Mevlit Günümüz Türkçesi

Mevlit / Vesiletü'n-Necat (Kurtuluş Vesilesi)
Şair: Süleyman Çelebi
15. yüzyıl eseri / Tamamlandığı yıl: 1409
Dil: Eski Anadolu Türkçesi
Nazım şekli: mesnevi / tahminî 768 beyit
Nazım türü: mevlit
Aruz kalıbı: fâilâtün / fâilâtün / fâilün

Vesiletü'n-Necat

Münacat


1.

Allah adın zikr idelim evvelâ
Vâcip oldur cümle işde her kula → Orijinal hâli

Allah adını analım evvela
Gereklidir cümle işte her kula 
→ Günümüz Türkçesi

2.

Allah adın her kim ol evvel ana
Her işi âsân ide Allâh ana

Allah adını her kim önce anarsa
Her işini kolay eder Allah ona


3.

Allah adı olsa her işin öni
Hergiz ebter olmaya anın sonı

Allah adı olsa her işin önü
Asla kesik olmaz onun sonu


4.

Her nefesde Allah adın di müdâm
Allah adıyla olur her iş temâm

Her nefeste devamlı Allah de
Allah adıyla olur her iş tamam


5.

Bir kez Allah dise aşk ile lisân
Dökülür cümle günah misl-i hazân

Dil, bir kez dese aşk ile Allah
Dökülür hazan yaprağı gibi cümle günah (hazan: güz, sonbahar)

6.

İsm-i pâkin pâk olur zikr eyleyen
Her murâda irişür Allah diyen

Temiz olur, mübarek adını söyleyen
Her dileğe erişir Allah diyen


7.

Aşk ile gel imdi Allah diyelüm
Derd ile göz yaş ile âh idelüm

Aşk ile gel şimdi Allah diyelim
Dert ile gözyaşı ile ah idelim


8.

Ola kim rahmet kıla ol padişah
Ol Kerîm ü ol Rahîm ü ol İlâh

Ola ki rahmet eder o padişah
O cömert ve merhametli İlah


9.

Birdür ol birliğine şek yok-durur
Gerçi yanlış söyleyenler çok-durur

Birdir o, birliğine şüphe yoktur
Gerçi yanlış söyleyenler çoktur


10.

Cümle âlem yoğiken ol var idi
Yaradılmışdan ganî cebbâr idi

Cümle âlem yokken o var idi (cümle: bütün, hep, tüm)
Kimseye muhtaç değil, kudretli idi


11.

Var iken ol yoğ idi ins ü melek
Arş ü ferş ü ay ü gün hem nüh-felek

Varken o, yoktu insan ve melek
Yer-gök, ay-güneş hem dokuz felek


12.

Sun’ile bunları ol var eyledi
Birliğine cümle ikrâr eyledi

Kudretiyle bunları o var etti
Birliğini herkes kabul etti


13.

Kudretin izhâr idüp hem ol celîl 
Birliğine bunları kıldı delil

Kudretini gösterip hem o celil (celil: ulu Tanrı)
Birliğine bunları kıldı delil

14.

Ol didi bir kerre var oldu cihân
Olma dirse mahv olur ol dem hemân

O dedi, bir kere, var oldu cihan
Olma derse yok olur, hemen o an


15.

Bâri ne hâcet kılavuz sözi çok
Birdür Allah andan artuk Tanrı yok

Öyleyse sözü çok kılmaya ne gerek
Birdir Allah, ondan başka Tanrı yok

16.

Haşre dek ger dinilürse bu kelâm
Nice haşr ola bu olmaya temâm

Eğer kıyamete dek söylense bu kelam
Nice kıyamet olsa bu söz olmaz tamam


17.

Ger dilersiz bulasız oddan necât
Aşk ile derd ile idün es-salat

Kurtuluş dilerseniz eğer ateşten
Aşk ve şevkle salatüselam getirin 
(Hz. Peygamber'e saygı bildirmek için okunan dua)

Yazana Dua

18.

Ey azizler işte başlaruz söze
Bir vasiyyet kılaruz illâ size

Ey azizler işte başlarız söze
Bir vasiyet kılarız illa size


19.

Ol vasiyyet ki direm her kim tuta
Misk gibi kokusu canlarda tüte

O vasiyet ki derim her kim tuta
Mis gibi kokusu canlarda tüte


20.

Hak Teâlâ rahmet eyleye ana
Kim beni ol bir dua ile ana

Hak Teâlâ rahmet eyleye ona
Kim beni o bir dua ile ana


21.

Her ki diler bu duada bulına
Fatiha ihsan ide ben kulına

Her kim ki etmek isterse dua
Fatiha bağışlaya ben kuluna


Her Şeyden Evvel Peygamber'in Ruhunun Yaratılması

22.

Evvel andık anı kim evveldür ol
Evveline bulmadı hiç akl yol

Önce onu andık ki ondan öncesi yok
Akıl, ondan öncesine bulamadı hiç yol


23.

Evvelün ol evvelidür bî-gümân
Âhirün hem âhiridür câvidân

O evvelin evvelidir şüphesiz
Sonun sonudur hem ebedidir


24.

Çünkü Hak evvelliğin bildün ayân
Dinle imdi kılayım sun’ın beyân

Mademki açıkça bildin Hakk'ın evvelliğini
Dinle şimdi de anlatayım onun eserini


25.

Hak Teâlâ ne yaratdı evvelâ
Cümle mahlûkdan kim ol evvel ola

Hak Teâlâ kimi yarattı evvelâ
Cümle mahluktan ki evvel o ola


26.

Mustafâ nûrını evvel kıldı var
Sevdi anı ol Kerîm ü Kirdgâr

Mustafa nurunu ilk önce var kıldı
Sevdi onu, o ulu ve mutlak Tanrı


27.

Her ne dürlü kim saâdet vardurur
Yahşi huy u görklü âdet vardurur

Her ne türlü ki varsa saadet
Ne kadar güzel huy ve âdet


28.

Hak ana virdi mükemmel eyledi
Yaradılmışdan mufaddal eyledi

Hak ona verdi, mükemmel eyledi
Yaratılmıştan üstün eyledi


29.

Andan oldu her nihân ü âşikâr
Arş ü ferş ü yirde gökde ne ki var

Ondan oldu her gizli ve aşikâr
Gökle yer ve yerde gökte ne ki var


30.

Ger Muhammed olmaya idi ayân
Olmayıserdi zemîn ü âsumân

Eğer Muhammed olmasaydı
Açıktır ki yer ve gök olmazdı


31.

Hem vesîle olduğıyçün ol Resûl
Âdem’in Hak tevbesin kıldı kabûl

Hem o Resul vesile olduğu için
Hak, kabul etti tövbesini Âdem'in


32.

Ger Muhammed gelmeseydi âleme
Tâc-i izzet irmez idi âdeme

Eğer Muhammed gelmeseydi âleme
Şeref tacı ermezdi âdeme
(âdem: insan / eşref-i mahlukat: insan)

33.

Nûh anınçün garkdan buldı necât
Dahi doğmadan göründi mu’cizât

Nuh onun için kurtuldu boğulmaktan
Mucizeleri göründü daha doğmadan


34.

Cümle anun dostluğına adına
Bunca izzet kıldı Hakk ecdâdına

Allah, onun dostluğu adına
Bunca şeref kıldı tüm atalarına


35.

Ceddi olduğıyçün anın hem Halîl
Nârı cennet kıldı ana ol Celîl

Atası olduğu için onun hem Halil (Hz. İbrahim)
Ateşi cennet kıldı ona o Celil


36.

Hem dahi Mûsâ elindeki asâ
Oldu anın hürmetine ejdehâ

Hem Musa'nın elindeki asa da
Onun hürmetine oldu ejderha


37.

Ölmeyüp İsa göğe bulduğı yol
Ümmetinden olmak içün idi ol

Ölmeyip İsa'nın göğe bulduğu yol
Onun ümmetinden olmak içindi


38.

Çok temennî kıldılar Hak’dan bular
Kim Muhammed ümmetinden olalar

Çok temenni ettiler Hak'tan onlar
Ki Muhammet ümmetinden olsunlar


39.

Enbiyânun şeksüz ol sultânıdur
Cümlesinün câm içre cânıdur

Peygamberlerin şüphesiz o sultanıdır
Cümlesinin gönül kadehindeki canıdır


40.

Gerçi kim bunlar dahi mürseldurur
Lîk Ahmed ekmel ü efdaldurur

Aslında onlar dahi resuldür
Lakin Ahmet, mükemmel ve üstündür


41.

Zîra efdallığa ol elyak-durur
Anı öyle bilmeyen ahmak-durur

Zira üstünlüğe o daha layıktır
Bunu böyle bilmeyen ahmaktır


42.

Pes Muhammed’dür bu varlığa sebeb
Cehd idüp anun rızâsın kıl taleb

Şu hâlde Muhammet'tir bu yaratılışa sebep
Gayret edip onun rızasını et talep


43.

Şer‘ini dut ümmeti ol ümmeti
Tâ nasîb ola sana Hak rahmeti

Onun yolunu tut ümmeti ol ümmeti
Ta ki nasip ola sana Hak rahmeti


Peygamber Nurunun İntikali Teselsülü

44.

Hak Teâlâ çün yaratdı Âdem’i
Kıldı Âdem’le müzeyyen âlemi

Yaratınca yüce Allah Âdem'i
Süsleyip bezedi Âdem ile âlemi


45.

Âdem’e kıldı feriştehler sücûd
Hem ana çok kıldı ol lutf ıssı cûd

Melekler Âdem’e secde etti
Eli açık Hak da ona çok lütfetti
(lütfetmek: iyilikte bulunmak, vermek)

46.

Mustafâ nûrunu alnında kodu
Bil habîbüm nûrıdur bu nûr didi

Mustafa’nın nurunu alnına koydu
Bil Habib'im nurudur bu nur dedi

47.

Kıldı ol nûr anın alnında karâr
Kaldı anun ile nice rûzigâr

O nur, karar kıldı alnında onun
Kaldı onunla nice zaman


48.

Sonra Havvâ alnına nakl itdi bil
Turdı anda dahi nice ay u yıl

Sonra Havva'nın alnına nakletti, bil
Durdu onda dahi nice ay ve yıl


49.

Şît doğdu ana nakl itdi buğur
Anın alnında tecellî kıldı nûr

Şît doğdu, ona devroldu bu defa
Onun alnında çıktı nur meydana
(Şit: Hz. Âdem'in oğlu)

50.

İrdi İbrâhîm ü İsmâîl’e hem
Söz uzanur ger kalanın dir isem

İbrahim ve İsmail’e de erdi hem
Uzar söz eğer kalanı dersem


51.

İşbu resm ile müselsel muttasıl
Tâ olunca Mustafâ’ya müntekıl

Bu düzen kesilmeden etti devam
Mustafa'ya geçince oldu tamam


52.

Geldi çün ol Rahmeten li’l-âlemin
Vardı nûr anda karâr itdi hemîn

Geldi ne vakit ki o Rahmeten li’l-âlemîn (Âlemlere rahmet olarak gönderilen)
Vardı nur onda karar etti hemen

53.

Ger dilersiz bulasız oddan necât
Aşk ile derd ile idün es-salat

Kurtuluş dilerseniz eğer ateşten
Aşk ve şevkle salatüselam getirin


Peygamberin Doğumu

54.

Âmine Hatun Muhammed anesi
Ol sadefden toğdı ol dür dânesi

Amine Hatun, Muhammet annesi
O sedeften doğdu, o inci tanesi


55.

Çinki Abdullah’dan oldı hâmile
Vakt irişdü hefte vü eyyam ile

Çünkü Abdullah'tan kaldı hamile
Vakit erişti hafta ve günler ile


56.

Hem Muhammed gilmesi oldı yakın
Çok alâmetler belürdi gelmedin

Hem Muhammet'in gelmesi oldu yakın
Çok alametler belirdi gelmeden


57.

Ol Rebî-ül-evvel ay nicesi
On ikinci gice isneyn gicesi

O rebiülevvel ayın nicesi (
rebiülevvel: hicri yılın üçüncü ayı)
On ikinci gece, pazartesi gecesi

58.

Ol gice kim toğdı ol Hayr-ül-beşer
Anası anda neler gördi neler

O gece ki doğdu o Hayr-ül-beşer (insanların en hayırlısı)
Annesi orada neler gördü neler

59.

