9 Ocak 2018 Salı

Göç Destanı

  • Uygur destanıdır.
  • Türeyiş destanının uzantısı gibidir.
  • Destanın, Çin ve İran kaynaklarındaki kayıtlarında iki ayrı söyleyiş gibi görünen anlatımları birbirini tamamlayıcı niteliktedir.
Özeti (Çin Kaynaklarına Göre)
Uygur ilinde Hulin adında bir dağ vardı. Bu dağdan Tuğla ve Selenge adında iki ırmak çıkardı. Bir gece bu iki ırmak arasındaki bir ağacın üzerine gökten mavi bir ışık indi. İki ırmak arasında yaşayan halk bunu dikkatle takip ettiler. Bu kutsal ışık ağacın gövdesinde aylarca durdu. Ağacın gövdesi gittikçe kabarıyor, oradan güzel bir müzik geliyordu. Geceleri otuz adım çevresinde bir ışık görünüyordu. Bir gün ağacın gövdesi yarılarak içinden beş çocuk çıktı. Bu çocuklar beş ayrı odacıkta idiler. Ağızları üstünde asılı birer emzikten süt emiyorlardı. Bunlar ışıktan doğmuş kutsal çocuklardı. Halk ve âmirler onlara büyük saygı gösterdiler. Bu çocukların en büyüğünün adı Sungur Tigin, ikincisinin adı Kutur Tigin, üçüncüsü Tükel Tigin, dördüncüsü Ur Tigin, beşincinin adı Bugu Tigin’di. Bunların Tanrı tarafından gönderildiğine inanan Uygurlar, içlerinden birini Hâkan yapmayı düşündüler. Bugu Tigin; güzellik, zeka, ve ehliyetçe diğerlerinden üstün olduğundan onu ittifakla hâkan seçtiler. Büyük bir şölen yaparak tahta oturttular. Aradan uzun bir zaman geçti. Bir gün Uygur tahtına yeni bir hükümdar oturdu. Bu hâkan Çinlilerle yapılan savaşlara bir son vermek için oğlu Galı Tigin’e, Kiyu-Lien adlı bir Çin prensesi almayı tasarladı.
Evlendikten sonra prenses, sarayını Hatun Dağı’nda kurdu. O çevrede Tanrı Dağı adında başka bir dağ ve güneyinde de Kutlu Dağ denilen büyük bir kaya vardı.
Çin elçileri bakıcılarla birlikte geldiler. Onlar kendi aralarında dediler ki. “Hatun Dağı’nın saadeti bu kayaya bağlıdır. Türkleri yıkmak istiyorsak bu kayayı onların elinden almalıyız.”
Bunun üzerine Çinliler, prenseslerine karşılık bu kayanın kendilerine verilmesini istediler. Yeni hakan, bu isteğin nereye varacağını pek düşünmeden Çinlilerin arzusunu kabul etti. Hâlbuki bu kutsal bir taştı. Uygur ülkesinin mutluluğu bu kayaya bağlıydı. Bu tılsımlı taş Türk yurdunun bölünmez bütünlüğünü temsil ediyordu. O giderse Türklerin bütün saadeti yok olacaktı.
Fakat bu kolay götürülecek bir kaya değildi. Çok büyüktü. Onun için Çinliler kayanın etrafına odun yığıp ateş yaktılar. Taşı iyice kızdırdıktan sonra üzerine kızgın sirke dökerek parçaladılar. Parçaları arabalara yükleyip birer birer Çin’e götürdüler.
Olan o zaman oldu işte. Türk yurdunun bütün kurdu kuşu dile geldi. Kendi dillerince kutsal taşın düşmana verilişine ağladılar. Yedi gün sonra bu günahı bağışlanmaz düşüncesiz hakan öldü. Ne var ki onun ölümüyle ülke felaketten kurtulamadı. Bir Çin prensesi uğruna çekinmeden bağışlanmış olan yurdun bir kayası, Türk yurdunun felaketine sebep oldu. Halk rahat yüzü görmedi. Irmaklar birbiri ardınca kurudu. Göllerin suyu buhar olup uçtu. Topraklar yarıldı, ürün yeşermez oldu.Günlerden sonra Türk tahtına Buğu Han'ın torunlarından biri hakan olarak oturdu. O zaman canlı cansız, evcil yaban, çoluk çocuk bütün yurtta soluk alan almayan ne varsa hepsi birden:"Göç! Göç!" diye bağırmaya başladı. Derinden, iniltili, hüzün dolu, eli böğründe kalmış bir çağırışmaydı bu. Yürekler dayanmazdı.
Uygurlar bunu ilahi emir diye bildiler. Toparlandılar, yollara düzüldüler. Yurtlarını yuvalarını bırakıp bilinmedik ülkelere doğru göç etmeye başladılar. Sonra bir yere gelip durdular, orada sesler de kesildi. Uygurlar, seslerin kesilip duyulmaz olduğu bu yerde kondular, beş mahalle kurup yerleştiler. Bunun için bu yerin adı da Beş-balıg koydular. Burada yaşayıp çoğaldılar.
İlgili Sayfalar
Yaradılış Destanı 
Şu Destanı 
Alp Er Tunga Destanı
Ergenekon Destanı 
Bozkurt Destanı 
Attila Destanı 
Oğuz Kağan Destanı 
Türeyiş Destanı 
Yararlanılan Kaynaklar
Karşılaştırmalı Türk Destanları, M.Necati Sepetçioğlu
Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, Nihat Sami Banarlı 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Yorumlarınız bizim için önemli. Lütfen yorum yaparak daha iyi içerikler üretmemiz için bize destek olunuz.