Gün Olur Asra Bedel

Cengiz Aytmatov'un 1980'de yayımlanan romanı.
Eser, Türkçeye ilk olarak "Gün Uzar Yüzyıl Olur" adıyla tercüme edilmiştir. Yazar bu eseriyle 1983 yılında Sovyet Büyük Edebiyat Ödülü'nü kazanmıştır.
Roman, Türk-İslam kültürünün yok sayıldığı bir dönemde köklerine sahip çıkmaya çalışan birkaç kahramanın tutsaklığa, baskılara, asimilasyona karşı verdiği bir meydan okuyuştur.
"Ulusal kimlikten uzaklaşan, içinde bulunduğu topluma yabancılaşan kişi" anlamındaki "mankurt" terimi dünya edebiyatına ilk kez bu romanla girmiştir. 
Romanın ana mekânı Sarı-Özek adındaki Kazak bozkırında, demiryolu işçilerinin yaşadığı küçük bir tren istasyonu olan ve yaklaşık on aileye ev sahipliği yapan Boranlı'dır. Sarı-Özek bozkırı, romanda zorlu iklimi ve ıssızlığı ile yalnızca çaresiz kalan insanların sığınağı olarak resmedilmiştir. Sarı-Özek aynı zamanda, romanda kültürel hafızayı temsil eden kutsal Ana Beyit Mezarlığı ile modern gücü temsil eden Sovyet Uzay Üssünün (Kozmodrom) karşı karşıya geldiği sembolik bir çatışma alanıdır.
Romanda olaylar Sovyet devlet adamı ve Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri Josef Stalin döneminde ve hemen sonrasında geçmektedir.
Romandaki aktüel zaman birbirine paralel ilerleyen iki olay çevresinde gelişir. Roman, tren istasyonunda görevli Yedigey'in yakın arkadaşı Kazangap’ın ölümüyle başlar. Yedigey, Kazangap’ın vasiyeti üzerine onu dinî geleneklere uygun bir törenle Boranlı istasyonundan 30 km uzaktaki Ana Beyit Mezarlığı’na gömmek ister. Yedigey'in bu yolculuk sırasında hatırladıkları ise romanın önemli bir kısmını oluşturur.
Romanın aktüel zamanındaki diğer ana olay ise Sovyetler Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yürüttüğü ortak uzay projesi sırasında her konuda daha gelişmiş olan Orman-Göğsü gezegeninin görevli kozmonotlarla iletişim kurması sonrasında yaşananlardır.

Özet

Romanın başkahramanı Yedigey, eşi Ukubala ile evlenip balıkçılıkla geçimini sürdürürken İkinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla cephede savaşmış bir kahramandır.
Cepheden döndükten sonra çocuğunu kaybettiğini öğrenen Yedigey hem ruhen hem de bedenen zor günler geçirir. Eşinin de yardımlarıyla çeşitli tren istasyonlarında çalışır. İstasyonlardan birinde Kazangap adında biriyle tanışır ve onun yardımıyla Boranlı istasyonunun bulunduğu Sarı-Özek'e yerleşir.
Kazangap; tecrübeli, sağduyulu, yardımsever ve dürüst bir karakterdir. Zamanla Yedigey'in en büyük dayanağı olacaktır. Kazangap'ın henüz bir yavru iken Yedigey'e hediye ettiği Karanar adındaki deve ise hem karakteri hem de sahibine yaşattıklarıyla romanın kahramanlarından biridir.
Uzun yıllarını bu mahrumiyet bölgesinde geçiren Yedigey ve Ukubala'nın iki de kızı vardır. Boranlı İstasyonunda işçi ve memurlara ait yaklaşık on ev bulunmaktadır. Burada kışlar sert, yazlar da çok sıcak geçtiği için tren yolu çalışanlarının dışında kimse yaşamamaktadır.
Anlatı, Yedigey’in yakın dostu Kazangap’ın ölüm haberini almasıyla başlar. Haberi ona eşi Ukubala verir. Yedigey, Kazangap’ın vasiyeti üzerine onu Boranlı istasyonundan 30 km uzaktaki Ana Beyit Mezarlığı’na gömmek ister. Nöbetini Adilbay’a devrederek cenaze hazırlığına girişir.