Didi gördüm ol Habîbün anesi
Bir aceb nur kim güneş pervânesi

Dedi gördüm o Habib'in annesi
Öyle bir nur ki güneş onun pervanesi


60.

Berk urup çıkdı evümden nâgehân
Göklere dek nûr ile toldı cihân

Ansızın parlayıp çıktı evimden
Göklere dek nur ile doldu cihan


61.

Gökler açıldı vü feth oldı zulem
Üç melek gördüm elinde üç alem

Karanlıklar fethedildi, açıldı gök
Gördüm üç melek, ellerinde üç bayrak


62.

Biri meşrık biri mağribde anun
Biri tamında dikildi Ka’be’nün

Biri doğuda, biri batıda onların
Biri üstünde yükseldi Kâbe’nin


63.

İndiler gökden melekler saff u saf
Kâ’be gibi kıldılar evüm tavaf

İndiler gökten melekler saf saf
Kâbe gibi kıldılar evimi tavaf


64.

Geldi hûrîler bölük bölük buğur
Yüzleri nûrından evüm toldı nûr

Bölük bölük geldi bu sırada huriler
Yüzlerinin nurundan evim doldu nur


65.

Hem hava üzre döşendi bir döşek
Adı Sündüs döşeyen anı melek

Hem havada döşendi bir döşek
Adı Sündüs onu döşeyen melek


66.

Çün göründi bana bu işler ayan
Hayret içre kalmış idüm ben hemân

Ne zaman ki göründü 
bana bu işler ayan (ayan: gözle görülür şekilde açık olan)
Hayret içinde kalmış idim ben hemen

67. 

Yarılup dîvâr çıkdı nâgehân
Üç bile hûrî bana oldı ayân

Yarılıp duvar çıktı ansızın
Üç huri bana oldu ayan


68.

Bazılar dirler ki ol üç dilberün
Âsiye’ydi biri ol meh-peykerün

Bazıları der ki o üç dilberin
Asiye'ydi biri o ay yüzlünün


69.

Biri Meryem Hatun idi aşikâr
Birisi hem hurilerden bir nigâr

Biri açıkça Meryem Hatun idi
Birisi de hurilerden bir güzel idi


70.

Geldiler lûtf ile ol üç meh-cebîn
Virdiler bana selâm ol dem hemîn

Geldiler lütuf ile o üç ay yüzlü
Verdiler bana selam o an hemen


71.

Çevre yanuma gelüp oturdılar
Mustafâ’yı birbirine muştılar

Çevre yanıma gelip oturdular
Mustafa'yı birbirlerine müjdelediler


72.

Didiler oğlun gibi hiç bir oğul
Yaradılalı cihan gelmiş değül

Dediler oğlun gibi hiçbir oğul
Yaratılalı dünya, gelmiş değil


73.

Bu senün oğlun gibi kadri cemîl
Bir anaya virmemişdür ol Celîl

Bu senin oğlun gibi güzel bir evladı
Hiçbir anneye vermemiştir o Celil

74.

Ulu devlet buldun ey dildâr sen
Toğısardur senden ol hulkı hasen

Ey sevgili, büyük bir saadete eriştin sen
Doğacaktır 
o güzel ahlaklı insan senden 

75.

Bu gelen ilm-i ledün sultânıdur
Bu gelen tevhîd ü irfan kânıdur

Bu gelen Hakk'ın bağışladığı ilmin sultanıdır
Bu gelen birliğin ve irfanın kaynağıdır 

76.

Bu gelen aşkına devr eyler felek
Yüzine müştâkdur ins ü melek

Bu gelen aşkına döner felek (felek: dünya, âlem, gök)
Yüzünü görmek ister insan ve melek

77.

Bu gice ol gicedür kim ol şerif
Nur ile âlemleri eyler lâtif

Bu gece o gecedir ki o şerefli
Güzel eyler nuru ile âlemleri


78.

Bu gice dünyâyı ol cennet kılur
Bu gice eşyâyâ Hak rahmet kılur

Bu gece dünyayı o cennet kılar
Bu gece varlığa Hak rahmet kılar


79.

Bu gice şâdân olur erbâb-ı dil
Bu giceye can virür ashâb-ı dil

Bu gece mutlu olur gönül ehli
Bu geceye can verir 
gönül sahipleri

80.

Rahmeten li’l-âlemîndür Mustafâ
Hem şefî’-ül-müznibîndür Mustafâ

Âlemlere rahmettir Mustafa
Günahkârların şefaatçisidir Mustafa 


81.

Vasfını bu resme tertîb itdiler
Ol mübârek nura terğîb itdiler

Vasıflarını bu şekilde tertip ettiler
O mübarek nura rağbet ettiler


82.

Âmine eyder çü vakt oldı temam
Kim vücûde gele ol Hayr-ül-enâm

Amine der çünkü vakit oldu tamam
Ki vücuda gele o Hayrulenam 
(tüm yaratılmışların en hayırlısı)

83.

Susadum gayet harâretden katı
Sundılar bir cam tolusı şerbeti

Pek susadım gayet hararetten
Şerbeti sundular dolu bir kadehten


84.

Kardan ak idi vü hem soğuk idi
Lezzeti dahi şekerde yok idi

Kardan ak ve hem soğuk idi
Lezzeti dahi şekerde yok idi


85.

İçdüm anı oldı cismüm nura gark
İdemezdüm nurdan kendümi fark

İçtim onu vücudum oldu nura gark (gark olmak: gömülmek, batmak)
Edemezdim nurdan kendimi fark


86.

Geldi bir ak kuş kanadıyle revân
Arkamı sığadı kuvvetle hemân

Derhal geldi bir ak kuş, kanadı ile
Sıvazladı sırtımı tüm kuvvetiyle


87.

Toğdı ol sâatde ol sultân-ı dîn
Nura gark oldı semâvât ü zemîn

Dinin sultanı o saatte doğdu
Yer ve gökler nura gark oldu


88.

Yaradılmış cümle oldu şâdümân
Gam gidüp âlem yeniden buldı cân

Cümle yaratılmışlar mutlu oldu
Gam gidip âlem yeniden can buldu


89.

Cümle zerrât-ı cihân idüp nida
Çağrışuban didiler kim merhabâ

Kâinatın her zerresi edip nida
Bir ağızdan dediler ki merhaba


90.

Merhabâ ey âli sultân merhabâ
Merhabâ ey kân-i irfân merhabâ

Merhaba ey yüce sultan merhaba
Merhaba ey irfan kaynağı merhaba


91.

Merhabâ ey sırr-ı fürkân merhabâ
Merhabâ ey derde dermân merhaba

Merhaba ey iyiyi kötüden ayıran merhaba
Merhaba ey derde derman merhaba


92.

Merhaba ey bülbül-i bâğ-ı Cemâl
Merhaba ey âşinâ-yi Zü’l-celâl

Merhaba ey güzellik bahçesinin bülbülü
Merhaba ey Cenabıhakk'a aşina kişi


93.

Merhaba ey mâh ü hurşîd-i hüdâ
Merhaba ey Hakdan olmayan cüda

Merhaba ey Hüda'nın ay ve güneşi
Merhaba ey Hak'tan ayrılmayan kişi


94.

Merhaba ey âsi ümmet melcei
Merhaba ey çâresüzler mencei

Merhaba ey asi ümmetin sığınağı
Merhaba ey çaresizlerin umut durağı


95.

Merhaba ey cân-ı bakî merhaba
Merhaba uşşâka sâkî merhaba

Merhaba ey kalpte daim olan merhaba
Merhaba âşıklara ilahî aşkı sunan merhaba


96.

Merhaba ey kurret-ül-ayn-i Halîl
Merhaba ey hâs-ı mahbûb-i Celîl

Merhaba ey Hz. İbrahim'in gözünün nuru
Merhaba ey Cenabıhakk'ın sevgili kulu


97.

Merhaba ey rahmeten li’l-âlemîn
Merhaba sensin şefî-ül-müznibîn

Merhaba ey âlemlere rahmet olan
Merhaba sensin günahkârlara şefaat eden


98.

Merhaba ey pâdişâh-ı dü cihan
Senün için oldı kevn ile mekân

Merhaba ey padişahı iki cihan
Senin için oldu varlık ile mekân


99.

Ey cemali gün yüzi bedr-i münir
Ey kamu düşmişlere sen destgîr

Ey cemali güneş, yüzü nur saçan
Ey tüm düşkünlerin elinden tutan


100.

Ey gönüller derdinün dermanı sen
Ey yaradılmışlarun sultânı sen

Ey gönüller derdinin dermanı sen
Ey yaratılmışların sultanı sen


101.

Sensin ol sultân-ı cümle enbiyâ
Nûr-ı çeşm-i evliyâ vü asfiyâ

Sensin sultanı o cümle peygamberin
Gözlerindeki nursun ardından gelenlerin


102.

Ey risâlet tahtınun sen hâtemi
Ey nübüvvet mührinün sen hâtemi

Ey peygamberlik tahtının son sahibi
Ey peygamberlik mührünün son sahibi


103.

Çünki nûrun rûşen itdi âlemi
Gül cemâlün gülşen itdi âlemi

Çünkü nurun aydınlattı âlemi
Gül yüzün gül bahçesi etti âlemi

104.

Oldı zâil zulmet-i cehl ü dalâl
Buldı bâğ-ı ma’rifet ayn-i kemâl

Yok oldu, sapkınlığın ve cehaletin karanlığı
Seninle buldu olgunluk pınarını irfan bağı


105.

Yâ Habîballah bize imdâd kıl
Son nefes dîdârun ile şâd kıl

Ya Allah'ın sevgili kulu bize yardım et
Son nefeste güzel yüzün ile mutlu et


106.

Ger dilersiz bulasız oddan necât
Ak ile derd ile idün es-salât

Kurtuluş dilerseniz eğer ateşten
Aşk ve şevkle salatüselam getirin

Fasıl

107.

Çünki ol mahbûb-i Rahman ü Rahim
Kıldı dünyâyı cemâlinden naîm

Çünkü o Rahman ve Rahim'in sevgilisi
Cemali ile cennet kıldı dünyayı


108.

Birbirine muştulayı her melek
Raksa girdi şevk ü şâdîden felek

Birbirine müjdeleyince her melek
Raksa girdi şevk ve sevinçle felek


109.

İşbu heybetden Amîne hûb-rû
Bir zaman aklı gidüp geldi gerü

Bu heybetten güzel yüzlü Amine'nin
Bir zaman aklı gidip geldi geri


110.

Gördi gitmiş hûriler hiç kimse yok
Görmedi oğlın tazarru kıldı çok

Gördü gitmiş huriler hiç kimse yok
Göremeyince oğlunu dua etti çok


111.

Hûriler aldı tasavvur kıldı ol
Hayret içre çok tefekkür kıldı ol

Huriler aldı zannetti o
Hayret edip çok düşündü o

112.

Çevre yanın isteyü kıldı nazar
Gördi kim bir kuşede Hayr-ül-beşer

Etrafına bakıp ararken gördü ki
Bir köşede insanların en hayırlısı


113.

Şöyle Beytullâh’a karşı ol Resul
Yüz yire urmuş ve secde kılmış ol

O Resul, Beytullah'a karşı şöyle (
Beytullah: Allah'ın evi, Kâbe)
Yüzünü yere koymuş ve kılmış secde

114.

Secdede başı dili tahmîd ider
Hem getürmüş parmağın tevhîd ider

Başı secdede, dili ile şükreder
Hem kaldırıp 
parmağını tevhit eder (tevhit. Allah'ın birliğine inanmak)

115.

Dir ki ey Mevlâ yüzüm tutdum sana
Ya İlâhî ümmetüm virgil bana

Der ki: Ey Mevla yüzümü döndüm sana
Ya İlahî ümmetimi ver bana


116.

Çünki ben bu işleri gördüm ayan
Kalmadı sabrum hemân düşdüm revân

Çünkü ben bu işleri apaçık gördüm
Kalmadı sabrım derhal düştüm


117.

Geldi aklum gördüm ol sâhib-vefâ
Gözlerüm nûrı vü oğlum Mustafâ

Geldi aklım, gördüm o vefalıyı
Gözlerimin nuru oğlum Mustafa’yı


118.

Sürmelenmiş gözleri gör hikmeti
Göbeği kesilmiş olmış sünneti

Sürmelenmiş gözleri gör hikmeti
Göbeği kesilmiş, olmuş sünneti


119.

