Hüseyin Nihal Atsız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hüseyin Nihal Atsız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Deli Kurt

Hüseyin Nihal Atsız'ın tarihî romanı.
Deli Kurt; Ankara Savaşı'ndan sonra, Osmanlı tarihinde "Fetret Devri" diye anılan ara dönemin romanıdır. Roman bir bakıma, yazarın Göktürklerin var olma mücadelesini anlattığı "Bozkurtlar" romanının, yüzyıllar sonra yeni vatan Anadolu'daki devamıdır. Deli Kurt diye anılan Murat, Fetret Döneminde taht mücadelesi veren şehzadelerden biri olan İsa Bey’in oğludur.

Özet

Roman 1403 yılının sonlarında başlar. Yıldırım Bayezit ölmüştür. Şehzadeler savaşı, bütün hızı ile sürmektedir. Şehzade İsa, gebe olan karısı Bala Hatun'u sipahisi Çakır'a emanet eder. Çakır, Bala Hatun'u kendi köyündeki süt annesi Satı Kadın'ın evine getirir. Bala Hatun bir oğlan doğurur. Bebeğe Murat adı konur. Bala Hatun'un kim olduğundan habersiz olan köylüler Murat'a Deli Kurt adını verirler.
Aradan yıllar geçer. Murat evlenir, çocukları olur. O da Çakır Ağa gibi sipahi olmuştur. Murat, obanın çevresinde yaşayan ve gizemli bir kadın olan Gökçen ile karşılaşır ve ona âşık olur. Gökçen de ondan hoşlanmıştır. Fakat Gökçen Kız diğerlerinden farklıdır. Onda bazı doğaüstü güçler vardır. Gökçen, bu yüzden oba halkı tarafından pek sevilmez. Gökçen Kız Şamandır. Yada taşı ile yağmur yağdırmakta, bazı hastalıkları otlarla tedavi etmektedir. Etrafındakiler Murat'ı uyarsa da Murat, engel olamadığı bir istekle Gökçen’i görmeye gider. Murat, çok uzaklarda olsa da Gökçen’in söylediklerini işitip çaldığı kavalı duyabilmektedir. Deli Kurt, zaman içinde gösterdiği başarılarla tımar sahibi olur ancak hâlâ Osmanoğlu sülalesinden geldiğinin farkında değildir.
Deli Kurt savaşa gider. Macarlara esir düşer. Üç yıl esarette kalır. Memleketine döndükten sonra tekrar savaşa gider. Bu savaşta Çakır Ağa şehit olur. Deli Kurt, Çakır'ın eşyalarını arasında bazı mektuplar bulur ve kendisiyle ilgili gerçeği öğrenir. Bu arada karısı bir oğlan doğurmuştur. Murat oğluna İsa adını koyar. Sonra da Varna Savaşı'na katılır. Döndükten sonra Gökçen Kız'la evlenecektir. Savaş kazanılır. Padişah II. Murat, ona geçici olarak Eskişehir Sancağı'na bakmasını söyler. Deli Kurt büyük bir heyecanla evine döner. Ancak obada bir sel baskını olmuştur. Yaşanan felakette bütün ailesi, Gökçen Kız ve Satı Kadın ölmüştür. Deli Kurt atına biner ve amaçsızca belirsiz bir yöne doğru gider.


İlgili Sayfalar





Yararlanılan Kaynaklar

Kuruluş Devrini Konu Alan Romanlar Üzerine, Bilge Ercilasun
Hüseyin Nihal Atsız'ın Romanlarında Fantastiğin İzleri, Ahmet Evis

Hüseyin Nihal Atsız (1905 - 1975)

Nihal Atsız
  • Türkçü-Turancı yazar, tarihçi ve öğretmen.
  • 12 Ocak 1905’te İstanbul’da doğdu.
  • 1922’de Askerî Tıbbiyeye girdi, disiplin cezası nedeniyle üçüncü sınıfta iken okuldan çıkarıldı. 1930’da Yüksek Muallim Mektebinden mezun oldu.
  • Fuat Köprülü tarafından Türkiyat Enstitüsüne asistan olarak alındı (1931). Asistanlığa girişinden kısa bir süre sonra çıkarmaya başladığı Atsız Mecmua'daki milliyetçi yazıları ile kısa zamanda tanındı. Reşit Galip'in Milli Eğitim Bakanlığı döneminde üniversitedeki görevine son verildi (1933).
  • Sonrasında öğretmen olarak çalışmaya başladı. Edirne Lisesi edebiyat öğretmeni iken Orhun adıyla bir dergi çıkardı. Eleştirel yazıları nedeniyle derginin yayımı birkaç kez durduruldu. Millî Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel tarafından da öğretmenliğine son verildi (1944).