Yedigey, eve doğru giderken Sovyet Uzay Üssünün bulunduğu yerden ateş hortumu gibi bir şeyin yükseldiğini görür. Uzay Üssü hakkında çok şey duysa da bu görüntü karşısında şaşırmaktan kendini alamaz. Hem bu uzay gemisinin olağanüstü bir durumdan dolayı gizlice gönderildiğini de bilemezdi elbet. Projeyi Amerika ile Rusya ortak yürütmekteydi. Uzay gemisinin Sarı-Özek'ten fırlatılışından az sonra, gezegenin öbür ucundaki Nevada'dan da aynı amaçla bir Amerikan uzay gemisi fırlatılır. İki uzay gemisinin böyle alelacele gönderilmesi, Sovyet-Amerikan ortak projesine göre yüzer üs görevi yapan "Konvansiyon" adlı bilimsel araştırma uçak gemisinden verilen bir emir üzerine gerçekleşmiştir.

Boranlı'da uzun yıllardan beri ilk kez biri ölmektedir. Yedigey'in Kazangap'ı Ana Beyit'e defnetmek istemesi çevresindekiler tarafından sorgulanır. Özellikle babasının ölümü nedeniyle şehirden gelen oğlu Sabitcan, mezarlığın uzaklığını bahane ederek bu fikre karşı çıkar. Sabitcan, bu yolculuk için vaktinin olmadığını söyleyecek kadar ruhsuz bir tiptir. Bu arada, Sabitcan gibi şehir dışından gelen Kazangap’ın kızı Ayzade de karısını cenazeye getiremediği için ağabeyine tepkilidir. Yedigey ise dostu Kazangap'ın Ana Beyit Mezarlığı’na gömülmesi konusunda kararlıdır.

Bütün bunlar olup biterken Operasyon Parite dâhilinde ilginç şeyler olmaktaydı. X gezegeninde araştırma yapacak olan gemi, dünya ile ilişkisini keser. Dünyadan gönderilen ekip de kozmonotların gemide olmadığını ve arkalarında yalnızca bir mektup bıraktıklarını tespit eder. Mektup, iki kozmonota aittir. Dünya dışı bir uygarlık kozmonotlarla iletişime geçer. Bu, Orman-Göğsü isimli bir gezegendir. 
Orman-Göğsü gezegeninde yaşayanlar, romanda dünyanın karmaşası ve savaşlarından uzak, barışçıl ve gelişmiş bir uzay medeniyetini simgelemektedir. 
Uzay gemisiyle iletişime geçen uzaylılar da kozmonotları gezegenlerine davet etmiştir. Dünya dışı bu uygarlığı merak eden kozmonotlar da görevlerini bırakarak bu gezegene gitmeye karar vermiştir. Yöneticilerine de iç savaş ve dünyadaki gereksiz kavgaların son bulmasını tavsiye etmektedir. Kozmonotlar, son olarak gittikleri gezegenden onlarla bağlantıya geçip gördüklerini anlatacaklarını söylemektedir. Bu olağan dışı gelişme üzerine Amerika ve Rusya yetkilileri gizli görüşmelere başlar.

Yedigey bu yolculuk sırasında Boranlı'da yokluk ve zorluklarla geçen onca yılı yeniden yaşar. Mezarı açacak olan bir iş makinesi, cenazeyi taşıyan traktöre bağlı bir römork ve Yedigey'in devesi Karanar'dan oluşan cenaze kafilesi Ana Beyit Mezarlığına doğru ilerken Yedigey'in aklı Nayman Ana Efsanesi'ne takılır.