Yüzi nûrı gün gibi hoş berk urur
Çünki gördüm gönlüme geldi sürûr

Güneş gibi hoş ışık saçar yüzünün nuru
Gönlüme neşe geldi görünce bunu


120.

Kaynadup nâr-ı mahabbet kanumı
Aluban bağruma basdum cânumı

Muhabbet ateşi kaynatınca kanımı
Alıp bağrıma bastım canımı


121.

Deprenür dudakları söyler kelâm
Anlayamadum ne dirdi ol hümâm

Kımıldanır dudakları bir söz eder
O himmet sahibi duyamam ne der
(himmet: gayret, yardım, ihsan, manevi güç)

122.

Kulağumı ağzına virdüm dinledüm
Söyledüği sözi ol dem anladum

Kulağımı ağzına verdim dinledim
Söylediği sözü o an anladım


123.

Hakka bağlayup gönülden himmeti
Dir idi kim ümmeti vâ ümmeti

Gayreti gönülden Hakk'a bağlayıp
Derdi ki: Ümmetim vah ümmetim


124.

Tıfıl iken ol diler idi ümmetin
Sen kocaldın terk idersin sünnetin

O çocukken ümmetini diler idi
Sen kocadın terk edersin sünneti


125.

Ümmetüm didi sana çün Mustafâ
Ver salâvat sen de ana bul safâ

Çünkü sana ümmetim dedi, Mustafa
Sen de ona salavat getirip bul sefa


126.

Ger dilersiz bulasız oddan necât
Ak ile derd ile idün es-salât

Kurtuluş dilerseniz eğer ateşten
Aşk ve şevkle salatüselam getirin


Fasıl

127.

Mekke kavmi uluları bî-hilâf
Kâ’be’yi ol gice kılarken tavaf

Mekke'nin önde gelenleri bihilaf (abartmaksızın / hilafsız)
Kâbe'yi o gece ederken tavaf...

128.

Secde kıldı Kâ’be gördi hâs ü âm
Düşmedi bir taşı hoş kıldı kıyam

Gördü herkes ki Kâbe secde kıldı
Öyle ayağa kalktı ki düşmedi bir taşı


129.

Rükni rükne Kâ’be’nün virdi selâm
Didiler kim toğdı ol Hayr-ül-enâm

Kâbe'nin bir direği diğerine selam verdi
Dediler ki doğdu o mahlukatın efendisi


130.

Kâ’be bir savt itdi ol dem nâgehân
Didi toğdı bu gice şems-i cihân

O an Kâbe dile gelip ansızın
Dedi: Doğdu bu gece güneşi dünyanın


131.

Pâk idüp küfr ile bütlerden Resul
Kurtarısar beni müşriklerden ol

Resul, temizleyip beni küfür ve putlardan
Kurtaracak o Allah'a ortak koşanlardan


132.

Yalın ayak baş açuban saff u saf
Eyleyiser ümmeti beni tavâf

Baş açıp yalın ayak saf saf
Edecek ümmeti beni tavaf


133.

Ol gice tabl-ı nübüvvet urdılar
Ol gice şeytânı gökden sürdiler

O gece peygamberlik davulu çaldılar
O gece şeytanı 
gökten kovdular

134.

Nice büthâne nice deyr ü sanem
Yıkılup küfr ehline irdi elem

Nice puthane nice manastır ve sanem (sanem: put)
Yıkılıp küfür ehline erdi elem

Peygamberin Mucizeleri

135.

Fahr-i âlem irdi çün kırk yaşına
Kondı pes tâc-ı risâlet başına

Âlemin gururu erince kırk yaşına
Kondu peygamberlik tacı başına


136.

Dembedem âvâz gelürdi yâ Emin
Seni kıldum rahmeten li’l-âlemîn

Ara sıra bir ses gelirdi: "Ey Emin
Seni kıldım rahmeten li’l-âlemîn" 
(Seni âlemlere rahmet olarak gönderdim)

137.

İndi Kur’ân âyet âyet beyyinât
Zâhir oldı nice dürlü mu’cizât

İndi Kur'an, ayet ayet deliller
Belli oldu, nice türlü mucizeler


138.

Gerçi cümle nûr idi ol pâk zât
İlle her uzvında vardı mu’cizât

Gerçi o mübarek zât hep nur idi
İlla her uzvunda mucizeler var idi


139.

Evvelâ ol kim mübârek cisminün
Gölgesi düşmezdi yire resminün

Evvela, o mübarek cismi ki
Düşmezdi yere gölgesi


140.

Nûr idi başdan ayağa gövdesi
Bu ayândur nûrun olmaz gölgesi

Nur idi baştan ayağa gövdesi
Bu açıktır, nurun olmaz gölgesi


141.

Hem mübârek başı üzre her zaman
Bir bölük bulut olurdı sâyebân

Hem mübarek başı üzerinde her zaman
Bir bölük bulut olurdu gölge veren


142.

Her nire varsa bile varurdı ol
Baş üzre dâimâ tururdı ol

Her nereye gitse birlikte giderdi o
Başı üzerinde daima dururdu o


143.

Ol mübarek gözlerinde mu’cize
Nicedür ol dahi eydeyim size

O mübarek gözlerinde mucize
Nasıldır onu dahi söyleyeyim size


144.

Nice kim önündi görürdi ayan
Öyle ardında görürdi ol hemân

Önündekini nasıl ki apaçık görürdü
Ardındakini de öyle hemen görürdü


145.

İşidün hem ol mübarek burnunun
Mu’cize nicedür anda bir görün

Hem o mübarek burnuna bakın
Mucize nasıldır orada bir görün


146.

Vahy için indükde Cibrîl-i Emin
Gökden ayrılduğı sâatde hemîn

Vahiy için Cebrail indiğinde
Hemen gökten ayrıldığı saatte


147.

Cebrail’ün kokusun alurdı ol
Vahy için indüğini bilürdi ol

Cebrail'in kokusunu alırdı o
Vahiy için indiğini bilirdi o


148.

Debredicek dudağın ol mâh-veş
Debrenürdi gökde hem kurs-ı güneş

Kımıldatsa dudağını o ay yüzlü
Geçerdi harekete güneşin yüzü


149.

Tokınıcak saçına bâd-ı sabâ
Misk ü anberden dolar idi hava

Dokununca sabah rüzgârı saçına
Hoş bir koku dolar idi hava


150.

İnci dişleri şuâından gice
İğne düşse bulunurdı ey hoca

İnci dişlerinin parıltısından gece
İğne düşse bulunurdu ey hoca


151.

Sadrı nûrında karanu giceler
Yolda yürürdi yiğitler kocalar

Başındaki nurdan karanlık geceler
Yolda yürürdü yaşlılar, 
yiğitler 

152.

Çün işaret kıldı ol mahbûb-ı Hak
Parmağıyle aya oldı iki şak

Ne vakit işaret kıldı, o Hakk'ın sevgilisi  
Parmağıyla aya, ay oldu iki parça

153.

Terlese güller olurdı her teri
Hoş dererlerdi terinden gülleri

Gül olurdu, terlese her bir teri
Hoş dererlerdi t
erinden gülleri (dermek: toplamak)

154.

Dikdi hurmayı hem ol şâh-ı cihan
Dikdüği saat yemiş virdi hemân

Dikti hurmayı hem o şah-ı cihan
Diktiği saat meyve verdi hemen


155.

Mu’cizât haşre dek dinse müdâm
Nice haşr olsa buna gelmez hitâm

Mucizeler mahşere dek anlatılsa
Sonu gelmez nice mahşer olsa


156.

Ger dilersiz bulasız oddan necat
Aşk ile derd ile idün es-salât

Kurtuluş dilerseniz eğer ateşten
Aşk ve şevkle salatüselam getirin


Miraç

157.

Gel berü ey aşk odına yanıcı
Kendüyi ma’şûka âşık sanıcı

Beri gel ey aşk ateşine yanan
Kendini sevilene âşık sanan


158.

Dinle gel mi’râcın ol şâhun ayan
Âşık isen aşk odına turma yan

Dinle gel açıkça miracını o Şah'ın
Âşıksan aşk ateşine durma yan


159.

Bir düşenbih gicesi tahkik haber
Leyle-i Kadr idi ol gice meğer

Bir pazartesi gecesi, doğru haber
Kadir gecesiydi o gece meğer


160.

Ol hümâyûn-baht u ol kadri yüce
Ümmü Hâni hânesindeydi gice

O bahtı kutlu, o kıymeti yüce (peygamber)
Ümmü Hani’nin evindeydi gece


161.

Anda iken nâgehân ol yüzi ak
Cennete var didi Cebrail’e Hak

Orada iken ansızın o yüzü ak
Cennete var dedi Cebrail'e Hak


162.

Bir murassa’ tâc al hülle kemer
Hem dahi al bir burâk-ı mu’teber

Bir süslü taç, elbise ve kemer al
Hem de güvenilir bir binek al


163.

Ol habîbüme ilet binsün anı
Arşumı seyreylesün görsün beni

Burak'ı o Habib'ime ilet binsin
Arşımı seyreylesin beni görsün


164.

Cebrail çün cennete vardı revân
Gördi kim bîhad burâk otlar hemân

Cebrail derhal varınca cennete
Gördü ki sayısız burak otlar


165.

İçlerinde bir burak ağlar katı
Yimez içmez kalmamış hiç takati

İçlerinde bir Burak çok ağlar
Yemez, içmez; kalmamış hiç gücü


166.

Gözlerinden yaşı Ceyhûn eylemiş
Ciğerini derd ile hûn eylemiş

Gözlerinden yaşı Ceyhun eylemiş
Ciğerini de dertle kan eylemiş


167.

Didi Cebrail nedür ağladuğun
Hüzn ile can ü ciğer dağladuğun

Dedi Cebrail: Nedir ağladığın
Can ve ciğerini hüzünle dağladığın


168.

Baki yoldaşın yiyüp içüp gezer
Sen inilersin di cânun ne sezer

Kalan yoldaşların yiyip içip gezer
Sen inlersin, söyle canın ne sezer


169.

Didi kırk bin yıldurur kim yâ Emin
Aşkdır bana yimek içmek hemîn

Dedi: Kırk bin yıldır ki ey Emin
Aşktır bana işte bu yemek, içmek


170.

Nâgehân bir ün işitdi kulağum
Gitdi aklum bilmezem solum sağum

Ansızın bir ses işitti kulağım
Gitti aklım, bilemem solum sağım


171.

Yâ Muhammed diyüben çağırdılar
Bir sadâ birle ki yürekler deler

Ya Muhammed diye çağırdılar
Öyle bir ses ki yürekler deler


172.

Ol zamandan bilmezem kim n’olmışam
Ol adun ıssına âşık olmışam

O zamandan bilmem ki ne olmuşum
O adın sahibine âşık olmuşum


173.

Yüreğüm içinde eridi yağum
Âşık oldı görmedin bu kulağum

Yüreğimin içinde eridi yağım
Âşık oldu duymadan bu kulağım


174.

Cenneti başıma aşkı dar ider
Gice gündüz işimi âh ü zâr eder

Onun aşkı, cenneti başıma dar eder
Gece gündüz işimi perişan eder


175.

Gerçi zâhir cennet içre tururam
Ma’nada hasret azâbın görürem

Gerçi görünürde cennette dururum
Hakikatte hasret azabı görürüm


176.

Ger iremezsem visaline anun
İdiserim terkini can ü tenün

Eğer kavuşamazsam ona
Terk ederim can ve teni


177.

Cebrail didi burâka ey burâk
Virdi Hak maksûdunı kılma firâk

Cebrail dedi Burak'a ey Burak
Verdi Hak istediğini çekme ayrılık


178.

Kimde kim aşkun nişanı vardurur
Akıbet ma’şûka anı irgürür

Kimde ki aşkın izi vardır
Sonunda onu sevdiğine erdirir


179.

Gel berü ma’şûkuna irgüreyim
Yüreğün zahmına merhem urayım

Gel beri sevdiğine erdireyim
Gönül yarana merhem süreyim


180.

Aldı Cebrail burâkı ol zaman
Tâ cenâb-ı Ahmed’e geldi hemân

Aldı Cebrail Burak'ı o zaman
Hz. Muhammed'e geldi hemen


181.

