4 Mart 2017 Cumartesi

Divan Şiirini Sevdiren Mısralar

Yavuz Sultan Selim
Şîrler pençe-i kahrımda olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek
(şîr: aslan, lerzân: titreyen, zebun: zayıf, güçsüz)
Bâkî 
Güzeller mihribân olmaz dimek yanlışdur ey Bâkî
Olur vallâhi billâhi hemân yalvarı görsünler
(Yalvarı: 1. Yalvarma eylemi, 2. İran'da kullanılan eski bir para)
Kadrini seng-i musallada bilüp ey Baki 
Durup el bağlayalar karşında yaran saf saf  
(seng-i musalla: musalla taşı, yaran: dostlar)
  • 16.yüzyılın büyük şairi Baki, uzun yıllar Şeyhülislam olmayı beklemiş. Yaşadığı hayal kırıklığı üzerine bu beyti söylemiştir. Ünlü Otuz Beş Yaş şiirinde Cahit Sıtkı'nın bu beyitten etkilendiği de açıktır: "Bir namazlık saltanatın olacak / Taht misali o musalla taşında"
Fuzulî
Dost bî-pervâ felek bî-rahm devrân bî-sükun
Dert çok hem-derd yoh düşmen kavî tali' zebûn
(Dost ilgisiz, felek acımasız, dünya sessizlikten uzak; dert çok, dert ortağı yok, düşman güçlü, talih güçsüz)
Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabîb 
Kılma dermân kim helâkim zehri dermandadır
  • Edebiyatımızın en büyük lirik şairi kabul edilen Fuzuli'nin bu beyti, öğrencilerin belki de hiç yardım almadan çözebilecekleri kadar açık bir Türkçe ile söylemiş. Divan şiirindeki aşk anlayışını özetleyen beyitte şair, aşk acısı çekmekten duyduğu memnuniyeti belirtmektedir.
Bende Mecnûn'dan füzûn âşıklık istidâdı var.  
Aşık-ı sadık benem, mecnunun ancak adı var. 
(füzun: fazla, istidâd: yetenek)
Ger derse Fuzuli ki “güzellerde vefa var” 
Aldanma ki şair sözü elbette yalandır  
(ger: eğer)
Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge, 
Ne açar kimse kapım, bâd-ı sab'âdan gayrı.  
(dil: gönül, bâd-ı sab'â: sabah rüzgarı, özge: başka)
  • Yalnızlık daha güzel nasıl anlatılabilir ki. Gönlümün ateşinden başka kimse benim için yanmaz, sabah rüzgârından başka da kapımı çalan olmaz.
Nabi
Seçtiği mahlasın anlamını açıkladığı beyit: 
Bende yok sabr-ı sükûn, sende vefadan zerre
İki yoktan ne çıkar fikredelim bir kere 
(Nâ ve bî Türkçede de kullanılan ve olumsuzluk bildiren ön eklerdir: bîçare, nâmahrem gibi)
Nabi ile ol afetin ahvalini naklet
Efsane-i Mecnun ile Leyla'dan usandık
(ahval: haller,durum)
Nedim 
Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana 
Mey süzülmüş şîşeden ruhsar-ı âl olmuş sana 
(hadde: altını işlemekte kullanılan alet, yâl ü bâl: boy pos, mey: şarap, ruhsar: yanak)
Gülüm şöyle gülüm böyle demektir yâre mu’tâdım 
Seni ey gül sever cânım ki cânâna hitâbımsın 
(mu'tâd: alışkanlık)
Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber Nedîm 
Bir perî-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana 
Ulvi 
Arz-ı hâl etmeye cana seni tenha bulamam 
Seni tenha bulacak kendimi asla bulamam 
(Sevgiliye halimi arz etmek isterim ama onu bulamam. Onu bulunca da bu sefer kendimi asla bulamam)
Hayali 
Cihân-ârâ cihân içredür ârâyı bilmezler 
O mâhiler ki deryâ içredür deryâyı bilmezler 
(Cihân-ârâ: dünyanın güzellikleri, mâhi: balık)
Anı hoş tut garîbindir efendim işte biz gittik  
Gönül derler ser-i kûyunda bir divânemiz kaldı 
(anı: onu, ser-i kûy: sokak başında) (Ben artık yokum ama kalbim sokağının başında bekler, hiç olmazsa onu hoş tut)
Muhibbi (Kanuni Sultan Süleyman)
Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi  
Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi 
(muteber: itibarlı, devlet: talih, iktidar)
Nef'î
Osmanlı İmparatorluğu'nun belki de en kanlı padişahı olan IV.Murat'ın himayesinde üne kavuşan, sivri dili nedeniyle birçok düşman da kazanan Nefi'nin ölümü de sivri dili yüzündendir.
Tahir Efendi bize kelp demiş 
İltifatı bu sözde zahirdir
Maliki Mezhebim benim zira
İtikadımca kelp tahir'dir 
(kelp: köpek, zahir: açık, itikad: inanç, tahir: temiz) (tahir sözcüğü ile tevriye yapılmıştır)
Müftü efendi bize kâfir demiş 
Tutalım ben O'na diyem müselman
Lâkin varıldıktan ruz-ı mahşere
İkimiz de çıkarız orda yalan
Rivayet odur ki IV.Murat, Nefi’nin Siham-ı Kaza (Kaza Okları) adlı hiciv kitabını okurken sarayın yakınlarına bir yıldırım düşer. Bunu ilahi bir işaret olarak gören Padişah, şairi hiciv yazmaktan men eder. Hicivleriyle birçok düşman kazanan şair, bir daha kimseyi hicvetmeyeceğine dair Padişaha verdiği sözü tutamaz. Dönemin kudretli adamlarından Bayram Paşa’ya yazdığı hiciv, bu büyük şairin boğdurularak öldürülmesine neden olur. Şairin arkasından da şu beyit söylenir:
Gökten nazire indi Siham-ı Kazasına  
Nef’i diliyle uğradı Hakkın belasına 
Şeyh Galip
Yine zevrak-i derûnum kırılıp kenâre düştü
Dayanır mı şîşedir bu reh-i sengsâre düştü
(zevrak: kayık, derûn: gönül, sengsar: taşlık, reh: yol) 
Enderunlu Vâsıf 
O sözü yazmış idim kalmış öbür entaride
Vaadiniz bûse mi vuslat mı efendim ne idi
(vuslat: sevgiliye kavuşma, bûse: öpücük) 
Ben izinsiz sarılıp nâfile söz işitemem
Lâkin öyle kuru vaad ile dönüp boş gidemem
Böyle bir bûseye ben îde kadar sabredemem
Şimdicek öpsem usûluyle aceb olmaz mı

2 yorum:

  1. Bu sitedeki anlatımın diğerlerinden farkı bu site direk bodozlama konuya dalmıyor arada küçük eğlenceli bilgiler vermeyi de ihmal etmiyor. Şidmiki gençlerin edebiyata neden sıcak bakmadığı belli direkt olarak bu adam bunu yazdı şu onu dedi diye anlatılırsa gençler tabii ki edebiyatı sevmezler. Gelecek nesillerimiz için sizin gibi öğretmenler eğitim vermeli

    YanıtlayınSil
  2. Güzel sözleriniz için teşekkür ederiz Ali Bey!

    YanıtlayınSil

Yorumlarınız bizim için önemli. Lütfen yorum yaparak daha iyi içerikler üretmemiz için bize destek olunuz.