19 Nisan 2020 Pazar

Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz

Aziz Nesin'in romanı. 
İlk olarak 1948 yılında radyo oyunu olarak yazılan eser, 1977 yılında roman olarak yayımlanmıştır.
Eserde Yaşar Yaşamaz adlı karakterin yaşadığını ispatlamak için bürokrasiye karşı verdiği mücadele anlatılır. Yirmi bir bölümden oluşan roman sondan başlatma tekniği ile kurgulanmıştır. 

Özet

Olayların, sondan başlatılarak aktarıldığı romanda Yaşar, hapishanededir. Koğuştakiler adının Yaşar Yaşamaz olduğunu öğrenince çok gülerler. Onunla alay etmeye başlarlar. Yaşar, başına gelenleri anlatmak zorunda kalır.
Yaşar, devlet kayıtlarına göre yaşamamaktadır. Yaşamadığını on iki yaşındayken okula kayıt yaptıracağı sırada öğrenir. Babası Yaşar'ı okula kayıt için götürse de Yaşar'ın kimliği olmadığı için nüfus müdürlüğüne giderler. Nüfustaki kayda göre Yaşar, Çanakkale’de şehit düşmüştür. Deftere göre Yaşar 1896, babası ise 1897 doğumludur. Babası oğlunun kendisinden bir yaş büyük olmasının imkansız olduğunu söylemeye çalışsa da memuru ikna edemez. Şikayet etmek için müdüre çıkarlar ama o da defterde yanlışlık olduğunu kabul etmez. Saçma sapan fikirler üreterek defterde yazılanların doğru olduğunu kanıtlamaya çalışır.
Yaşar’dan önce doğan beş kardeşi ölmüştür. Babası bu nedenle oğluna Yaşar adını koymuş ama o da hükumet tarafından ölü sayılmaktadır. Okula gidemeyen Yaşar çiftçilikle uğraşır. Delikanlılık çağına gelince yaşıtları askere gitmeye başlar. O da gitmek istese de nüfus kağıdı olmadığı için askere almazlar. Bir yandan da beşik kertmesi Anşe, evlilik için onu sıkıştırmaktadır. Yaşar, askerliğini yapmadığı için aileler evlenmelerine razı olmaz. Sonunda her iki taraf da razı olur. Nişan gecesi askerlik şubesinden gelen askerler Yaşar'ı götürürler. Yaşar hem askerlik yapacağı hem de yaşadığı kanıtlanacağı için çok sevinir. Ancak askerliği bitmesine rağmen bir türlü tezkere vermezler. Günler geçer, Yaşar hâlâ askerdir. Korkusundan gidip komutana da soramaz. Bir gün yüzbaşı onu çağırarak nüfus cüzdanı olmadığı için onu terhis edemediklerini, merkez komutanlığa yazı yazdıklarını söyler. Komutanlıktan gelen cevapta Yaşar'ın 1935 yılında Dersim Harekâtı sırasında şehit düştüğü yazmaktadır. Yaşar, nüfus kağıdı almayı beklerken ikinci kez öldüğünü öğrenir. 

Alay komutanı askerliğini tamamladığına dair mühürlü bir belge vererek onu terhis eder. Yaşar, askerden döndüğünde babasının öldüğünü öğrenir. Ancak babasının vergi borcu vardır. Yaşar, ölmüş adam borç ödemez diye itiraz etse de mirastan yararlanabilmesi için borcu ödemesi gerektiği söylenir. Yaşar, babasının bütün borçlarını öder ancak alacağı miras ödediği borçtan çok daha azdır. O mirası alabilmek için de iki yıl uğraşır. İş en son bir numara almaya kalmıştır. Numarayı almak için devlet dairesine gider. Orada Yaşar'ı memurdan memura, kattan kata, bölümden bölüme gönderirler. Yaşar zamanında numarayı alamaz ve parası düyuna kalır. Düyuna kalmış parayı alabilmek için de bir ömür uğraşması gerektiğini öğrenir. Sonunda çıldırır ve oradaki bütün memurlara hakaret etmeye başlar. Onu deli zannederek bir tımarhaneye kapatırlar.
Yaşar, tımarhanede bir yıl geçirir. Doktorlar onun akıl hastası olmadığını anlar ancak nüfus kağıdı olmadığı için taburcu edemezler. Sonunda bir doktor ona hastaneden kaçmasını söyler. Oradan kaçtığında da mutlaka mahkemeye başvurarak kimlik almasını tembih eder. O gece Yaşar, hastaneden kaçar. Bir dilekçe yazdırıp mahkemeye gitmek üzere yola çıkar. 