Hak selâm itdi sana yâ Mustafâ
Kim mübârek hâtırun bulsun safâ

Hak selam etti sana ey Mustafa
Ki mübarek gönlün bulsun sefa


182.

Didi kim gelsün konuklaram anı
Arşumı seyreylesün görsün beni

Dedi ki gelsin ağırlarım onu
Arşımı seyreylesin görsün beni


183.

Dâim ister hazretümden her melek
Arş ü Kürsî Sidre çarh-i nüh felek

Daim ister hazretimden her melek
Arş ve Kürsi, Sidre ve dokuz felek (Kürsi: Arşın altındaki sema tabakası)


184.

Cümlesi anun yüzin görmek diler
Ayağına yüzlerin sürmek diler

Hepsi onun yüzünü görmek diler
Ayağına yüzlerini sürmek diler


185.

İşbu gice bir gicedür ey Emîn
Olısar ayn-el-yakîn hakk-el-yakîn

Ey Emin, işte o gecedir bu gece
Ki kalmayacaktır hiçbir şüphe


186.

Bu gice zahir olur esrâr-ı Hak
Gösteriserdür sana dîdâr Hak

Bu gece görünür 
esrâr-ı Hak (Allah'ın sırları)
Gösterecektir sana yüzünü Hak

187.

Zemzemeyle toldı kevn ile mekân
Arşa vardı didiler Fahr-ı cihan

Nağmelerle doldu varlıkla mekân
Arşa vardı dediler Fahr-ı cihan
(cihanın gururu, Hz. Muhammet)

188.

Hem sekiz cennet kapusın açdılar
Yolun üstine cevahir saçdılar

Hem sekiz cennet kapısını açtılar
Yolun üstüne mücevher saçtılar


189.

Gel gidelüm hazrete yâ Mustafâ
Muntazırdur anda ashâb-ı safâ

Gel gidelim huzura ey Mustafa
Hazırdır orada ashab-ı safa
(gönlü saf, temiz olanlar)

190.

Sana cennetden getürdüm bir burâk
Davet-i Rahmândur ey nûr-ı Hak

Sana cennetten getirdim bir burak
Bu Allah'ın çağrısıdır ey nur-u Hak
(Allah'ın nuru)

191.

İşidüp anı Resul oldı ferah
Şâdlık geldi kamu gitdi terah

İştip onu Resul buldu huzur
Mutluluk gelip gitti tüm keder


192.

Turdı yerinden hemân-dem Mustafâ
Koydı tâcı başına ol pür-safâ

Kalktı hemen yerinden Mustafa
O neşe ile koydu o tacı başına


193.

Çekdi ol demde burakı Cebrail
Önine düşdi ana oldı delîl

Cebrail çekti Burak'ı o anda
Önüne düştü rehber oldu ona


194.

Hoş süvâr oldı ana şâh-ı cihan
Açdı perrini burâk uçdı hemân

Hoş binici oldu ona şâh-ı cihan
Açtı kanadını Burak uçtu hemen


195.

Tarfet-ül-ayn içre sultân-ı ümem
Geldi Kuds’e irdi vü basdı kadem

Göz açıp kapatana kadar ümmetin sultanı
Kudüs'e gelip ayak bastı


196.

Enbiyâ ervahı karşu geldiler
Mustafâ’ya cümle ikrâm kıldılar

Peygamberlerin ruhları karşıladılar
Mustafa'ya hepsi ikram kıldılar (saygı göstermek)


197.

İrdi ol dem Hak’dan ervâha nidâ
Kim kılalar Mustafâ’ya iktidâ

O an bir ses ulaştı Hak'tan ruhlara
Ki uyup namaz kılsınlar Mustafa'ya


198.

Pes geçüp mihrâba ol Hayr-ül-enâm
Enbiyâ ervahına oldı imâm

Geçip mihraba o Hayrulenam (tüm yaratılmışların en hayırlısı)
Peygamber ruhlarına oldu imam

199.

İki rek’at kıldı Aksâ’da namâz
Öyle emr itmiş idi ol bî-niyâz

İki rekat kıldı Aksa'da namaz
Öyle emretmiş idi o bi-niyaz
(Duaya ihtiyacı olmayan / Allah)

200.

Gördiler nurdan kurulmış nerdübân
Nerdübândan oldılar göğe revân

Gördüler nurdan kurulmuş merdiven
Merdivenden oldular göğe revan
(revan: yola koyulmak, gitmek)

201.

İrdiler evvel göğe bi’l-ihtirâm
Kapu açıldı vü girdi ol hümâm

Erdiler birinci göğe saygıyla
Kapı açıldı ve girdi o Hümam
(Himmet sahibi, gayretli kişi / Hz. Peygamber)

202.

Gördi gök ehli ibâdetde kamu
Her biri bir dürlü tâatde kamu

Gördü bütün gök ehli ibadette
Her biri başka türlü itaat etmekte


203.

Kimi tesbih ü kimi tahmîd okur
Kimi tehlîl ü kimi temcîd okur

Kimi tespih çeker kimi şükreder
Kimi birliğini kimi yüceliğini ifade eder


204.

Kim kıyam içre kimi kılmış rükû
Kimi Hakka secde itmiş bâ-huşû

Kimi kıyam içinde kimi rüku kılmış (kıyam: namazda ayakta durma)
Kimi Hakk'a huşu ile secde etmiş (rüku: elleri dizlere dayayıp öne doğru eğilme)

205.

Kimisini aşk-ı Hak almış-durur
Vâlih ü hayran ü mest kalmış-durur

Kimisini Allah aşkı almıştır
Hayret ve şaşkınlığa düşüp mest olmuştur


206.

Hep gök ehli cümle karşu geldiler
Mustafâ’ya izzet ikram kıldılar

Bütün gök ehli karşısına geldiler
Mustafa'ya izzetüikram kıldılar (izzetüikram: ağırlama)

207.

Merhaben bik yâ Muhammed didiler
Ey şefaat kânı Ahmed didiler

Ey Muhammet sana selam olsun dediler
Ey şefaat kaynağı Ahmet dediler


208.

Her biri kutluladı mi’râcını
Didiler geydün saâdet tâcını

Her biri kutladı miracını
Dediler giydin saadet tacını


209.

Bu kerâmetler ki Hak virdi sana
Virmedi hiç kimseye önden sona

Bu kerametler ki Hak verdi sana
Vermedi hiç kimseye baştan sona


210.

Yürü kim meydân senündür bu gice
Top hem çevgân senündür bu gice

Yürü ki meydan senindir bu gece
Top da değnek de senindir bu gece


211.

İrmedi evvel gelen bu devlete
Kimse lâyık olmadı bu rif'ate

Ermedi senden önce gelenler bu talihe
Kimse layık olmadı bu yüceliğe


212.

Her ne hâcet dilesen makbûldür
Cümle maksûdun senün mahsûldür

Her ne hacet dilersen uygundur (hacet dilemek: Allah'tan istekte bulunmak)
Senin her dileğin gerçek olur


213.

Ol gice turmadı cevlân eyledi
Öyle kim eflâki seyrân eyledi

O gece durmadı seyahat etti
Öyle ki gökleri seyran eyledi


214.

Her birinde türlü hikmet gördi ol
Tâ ki vardı Sidre’ye irişdi yol

Her birinde türlü hikmet gördü o
Ta ki vardı Sidre'ye erişti yol 
(Sidre: Yedinci kat semada bir makam)

215.

Cebrail'ün turağıdur ol makam
Nüh felek tâ kim tutalıdan nizâm

Cebrail'in son durağıdır o makam
Dokuz felek ta ki kurulduğundan beri


216.

Kaldı Cebrâil makamında hemîn
Didi ana Rahmeten li'l-âlemîn

Kaldı Cebrail makamında hemen
Dedi ona R
ahmeten li’l-âlemîn

217.

Bilmezem bu yolları ben n’ideyim
Kim garibem bunda kanda gideyim

Bilemem bu yolları ben, ne edeyim
Ki yabancıyım burada nereye gideyim


218.

Cebrail didi Resûl’e ey habîb
Sanmagil bu yirde sen seni garîb

Cebrail dedi Resul'e: Ey Habib (Allah'ın sevgili kulu)
Sanma bu yerde sen kendini garip

219.

Senün için yaradıldı nüh felek
İns ü cinn ü hûr ü cennet hem melek

Senin için yaratıldı dokuz felek
İnsan, cin, huri, cennet hem melek


220.

Bunda hatm oldı benüm cevlân-gehim
Mâverâsından dahi yok âgehim

Burada son buldu benim gezinti yerim
Bundan ötesinden de yoktur haberim


221.

Bana böyle emr idüpdür Zü’l-celâl
Açmayam ben bundan öte perr ü bâl

Bana böyle emretti Yüce Allah
Açamam bundan öte ben kanat


222.

Ger geçem bir zerre denlü ilerü
Yanaram başdan ayağa ey ulu

Eğer geçersem bir zerre bile ileri
Yanarım baştan ayağa ey şerefli


223.

Didi Cebrâîle ol Fahr-ı cihân
Pes makamında tur imdi sen hemân

O âlemin gururu Cebrail'e dedi:
Öyle ise sen makamında dur şimdi


224.

Çün ezelden bana aşk oldı delil
Yanar isem yanaym ben ey Halil

Çünkü ezelden bana rehber oldu aşk
Yanarsam ben yanayım, ey dost

225.

Li ma'a'llah vakti benimdür hemân
Tâ ki kurbân eyleyem baş ile cân

Allah ile olma vakti benimdir şu an
Ta ki kurban eyleyeyim baş ile can


226.

Râh-ı aşkda kim sakınur cânını
Ol kaçan görse gerek cânânını

Aşk yolunda kim sakınır canını
Nasıl görebilir ki o, cananını


227.

Râh-ı aşk sanma gafil serseri
Belki kemter nesnedür virmek seri

Ey gafil, aşk yolunu sanma boş
Belki en küçük şeydir vermek baş


Refref'in Belirmesi
(Refref: Hz. Peygamber'i Miraç'ta en yüksek makama götüren binek)

228.

Söylenürken Cebrail ile kelâm
Geldi Refref önüne virdi selâm

Cebrail ile ederken kelam (kelam etmek: konuşmak)
Geldi Refref yanına, verdi selam


229.

Aldı ol şâh-ı cihanı ol zamân
Sidre’den götürdi vü gitdi hemân

Aldı o cihan sultanını o zaman
Sidre'den götürdü ve gitti hemen


230.

Bir fezâ oldı o demde rû-nümâ
Ne mekân var anda ne arz ü semâ

O an görünür oldu bir feza
Ne mekân var orada ne yer ve sema


231.

Kim ne hâlîdür ne mâlî ol mahal
Akl ü fikr etmez o hâli fehm ü hal

Ki ne boştur o yer ne de dolu
Akıl ve fikir idrak edemez bu durumu

232.

Ref' olup ol şâha yetmiş bin hicâb
Nûr-ı tevhîd açdı vechinden nikâb

Kalkıp o Şah'a yetmiş bin perde
Tevhit nuru açtı yüzündeki örtüyü


233.

Her birisinden geçerken ilerü
Emr olurdı Yâ Muhammed gel berü

Her birinden geçip giderken ileri
Emir geldi, ey Muhammet gel beri


234.

Çün kamusını görüp geçdi öte
Vardı irişdi ol ulu Hazrete

O vakit hepsini görüp geçti öte
Vardı, erişti o Ulu Hazret’e


235.

Şeş cihetden ol münezzeh Zü’l-celâl
Bî-kem ü keyf ana gösterdi cemâl

Altı yönden arınmış o azamet sahibi (Allah)
Gösterdi ona benzersiz cemalini

236.

Zâten ol sultân-ı mâ zağa'l-basar
Eylemişdi Hakka tahsîs-i nazar

Zaten o gördüğünden şaşmayan sultan
Gözlerini ayıramamıştı Hak'tan


237.

Aşikâre gördi Rabb-ül-izzeti
Âhiretde öyle görür ümmeti

Açıkça gördü Yüce Allah'ı
Ahirette öyle görür ümmeti


238.

Bî-hurûf ü lafz ü savt ol pâdişâh
Mustafâ’ya söyledi bî-iştibâh

O padişah; harfsiz, sözsüz ve sessiz
Konuştu Mustafa ile benzersiz


239.

Didi kim matlûb ü maksûdun benem
Sevdüğin cân ile ma’bûdun benem

Dedi ki aradığın ve istediğin benim
Can ile sevdiğin ilahın benim


240.

