14 Şubat 2019 Perşembe

Anayurt Oteli


Yusuf Atılgan’ın 1973’te yayımladığı roman.
Eserde "yabancılaşma" teması öne çıkmaktadır. Otelin hem kâtipliğini hem de yöneticiliğini yapan Zebercet’in toplumdan kopukluğu, iletişim yoksunluğu ve bunun yarattığı yalnızlık romanın asıl konusunu oluşturur.
Kitaba ismini veren Anayurt Oteli, neredeyse eserin tek mekânıdır. Otelin bulunduğu kasaba, 
eski bir yerleşim yeridir. 1922'de Yunanların giderayak yaktıkları bu kasaba ya da kentin arkasında dimdik yükselen bir dağ, önünde ise yeşilli sarılı bir ova vardır. Otel, istasyonun arkasındaki alandan ana caddeye çıkan sokağın karşısında, yanmadan kalabilmiş üç katlı bir eşraf konağıdır. 
Otelin, Zebercet dışında, tek çalışanı ortalıkçı kadındır. Zebercet ve gecelik duraklamaların mekanı olan otel, eserin merkezini oluşturur. 
Zebercet yedi aylık doğmuş, annesini küçük yaşta kaybetmiş ufak tefek biridir. Annesi gömüldükten sonra imam, Zebercet'e ninesinin adını sormuş ancak Zebercet utandığı için cevap verememiştir. Zira ninesi, Haşim Bey konağındaki beslemelerden biridir ve çocuğunu doğurduktan sonra adeta baştan atılmıştır. Onun köksüzlüğü, biraz da annesinin bu trajik öyküsünden beslenir. Otuz üç yaşındaki Zebercet, bilinçaltında taşıyageldiği yetersizlik, eksiklik, dışlanma, yoksunluk nedeniyle çevresiyle sağlıklı bir iletişim kuramaz. 
Onun dünyası adeta otelden ibarettir. Dışarıya pek çıkmaz. Çıktığı zamanlarda ise bir an önce otele dönmek ister. Kendisini rahat hissetmez, otelde kötü şeylerin olacağına inanır. Onun ruhundaki örselenmiş havayı otelin duvarlarında, odalarında, merdivenlerinde görmek mümkündür. 
"Otelden pek seyrek çıkardı. Şimdiki gibi olağanüstü bir durum olmazsa yılda ya da iki yılda bir terziye, altı ayda bir keselenmek için hamama, dört haftada bir saç tıraşına, ayda bir otelin paralarını İstanbul'a yerleşen Faruk Keçeci'ye göndermek için postaneye giderdi. Yılda bir otelin vergisini de yatırırdı ama bunun için ayrıca çıkmazdı; postaneye gittiği bir gün yatırırdı. Her çıkışında, özellikle hamama gittiğinde, o yokken otelde kötü bir şey olacakmış gibi tedirginlik duyardı. Şimdi de hızlı yürüyordu."
Zebercet'in asıl rahatsızlığı, gecikmeli Ankara treniyle gelen kadınla başlar. Zira bu kadın farkında olmadan kahramanımızı kendisiyle yüzleşmeye ve dünyaya uyuma davet edecektir. Bundan sonra Zebercet ilk defa kurallarını bozarak kabuğundan dışarı çıkmaya başlayacaktır. 
Romanın bu bölümünde Zebercet’in gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının kaldığı otel odasında -eşyalardan hareketle- kadınla ilgili hatırlamalarını ve kadını tekrar görme arzusu anlatılır. Zebercet, kadının bıraktığı odayı olduğu gibi muhafaza eder ve kimselere vermez. Yatakta, yastıkta, havluda, odanın içinde gelmeyen ama beklenen genç kadının havasını solur. Çevresiyle sağlıklı bir iletişim gerçekleştiremeyen Zebercet, bu kadınla birlikte yaşamanın farkına varmıştır. Yapmadığı işleri yapar. Söz gelimi geceleri gündelikçi kadının odasına gitmeyi bırakır. Düzenli olarak dört haftada bir gitmesine rağmen günü gelmeden berbere gider. Bıyığını kestirir. Yeni elbise ve ayakkabı alır. Fakat dört gözle beklediği kadın bir hafta geçmesine rağmen dönmez. 
Tek dayanağını ve arzusunu yitiren Zebercet meyhaneye, tanıştığı bir oğlanla sinemaya, horoz dövüşü seyretmeye gider. Ancak bilinçaltında biriken sorunlar bu son olaydan sonra eyleme geçer ve sadece cinsel arzularını gidermek için kullandığı ortalıkçı kadını nedensiz yere boğarak öldürür. Ardından beklediği kadının köydeki baytarın yanına gittiğini, sürekli sarılıp kokladığı kadından kalma havluyu almaya gelen baytarın adamlarından öğrenir. Yaşama ümidi tamamen kaybolur. Otele müşteri kabul etmez. Tadilat, temizlik işlerini bahane ederek otele “kapalı” levhasını asar. Günlerdir kafasında, yüreğinde gittikçe artan ağırlığı taşıyamaz. Büyük dayısı Nurettin’inin Halveti tekkesinde çilesini tamamlamasına on sekiz gün kala çıkması ve sonrasında ölümünü, küçük dayısı Faruk’un genç yaşta kendisini asarak intihar edişini hatırlar. Bütün bu travmatik anılar bir bakıma onun trajik sonunu da hazırlar. Ardından “dayanılacak gibi değildi bu özgürlük” diyerek otelin tavanına geçirdiği iple intihar eder. 
"Sağdı daha, her şey elindeydi. ipi boynundan çıkarabilir, bir süre daha bekleyebilir, kaçabilir, karakola gidebilir, konağı yakabilirdi. Dayanılacak gibi değildi bu özgürlük. Ayaklarıyla masayı itip aşağıya yuvarlandı..." 
Zebercet sallandığı yatağın üzerine donunun sol paçasından fildişi renginde koyuca bir sıvı akıtarak otelden ve dünyadan ayrılmış olur.

İlgili Sayfalar

Yusuf Atılgan
Türk Edebiyatı Konuları
Cumhuriyet Dönemi Roman Özetleri
Eser Özetleri Konu Testi 1

Yararlanılan Kaynaklar

Modernist Bir Yazar Olarak Yusuf Atılgan, Yakup Gelir, Mehmet Tütak
Yurtsuzluk İtkisi ve Anayurt Oteli, Ramazan Korkmaz
Anayurt Oteli, Yusuf Atılgan, Yapı Kredi Yayınları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Yorumlarınız bizim için önemli. Lütfen yorum yaparak daha iyi içerikler üretmemiz için bize destek olunuz.