22 Mart 2017 Çarşamba

Nefi (1575? - 1635)

Nefi
  • 17.yüzyıl divan şairi.
  • Kaside nazım şeklinin Türk şiirindeki en büyük şairidir. 
  • Erzurum doğumlu olan şairin asıl adı Ömer'dir. 
  • Özellikle IV. Murat döneminde saraydan büyük iltifat ve himaye görmüştür.
  • Övgüde olduğu kadar yergide de sınır tanımayan şair, önemli devlet adamlarını bile çekinmeden hicvetmiştir. Şairin hicivleri nedeniyle öldürülmüş olması hayatı ve şahsiyeti etrafında devamlı bir ilgi uyandırmıştır.
  • Övdüğü kişileri betimlerken bol bol mübalağa sanatını kullanmasına ve hayal dünyasının derinliklerinde gezmesine rağmen en olmayacak şeyleri bile olağan gibi göstermeyi başarmıştır.
  • Kendisini övme konusunda da sınır tanımaz Nefi. Şiirlerinin fahriye bölümlerinde kendisini zirvede ve ulaşılmaz görür. Bu nedenle onun yazdığı kasidelerde fahriye bölümleri olması gerekenden daha uzundur.
  • Nefi, bir kasidesinin fahriye bölümünden alınan aşağıdaki beyitte şairlik tabiatını sultanın şahsı ile eş konumda görmektedir:
Benim gibi senâ-hânın sen olsan n’ola memdûhu
Ki zâtın gibi tab’ım dahi bî-mânend ü hemtâdır
(Benim gibi bir övgücünün övdüğü kişi sen olsan buna şaşılmaz; çünkü senin kişiliğin gibi benim yeteneğim de bir tanedir, eşsizdir.)
  • Nefî yazdığı kimi kasidelere fahriye ile başlamıştır. Bunun en çarpıcı örneği yazdığı naattır. Türk edebiyatının çok tanınmış sözüm redifli bu naatında Nefî, 30 beyit fahriye yazarak şairliğini övmüş, geri kalan 9 beyit içinde de Hz. Muhammed’i övmüştür.
Sözüm Kasidesinden... 
Ben cihân-ârâ şehenşâh-ı cihân-ı ma'nâyım
Sözlerün de pâdişâh-ı kâmrânîdir sözüm 
(Ben mana âleminin cihanı süsleyen yüce sultanıyım. Sözüm de bütün sözlerin bahtiyar sultanıdır.)
  • IV. Murat gibi bir padişahın şiir yazarak Nefi'yi övmesi de kayda değerdir.
  • Hicivleri yüzünden pek de sevilmeyen şairin hakkını vermek de padişaha düşmüştür. Kendisi de şair olan IV. Murat, şairin ustalığını bir beyitte şöyle övmektedir:
Biz kelam nakliyüz nerde o sâhip-güftâr
Ana teslüm edelüm emrine münkad olalum 
(Biz ancak sözü nakleden şairleriz halbuki o sözün-şiirin asıl sahibi, ona hakkını teslim edelim ve emrine boyun eğelim)
Sebk-i Hindî ve Nefi
Şairin söz sanatlarından çok anlama önem vermesi, şiirinde hayal gücünü kullanarak mübalağa sanatının çok fazla yer alması ve şiire yeni sözcükler sokarak Farsça terimler ve atasözlerinden yararlanması gibi nedenlerle
Sebk-i Hindî'den etkilendiğini söylemek mümkündür. Ancak tam anlamıyla bu tarzın şairidir demek yanlış olur. 
Sebk-i Hindî hakkında
ayrıntılı bilgi için tıklayınız. 
Eserleri: Farsça ve Türkçe Divan, Siham-ı Kaza, Tuhfetü’l Uşşak
Divanları
  • Farsça Divanı: Nefi, oldukça yetkin olduğu Fars diliyle şiirler söylemiş ve bunları ayrı bir divanda toplamıştır. Farsça divanında çoğu nazire olarak yazılmış 16 kasidesi vardır. Tasavvuf düşüncesinin ağırlıkta olduğu bu divanda bilhassa Hazret-i Mevlana hakkındaki dört kasidesi dikkat çeker.
  • Türkçe Divanı: Nefi sanatını gazelde değil kasidede göstermiştir. Gazel sahasında az örnek veren şairin Türkçe divanında 62 kaside vardır. Her iki divanında da diğer nazım şekillerine göre kasideler çoğunluktadır. Türkçe divanındaki en uzun kaside IV.Murat'ın isteği ile yazdığı, 84 beyitlik rahşiyesidir.

    Rahşiye: Divan edebiyatında at için yazılan kaside. Söz konusu edilen atlar olağanüstü özelliklere sahip olarak gösterilirler. Bu tür şiirlerde çoğu zaman o ata binen padişahın övgüsü içerisinde at ele alınıp anlatılır.
Tuhfetü'l-Uşşak: Nefi'nin Farsça divanında yer alan 97 beyitlik bir kasidedir. Ayrı bir eser olarak kabul edilen kaside bir naattır.
Siham-ı Kaza (Kaza Okları - hiciv): Şairin kasîde, terkîb-i bent, mesnevî, kıta gibi değişik nazım şekilleri ile yazdığı hicivlerini toplandığı kitaptır.
Hicivlerinden... 
Nefi, eserinde devlet adamlarını, şairleri, sanatkârları kısaca devrin ismi duyulmuş birçok kişisini hicvetmiştir. Daha önce "Vezin tutarsa babamı bile hicvederim" diyen şair, Kırım Hanının hizmetine girmesi nedeniyle babasını da hicvetmiştir:
Sa’âdet ile nedîm olalı peder Hâna
Ne mercümek görür oldı gözüm ne tarhana
(Peder, hana mutlulukla arkadaş olalı gözüm ne mercimek ne de tarhana görür oldu.)
Peder degül bu belâ-yı siyehdür başuma
Sözüm yirinde n’ola güç gelürse ger Hâna
(Bu peder değil, başıma kara bir beladır. Sözüm yerinde söylenmiştir, hana ağır gelse de ne var?)
Benüm züğürtlük ile ellerüm taş altında
Müzahrefâtun o dürr ü güher satar Hâna
(Benim züğürtlükten ellerim taş altında. O ise süprüntülerini inci ve cevher olarak hana satar.) 
Divan’ında oldukça kudretli ve titiz bir şair edası bulunan Nefi hicivlerinde bambaşka bir kişiliğe bürünür. Çoğu zaman yergiyi aşıp küfre varan kaba saba şiirler söyler.
Ey Vahdeti dünyaya aceb velvele verdün
Bir zarta ile nüh feleğe zelzele verdün 