Gice gündüz turmayup istedüğün
N’ola kim görsem cemâlin didüğün

Gece gündüz durmayıp istediğin
Ne ola ki görsem cemalini dediğin


241.

Gel habîbüm sana âşık olmışam
Cümle halkı sana bende kılmışam

Gel Habib'im sana âşık olmuşum
Cümle halkı sana hizmetkâr kılmışım


242.

Ne murâdun var ise idem revâ
Eyleyem bir derde bin dürlü devâ

Gerçekleştireyim, ne dileğin varsa 
Eyleyeyim bir derde bin türlü deva


243.

Mustafâ didi eyâ Rabb-i rahim
Ey hatâ-pûş ü atâsı çok kerîm

Mustafa dedi ey merhameti bol Rabb'im
Ey hataları örten ve affı çok Kerim


244.

Ol zâif ümmetlerüm hâli n’ola
Hazretüne nice anlar yol bula

O zayıf ümmetlerim hâli ne ola
Huzuruna onlar nasıl yol bula


245.

Gice gündüz işleri isyân kamu
Korkaram ki yirleri ola tamu

Hepsinin gece gündüz isyan işleri
Korkarım ki cehennem olsun yerleri


246.

Yâ İlâhî hazretünden hâcetüm
Budurur kim ola makbûl ümmetüm

Ya İlahi hazretinden dileğim
Şudur ki makbul olsun ümmetim 


247.

Hak Teâlâdan irişdi bir nida
Yâ Muhammed ben sana kıldum atâ

Hak Teâlâ'dan erişti bir nida
Ey Muhammet bağışladım ben sana...


248.

Ümmetüni sana virdüm ey habîb
Cennetümi anlara kıldum nasîb

Ümmetini sana verdim ey Habib
Cennetimi onlara kıldım nasip


249.

Yâ habîbüm nedür ol kim diledün
Bir avuç toprağa minnet eyledün

Ey Habib'im nedir ki o dilediğin
Bir avuç toprağa boyun eğdin


250.

Ben sana âşık olınca ey şerîf
Senün olmaz mı dü âlem ey latîf

Ben sana âşık olunca ey şerif
Senin olmaz mı iki âlem ey latif


251.

Zâtuma mir’at idindüm zâtını
Bile yazdum adum ile adını

Zatıma ayna edindim zatını
Birlikte yazdım adım ile adını


252.

Hem didi kim Yâ Muhammed ben seni
Bilürem görmeğe toymazsn beni

Hem dedi ki ey Muhammet ben seni
Bilirim, görmeye doymazsın beni


253.

Lîk dîn emri tamâm olmak içün
Ümmetün de bana yol bulmak içün

Lakin din emrinin tamam olması için
Ümmetinin de bana yol bulması için


254.

Avdet idüp da’vet it kullarumı
Tâ gelüben göreler dîdârumı

Dönüp imana davet et kullarımı
Ta ki gelerek görsünler yüzümü


255.

Sen ki mi’râc eyleyüp itdün niyâz
Ümmetün mi’râcını kıldum namâz

Sen ki göğe yükselip ettin niyaz (niyaz etmek: yakarmak, dua etmek)
Ümmetin miracını kıldım namaz

256.

Her kaçan kim bu namâzı kılalar
Cümle gök ehli sevâbın bulalar

Her ne zaman ki bu namazı kılarlar
Cümle gök ehlinin sevabını bulurlar


257.

Çünki her türlü ibâdet bundadur
Hakka kurbiyetle vuslat bundadur

Çünkü her türlü ibadet bundadır
Hakk'a yakınlaşıp kavuşma bundadır


258.

Sıdk ile beş vakt olundukça edâ
Elli vaktin ecrin eyler Hak atâ

Beş vakit samimiyetle edilirse eda
Bağışlar elli vaktin sevabını Hak Teâlâ


259.

Mâhasal ol anda doksan bin kelâm
Sebk idüp buldukda encâm ü hitâm

Sözün kısası doksan bin söz
O anda söylenip son buldu


260.

Tarfet-ül-ayn içre ol Fahr-i cihân
Ümmü Hânî evine geldi hemân

Âlemin gururu anlık bir süre içinde
Döndü hemen Ümmühani'nin evine


261.

Her ne vâki oldı ise serteser
Cümlesin ashabına virdi haber

Her ne yaşadıysa baştan sona
Verdi haber tüm ashabına (ashap: Peygamber'i gören kişiler, sahabe)


262.

Didiler ey kıble-i İslâm ü dîn
Kutlu olsun sana mi’râc-ı güzîn

Dediler ey 
İslam dininin kıblesi 
Güzide miraç kutlu olsun sana 

263.

Biz kamumuz kullaruz sen şâhsın
Gönlümüz içinde rûşen mâhsın

Biz hepimiz kuluz, sen Şâh'sın
Gönlümüzü aydınlatan dolunaysın


264.

Ümmetün olduğumuz devlet yeter
Hizmetün kılduğumuz izzet yeter

Ümmetin olmanın talihi yeter
Hizmetini kılmanın şerefi yeter


Dua

265.

Yâ İlâhî ol Muhammed hakkıçün
Ol şefâat kânı Ahmed hakkıçün

Ey Allah'ım o Muhammet hakkı için
O şefaat sahibi Ahmet hakkı için


266.

Sidre vü Arş-ı muallâ hakkıçün
Ol sülük ü seyr-i â’lâ hakkıçün

Sidre ve Yüce Arş'ın hakkı için
O şerefli yolculuğun hakkı için


267.

Ol gice söyleşilen söz hakkıçün
Ol gice Hakkı gören göz hakkıçün

O gece konuşulan sözlerin hakkı için
O gece Hakk'ı gören gözün hakkı için


268.

Sırr-ı fürkan nûr-i a’zam hakkıçün
Kuds ü Kâ’be Merve Zemzem hakkıçün

Kur'an'ın sırrı, yüce nurun hakkı için
Kudüs, Kâbe, Merve ve Zemzem hakkı için


269.

Gözi yaşı hakkıçün âşıklarun
Bağrı başı hakkıçün sâdıkların

Gözyaşı hakkı için âşıkların
Gönül yarası hakkı için sadıkların


270.

Aşk odından ciğeri biryân içün
Derd ile kan ağlayan giryân içün

Aşk ateşinden ciğeri yananlar için
Dert ile kan ağlayan gözler için


271.

Sıdk ile yolunda kâim kul içün
Hazretüne toğru varan yol içün

Sadakatle yolunda duran kul için
Huzuruna doğru varan yol için


272.

Şol zaman kim müddet-i ömr ü hayât
Âhir ola ire hengâm-i memât

O zaman ki ömrühayatın müddeti
Son bulup, geldiğinde ölüm anı...


273.

Biz günahkâr âsi mücrim kulları
Yarlıgayup kıl günahlardan berî

Biz günahkâr, asi, suçlu kulları
Yargılayıp arındır günahlardan


274.

Afv idüp isyânumuz kıl rahmeti
Ol habîbün yüzi suyı hürmeti

Affedip isyanımızı, merhamet eyle
O Habib'in yüzü suyu hürmetine


275.

Sana lâyık kullar ile hemdem et
Ehl-i derdün sohbetine mahrem et

Sana layık kullar ile dost et
Dert ehlinin sohbetine dâhil et


Peygamber'in Ahlâkı

276.

İşid imdi nice virmiş ol Celil
Mustafâ’ya hulk-ı evsâf-ı cemîl

O Celil 
nasıl vermiş; dinle şimdi  
Mustafa'ya doğuştan o güzel nitelikleri

277.

Hulk idi dâim işi bu halk ile
Halkı hod kul kılmış idi hulk ile

Halk içinde işi, daima güzel ahlaktı
Yaradılışı ile halkı kendine 
kul kılmıştı 

278.

Tanrı'nun adını zâkirdi müdâm
Her ne Hak’dan gelse şâkirdi müdâm

Tanrı'nın adını zikrederdi daima
Hak'tan ne gelse şükrederdi daima


279.

Her kaçan yatsaydı ol Fahr-i cihân
Bir hasîr üzre yatardı ol hemân

Ne vakit yatsa o kâinatın gururu
Hemen bir hasır üstüne yatardı


280.

Hak didi tağları altun eyleyem
Dürlü ni’metlerle seni toylayam

Hak dedi dağları altın yapayım
Türlü nimetlerle seni doyurayım


281.

Ol Habîb-ullah didi yâ zi’n-niam
Ümmetüm-çün ben bu hâle râzıyam

O Habibullah dedi ey nimet sahibi (Habibullah: Allah'ın sevgili kulu)
Ümmetim için ben bu hâle 
razıyım

282.

Katlanuram anlarun-çün zahmete
Ümmetümi eyle lâyık rahmete

Katlanırım onlar için zahmete
Ümmetimi eyle layık merhamete


283.

Her kemâlât ile kâmil şâh idi
Anun içün ol habîb-ullah idi

Her faziletiyle eksiksiz şâh idi
Onun için o Habibullah idi (Habibullah: 
Allah'ın sevgili kulu)

284.

Ey dirîğâ dilümüzde da’vâ çok
Ara yirde hergizin bir manâ yok

Ne yazık dilimizde dava çok
Ancak ortada asla bir anlam yok


285.

Halk içinde adumuz hâs eyledük
Lîk halvetde gönül pas eyledük

Halk içinde adımızı has eyledik
Lakin yalnızlıkta gönlü pas eyledik


286.

Ümmet oldur sünnetin terk itmeye
Dimedüği yire hergiz gitmeye

Ümmet odur sünnetini terk etmeye
Demediği yere asla gitmeye


287.

Bu gün anun sünnetin terk idevüz
Yarın anda varıcağaz n’idevüz

Bugün onun sünnetini terk ederiz
Yarın oraya varacağız ne ederiz


288.

Yâ İlahî saklagıl îmânumuz
Virevüz îmân ile tâ cânumuz

Ya İlahi muhafaza et imanımızı
Ki verelim iman ile canımızı


289.

Kabrümüz îmân ile pür-nûr kıl
Mûnis-i gılmân ile hem hûr kıl

Kabrimizi iman ile nur dolu kıl
Cennet hizmetkârları ile birlik kıl


290.

Hem dahi mîzânumuz eyle sakîl
Cennete girmeğe lûtfun kıl delîl

Terazimizdeki sevapları da ağır kıl
Cennete girmeye lütfunu rehber kıl


291.

Mustafâ’ya hem-civâr it yâ Kerîm
Cennet-i Firdevs içinde yâ Rahîm

Mustafa'ya komşu et ya Kerim
Cennet bahçeleri içinde ya Rahim

292.

Lûtf ile göster bize dîdârunı
Nimetinle toylagıl kullarını

Cömertliğinle göster bize yüzünü
Ve nimetinle doyur biz kullarını


293.

Nûr-ı Ahmed izzetine ey Hudâ
Eyleme bizi Muhammed’den cüdâ

Peygamberlik nuru şerefine ey Hüda
Eyleme bizi Muhammet'ten cüda
(cüda: ayrı, uzak)

294.

Bu kemâlât ile gör ol pak zât
Bulmadı mevtden bu âlemde necât

Bu faziletleriyle gör o temiz zat bile
Bulamadı ölümden kurtuluş bu âlemde


295.

Âşık isen sen eğer ey nîg-nâm
Aşk ile di es-salâtü ve’s-selâm

Ey iyi namlı, sen âşık isen eğer
Aşk ile söyle salatüselam


Peygamber'in Vefatı

296.

Gel berü ashâb u ihvân-ı safa
Gel berü erbâb-ı irfan u vefa

Gelin beri gönlü temiz dostlar
Gelin beri vefa ve irfan sahipleri


297.

İşbu göynüklü sözi gûş idelüm
Derd ile âh idüben cûş idelüm

İşte bu acıklı söze kulak verelim
Dertle ah ederek kendimizden geçelim


298.

Akıdalum gözümüzden yaşları
Tâzelensün bağrumuzun başları

Akıtalım gözümüzden yaşları
Tazelensin bağrımızın yaraları


299.

Her ki ol Sultân içün yaş indüre
Yaşı anun tamuyı söyündüre

Her kim o Sultan için yaş indire
Yaşı onun, cehennemi söndüre


300.

Gel berü sen dahi aşkun kıl beyân
Vaktidür ger var ise göster nişân

Gel beri sen dahi aşkını kıl beyan
Vaktidir eğer var ise göster nişan (nişan: belirti, iz)

301.

