemi yoktur. Onlar için asıl önemli olan kazanacakları para ve sosyal statüleridir. 
Peyami Safa, romanın sonunda Nihat ile Muazzez’i mutlu bir sona kavuşturarak cephede gazi olan genci sembolik olarak rahata kavuşturur. Burada henüz yirmili yaşlarındaki yazarın okuyucuya vermek istediği mesaj da ortaya konmuş olur: Eğer genç Türkiye Nihat, Kerim ve Muazzez gibi yani milli değerlerine bağlı olarak yaşayabilirse ancak düze çıkabilir.

İlgili Sayfalar

Peyami Safa
Sözde Kızlar
Fatih-Harbiye
Cingöz Recai
Eser Özetleri

Eser Özetleri Konu Testi 1

Yararlanılan kaynaklar için Kaynakça sayfamıza bakınız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Yorumlarınız bizim için önemli. Lütfen yorum yaparak daha iyi içerikler üretmemiz için bize destek olunuz.