Nayman Ana Efsanesi / Mankurt

Efsane, geçmişi unutturulmuş insanın simgesi olarak romanın temel temalarından biridir. Eski zamanlarda Juan-juanlar, düşmanlarına canice işkenceler yapan barbar bir toplumdur. Juan-juanlar, tutsakların zayıf olanlarını köle olarak satar; güçlü olanların ise saçlarını kazıyıp kafasına yeni kesilmiş devenin bir parça derisini geçirirlermiş. Güneşin kavurucu sıcaklığına bırakılan deri de kurudukça başı daha sıkı kavrar, yeniden çıkmaya başlayan saçlar da deve derisini delemeyerek beyne batarmış. Bu da esirlere korkunç bir acı verirmiş. Bu işkenceden sağ çıkabilenler bütün geçmişlerini unutur; sadece temel ihtiyaçlarını yerine getirebilen, duygusuz, kendi efendilerinin emirlerini yerine getiren iradesiz ve kişiliksiz bir mankurt olurmuş. 
Efsaneye göre Nayman Ana'nın Juan-juanlara esir düşen oğlu da böyle bir işkenceden geçmiştir. Nayman Ana, uzun süre kayıp olan oğlu Coloman’ın yaşadığına inanmak ister. Bir gün, ona benzeyen bir gencin koyun güttüğü haberini alınca hemen yola koyulur. Ancak Coloman annesini tanımaz, belleğini yitirmiştir. Nayman Ana, ona kim olduğunu hatırlatmak için büyük çaba gösterir. Oğluna adını, babasını, geçmiş hayatını tekrar tekrar hatırlatmaya çalışır. Nayman Ana'nın tüm çabaları, Juan-Juanların zalim baskısı karşısında sonuçsuz kalır. Juan-Juanlar ise ona bir annesinin olmadığını, onu "buğulaması" gerektiğini söyler. Sonunda Coloman, annesini öldürür. Nayman Ana can verirken başındaki beyaz yazma bir kuş olup göğe yükselir. Rivayete göre o günden sonra "Dönenbay Kuşu" Sarı-Özek bozkırlarında dolaşır, rastladıklarına adlarını ve kim olduklarını sorarmış. Ana Beyit Mezarlığı da adını bu efsaneden almıştır.

Modern Bir Mankurt: Sabitcan

Babasının tüm imkansızlıklara rağmen yatılı okullarda okuttuğu Sabitcan, beklentilerin aksine yalaka, korkak, duyduklarını ve gördüklerini aynen tekrarlayan sıradan bir memur olmuştur. Aslında Sovyet yönetiminin açtığı bu yatılı okulların misyonu da tam budur. Tüm bunlara rağmen Sabitcan kendini çok bilgili ve zeki sanmakta ve köyde yaşayan herkese yukarıdan bakmaktadır. O, kendi kültüründen uzak ve içinden çıktığı topluma yabancılaşmış modern bir mankurttur. Cengiz Aytmatov, 
Nayman Ana efsanesini Sabitcan karakterini okuyucuya daha iyi yansıtabilmek adına olay örgüsüne dahil etmiştir.