Pes bu nakl ile rivâyetidür haber
Kim bu fâni mülkde ol Hayr-ül-beşer

Şimdi bu nakille rivayet edilen haber 
Ki bu fani dünyada o Hayr-ül-beşer


302.

Bir zaman kıldı nübüvvet pâk zât
Küfr mahv oldı vü dîn buldı hayât

Bir zaman peygamberlik etti, o temiz zat
Küfür mahvoldu ve din buldu hayat


303.

Altmış üç yaşına irdi çün Habîb
Ol Şerif ü ol Hasîb ü ol Nesîb

Altmış üç yaşına erdi o vakit Habib
O şerefli, o değerli, o temiz soylu


304.

Vakt irişdi dünyadan kıla sefer
Ol güneş yüzlü vü ol alnı kamer

Vakit erişti dünyadan kıla sefer
O güneş yüzlü ve o alnı kamer
(kamer: ay)

305.

Mescid içre bir gün ol şâh-ı cihan
Oturup olmışdı hoş gevher-fişân

Mescit içinde bir gün o cihan şahı
Oturup hoş inciler saçmaktaydı (anlamlı ve güzel söz söylemek)


306.

Feth idüp sırr-ı maânî sözlerin
Bahr-ı tevhîdün saçardı dürlerin

Fethedip mana âleminin gizlerini
Tevhit denizine saçardı incilerini


307.

Geldi Cebrail Hakdan emr ile
Söyledi anda Resûle lûtf ile

Geldi Cebrail Hak'tan emir ile
Söyledi orada Resul'e incelik ile


308.

Didi sana Zü’l-celâl itdi selâm
Dir ki şöyle bilsün ol Hayr-ül-enâm

Dedi sana Cenabıhak etti selam
Der ki şöyle bilsin o Hayrulenam
 (tüm yaratılmışların en hayırlısı)

309.

Kim ana ben katı müştak olmışam
Cümle halkı ana bende kılmışam

Ki ona ben çok müştak olmuşum (müştak olmak: özlemek, göreceği gelmek)
Cümle halkı ona hizmetkâr kılmışım


310.

Bu sözi çün kim işitdi ol Emin
Kalbi mahzun oldı ol şâhun hemîn

Bu sözü ne vakit ki işitti o Emin
Kalbi mahzun oldu o Peygamber'in


311.

Ol mükâhhal gözlerinden dökdi yaş
Cûş idüp ağladı yir gök tağ u taş

O sürmeli gözlerinden döktü yaş
Coşup ağladı yer-gök, dağ ve taş


312.

Cebrail gitdi vü ol sâhib-vefâ
Eyledi eve azimet Mustafa

Cebrail gitti ve o sahib-i vefa (vefa sahibi)
Eve doğru yola çıktı Mustafa

313.

Hüzn ile girdi içerü evine
Fâtıma andaydı geldi yanına

Hüzün ile girdi içeri evine
Fatma oradaydı geldi yanına


314.

Didi iy cânum baba hâlün nedür
Hasta mı oldun vücûdun nicedir

Dedi ey cânım baba hâlin nedir
Hasta mı oldun vücudun nicedir


315.

Didi kim yâ Fâtıma yanar tenüm
Dosta ulaşmak diler cânum benüm

Dedi ki ey Fatma yanar tenim
Dosta ulaşmak diler canım benim


316.

Ol Habîbün gün gün artdı zahmeti
Düşdi ashâba gam u gussa katı

Gün gün arttı zahmeti o Habib'in
İçlerine çok keder düştü sahabenin


317.

Hastalkdan soldı ol bâğ-ı cemâl
Ol kemâlde bedr iken oldı hilâl

O güzellik bahçesi hastalıktan soldu 
O olgun bir dolunay iken hilal oldu


318.

Hücreyi ashâb iderlerdi tavâf
Ağlaşırlardı turuban saff u saf

Dostları evi ederlerdi tavaf
Ağlaşırlardı durup saf saf


319.

Çün namâz vakti irişdi nâgehân
Okudı cümle müezzinler ezân

Zira namaz vakti erişti ansızın
Okudu cümle müezzinler ezan


320.

Ol ezânı işidüp ol mâh-rû
Turdı vü aldı namâz içün vuzû

O ezanı işitip o ay yüzlü
Durdu ve aldı namaz için abdest


321.

Katına geldi anun ol dem Bilâl
Didi kim fermân nedür yâ zü’l-cemâl

Huzuruna geldi onun o an Bilal
Dedi ki ferman nedir ya zü'l-cemal (güzellik sahibi)


322.

Ol Habîb didi Bilâl’a ey lâtîf
Bil ki oldum ben bugün gayet zaîf

O Habib dedi Bilal'e ey latif
Bil ki oldum ben bugün gayet zayıf


323.

Ben varımazam ikamet eylesün
Yirüme Bû Bekr imamet eylesün

Ben varamazsam ikamet eylesin
Yerime Ebubekir imamlık eylesin


324.

Ağlayu ağlayu ol derdlü Bilâl
Vardı ashâb katına hem çün hilâl

O dertli Bilal, ağlaya ağlaya 
Bir hilal gibi vardı ashabın huzuruna
(hilal gibi: zayıf, ince, solgun)

325.

Didi ey yârân bilün bedr-i tamâm
Cümlenüze eyledi çok çok selâm

Dedi ey dostlar bilin vakit tamam
Cümlenize eyledi çok çok selam


326.

Hem dahi Bû Bekr imâm olsun didi
Tâbi olsun ana ashâbum didi

Hem de Ebubekir imam olsun dedi
Tabi olsun ona ashabım dedi
(tabi olmak: birinin kontrolü altına girmek)

327.

Çün işitdiler Bilâl'ün bu sözin
Her birisi toprağa urdı yüzin

Ne vakit ki işittiler Bilal'in bu sözünü
Her biri toprağa vurdu yüzünü


328.

Zâr u efgân idüben ağladılar
Kanı ya ol serverümüz didiler

Feryat edip gözyaşı döktüler
Nerede o önderimiz, dediler


329.

Böyle çün emr itdi Bû Bekr’e Resûl
Mustafâ emrini ol kıldı kabûl

Böyle emredince Ebubekir'e Resul
Mustafa'nın emrini o kıldı kabul


330.

Vardı mihrâba yirini yirini
Hâli gördi ol Habîbün yirini

Vardı mihraba yerine yerine (yerinmek: üzülmek)
Boş gördü o Habib'in yerini 

331.

Çünki tekbîr itdi vü el bağladı
Döymedi çözdi elini ağladı

Ne vakit tekbir getirip el bağladı
Dayanamayıp çözdü elini, ağladı


332.

Bû Bekir didi imâm ol yâ Ömer
Kim özümden olmışam ben bî-haber

Ebubekir dedi imam ol ya Ömer
Ki kendimden olmuşum ben bihaber


333.

Sordı bildi anı ol Hayr-ül-enâm
K’olmadı Bû Bekr ashaba imâm

Sordu bildi onu o Hayrulenam
Ki olmadı Ebubekir ashaba imam

334.

Anı gördi Mustafâ sabr itmedi
Hem eser kıldı ol ayrulık odı

Onu gördü Mustafa dayanamadı
Hem ayrılık ateşi de onu bırakmadı


335.

Mustafâ didi ki tutun turayım
Ol yaranlarum katına varayım

Mustafa dedi ki tutun kalkayım
O dostlarımın yanına varayım


336.

Göreyim bir dahi ol yârânları
Kim dahi görmeyiserem anları

Göreyim bir daha o dostları
Ki bir daha göremem onları


337.

Hem beni anlar dahi görmeyiser
Sohbetlime dünyada irmeyiser

Hem beni onlar da göremez
Sohbetime dünyada eremez


338.

Gelünüz kim mescidüme varalum
Birbirümüzi toyınca görelüm

Geliniz ki mescidime varalım
Birbirimizi doyuncaya görelim


339.

Kim ölüm ayırısar sizden bizi
Didi dahi yaş ile toldı gözi

Ki ölüm ayıracak sizden bizi
Dedi dahi yaş ile doldu gözü


340.

Bu söz ile oda yakdı bunları
Kıldılar çok zâri vü efgânları

Bu söz ile ateşe attı onları
Ki çok ağlayıp ettiler figan


341.

Ol Habîbün sağ elin tutdı Ali
Sol elini İbn-i Abbâs ol velî

O Habib'in sağ elini tuttu Ali
Sol elini o İbn-i Abbas Veli


342.

Mescide geldi vü buldı hoş safa
İktidâ Bû Bekre kıldı Mustafâ

Mescide geldi ve buldu hoş sefa
Namazda uydu Ebubekir'e Mustafa


343.

Çün sahâbe hoş tamâm itdi namâz
Kıldılar ol Bî-niyâza çok niyâz

O vakit sahabe hoş kılıp namaz
O bi-niyaza ettiler çokça niyaz
(bi-niyaz: duaya ihtiyacı olmayan, Allah)

344.

Hoş namazı kıldı ol Hayr-ül-enâm
Döndi ashaba yönin virdi selâm

Hoş namazı kıldı o Hayrulenam
Döndü ashaba doğru verdi selam


345.

Halikı zikr itdi evvel ol şefi
Didi oldur pâdişâh olun muti

O Şefaatçi önce Allah'ı zikretti
Dedi odur padişah, olun muti
(boyun eğmek)

346.

Hem bilün kim mâsivâ fânî-durur
Dâim Allah’dur kim ol bâkî-durur

Hem biliniz ki bu dünya fanidir
Daim olan Allah'tır ki o bakidir (ölümsüz)


347.

Ol gidenler bize yeter i'tibâr
Kim bu yirde idemediler karâr

O ölenlerin bize verdiği ders yeter
Ki hiçbiri dünyada kılamadı karar


348.

Kankı dil bu evde biryân olmadı
Kankı göz bu derde giryân olmadı

Hangi gönül bu dünyada yanmadı
Hangi göz bu derde ağlamadı


349.

Bu sözi çün-kim sahâbî dinledi
Her biri efgân idüben inledi

Bu sözü ki sahabe dinledi
Her biri feryat edip inledi


350.

Ol şefâat ıssı ol sâhib-vefâ
Âhıret şâhı Muhammed Mustafâ

O şefaat sahibi, o vefa sahibi
Ahiret şahı Muhammet Mustafa...


351.

Anda ashâba nasihat eyledi
Hulkı lûtfiyle anları toyladı

Orada ashaba nasihat eyledi
Güzel huyu ile onları ağırladı


352.

Elvedâ olsun size didi dahi
Eyledi eve azimet ol sahi

Elveda olsun size dedi
O cömert, yola çıkıp eve gitti


353.

Tutuban girü Alî Abbâs ile
Geldi eve cümle ashâbı bile

Tekrar tutarak Abbas ile Ali
Geldi eve cümle ashabı ile


354.

Eve girdi gördi ol şâh-ı cihân
Tolmuş evün içi âh ile figân

Gördü o cihan padişahı girip eve
Dolmuştu evin içi feryat figan ile


355.

Fâtıma âh eyleyüben ağladı
Babasınun boynuna el bağladı

Fatma ah eyleyerek ağladı
Babasının boynuna el bağladı


356.

Didi derdlü yüreğümün çâresi
Gitdi onulmaz bu bağrum yâresi

Dedi: Dertli yüreğimin çaresi
Gitti, iyileşmez bu yürek yâresi
(yâre: yara)

357.

Ağlayuban didi ey cânum baba
Gönlümün şâdîsi cânânum baba

Ağlayarak dedi ey cânım baba
Gönlümün sevinci cananım baba


358.

Ölme sen senün içün ben öleyim
Sen sağ ol ben sana kurbân olayım

Ölme sen, senin için ben öleyim
Sen sağ ol, ben sana kurban olayım


359.

Bir onulmaz derde uğratdun beni
Viriserem yoluna cân u teni

Bir devasız derde uğrattın beni
Veririm yoluna can ve teni


360.

Didi kim yâ Fâtma dinle sözüm
Kokula boynumı bir dem ey kızum

Dedi ki ya Fatma dinle sözüm
Kokla boynumu bir nefes ey kızım


361.

Dünyâyı terk itmeği kayırmazam
Bilürem kim bunda bâkî kalmazam

Dünyayı terk etmeyi tasa etmem
Bilirim ki burada ebedi kalamam


362.