Partinin ileri gelenlerini karşılamak için bir minibüsün istasyona bedava yolcu taşındığını duyar. Onlara katılarak istasyona kadar gider. Partililer, partinin ileri gelenlerini taşıyanlara, en iyi sloganı atanlara, en iyi alkışı yapanlara para vermektedir. Yaşar da bunlar bana bir iş verir, iş sahibi olunca da kimliğimi çıkartırım diyerek en zor iş olan adam taşımayı seçer. Tren istasyona yanaşınca en önce Yaşar atılır. Parti başkanını omzuna alacak, tek başına meydana kadar taşıyacaktır. Böylece partililerin gözüne girip bir iş sahibi olacaktır. Vagonların başında bekleyen iyi giyimli şişmanca bir adamı olsa olsa parti başkanı budur diyerek omzuna alır. Onu meydana kadar kan ter içinde taşır. Ancak taşıdığı adam parti başkanı değil trenin şef garsonudur.
Bu işten de umduğunu bulamayan Yaşar, mahkemenin yolunu tutar. Mirası alabilmek için başvurduğu mahkeme de üç yıl sürer. Ancak sonunda ne mirası alabilir ne de kimlik çıkartabilir. Anşe'nin babası Yaşar'ın nüfus kağıdı çıkartamayacağını öğrenince Anşe’den vazgeçmesini söyler.
Yaşar bu arada koğuşta el üstünde tutulmaktadır. Mahkumlar onun anlattıklarını dinlemek için sabırsızlanırlar. Yaşar, öyle güzel anlatmaktadır ki diğer koğuşlardan bile dinlemeye gelenler olur. Üstelik anlattıklarını saz çalıp türkü söyleyerek de süsler. Bu yolla koğuşta para kazanmaya da başlar. Gelip gidenler Yaşar'a acıdıkları için para veriler. Yaşar hikayesini anlatmaya devam eder.
Bir gün baba dostunun yanına gider. O da köyden çocukluk arkadaşı olan Satılmış'ın çok yüksek yerlere geldiğini, sözünün memleketin her yerinde geçtiğini, ondan yardım istemesi gerektiğini söyler. Ancak Satılmış köylüleriyle görüşmek istemez. Adını da köylü adı diyerek beğenmez ve Satı olarak değiştirir. Yaşar, binbir uğraştan sonra onunla görüşmeyi başarır. Satı onu tanımazdan gelir ama Yaşar, köydeki samanlıkta yaptıklarını anlatmaya başlayınca tanımak zorunda kalır. Yaşar'a "Hamili kart Yaşar Bey’e lüzumlu suhuletin gösterilmesi ricasıyla" (Kart sahibi Yaşar Bey'e gerekli kolaylığın gösterilmesi ricasıyla) yazılı bir kart verir. Bu kartı kullanarak istediği yerde iş bulabileceğini söyler. Yaşar’da çocukluğundan beri müzeleri çok sevmektedir. Müzeye hademe olmak ister. Bunun için İstanbul'a gider. Bir hana yerleşir. İstanbul’un en büyük müzesine gider. Müdürle görüşmek ister ama kapıdakiler onu müdür yok diye oyalar. Bir ay gelip gider müzeye. Elindeki kart cebine sokup çıkarmaktan iyice yıpranır, yazıları silinir. Kartı müze müdürüne ulaştırdığında kartta "Kart Yaşar Bey’e suhuletin gösterilmesi ricasıyla" yazısı kalır. Yaşar, müdüre hademe olmak istediğini söyler. Müdür, kartta sadece "gösterilmesi gerektiği" yazdığını bu nedenle isterse ona müzeyi gezdirebileceğini söyler. Sonuçta Yaşar, bu girişiminden de başarısız olur.
Yaşar Anşe’yi İstanbul'a çağırır. İstanbul’da zengin bir kadının yanında Anşe’ye hizmetçilik ayarlar. Ancak bütün aramalarına karşın kendisine iş bulamaz. Kimliği olmadığı için kimse ona iş vermek istemez. Aradan altı ay geçer. Anşe kazandığı parayı biriktirmiştir. Handan tanıdığı Salim, ona ortak bir manav açmayı önerir. Yaşar, Anşe’den aldığı paralarla manava ortak olur. İlk başlarda iyi para kazanırlar. Ancak bir süre sonra ortağı Yaşar'ı aldatıp kaçar. Dükkanın vergi borçlarını da ödemek Yaşar'a kalır. Vergi ödeneceği zaman devletin nazarında yine yaşamaktadır. Hapishane arkadaşları, Karakaplı Nizami Bey’i bulsaydı başına bu işlerin gelmeyeceğini söyler. Yaşar, bu ismi hiç duymamıştır. Ama bütün
hükümlüler onu tanımaktadır. Onu bulması için zenginler koğuşuna bakmasını söylerler. Yaşar, ilk başta anlam vermez. Bu kadar güçlü bir adamın hapishanede ne işi vardır. Arkadaşları da onun her yerde olduğunu dikkatli bakması gerektiğini söylerler. Zenginler koğuşuna giderek oradaki mahkumları incelemeye baslar. Orada başından geçen olaylar sayesinde Karakaplı Nizami Bey’in işini bilen, rüşvet veren, yolsuzluk yapan herkes olduğunu anlar. Ancak bunu öğrenmek için de hapiste kazandığı bütün parayı kaybetmiştir. Yaşar'ın anlatıcılığı devam etmektedir. Her gece başına toplanan hükümlülere neler yaşadığını anlatır. İstanbul’da ne yaptıysa iş bulamamıştır. İntihar etmeye bile kalkışmış ama becerememiştir. 

