Abdülhak Hamit Tarhan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Abdülhak Hamit Tarhan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mahmut Ekrem Bey'e

Türk edebiyatında mektup türünü en fazla kullanan sanatçılardan biri de Abdülhak Hamit Tarhan'dır.
Hamit'in mektuplarında en çok yer tutan isimler 
Namık Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem ve Sami Paşazade Sezai'dir.
Abdülhak Hamit'in Recaizade Mahmut Ekrem'e yazdığı mektuplardan biri aşağıya günümüz Türkçesine aktarılarak verilmiştir:


Mahmut Ekrem Bey'e Mektup

(...) Evet, ben olgun ve ilme istidadı olan biriyim. Fakat cahilim. Namık Kemal az şeyde çok şey öğrenmiştir. Sen ise az çok öğrenmiş olduğun şeyleri herkesten iyi öğrenmişsindir. Bilgimiz yeterli derecede olsaydı üçümüz de, bizim memleketin değil, fakat dünyanın en büyük şairlerinden olurduk.

Nesteren

Abdülhak Hamit
  • Abdülhak Hâmit Tarhan’ın 1878'de yayımladığı manzum tiyatro eseri.
  • Yazar, oyunun konusunu Corneille’in "Le Cid" isimli eserinden almıştır.
  • Eser, edebiyatımızın hece ölçüsü ile yazılan ilk tiyatro eseridir.
  • Olayların geçtiği zaman dilimi belirsizdir.
  • Eserde iki kardeş arasındaki iktidar mücadelesinin gölgesinde doğup gelişen ve sonu ölümle neticelenen bir aşk ele alınır.
Eserden Bir Bölüm
Nesteren:
Derdim de senden, dermanım da senden.
Gönlüm şunu beyanda bî-ihtiyar:
Ki sen bana hem düşmansın hem de yâr,
Fakat böyle düşmana canlar feda

Sabr u Sebat

Abdülhak Hamit Tarhan
Abdülhak Hamit Tarhan'ın ikinci tiyatro eseri.
Sanatçının mensur (düzyazı) olarak kaleme aldığı oyunlardan biridir.
Sanatçı eserini yazarken masal ve halk hikayelerinde gördüğümüz aşkı için yollara düşmek, kılık değiştirmek, birden zengin olmak gibi birçok motiften yararlanmıştır.
Yazar, kitabın ön sözünde eserin sahnelenmeye uygun olarak kaleme alındığını belirtmiştir. 
Bilindiği gibi sanatçının oyunları sahnelenmekten çok okunmak için yazılmıştır.

Dil ve Üslup

Sanatçı, "Macera-yı Aşk" ve "İçli Kız" adlı eserlerinde olduğu gibi bu eserde de oldukça sade bir dil kullanmıştır. Ancak s
anatçı bu tutumunu sonraki eserlerinde sürdürmeyecektir.

Validem Şiiri

Abdülhak Hamit Tarhan'ın annesi Münteha Hanım’ın ölümünü üzerine yazdığı uzun manzume.
Türk edebiyatının uyaksız yazılan ilk şiiridir.
1913’te yayımlanmıştır.
Eser, altmış beş bentten oluşmaktadır.
Eserde sanatçının annesi Münteha Hanım’ın acıklı hayat hikayesi anlatılır.

Validem Şiirinden...

Validem ümmiyeydi, ümmiyenin
Var idi ezberinde birçok ilim
Konuşurken siyâk-ı hâle göre
Öyle eşâr okurdu mürtecilen
Ki sedâsındaki halâvet ile
Tarz-ı takrîr-i dil-pezirinden
Sanki bir kat daha olurdu melih:
"Neme lazım benim o gonce-yi ter
Bana gönlümdeki bahar yeter"
Gibi eşâr ile terennüm eder
Ve hususiyle bir melek gibi o
Ne mübarek dururdu, ben bilirim
Ediyorken tilavet-i Kur'an!
Pederi görmez olduğuyçün san
Ki tehâşî ederdi görmekten;
Son zamanlar alil olan gözünün
Gördüğü bir hayal idi ancak
Ameliyyatı istemez, sevmez,
Der idi daima — Ne görmek için?
"Bizi görmek için" deyince güler,
"Sizi duymaktayım, bu kafidir.
Sağ olun, siz görün bu dünyayı,
Ben de görmüş gibi olur, gülerim."
"Gülerim" der de, etseniz dikkat,
Görünürdü için için giryan.
Yaşamaktan da bezmiş olmalı ki,
Sinnini sorsalar, cevaben o:
Belki üç yüz yaşındayım, derdi
Çaresi dâr-ı âhirette olan,
Çektiği derd-i müzmin-i mâtem
Etse ancak ederdi kesb-i sükûn,
Olarak secde-sây-i seccâde
Kılıyorken namaz olurdu onun
Sanki mihrâbı hıtta-yi İran
Validem mazhar-i mehâsin idi;
Yalınız hüsn-i zâhiriye değil
Hem de mazhardı hüsn-i ahlâka
Var idi hilkat-i bülendinde
O tevazu ki celb-i hürmet eder
Terbiyet-gâhı bir konak, -bence
Kendinin kendidir mürebbiyasi-
Öyle halk etmek istemiş kudret
Hâl ü tavrı beri tekebbürden,
Hâl ü tavrı fakat kibârâne.
Cümle nezdinde bir sevimli kadın
Kimseyi sevmez âşinâ bir zât
Onu gâyet severdi, hep biliriz
Ona etmişti hasr-ı istihsân
Kendi de herkesi sever yahut
Öyle zannettirirdi herkese o
Kimseyi kırmamıştı ömründe
Ömrünün nısfını zaman gerçi
Hurd ü hâş eylemiş, bitirmiş idi!
Yoktu hakkında müştekî bir kalp
Ne de dargın bakışlı bir vicdan
...