Lîk seni n’ideyim kaldun garîb
Âşıkun hâli n’olur gitse habîb

Lakin seni ne edeyim kaldın garip
Aşığın hâli ne olur gitse habib


363.

Bu yetimlik kutlu olsun başuna
Dahi hasret eşüne yoldaşuna

Bu yetimlik kutlu olsun başına
Dahi hasret eşine yoldaşına


364.

Böyle diyüp yaş ile toldı gözi
Didi kanı ol iki körpe kuzı

Böyle deyip yaş ile doldu gözü
Dedi hani o iki körpe kuzu


365.

Yanuma gelsün Hüseyn ile Hasen
Kim bu gönlüm gamın anlardur kesen

Yanıma gelsin Hüseyin ile Hasan
Ki bu gönlün kederini onlardır kesen


366.

Ol iki mâhı varup getürdiler
Mustafâ’nın yanına yetürdiler

O iki ay yüzlüyü varıp getirdiler
Mustafa'nın yanına ulaştırdılar


367.

Didiler kim ey dede n’oldun bugün
Yüreğümüze bizüm urdun düğün

Dediler ki ey dede ne oldun bugün
Yüreğimize bizim vurdun düğüm


368.

Ey n'olaydı böyle göricek sizi
Anamız toğurmamış olsa bizi

Ey ne olaydı böyle göreceğimize sizi
Anamız doğurmamış olsaydı bizi


369.

İşbu hâl içreyken irdi Cebrail
Didi kim sana selâm itdi Celil

İşte bu hâl içindeyken yetişti Cebrail
Dedi ki sana selam etti Celil
(Allah)

370.

Sordı hâlüni dahi hem ol Çalab
Sor Habîbüm ne kılur didi taleb

Sordu hâlini dahi hem o Çalap (Allah)
Sor Habib'im ne eder dedi talep

371.

Ümmetümi dilerem Hak'dan didi
Dileğüm Hak’dan budur çokdan didi

Ümmetimi dilerim Hak'tan dedi
Dileğim Hak'tan budur çoktan dedi


372.

Gice gündüz bu-durur hem himmetüm
Kim bağışlaya bana Hak ümmettim

Gece gündüz budur hem dileğim
Ki bağışlaya bana Hak, ümmetim


373.

Gerü Hakk’a vardı geldi Cebrail
Didi kim gerü selâm itdi Celil

Döndü Hakk'a vardı geldi Cebrail
Dedi ki tekrar selam etti Celil


374.

Hak Teâlâ sana çok lûtf işledi
Ol yazuklu ümmetün bağışladı

Hak Teâlâ sana çok lütuf verdi
O günahkâr ümmetini bağışladı


375.

Didi maksûdum bu idi Hak’dan uş
Hâtırum şimdi igen hoş oldı hoş

Dedi işte muradım Hak'tan buydu
Gönlüm şimdi hoş, çok hoş oldu


376.

Olduğınca ömrinün hem müddeti
Dir idi kim ümmeti vâ ümmeti

Yaşadığı ömür boyunca hem
Derdi ki "ümmetim ümmetim"


377.

Hem kıyâmetde cemî’-i enbiyâ
Çağrışup nefsi vü vâ nefsi diye (nefsi nefsi: ben ben)

Hem kıyamette bütün peygamberler
Çağrışıp "kendi derdim" diyecekler


378.

İlle yüz urup Muhammed Hazrete
Eyde kim vâ ümmetâ vâ ümmetâ

Muhammet ise illa dönüp Allah'a
Diyecek ki "ah ümmetim ah ümmetim"


379.

Hem diye ey rahmeti çok rahmeti
Bana ümmetsüz gerekmez cenneti

Hem "Ey merhameti çok Rabb'im" diyecek
Ümmetim olmadan bana cennet ne gerek


380.

Ümmet isen hizmeti eyle temam
Aşk ile di es-salâtü ve’s-selâm

Ümmet isen hizmeti eyle tamam
Aşk ile söyle salatüselam


381.

Ger dilersiz bulasız oddan necat
Aşk ile derd ile idün es-salât

Kurtuluş dilerseniz eğer ateşten
Aşk ve şevkle salatüselam getirin


Fasıl

382.

Zî saadet zî beşaret zî safa
Kim bize kıla şefaat Mustafâ

O saadet, müjde ve sefa sahibi
Mustafa ki kılsın bize şefaat 

383.

Nâgehân ol peyk-i Hazret Cebrail
İrdi vü didi selâm itdi Çelil

Ansızın o haberci Hazret, Cebrail
Yetişti ve dedi selam etti Celil


384.

Kara gussa tonların geymişdi ol
Anı öyle gördi vü sordı Resul

Kara keder elbiselerini giymişti o
Onu öyle gördü ve sordu Resul


385.

Didi Cebrail’e ey kardeş niçün
Kara gussa tonlann geydün bugün

Dedi Cebrail'e ey kardeş niçin
Kara keder elbiselerini giydin bugün


386.

Gördüğüm yokdı bu sûretde seni
Böyle niçün kıldunuz dinüz bunı

Seni bu kılıkta gördüğüm yoktu
Niçin böyle ettiniz, deyiniz bunu


387.

Didi kim geydük senünçün yâ Emin
Son inişümdür yire dahi hemîn

Dedi ki giydik senin için ey Emin
İşte bu da son inişimdir yere...


388.

Vahy içün iner değülem bir dahı
Vahy kat' oldı bugün Tanrı hakı

Vahiy için inecek değilim bir daha
Kesildi bugün vahiy Allah'ın emri ile


389.

Cümle gök ehli senünçün tutdı yas
Kara tonlar geydi cümle cinn ü nâs

Yas tuttu bütün gök ehli senin için
Kara elbiseler giydi her insan ve cin


390.

Cebrail geldükde sonra emr ile
Anda gelmiş idi Azrail bile

Cebrail geldikten sonra emir ile
Oraya gelmiş idi Azrail ile


391.

Taşradan içerüye kıldı nida
Didi kim yâ ehl-i beyt-i Mustafâ

Dışarıdan içeriye seslendi
Ey Mustafa'nın ailesi, dedi


392.

İznümüz var mı içeri girmeğe
Ol mübârek hub cemâli görmeğe

İznimiz var mı içeri girmeye
O mübarek güzel yüzü görmeye


393.

Fâtma didi ki kimsin ey aceb
Didi bir a’râbiyem ey hoş-edeb

Fatma dedi ki kimsiniz ey acep
Dedi bir Arabi'yim ey güzel edep


394.

Ağlayu ağlayu didi ey arab
Katı hastadur Resul çeker taab

Ağlaya ağlaya dedi: Ey Arap
Çok hastadır Resul, çeker eziyet


395.

Var işüne ey karındaşum arab
Bunda biz ağlaşuruz her rûz u şeb

Var git işine, ey kardeşim Arap
Biz ağlaşırız burada gece gündüz


396.

Bir dahi didi selâm olsun size
Vir içerü girmeğe destur bize

Bir daha dedi: Selam olsun size
Ver içeri girmeye destur bize


397.

Ol Habîbün hâli nedür göreyim
Ger icâzet olur ise gireyim

O Habib'in hâli nedir göreyim
Eğer müsaade olursa gireyim


398.

Çün Muhammed sem’ine irdi nidâ
Didi kimdür taşradan iden sadâ

Muhammet'in kulağına erdi bir nida
Dedi: Kimdir dışarıdaki bu seda

399.

Fatma didi bir arabdur çağırur
Yâ Muhammed diyübeni ün urur

Fatma dedi: Bir Arap'tır, çağırır
"Ya Muhammet" diyerek seslenir


400.

Didi Ahmed ey gözüm nûrı benüm
Ol arabdur kabz iden ruhum benüm

Dedi Ahmet: Ey gözümün nuru benim
O Arap, teslim alacaktır ruhumu benim


401.

Ol gelendür hânümân iden harâb
Ol gelendür mülk ü mâl iden yebâb

O gelendir, haneleri harap eden
O gelendir, malı mülkü viran eden


402.

Ol gelendür halka itdüren figân
Ol gelendür göz yaşın kılan revân

O gelendir, halkı figan ettiren
O gelendir, gözyaşlarını akıtan


403.

Gideren nûrını şehlâ gözlerün
Hem sarartan rengini gül yüzlerün

Gideren nurunu ela gözlerin
Hem sarartan rengini gül yüzlerin


404.

La'l-veş dudaklarun rengin bozan
Nice benven diyenün ömrin kesen

Lal gibi dudakların rengini bozan
Nice benim diyenin ömrünü kesen


405.

Ayrulık odına yakan cânları
Bırakan toprağa nâzük tenleri

Ayrılık ateşine yakan canları
Bırakan toprağa nazik tenleri


406.

Yüzleri gül dilleri bülbülleri
Tûti gibi ol latif oğulları

Yüzleri gül, dilleri bülbülleri
Dudu gibi o güzel oğulları
(dudu: dudu kuşu, papağan)

407.

Atalardan analardan ayıran
Ol durur ol taşra kapuda turan

Atalardan analardan ayıran
Odur, o dış kapıda duran


408.

Ol durur ol seni benden ayran
Yüreğine dürlü hançerler uran

Odur, o seni benden ayıran
Yüreğine türlü hançerler vuran


409.

Adı Azrâil-durur gelsün berü
Tur var aç kapuyı girsün içerü

Adı Azrail'dir, gelsin beri
Kalk git, aç kapıyı, girsin içeri


410.

Kimseden ol hîç destur istemez
Benden artuk kimseye böyle dimez

O hiç kimseden müsaade istemez
Benden başka kimseye böyle demez


411.

Fâtma ana kapı açdı revân
Ol melek girdi içerü ol zaman

Fatma, kapıyı açtı ona hemen
O melek girdi içeri o zaman


412.

Meskenetle hücreye girdi hemîn
Lutf ile virdi selâm öpdi zemin

Ancak bitkin bir hâlde eve girdi
İncelikle verdi selam, öptü yeri


413.

Didi ol vaktin ana ol müctebâ
Hoş geldün ey emin gel merhaba

O zaman, o seçilmiş insan dedi ona
Hoş geldin ey Emin, gel merhaba


414.

Sordı kabz içün mi geldün yâ melek
Yâ ziyâret midurur ancak dilek

Sordu: Ruhumu almak için mi geldin
Ey Melek! Yoksa ziyaret midir dileğin


415.

Didi gelmişem ziyâret itmeğe
Dahi kabz-ı rûh idüben gitmeğe

Dedi gelmişim ziyaret etmeye
Dahi ruhunu alıp gitmeye


416.

Hak buyurdı ben sana olam muti'
Sen ne dirsen anı tutam yâ şefi’

Allah buyurdu ki ben sana olayım tabi
Ne dersen onu yapayım ey şefaat sahibi


417.

Ger icazet olsa kabz-ı ruh idem
Olmaz ise hod gerü dönem gidem

Eğer iznin olursa ruhunu alayım
Olmaz ise kendim dönüp gideyim


418.

Ol melek bu sözi kılurken beyân
Anı hem dinlerken ol şâh-ı cihan

O melek, bu sözü beyan ederken
O cihan padişahı da onu dinlerken


419.

Didi tâvûs-ı melek ol Cebrail
Yâ Muhammed sana müştakdur Celil

Dedi meleklerin tavusu Cebrail:
Ey Muhammet seni özler Celil


420.

Çün bu sözleri işiteli Mustafâ
İtmeğe azm eyledi ahde vefâ

İşitince Mustafa bu sözleri
Ahde vefa etmeye karar verdi
(ahde vefa: sözünde durma)

421.

Didi Azrail'e kim gel yâ melek
İşlegil her neyise Hak’dan dilek

Dedi Azrail'e ki gel ey Melek
Yap, her ne ise Hak'tan dilek

422.

Geldüğün işi bitür didi ana
Döndi söyledi sahâbından yana

Yapmak için geldiğin işi bitir dedi ona
Sonra döndü söyledi dostlarından yana


423.

Çok nasihat kıldı bunlara Resul
Tâ ola âsân cemî’-i toğru yol

Çok nasihat kıldı onlara Resul
Ki kolay olsun hepsine doğru yol


424.

Ümmetin te’kîd ile ısmarladı
Her nasihat kim gerekdi hep didi

Ümmetini tekrar tekrar Allah'a ısmarladı (emanet etmek)
Gerekli nasihatleri de hep tekrarladı


425.