Divanını tertibe mecal olmadı ahir
Evrak-ı perişanı osurdun yele verdün
Kimi zaman yergiyi aşıp küfre varan öfkeli mısralarından en çok payı alan da Sadrazam Gürcü Mehmet Paşa olmuş. Paşa, şairin idamı için çok uğraşmış ama istediği izni alamamış hatta Paşa başka bir nedenle şairden önce idam edilmiştir. Aşağıya şairin Gürcü Mehmet Paşa için yazdığı a köpek redifli manzume - den bir bölüm alınmıştır: 
Pâymâl eyledinüz saltanatun ırzını hem
Yok yere oldı telef ol kadar âdem a köpek

Hîç hanlık satılur mı hey edebsüz hâin
Tutalum olmamış ol fitne muazzam a köpek

İtikâdumca gaza eyledüm inşâallah
Hak bilür yok yire ben kimseyi sövmem a köpek
Vezirlik yapmış Tahir Efendi, Nefi'ye köpek derse ...
Bize kelp demiş Tahir Efendi
İltifatı bu sözüyle zahirdir
Maliki'dir benim mezhebim zira
İtikadımca kelp, tahir'dir. 
(kelp: köpek; zahir: açık, belli; itikat: inanç; tahir: temiz) 
(tahir sözcüğünü hem muhatabının adı hem de sözlük anlamıyla kullanmış ki buna tevriye sanatı denildiğini hatırlayalım)
Kendisi de şair olan Şeyhülislam Yahya bir şiir yazarak Nefi'nin şairliğini övmüş ancak hicivleri yüzünden dinden çıkıp kafir olabileceğinden bahsedince olanlar olmuş:
Müftü efendi bize kâfir demiş
Tutalım ben O'na diyem Müslüman
Lâkin varıldıkta ruz-ı mahşere
İkimiz de çıkarız orada yalan
(ruz-ı mahşer: mahşer günü)
Rivayet odur ki Nefi hızını alamayıp özellikle İstanbul'daki asayişi sağlamak için çok sert tedbirlere başvuran IV. Murat'ı da hicvetmiştir:
Eşkıya bindi bire indi
Hepsinin hakkından gelen
Hepsinden daha zalim şimdi
Sen bu ellere hakim olalı ey şah
Zulüm Muradî mahlasını kullanır
Nefi devrin şairlerini de sert sözlerle hicvetmiştir:
Küşte-i Zülfikâr-ı hicvimdir
Bir alay yâve-gûy-i herze-tıraz
Kadir olsalar cevaba n’ola
Bes neyâzed zi küştegân âvâz
Açıklaması: Bir alay hezeyan ve saçma sapan söz söyleyenleri, benim hicvimin Zülfikâr’ı öldürmüştür. Bunlar bana cevap vermeseler şaşmamalı çünkü ölülerden ses çıkmaz.
Ölümü
IV.Murat, Nefi’nin Siham-ı Kaza (Kaza Okları) adlı hiciv kitabını okurken sarayın yakınlarına bir yıldırım düşer. Bunu ilahi bir işaret olarak gören Padişah, şairi hiciv yazmaktan men eder. Hicivleriyle birçok düşman kazanan şair, bir daha kimseyi hicvetmeyeceğine dair Padişaha verdiği sözü tutamaz. Dönemin kudretli adamlarından Bayram Paşa’ya yazdığı hiciv, bu büyük şairin boğdurularak öldürülmesine neden olur.
Nefi'nin ölümü üzerine şu beyit söylenir:
Gökten nazire indi Siham-ı Kazasına
Nef'i diliyle uğradı Hakkın belasına 
İlgili Sayfalar
Yararlanılan Kaynaklar
  • Prof. Dr. Osman Horata, Nefi, Eski Türk Edebiyatı Ders Notları
  • Nefi'nin Siham-ı Kaza'sı ileTürkçe Divanı'ndaki İki Farklı Üslup Üzerine Bazı Tespitler, Ahmet Akgül
  • Nefi'nin Kasidelerinde Mübalağa Sanatındaki Ayrıntılar, Ali Balalan
  • Nefi ve Gürcü Mehmet Paşa Mücadelesinin Edebi Boyutları,Özer Şenödeyici
  • Nefi'nin Siham-ı Kazası'nda Yergisel Söylem, Michael D. Sheridan, Bilkent Üniversitesi
  • Nefi ve Tuhfetü'l Uşşak Tercümesi, Prof. Dr. Ali Nihad Tarlan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Yorumlarınız bizim için önemli. Lütfen yorum yaparak daha iyi içerikler üretmemiz için bize destek olunuz.