11 Ocak 2018 Perşembe

Ergenekon Destanı

  • Göktürklerin en büyük destanıdır. 
  • “Konulan, yerleşilen yer” olarak da ifade edilen Ergenekon, Moğolcada “geçilmesi güç dağ” anlamına gelmektedir. 
  • Ergenekon, destana göre Türklerin yüzyıllarca çift sürerek, avlanarak, maden işleyerek yaşayıp çoğaldıkları, etrafı aşılmaz dağlarla çevrili yerin adıdır.
  • Destanda, düşmanın hilesine kanıp yok olma tehlikesi yaşayan Türklerin Ergenekon adını verdikleri yere sığınmaları sonrasında geçen dört yüz yılın sonunda yurtlarına sığamayıp buradan çıkış yolu aramaları anlatılır. Geçit vermeyen dağlardan bir demir madenini eriterek çıkan Türklere sonrasında bir Bozkurt yol gösterecektir.
  • Ergenekon’dan çıkış günü rivâyete göre kuzey yarım kürede baharın başlangıcı olarak kabul edilen 21 Mart’tır. Bugün bu tarih “Nevrûz Bayramı” olarak kutlanmaktadır. Farsça birleşik bir sözcük olan "nev-ruz", yen-gün demektir.
  • Diğer tüm Türk destanları gibi Ergenekon Destanı da yazıya geçirilmemiştir. 
  • Ergenekon Destanı'nın özetine 13. yüzyıl Moğol tarihçisi Reşîdüddin’in “Câmiü’t-tevârih” adlı Farsça eserinde rastlanmaktadır. 
  • 17. yüzyılda Ebu’l-Gazi Bahadır HanŞecere-i Türk” eserinde destanı Türkçeye çevirmiştir. 
  • Destanın dikkat çeken bir özelliği tarihi gerçeklerle olan uyumudur. Tarihte Hun birliği dağıldıktan sonra Türkler Altay Dağları çevresine çekilmişler. Orada uzun zaman demircilik yaparak, maden işleyerek yaşamışlar. Sonuç olarak Hun birliğinin dağılışından Göktürk devletinin kuruluşuna kadar geçen 450 yıllık zaman ile destanda Türklerin Ergenekon'da geçirdikleri 400 yıllık zaman benzerlik gösterir.
Özet
“Türk illerinde Göktürk oku ötmeyen, Göktürk kolu yetmeyen bir yer yoktur; bütün ülkeye Göktürkler egemen idi. Bu durum diğer kavimlere acı geliyordu. Yabancı kavimler birleştiler. Türklerden öç almaya karar verdiler ve onların üzerine yürüdüler. Türklerin üzerine yürüdüler. Bunun üzerine Türkler çadırlarını, sürülerini bir yere topladılar. Çevresine hendek kazıp beklediler. Düşman gelince savaşa başladılar. Savaş on gün sürdü. Sonuçta Göktürkler üstün geldi.
Bu yenilgileri üzerine düşman olan kavimler büsbütün öfkelendiler, av yerine toplanıp konuştular. Dediler ki: “Göktürklere hile yapmazsak halimiz yaman olur.” Bu konuşmadan sonra tan ağarınca sanki baskına uğramış gibi işe yaramayan mallarını bırakıp kaçtılar. Bunu gören Göktürkler: “Düşmanlarımızda savaşacak hâl kalmadı kaçıyorlar” diye düşünerek kaçanların arkasına düştüler. Düşmanlar Göktürkleri görünce hemen geri döndüler, Göktürkleri gevşek bir durumda yakaladılar, vuruşmaya başladılar. Göktürkler yenildi. Düşman, Göktürkleri vura öldüre çadırlarına kadar geldi. Çadırlarını ve mallarını öyle yakıp yağmaladılar ki bir tek kara kıl çadır bile kalmadı. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdiler, küçükleri kul edindiler, her birini alıp kendi evlerine götürdüler.
O zaman Göktürklerin başında İl Han hâkan olarak bulunuyordu. İl Han’ın da birçok oğlu vardı. Çocukların hepsi bu savaşta öldü. Yalnız Kayan adındaki en küçük oğlu sağ kaldı. Kayan (Kayı Han) o yıl evlenmişti. İl Han’ın Tukuz (Dokuz Oğuz) adlı adında bir de yeğeni vardı. Kayan ile Tukuz her ikisi de düşmana esir olmuşlardı. Fakat on gün geçmeden kaçtılar, esirlikten kurtuldular. Göktürk yurduna geldiler. Burada düşmandan kaçıp gelen birçok deve, at, öküz ve koyun buldular. Oturup düşündüler: “Dört yanımız düşman dolu bizi yaşatmazlar.” dediler. En iyisi dağların içinde insan yolu düşmez sapa bir yer bulup orada yerleşelim” diye karar verip sürülerini de alarak dağa doğru varıp göçtüler.
