14 Nisan 2017 Cuma

Recaizâde Mahmut Ekrem (1847-1914)

Recaizade M. Ekrem
  • Tanzimat II. dönem şair ve yazarı.
  • Tanzimat'ın ikinci nesli onunla başlar. Recaizâde M. Ekrem ile başlayarak sanat için sanat düşüncesi bu dönem edebiyatına hakim olur.
  • Siyasete karşı mesafeli durmuş, bir mücadeleye girmemiştir.
  • Namık Kemal, Avrupa'ya kaçarken Tasvir-i Efkâr gazetesini ona bırakmıştır (1868).
  • 1878-1887 yılları arasında Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) ile Mekteb-i Mülkiyede edebiyat hocalığı yaptı.
  • Mekteb-i Mülkiye'de okuttuğu ders notlarını Talim-i Edebiyat adıyla yayımladı. 
  • Mekteb-i Sultani'den öğrencisi olan Tevfik Fikret’in Servet-i Fünûn dergisinin başına getirilmesini sağlayarak Servet-i Fünûn Edebiyatının oluşumuna zemin hazırlamıştır (1895).
  • Recaizâde M. Ekrem'in yüzü yeniye dönük olsa da kendisini eski şiirin etkisinden pek kurtaramaz. 
  • Daha çok Talim-i Edebiyat, Takdir-i Elhan (eleştiri), Zemzeme III Mukaddimesi gibi eserleriyle yenilere yol göstermiş, yeni edebiyatın ufkunu açmıştır.
  • Zemzeme III ön sözünde (mukaddimede) edebiyat ve şiir hakkındaki düşüncelerini anlatan Recaizâde'ye Muallim Naci, Demdeme adını verdiği yazıları ile karşı çıkacaktır. (ayrıntılı bilgi için tıklayınız)
Abes - Muktebes Tartışması
  • Döneminin diğer bir önemli tartışması da abes-muktebes tartışmasıdır. Kafiyenin kulağa göre mi yoksa göze göre mi olması gerektiğine dair yapılan tartışma, genç bir şairin abes ile muktebes kelimelerini şiirinde kafiye olarak kullanmasıyla başlar. Recaizâde M. Ekrem tartışmaya katılarak kulak için kafiyeyi savunmuştur.
Peki, ne demek kulak için ya da göz için kafiye?
Zerre-i nûrundan iken muktebes - مقتبس
Mihr ü mâha etmek işâret abes - عبث
Örnekte görüldüğü gibi kafiye olarak alınan sözcüklerinin yazımında muktebes sözcüğü "sin ﺱ " ile biterken abes sözcüğü "peltek se ﺙ" ile bitmektedir. Göz için kafiyeyi savunanlar bunu kafiye kabul etmezken kulak için kafiyeyi savunanlar için benzer sesler olduğu için kafiyedir.
  • "Şair, şiirini ahlak dersi vermek için söylemez.” diyen şair bu düşüncesiyle sanat anlayışını ortaya koyar.
  • Ahmet Hamdi Tanpınar'ın, Recaizâde M. Ekrem için yaptığı yorum ilginçtir: "Ekrem Bey'de şiir ve sanatla bir amatör gibi meşgul olan zengin bir aile çocuğunun bütün özellikleri vardır."
  • Recaizâde Ekrem, Namık Kemal'in coşkun söyleyişiyle Abdülhak Hamid'in metafizik derinliğe sahip şiirleri arasında kalmış orta seviyede bir şair olarak kabul edilmektedir.
  • Romantik Fransız şiirinin etkisi altındadır.
  • Şiirlerinin başlıca temaları aşk ve tabiattır. Ona göre güzel olan her  şey şiirin konusudur. Onun için tabiattaki solgun güller, bülbüller, bir kelebek, ağaçlar, hatta kitap sayfaları arasındaki kuru bir yaprak bile şiir konusu olabilmektedir.