Bozkurtlar

Hüseyin Nihal Atsız'ın tarihî romanı.
Bozkurtlar adlı eser, birbirinin devamı olan iki romandan oluşmaktadır.
Bozkurtların Ölümü, Göktürklerin yıkılış dönemi ile Kür Şad'ın bağımsızlık uğruna yaptığı ihtilali konu alır.
Bozkurtlar Diriliyor ise Çinlilere esir düşen Göktürklerin bu esaretten kurtularak Göktürk Kağanlığı'nı yeniden kurmalarını bir aşk hikâyesi eşliğinde anlatmaktadır.
Bu iki roman 1973'te Bozkurtlar adıyla tek ciltte toplanarak basılmıştır.

Özet

Bozkurtların Ölümü

"621 Yılında Bir Yaz Gecesi" bölümüyle başlayan romanda Göktürk Devleti'nin yıkılış süreci anlatılmaktadır. Göktürk Kağanı Çuluk Kağan, Çinli eşi tarafından zehirlenerek öldürülür. Çuluk Kağan'ın iki oğlu vardır: Tulu Han ile Kür Şad. Kür Şad on sekiz yaşındadır. Tulu Han ise yirmi iki yaşında, benzi sarı ve donuk bir kişi olarak anlatılır. Kür Şad bir Türk’ün nasıl olması gerektiğini Tulu Han ise nasıl olmaması gerektiğini simgelemektedir.
Kağanın ölmesiyle toplanan Kurultay Çuluk Kağan'ın kardeşi Bağatur Şad'ı kağan olarak seçer. O artık Kara Kağan'dır. Kara Kağan, Çinli İ-çing Katun'u cezalandırmak yerine onu kendisine eş olarak seçer. Kimse bu duruma bir anlam veremez. İ-çing Katun, kardeşiyle birlikte yönetimde söz sahibi olmak için türlü faaliyetlere girişir. Artık Türk yurdunda yaşayan Çinliler, İ-çing Katun'a güvenerek daha rahat hareket edebilmektedir. Üstelik Türklerin ahlaki yapılarını bozmaktadırlar. Birçok Türk, bunlardan etkilenerek töreye aykırı hareket etmeye başlar. Bunlar olurken ülkede kıtlık başlar. Mal mülk için Çin'e yapılan akınlar başarılı geçse de anlaşma sağlanarak geri dönülmektedir. Gitgide çözülmeye başlayan Göktürk halkı, Çin'e yapılan son akınla başarısızlığa uğrar ve esir düşer. Bundan böyle Kağan ve halkı Çinlilerin esiridir. Ötüken artık işgal altındadır. Esaret altındaki Kara Kağan bu durumu kabullenemez ve kederinden ölür. Çinliler Türkleri kendi içlerine alarak onları değiştirmek için çabalasalar da başarılı olamazlar. Türkler şehir hayatına alışamazlar. Bu işgal ve esirliği kabul edemeyen Kür Şad, yanına kırk çeri alarak kağanı ve ailesini kurtarmak için Çin sarayında ihtilâl yapmaya çalışır. Kür Şad komutasındaki kırk çeri savaşarak canlarını feda eder ve ihtilâl başarısız olur. Kür Şad’ın bu cesareti esir Türklere tekrar birleşme ve bağımsızlık için büyük bir inanç sağlayacaktır. 

Bozkurtların Dirilişi

İkinci romanda Kür Şad'ın yerini, oğlu Urungu alır. Ancak, burada da Kür Şad'ın ruhu olaylara ve romana hakimdir. Urungu, Kür Şad'ın oğlu olduğunu başlangıçta bilmez. G
erçeği annesinin ölümü anında öğrenir. Fakat, bu defa da gerçeği kimseye söyleyemez. Çünkü, Göktürkler yeniden derlenip toparlanmaktadır ve Kür Şad soyuna bağlı bir prensin ortaya çıkması, bir iktidar kavgasına neden olacaktır. O sırada liderliği elinde bulunduran İltiriş Kağan ve Bilge Tonyukuk, Kür Şad'ın oğlu bile olsa Urungu'yu ortadan kaldırmak zorunda kalacaklardır. Öte taraftan, Dokuz Oğuzların prensesi Ay Hanım'a yaptığı evlenme teklifi, asil olmadığı gerekçesiyle reddedince Urungu ikilemde kalır. Bu sırada Türk ilinin birliği için pürüz oluşturmaya başlayan Dokuz Oğuzlar üzerine yapılan bir seferde Ay Hanım ölür. Sefere katılan Urungu da Ay Hanım'ın cansız bedeniyle birlikte kendini uçuruma atar.