Abutalip Kuttubayev

Yolculuk devam ederken geri dönüş tekniğiyle anlatılan olaylardan biri de Boranlı İstasyonuna sığınmak zorunda kalan Abutalip Kuttubayev ve eşi Zarife'nin hikâyesidir. Abutalip ile eşi Zarife öğretmendir. Abutalip, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanlara esir düşmüştür. Abutalip, askerlerin esir düşmek yerine kendilerini vurmalarını emreden Sovyet yönetiminin gözünde bir haindir. Bu nedenle savaş sonrasında sürgün edilmiş, en sonunda da gelen bir şikâyet üzerine meslekten atılmıştır. 1951 yılının sonlarıdır. Kader, bu aileyi Sarı-Özek’in ıssız bozkırına sürüklemiştir. Kazangap ve Yedigey bu öğretmen çifte Sarı-Özek'te bir düzen kurmaları için yardımcı olur. Örnek bir vatandaş ve aydın olan Abutalip, istasyondaki işinden arta kalan zamanlarda halk edebiyatı ürünlerini ve savaş sırasında yaşadıklarını yazıya aktarmakta hatta Boranlı'daki çocukların eğitimleriyle ilgilenmektedir. Ancak çarpık siyasi düzen onu burada da rahat bırakmaz.
Sarı-Özek'e gelen Müfettiş Tansıkbayev, Abutalip'in yazdıklarını bahane ederek onu çocuklarından ve eşinden koparır. Yedigey, kısa sürede büyük yakınlık duyduğu Abutalip'in başına gelenlere çok üzülür. Abutalip'in çocuklarıyla kendi çocukları gibi ilgilenir. Boranlı ahalisi Abutalip'in suçsuz bulunup evine dönmesini beklerken soruşturma sırasında öldüğü haberi gelir. Zarife, bu haberi çocuklarına söyleyemez. Bir süre sonra Yedigey'in Zarife'ye duyduğu hayranlık umutsuz bir aşka dönüşür.
Yedigey duygularını açıkça itiraf edemese de durumu hisseden Zarife, Yedigey'in Boranlı'da olmadığı bir günü fırsat bilerek Kazangap'ın yardımıyla Sarı-Özek'ten ayrılır.
Bu ayrılık Zarife'ye ve çocuklarına çok bağlanan Yedigey'i derinden sarsar. Gitmesi için Zarife'ye yardım ettiği için Kazangap'a kızsa da arkadaşının söyledikleri onun gerçekleri görmesini sağlar. 1953'te Stalin'in ölmesiyle siyasi iklim değişmeye başlar. Bunu fırsat bilen Yedigey, Abutalip'in suçsuzluğunu kanıtlamak için Müfettiş Tansıkbayev'i şikâyet eder. Amacı şimdi çok uzaklarda olan Zarife ve çocuklarının üzerindeki damgayı kaldırmaktır. Bu konuda başarılı da olur.

Efsanevi Halk Ozanı Raymalı Ağa

Romanın onuncu bölümünde, efsanevi halk ozanı Raymalı Ağa anlatılır. Türküleriyle ünlü bu âşık, gösterişli giyimi ve kürk şapkalarıyla dikkat çeken biridir. Türkmenler tarafından hediye edilen cins atıyla, tamburunu eline alıp ömrünü diyar diyar dolaşarak geçirmiştir. Ancak onun bu gezgin hayatı, evlendiği kadınların zamanla onu terk etmesine neden olur. İhtiyarladığını düşünen Raymalı Ağa, kardeşi Abdilhan'ın şartlarını kabul ederek daha sakin bir hayat yaşamaya başlar. 
Raymalı Ağa, bir şenlik sırasında Begimay adında genç bir kadınla karşılaşır. Karşılıklı türkü söylerler ve Begimay ona olan aşkını açıkça ifade eder.
Abdilhan ise bu ilişkiyi ailesi için bir utanç sayar. Obanın önde gelenleriyle birlikte bu ilişkiye son vermesi ve artık yaşına göre davranması konusunda uyarılır. Ancak Raymalı Ağa geri adım atmaz. Bunun üzerine çok sevdiği atı gözü önünde kesilip sazı da paramparça edilir. Ardından da Raymalı Ağa’yı bir kayın ağacına bağlarlar. Bu olaydan sonra da onun aklını yitirdiği iddia edilir. Yedigey, Ana Beyit’e doğru giderken bu efsaneyi hatırlar. Raymalı Ağa’nın aşkı ve kayıplarının kendi acılarıyla örtüştüğünü düşünmektedir.

ABD ve SSCB yöneticileri ise dünya düzenini sarsacağı kaygısıyla Orman-Göğsü gezegenini bütün insanlıktan saklama konusunda fikir birliğine varır. Bu nedenle de Orman-Göğsü gezegenine giden astronotlarla tüm iletişim yollarını kapatırlar. Hatta Dünya'nın etrafında oluşturdukları bir çember ile Orman-Göğsü gezegeninde yaşayanların Dünya'ya yaklaşmasını imkânsız hâle getirirler.

Ana Beyit Mezarlığı'na Varış!