  • Duygu bakımından en yoğun eserleri çocuklarının ölümünden duyduğu ıstırapla yazmış olduğu manzumelerdir. (bk. Ah Nijad)
  • Şiirin konuşma dilinden ayrı, özel bir dile sahip olması gerektiğini düşünür.
  • Hece vezniyle yazdığı birkaç şiir dışında aruz veznini kullanmıştır.
  • Türk edebiyatının ilk realist romanı kabul edilen Araba Sevdası'nın yazarıdır. Eser yanlış Batılılaşma üzerine yazılmıştır.
Eserleri:
Şiir Kitapları
  • Nağme-i Seher, Yadigâr-ı Şebab (Divan şiiri tarzında yazdığı şiirlerinden oluşan kitapları) 
  • Zemzeme (3 cilt): Genel olarak yeni tarzdaki şiirlerini bir araya getirdiği bu eser şair olarak şöhret kazanmasında önemli rol oynamıştır. 
  • Nejad Ekrem: 1900 yılında oğlu Nejad'ın ölümü üzerine yazdığı şiirlerden oluşan eseridir. Burada oğlu ile ilgili hâtıraları dışında yer alan manzumeler daha önceki eserlerinde olduğu gibi hayat, ölüm, tabiat, metafizik endişeler ve Nejad için döktüğü göz yaşları bir arada bulunmaktadır. 
  • Tefekkür, Pejmürde : (Manzum ve mensur örneklerden meydana gelen eserler)
Roman:
  • Araba Sevdası: Türk edebiyatında ilk realist roman örneği sayılan eserde alafrangalığa özenen bir mirasyedinin başından geçen olaylar anlatılmıştır. Roman, Tanzimat sonrası dönemde İstanbul'da görülen kimi cahilce davranış kalıplarını, eğlence ve zevk yaşamını anlatmaktadır. Osmanlı Devleti'nde yaşanan Batılılaşma sürecinde görülen yanlışlıkların vurgulandığı yapıtta, Bihruz Bey ve onun romantik aşkı konu edilmiştir. Romanda Bihruz Bey karakterinden hareketle Batılılaşmayı yanlış anlayan tip eleştirilir. 
Romanın Özeti: Üstünkörü bir eğitim görmüş Bihruz Bey bir vezir oğludur. Babası ölünce bir miktar paraya kavuşur. Kendini eğlenceye kaptıran Bihruz gönlünü Periveş adlı bir kıza kaptırır . Yalancı ve dalkavuk arkadaşı ona Periveş’ in öldüğünü söyler, bu üzüntü içinde Şehzadebaşı'nda yürürken Periveş'e çok benzeyen birini görür ve onu Periveş’in ablası sanır. Bihruz’un ahmaklığını anlayan kadın, Periveş diye aradığı kişinin kendisi olduğunu söyler. Sonunda, Bihruz sevdiği kadının öyle sandığı gibi yüksek bir aileden olmayıp tersine düşkün bir kadın olduğunu anlar ve Periveş'le yanındaki Çengi Hanım'ın hakareti ve gülüşmeleri arasında oradan uzaklaşır.
Hikaye:
  • Muhsin Bey (Hikaye): Dokunaklı bir aşk hikayesi olan eserde yazar ölen sevgilinin arkasından çekilen ıstırabı anlatır. 
  • Şemsa (Hikaye): Yazar, bu uzun hikayede dönemin moda konusu veremi konu alır. 
Tiyatroları:
Eleştiri: Takdir-i Elhan, Zemzeme III Mukaddimesi
Ders Kitabı: Talim-i Edebiyat 
Biyografi / Eleştiri: Kudemadan Birkaç Şair
İlgili Sayfalar  
Yararlanılan Kaynaklar için Kaynakça sayfamıza bakınız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Yorumlarınız bizim için önemli. Lütfen yorum yaparak daha iyi içerikler üretmemiz için bize destek olunuz.