Hem didi ashâba ol Hayr-ül-enâm
Ümmetüme kılasız benden selâm

Hem dedi ashaba Hayrulenam
Ümmetime ediniz benden selam


426.

Eydesiz kim şer'ümi komayalar
Nefse uyup dünyayı kavmayalar

Söyleyiniz ki şeriatımı bırakmasınlar
Nefse uyup dünyayı kucaklamasınlar


427.

Bilünüz ey âşıkân-ı Mustafâ
Hakka irdi anda cân-ı Mustafâ

Biliniz ey Mustafa'nın âşıkları
Hakk'a erdi orada Mustafa'nın canı


428.

Mürg-ı kuds uçdı kafesden şâhvâr
Gülsitân-ı kudsde eyledi karâr

O büyük mübarek kuş uçup kafesten
Kutsal gül bahçelerinde eyledi karar


429.

Cebrail üstinde turup dirdi âh
Bu cihânı terk idüp gitdün i şâh

Cebrail üstünde durup dedi ah
Bu dünyayı terk edip gittin ey Şah


430.

Âh idüp eydürdi Bû Bekr-i rızâ:
Kanı ya ol Mustafâ vü Murtazâ

Ah edip dedi rıza sahibi Ebubekir:
Hani ya o Mustafa ve Murtaza


431.

Zâri ile çağırup dirdi Ömer:
N’idevüz sensüz biz ey Hayr-ül-beşer

Ağlayıp sızlanarak dedi Ömer
N'ederiz sensiz biz ey 
Hayr-ül-beşer

432.

Derd ile Osmân-ı ummân-ı hayâ
Dirdi kanı şâh-ı cümle enbiyâ

Dert ile derdi edep deryası Osman:
Nerededir şahı cümle peygamberlerin


433.

Hem Ali eydürdi kim yâ Mustafâ
Gitdi âlemden cemâlünsüz safâ

Hem Ali söylerdi ki ya Mustafa
Cemalin ile gitti âlemden sefa


434.

Hasret ile dir Hüseyn ile Hasen
N’idevüz biz ey dede gitdün çü sen

Hasret ile der Hüseyin ile Hasan
Ne ederiz biz ey dede gittin sen


435.

Gitdünüz siz bizi kim ohşayısar
Kurret-ül-aynî bize kim diyiser

Gittiniz siz, bizi kim okşayacak
Gözümün nuru, bize kim diyecek


436.

Fâtıma’yla Âişe kılup figân
Dirler idi el-amân ü el-amân

Fatma ile Ayşe kılıp figan
Derler idi el aman el aman


437.

Cümle er avret dahi bay ü fakr
Her biri bir derde olmışdı esir

Cümle kadın-erkek dahi zengin ve fakir
Her biri bu derde olmuştu esir


438.

Kimisinün gözleri giryân idi
Kimisinün ciğeri biryân idi

Kiminin gözleri yaş dolu idi
Kiminin ciğeri yanar idi


439.

Bu firak odına her kim uğradı
Uğraduğınun yüreğin toğradı

Bu ayrılık ateşine her kim uğradı
Uğradığının yüreğini doğradı


440.

Didiler budur çü hâl n'itmek gerek
Tanrı emrine yarağ itmek gerek

Dediler mademki budur hâl, ne etmek gerek
Tanrı emrine uyup sefer hazırlığı yapmak gerek


441.

Hoş yarağ idüp yuyup götürdiler
Mustafâ’yı kabrine yetürdiler

Hazırlık yapıp, güzelce yıkadılar
Mustafa'yı kabrine ulaştırdılar


442.

Üç gün anda kodılar peygamberi
Tâ namâzını kıla her ins ü peri

Üç gün orada koydular peygamberi
Ki namazını kılsınlar her insan ve peri


443.

Enbiyâ ervâhı hâzır geldiler
Yirler ü gökler melekler toldılar

Peygamber ruhları huzura geldiler
Meleklerle doldu yerler ve gökler


444.

Muttasıl üç gün namâzın kıldılar
Çün namâzın kıluban tağıldlıar

Art arda üç gün namazını kıldılar
Namazdan sonra da dağıldılar


445.

Nice kim vâcibdi eyle kıldılar
Tanrı takdirine hayrân kaldılar

Nasıl ki vaciptir öyle kıldılar
Tanrı takdirine hayran kaldılar


446.

Döndiler cümle sahâbî câzi’ûn
Didiler inâ ileyhi râci’ûn

Döndü feryat eden cümle sahabe
Dediler: "Kuşkusuz ona döneceğiz"


447.

Gerü dönüp çün eve geldi bular
Hep sahâbî bir yire cem’ oldılar

Geri dönüp ne vakit ki eve geldi onlar
Tüm sahabe bir yere toplandılar


448.

Mustafâ’yı bulmadılar ortada
Canı bunlarun gerü yandı oda

Mustafa'yı bulamayınca orada
Ateşe yandı onların canı bir daha


449.

Gerü gözyaşın revân eylediler
Gerü feryâd u figân eylediler

Yine gözyaşlarını akıtıp
Yine feryat ve figan ettiler


450.

Didiler birbirine kim n’delüm
Çünki Hak emri-durur sabr idelüm

Dediler birbirlerine ki ne edelim
Çünkü Allah'ın emridir sabredelim


451.

Ger dilersiz bulasız oddan necât
Aşk ile derd ile idün es-salât

Kurtuluş dilerseniz eğer ateşten
Aşk ve şevkle salatüselam getirin


Kitabın Sonu

452.

Her beden kim yaradılur can bulur
Gayetine iricek noksan bulur

Her beden ki yaratılır can bulur
Nihayete erince de yokluk bulur


453.

Her ki câme geydi yâhud pîrehen
Âhir-ül-emr ana sardılar kefen

Her kim elbise yahut gömlek giyer
İşi sonunda ona kefen saracaklar


454.

Âh mevt senün elünden âh âh
Ne gedâ kurtulur elünden ne şâh

Ah ölüm! Senin elinden ah ah
Ne yoksul kurtulur elinden ne şah


455.

Fürkatinden âh peygamberlerün
Hasretinden âh ol serverlerün

Ayrılığından ah peygamberlerin
Hasretinden ah o reislerin


456.

Âh ol âlimlerün mevtinden âh
Ah ol âriflerün fevtinden âh

Ah o âlimlerin ölümünden ah
Ah o ariflerin kaybından ah


457.

Fürkatinden ah yetim olanlarun
Giryesinden kimsesüz kalanlarun

Ayrılığından ah yetim olanların
Gözyaşından kimsesiz kalanların


458.

Çün sefer kıldı cihândan Mustafâ
Dünyadan hiç kimse ummasun vefa

Ne vakit ki sefer kıldı dünyadan Mustafa
Dünyadan hiç kimse ummasın vefa


459.

Her ki geldi dünyaya gitmek gerek
Biz dahi yol yarağın itmek gerek

Her gelenin dünyaya, gitmesi gerek
Bizim de yol hazırlığı yapmamız gerek


460.

Mustafâ’dan ibret alun siz dahı
Birünüz kalmayısar Tanrı hakı

Mustafa'dan ibret alın dahi siz
Allah emriyle kalmayacak hiçbiriniz


461.

Her ne denlü çok yaşarsa bir kişi
Akıbet ölmek-durur anun iş

Ne kadar çok yaşasa da bir kişi
Neticesi ölmektir onun işi


462.

İmdi gelün ölmedin eylen yarak
Tâ ki hazretde yüzünüz ola ak

Şimdi gelin ölmeden yapın hazırlık
Ta ki huzurda yüzünüz ola ak


463.

Her kim ola âkil ü devletlü er
Vâiz u nâsih ana ölüm yeter

Her kim ki ola akıllı ve talihli bir er
Ölüm, vaiz ve nasihatçi olarak yeter


464.

Bilürüz çünkim ölürüz âkıbet
Çürüyüp toprak oluruz âkıbet

Biliriz çünkü ölürüz sonunda
Çürüyüp toprak oluruz sonunda


465.

Bir yaramaz fi’li tağyir itmedük
Âhiret bâbında tedbîr itmedük

Bir yaramaz işi değiştiremedik
Ahiret için hazırlık edemedik


466.

İmdi gel isyânumuz arz idelüm
Ağlamağa göz yaşın karz idelüm

Şimdi gel isyanımızı arz edelim
Ağlamaya gözyaşını borç verelim


467.

Akıdalum gözümüzden yaşları
Tâzelensün bağrumuzun başları

Akıtalım gözümüzden yaşları
Tazelensin bağrımızın yaraları


468.

Sad hezârân hasret ü hayf ile âh
Ömrümüz isyân ile oldı tebâh

Hasret ve dertle binlerce ah edelim
Ki ömrümüz mahvoldu isyanla


469.

Nefse uyup işledük bî-had günâh
Bilmezüz kim ne kılavuz yâ İlâh

Nefse uyup işledik sınırsız günah
Bilmeyiz ki ne yapalım Ey İlah


470.

Cümlemüz isyânumuzı bilmişüz
Hazretüne rahmet uma gelmişüz

Hepimiz isyanımızı bilmişiz
Rahmet umup huzura gelmişiz


471.

Kapuna eksüklik ile geldük uş
Yüzümüz kara elümüz dahi boş

Eksiklik ile geldik işte kapına
Elimiz dahi boş, yüzümüz kara


472.

Bize ger rahmet kıl u ger oda yak
Gitmeyiserüz kapından bir ayak

Bize ister rahmet kıl ister ateşe yak
Ki gitmeyeceğiz kapından bir ayak


473.

Ol Muhammed hürmetiyçün kim adun
Anun adıyla bile koşa kodun

Ki adını o Muhammet hürmeti için
Onun adıyla bile eş koydun


474.

Halk-ı âlemden anı itdün güzîn
Kıldun anı rahmeten li’l-âlemin

Halkından kıldın seçkin kıldın onu
Âlemlere rahmet kıldın onu


475.

Bize anun izzetine izzet it
Fazlun ile cümlemüze rahmet it

Bize onun hürmetine merhamet et
Lütfunla cümlemize rahmet et


476.

Dâima kullar işi isyân olur
Pâdişahdan afv ile ihsân olur

Daima kulların işi isyan olur
Padişahtan af ile ihsan olur (ihsan: bağışta bulunma)


477.

Ol ki bizden yaraşur kılduk anı
Sen sana yaraşurın kıl yâ Ganî

O ki bizden yaraşır kıldık onu
Sen, sana yaraşırını kıl ey Gani
(gani: mutlak zengin / Allah)

478.

Rahmetünden ger bize ihsân ola
Pâdişahluğuna ne noksan ola

Merhametinden eğer bize ihsan ola
Padişahlığına ne noksan ola


479.

Hem Süleyman-ı fakire rahmet it
Yoldaşın imân u yirin cennet it

Hem bu fakir kulun Süleyman'a rahmet et
Yoldaşın, iman ve yerini cennet et


480.

Tanrı’dan yüz bin durûd ile selâm
Mustafâ’nun rûhına her subh u şâm

Tanrı'dan yüz bin dua ile selam
Mustafa'nın ruhuna her sabah akşam


481.

Olsun âline dahi ashâbına
Tabiîn ensâr u hem ahbâbına

Selam olsun ailesine dahi ashabına
Ona tabi olanlara, ensara ve ahbabına


482.

Ümmetinden râzı olsun ol mu'în
Rahmetü’llâhi aleyhim ecma'în

Rabb'im ümmetinden razı olsun
Rahmeti hepsinin üzerine olsun

Süleyman Çelebi

İlgili Sayfalar



Benzer Sayfalar



👉 Hürriyet Kasidesi (Günümüz Türkçesiyle)

Yararlanılan Kaynak

Mevlid (Vesilet-ün-Necat) Süleyman Çelebi, Haz. Faruk K. Timurtaş, İstanbul 1990 

Not: Eser, günümüz Türkçesine aktarılırken yukarıda adı geçen eserin "Yeni ve Değişik Metin" kısmındaki kısaltılmış metin esas alınmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Desteğiniz bizim için önemli. Daha iyi içerikler üretebilmemiz için hem "Takip Et" butonuna tıklayarak hem de yorumlarınızla bize destek olabilirsiniz. Ayrıca sayfaya daha rahat ulaşmak için sayfamızı sık kullanılanlar klasörüne eklemeyi unutmayınız.