Gide gide geldikleri yoldan başka geçilecek bir yolu olmayan bir ülkeye vardılar. Bu yol öyle bir sarp ve sapa yoldu ki deve olsun at olsun bin güçlükle yürüdü, yanlış bir yere ayağını bassa paramparça olurdu.
Göktürklerin vardıkları ülkede akarsular, pınarlar, türlü bitkiler, meyve ağaçları ve av vardı. Böyle bir yeri görünce tanrıya şükrettiler. Kışın hayvanların etini yediler, yazını sütünü içtiler, derisini giydiler. Ülkenin adına Ergenekon dediler.
Zaman geçti, Kayan’ın ve Tukuz’un burada birçok çocukları oldu. Kayan’ın çocuğu daha çok, Tukuz’un çocuğu ise daha az oldu. Kayan’dan olma çocuklara Kayat dediler, Tukuz’dan olma çocuklara iki ayrı ad verdiler: birkısmına Tukuzlar dendi, bir kısmına da Türülken dendi. Yıllar yılı bu iki yiğidin çocukları Ergenekon’da kaldı. Çoğaldılar, çoğaldılar, çoğaldılar.
Aradan dört yüz yıl geçti. Dört yüz yıl sonra Ergenekon'da hem kendileri hem de sürüleri o kadar arttı ki ülkeye sığmaz oldular. Bu yüzden toplanıp konuştular, çare bulmak istediler. Dediler ki: "Atalarımızdan duyardık, Ergenekon'un dışında geniş yerler, güzel yurtlar olurmuş. Eskiden oraları bizim öz yurdumuzmuş. Dağların arasından çıkılacak yol arayıp bulalım, çıkıp buradan göçelim. Ergenekon'un dışında kim bizimle dost olursa dost olalım, düşman olursa vuruşalım."Böyle konuşup karar verilince Ergenekon'dan çıkmak için bir yol aramaya başladılar, bulamadılar. O zaman bir demirci dedi ki: "Bu dağda bir demir madeni var. Yalın kata benzer. Madenin demirini eritsek bir yol olurdu."Hep birlikte gidip demir madenini gördüler. Demircinin sözlerini de beğendiler. Dağın geniş yerine bir kat odun bir kat kömür dizdiler. Daha sonra dağın üstünü, arka yanını, öte yanını beri yanını bir sıra odun bir sıra kömürle doldurduktan sonra yetmiş deriden yetmiş körük yapıp yetmiş yerde kurdular, odunlarla kömürleri ateşleyip körüklediler.Tanrının yardımı ve izniyle ateş kızdı. Kızdıkça demir dağın demiri erimeye başladı, eriyip akıverdi. Dağ delindi, yüklü bir deve geçebilecek kadar yol oldu. O kutsal yılın, kutsal ayının, kutsal gününün, kutsal saatinde Göktürkler, Ergenekon'dan çıktılar. O günü, o ayı ve o saati iyi bellediler. Bu kutsal gün, o günden sonra Göktürkler için bayram oldu. Her yıl o gün gelince büyük törenler yapıldı. Bu törenlerde, bir parça demir alınıp ateşte kızdırılıyordu sonra da kızdırılan demiri önce Göktürk Hakanı kıskaçla tutup örse koyuyor, çekiçle dövüyordu. Ondan sonra diğer Türk beyleri aynı hareketi yaparak bayramı başlatıyorlardı.Ergenekon'dan çıktıkları sırada Göktürklerin hakanı Kayan (Kayı Han) soyundan gelme Börteçine idi. Börteçine bütün illere elçilerini gönderdi, Ergenekon'dan çıkıp geldiklerini bildirdi.Bunu kimi iyi karşıladı, boyun eğdi, Börteçine'yi kendi hakanları bildi. Kimi de iyi görmedi, karşı çıktı. Karşı çıkanlarla savaşıldı, Göktürkler hepsini yendi.
İlgili Sayfalar
Yaradılış Destanı 
Şu Destanı 
Alp Er Tunga Destanı
Bozkurt Destanı 
Attila Destanı 
Oğuz Kağan Destanı 
Türeyiş Destanı 
Göç Destanı 
Yararlanılan Kaynaklar
Karşılaştırmalı Türk Destanları, M.Necati Sepetçioğlu
Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, Nihat Sami Banarlı

1 yorum:

Yorumlarınız bizim için önemli. Lütfen yorum yaparak daha iyi içerikler üretmemiz için bize destek olunuz.