Yedigey ve cenaze ekibi Ana Beyit Mezarlığı’na yaklaştıkları sırada bir sürprizle karşılaşırlar. Mezarlığı da içine alan büyük bir alan tel örgülerle çevrilidir. Burası Sovyet Uzay Üssü olarak askerî bölge ilan edilmiş ve sivillerin girişine kapatılmıştır. Yedigey, nöbetçi kulübesindeki askere durumu anlatsa da geçişlerine izin verilmez. Adilbay'ın araya girmesiyle nöbetçi asker durumu telefonla bir teğmene iletir. Teğmen Tansıkbayev formalite icabı nöbet noktasına gelir. Yedigey, niyetlerini Kazakça anlatmak ister fakat teğmen, sanki o dili bilmiyormuş gibi davranır ve Rusça konuşması için uyarıda bulunur. O da tıpkı Kazangap'ın oğlu Sabitcan gibi sistemin mankurtlaştırdığı tiplerden biridir. 
Gelişmeler üzerine Sabitcan, cenazenin köye defnedilmesini ister. Dönüş yoluna giren kafileyi Yedigey durdurur. Ona göre defnedilmek için yola çıkartılan cenazenin geri götürülmesi kendileri için bir utanç kaynağı olacaktır. Bu nedenle Yedigey, cenazeyi Ana Beyit yakınlarındaki bu araziye gömmek istemektedir. Kafilede bulunan Kazangap'ın damadı, Adilbay ve diğerleri bunu mantıklı bulurlar. Yaşananları fırsat bilip herkese yukarıdan bakan Sabitcan ise destek göremediği için bu fikri kabul etmek zorunda kalır. Sonunda Yedigey'in yönlendirmeleriyle cenaze namazı kılınır ve Kazangap dinî geleneklere göre defnedilir. Yedigey törenden sonra yanındakilere ölünce Kazangap’ın yanına gömülmek istediğini söyler.
Defin işlemi sırasında Ana Beyit'in eskisi gibi bir mezarlık olması için neler yapabileceğini düşünen Yedigey, bu konuda Sabitcan'dan yardım ister. Ancak Sabitcan, bunu kesin bir dille reddeder. Sabitcan'la konuştuğuna pişman olan Yedigey, iş makinesi ve traktörü cenaze yemeğine yetişmeleri için köye önden yollar. Bir süre mezarın yanında yalnız kalır. Ana Beyit Mezarlığının yıkılacak olması onu çok üzmektedir. Karanar'ı bir yere bağlayıp bu konuyu en yetkili kişiyle görüşmeyi düşünür. Bu amaçla nöbet kulübesine doğru ilerlerken büyük bir patlama olur. Yedigey, devesi ve köpeğiyle hızla oradan uzaklaşır. O anda beyaz bir kuş belirir ve Yedigey’e seslenir: 
— Sen kimsin? Adın ne? Adını hatırla! Senin baban Dönenbay'dır. Dönenbay, Dönenbay,  Dönenbay, Dönenbay...

İlgili Sayfalar

👉 Cengiz Aytmatov

Yararlanılan Kaynaklar

Gün Olur Asra Bedel, Cengiz Aytmatov, Ötüken Yayınları
Gün Olur Asra Bedel Romanında Yapı ve İzlek, Baver Demir
Bozkırda Bir Kahraman: Gün Olur Asra Bedel Romanında Arketipsel Yolculuk, Nurullah Bulut
"Gün Olur Asra Bedel" Romanında Hâldeki Olayların Olay Örgüsüne Nakşedilişi ve Romanda Anlatım Tekniklerinin Kullanılışı, Sueda Demir
"Gün Olur Asra Bedel" ve "Ölüm Hükmü" Romanlarında Mankurtlaşma Kavramı Üzerine Bir İnceleme, Akmaral Sheıshenbekova

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Desteğiniz bizim için önemli. Daha iyi içerikler üretebilmemiz için hem "Takip Et" butonuna tıklayarak hem de yorumlarınızla bize destek olabilirsiniz. Ayrıca sayfaya daha rahat ulaşmak için sayfamızı sık kullanılanlar klasörüne eklemeyi unutmayınız.