2 Aralık 2018 Pazar

Sis (Günümüz Türkçesi)

Sarmış yine ufuklarını bir inatçı sis,
Bir ak karanlık ki gitgide büyüyen
Ağırlığı altında silinmiş gibi her şey
Bu tozlu yığından ibaret bütün manzara
O tozlu ve heybetli yığına bakan gözler
Dikkatle nüfuz eyleyemez derine korkar!
Ama sana layık bu derin, karanlık örtü
Layık bu örtü sana, ey zulümler sahnesi
Ey zulümler sahnesi...Evet, ey gösterişli sahne
Ey facialarla süslenen ihtişamlı sahne
Ey gösterişin, şatafatın beşiği ve mezarı,
Doğu'nun imrenilen ezeli kraliçesi
Ey kanlı sevgileri, nefretle titremeden
Zevk ve sefaya susamış bağrında emziren!
Ey Marmara'nın mavi kucağında
Ölmüş gibi dalgın uyuyan canlı yığın.
Ey köhne Bizans, ey büyücü kocakarı,
Ey bin kocadan artakalan el değmemiş dul,
Güzelliğindeki tazelik sihri ortada
Hâlâ üstüne titrer seni izleyen bakışlar
Dışarıdan, uzaktan açılan gözlere süzgün
Mavi gözlerinle ne kadar uysal görünürsün
Uysal fakat en kirli kadınlar gibi uysal
Üstünde coşan gözyaşlarının hepsine hissiz
(Sen) Kurulurken daha, bir hain el
Yapına katmış kötülüğün zehirli suyunu
Hep ikiyüzlülüğün kiri dalgalanır zerrelerinde
Saflığın zerresini bulmazsın içerinde
İşte her yanda ikiyüzlülüğün kiri,
Hep ikiyüzlülüğün, kıskançlığın, çıkarcılığın kiri
Yalnız bu...Ve yalnız bunun yükselme umudu
Milyonla barındırdığın cesetler arasından
Kaç alın vardır çıkacak temiz ve parlak?

Örtün, evet ey facia… Örtün, evet, ey şehir;
Örtün ve sonsuza dek uyu, ey dünyanın koca kahpesi!

Ey debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar;
Kâtil kuleler, kaleli, zindanlı saraylar.
Sağlam mezarı anıların, ulu tapınak,
Ey gururlu sütunlar ki birer bağlanmış dev 
Geçmişi geleceğe anlatmakla görevli
Ey dişleri düşmüş, sırıtan sur silsilesi
Ey kubbeler, ey şanlı tapınaklar
Ey doğruluğun sözlerini taşıyan minareler
Ey çatısı çökük medreseler, mahkemecikler;
Ey servilerin kara gölgelerinde birer yer
Temin edebilmiş nice bin sabırlı dilenci
"Geçmişlere rahmet" diyen mezar taşları
Ey türbeler, ey her biri patırtılı bir anıyı
Uyandırarak sessiz ve sakin yatan ecdat!
Ey toz ve çamurun savaş alanı eski sokaklar
Ey her açılan gediği bir olayı sayıklayan
Viraneler, ey uğursuzların pusu kurup gecelediği,
Ey kapkara damlarıyla yıkılmamış bir matemi
Temsil eden huzurlu ve eskimiş evler
Ey her biri bir leyleğe, bir çaylağa yuva
Bu tasalı ocaklar ki acılarla somurtmuş
Yıllarca zamandan beri tütmek ne, unutmuş!
Ey midelerin sıkıştıran zehri önünde
Her alçaklığı yutan kurumuş ağızlar
Ey tabiatın bağışıyla en hazır ve nimet dolu
Bir yaradılışa kavuşmuşken aç, tembel ve kısır
Her nimeti, her bağışı, tüm kurtuluş nedenlerini
Gökten dilenen katlanmanın alçalışı ki...ikiyüzlü!
Ey köpeklerin sesi, ey konuşmanın onuruyla seçkin
İnsanda şu nankörlüğü lanetleyen bağırtı;
Ey faydasız gözyaşı, ey zehirli gülüş
Ey üzüntü ve güçsüzlük sözleri, lanetleyici bakış
Ey efsanelere düşen anı: nâmus;
Ey yükselme kapısına çıkan yol: ayak öpme yolu
Ey silahlı korku, ki hasarlarına dönük,
Öksüz dul ağızlardaki her talih yakınışı;
Ey kişiye dokunulmazlık ve özgürlüğe yakın
Bir soluk alma hakkı veren yasa efsanesi
Ey gerçekleşmeyen söz, ey sonsuzca kesin yalan,
Ey mahkemelerden durmaksızın sürülen hak;
Ey kuruntuların saldırısıyla duyguları bitkin
Vicdanlara uzatılan gizli kulak;
Ey dinlenme korkusuyla kilitlenmiş ağızlar;
Ey ulusal çaba ki nefret edilmiş ve horlanmış
Ey kılıç ve kalem, ey iki siyasî tutuklu;
Ey edep ve erdemin payı, ey unutulmuş yüz;
Ey korkunun yüzüyle iki büklüm gezmeye alışmış
Eşraf ve adamları, koca bir ünlü kesim;
Ey eğilmiş baş ki ak pak ama iğrenç
Ey taze kadın, ey onu izlemeye koşan genç
Ey ayrılık acısına uğramış ana, ey kırgın eş;
Ey kimsesiz başıboş çocuklar...Hele sizler,
Hele sizler,

Örtün, evet ey facia… Örtün, evet, ey şehir;
Örtün ve sonsuza dek uyu, ey dünyanın koca kahpesi!

Tevfik Fikret 

Şiirin orijinal hali için tıklayınız.

Şiirin Hikayesi


Sisin olanca yoğunluğu ile İstanbul'un üstüne çöktüğü bir şubat günüdür. Polisin evini gözaltında tuttuğu o sabah şair, bütün bir devri, bütün dertleriyle duyarak kağıda aktarır. Tevfik Fikret'in şiirlerde övülmesine alıştığımız İstanbul'a beddualar ettiği 1901 tarihli Sis, basılamaz ancak elden ele dolaşarak ezberlenir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Yorumlarınız bizim için önemli. Lütfen yorum yaparak daha iyi içerikler üretmemiz için bize destek olunuz.