İlgili Sayfalar

Hüseyin Nihal Atsız

Ruh Adam

Hüseyin Nihal Atsız'ın romanı.
Roman, iki farklı olay üzerine kurgulanmıştır. Bunlardan ilki romanın hemen başında anlatılan Uygur masalı iken diğeri asıl olay örgüsünü oluşturur. Birbirinden farklı görünen bu iki olay örgüsünün temelde birbiri üzerine inşa edildiği anlaşılır.
Otuz bir bölümlük romanın ilk bölümünde anlatılan Uygur masalı kısaca şöyledir: "Evli olan Yüzbaşı Burkay, buna rağmen Açığma-Kün adlı bir genç kadına aşık olur ancak karşılık alamaz. Derdine çare bulması için gittiği Şeytanlar başı Madar, Burkay'dan karısını ejderler kağanı Naranta'ya kurban etmesi ister. Burkay, sevdiği kadına kavuşmak için karısını tereddüt etmeden kurban eder. Burkay'ın karısı ölmeden önce: “Kıyamete kadar dünyaya her gelişinde ruhun ızdırap içinde çalkalansın!” diyerek beddua eder. Bu bedduanın Tanrı tarafından kabul edilmesiyle Yüzbaşı Burkay'ın ruhu kıyamete kadar dünyaya her dönüşünde ıstırap çekecektir. Yüzbaşı, sevdiği kıza kavuşmuş olsa da bir türlü mutlu olamaz."

Romanda asıl vurgulanmak istenen nokta, masalda beddua kısmında söylenen "ruhun tekrar dünyaya dönüşü"dür. Uygur masalı, romanda bu açıdan önem taşır çünkü romanın başkişisi olan Yüzbaşı Selim Pusat, aslında masaldaki Yüzbaşı Burkay'ın tekrar dünyaya dönmüş halinden başkası değildir.
Romandaki asıl olay, Osmanlı Devleti'nin yıkılmasından sonraki zaman diliminde geçer. Yüzbaşı Selim Pusat, eski rejim taraftarı olduğu için vatan hainliğiyle suçlanır ve toplum tarafından dışlanır. Selim Pusat’ın hayatında saygı duyduğu tek insan aynı suçlamadan ötürü beraber hapis yattığı arkadaşı Yüzbaşı Şeref’tir. Ancak Şeref Bey, hapisten çıktıktan sonra yaşadıklarını kaldıramayıp intihar eder. Tüm bu yaşananlar Selim'in daha da içine kapanmasına neden olur. Selim'in eşi Ayşe, her şeye rağmen kocasını tekrar kazanmak için çabalar. Ancak Selim, başka bir kadına âşık olarak onun çabalarını boşa çıkarır. Ayşe'nin öğrencilerinden biri olan Güntülü, çalışkanlığı, zekiliği ve güzelliğiyle sınıftaki diğer arkadaşları arasında hemen fark edilir. Selim Pusat, kendisinden çok küçük olan Güntülü'nün güzelliğinden etkilenerek ona âşık olur. Bu yaptığının doğru olmadığını düşünse de kendisini engelleyemez. Uzun bir süre Güntülü’ye hislerini açma konusunda tereddütler yaşar. Daha sonra bir mektupla ona aşkını ilan eder. Ancak Güntülü’nün mektubu tekrar ona yollamasıyla yeni bir yıkım yaşar. İntihar etmiş olan Yüzbaşı Şeref roman içerisinde birçok kez Selim Pusat’a görünerek Güntülü’ye âşık olmaması gerektiğini söyler. Selim'i ikna edemeyen Şeref, sembolik olarak arkadaşını terk eder. Bu aşkın içerisinde çıkmazlara giren Selim Pusat, romanın sonunda esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolur.


İlgili Sayfalar

Türk Edebiyatı Konuları


Yararlanılan Kaynaklar

Hüseyin Nihal Atsız’ın Ruh Adam Romanında Yer Alan Tip ve Karakterlerin İncelenmesi, Ahmet Evis
Hüseyin Nihal Atsız'ın Romanlarında Fantastiğin İzleri, Ahmet Evis