Sonunda işler yolunda gitmeye başlar. Anşe, onu kendi çalıştığı eve aldırır. Güher Hanım eli açık birisidir. Her ikisine de iyi para verir. Bir gün kapıya polis gelir. Yetmiş yaşındaki Güher Hanım'ın asker kaçağı olduğunu söyler. Onun da başına bir nüfus cüzdanı talihsizliği gelmiştir. Güher Hanım yanlışlığı düzeltmek için aylarca uğraşır. Sağlığı bozulur. Yaşar'ın kimliksiz olduğunu öğrenince onu işten kovar.
Biriktirdikleri parayla bir ev kiralarlar. Ev sahipleri Hasan Bey, çok iyi bir insandır. Ancak onun da başında bir bela vardır. Karısı kendisini aldattığını söyleyerek onu mahkemeye vermiştir. İşin aslını sonradan öğrenirler. Hasan Bey nüfus cüzdanı yeniletmek için nüfus müdürlüğüne gittiğinde üç çocuğunun daha olduğu anlaşılır. Üstelik çocuklarından biri ondan büyüktür. Karısı da çocukları öğrenince ona dava açar. Hasan Bey de mahkeme kapılarında perişan olur ve kalp krizi geçirerek ölür.
Anşe ile bir çocukları olunca köylerine dönerler. Yaşar, çocuğuna bir kimlik çıkarmak için hemen nüfus müdürlüğüne gider. Ancak yaşamayan bir adamın çocuğu olamayacağını söyleyerek ona da kimlik vermezler. Yaşar da çileden çıkarak önüne kim geldiyse sövmeye başlar. Sonunda hapse atılır.
Yaşar, hapiste parasız kalınca para kazanmanın yeni yollarını bulur. Bulduğu yeni yeni yöntemlerle de çok para kazanır. Tek amacı çıkınca kendisine kimlik almaktır. Bu kimliği alması zor olmayacaktır artık. Çünkü hapishane denilen üniversite ona, nasıl Karakaplı Nizami Bey olacağını öğretmiştir.


İlgili Sayfalar

Aziz Nesin
Cumhuriyet Dönemi Roman Özetleri
Cumhuriyet Dönemi Tiyatro Özetleri


Yararlanılan Kaynak

Aziz Nesin'in Romanlarına Üzerine Bir İnceleme, Engin İspir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Yorumlarınız bizim için önemli. Lütfen yorum yaparak daha iyi içerikler üretmemiz için bize destek olunuz.