Abdülhak Hamit Tarhan

Sözcükler

ümmi: okuma yazma bilmiyen
siyâk: sözün gelişine göre, tarz, üslup
eşâr: şiirler
mürtecilen: düşünmeden
halâvet: tatlılık, şirinlik
takrir: anlatma
melih: güzel, şirin
dil-pezir: gönül alan, makbul
terennüm: dile getirme, güzel güzel anlatma
gonce (gonca): açılmamış çiçek
ter: taze
tilavet: okumak
tehâşî: çekinme
alil: kör, hasta
giryan: ağlayan
sinn: yaş, yaşanmış olan zaman
dâr-ı âhiret: ahiret yurdu
müzmin: yerleşmiş, kronik
hilkat-i bülend: yüksek yaratılış
celp: çekmek, götürmek
mürebbiya (mürebbiye): çocukların bakımı ve eğitimiyle görevli kişi
tekebbür: kibirlenme
istihsân: beğenmek
nısf: yarım
hurd ü hâş: hurdahaş, paramparça
müşteki: şikayetçi

İlgili Sayfa

Abdülhak Hamit Tarhan

Liberte

Abdülhak Hamit
  • Abdülhak Hamit Tarhan'ın manzum oyunu.
  • II. Abdülhamit'in yönetim anlayışının eleştirildiği eser, 1877'de yazılmasına rağmen ancak 1913'te yayımlanmıştır.
  • Alegorik bir eserdir. 
  • Eserde Mithat Paşa'nın (Başvekil Liberal) sürülmesi olayı alegorik tarzda ele alınarak "hürriyet" teması öne çıkarılmıştır. 
  • Oyunda şahıslar temsil ettikleri kavramlarla anılır: Liberte (hürriyet), Nasyon (millet), Liberal (yenilikçi)... 
  • Fransızca kelimeleri şahıslarına isim olarak seçen sanatçı, böylece 1789 Fransız Devrimi’nin temel kavramlarını eserine taşımış olur.
  • Oyun, 11'li hece ölçüsüyle yazılmıştır.
  • Belli bir nazım şekliyle yazılmayan eserde genelde çapraz kafiye kullanılmıştır:
Herkesin dediği şundan ibaret:
Gûya Nasyon Liberte’ye müştak,
Liberte de bu iştiyak u hasret
Keyfiyetinde Nasyon’a ortak!
İşi herkesten evvel duyan kıral
Bunu başvekile isnâd ediyor;
Çünkü başvekili olan Liberal
Seni istemekte inad ediyor.

Özet
Liberte (hürriyet), sarayda oturmaya mecbur edilmiş bir genç kızdır. Büyük bir aşkla bağlı olduğu sevgilisi Nasyon (millet) ile görüşmesi mümkün değildir. Özellikle Liberte’yi sevmeyen ve Kral Despot'a (II. Abdülhamit) da yakın olan çevreler, iki sevgilinin bir araya gelmesine engel olmaya çalışır. Bu arada, Nasyon’un babası Başvekil Liberal (Mithat Paşa) de iki sevgilinin birleşmesi için gayret etmektedir. Liberte, her şeyi göze almışken nedimesi ile Kral'ın dalkavuklarından biri olan Enstrüman onu bu sevdadan vazgeçirmeye çalışır. Liberte, uzun monologlarla saray içindeki entrikaları ve halkın nasıl aldatıldığını anlatır. Halk yaşananlardan bezmiştir. Liberte, Başvekil Liberal'in de çok yakın bir zamanda görevden alınacağından korkmaktadır.
Oyunun ikinci perdesinde Liberte uykusunda sevgilisi Nasyon ile uzun bir söyleşiye dalar. Nasyon, elinin kolunun bağlı olduğunu, meydanın dalkavuklara kaldığını söyler. Bu kısımda vatan sevgisi öne çıkarılır. Liberte, tüm yaşananlardan Kral’dan çok onun etrafındaki dalkavuk takımını sorumlu tutmaktadır. Hatta onu ikna etmeye çalışır. Kral Despot, Liberte'nin uyarılarına ve suçlamalarına karşı sessiz kalarak sadece ona duyduğu aşkı dile getirir.
Oyunun üçüncü perdesinde Kral'a, ahalinin ihtilâl hazırlığı içinde olduğu haberi verilir. Dedikoduya göre Liberal bunu fırsat bilerek ülkeye cumhuriyeti getirme hazırlığı içindedir. O sırada, Başvekil Liberal gelir. Geliş sebebini, Liberte ile oğlu Nasyon'u kavuşturmak olarak açıklar. Halkın da bu istekte olduğunu özellikle vurgular. Liberte ile Nasyon’un kavuşmasına engel olursa bir önceki Kral gibi (Sultan Abdülaziz) tahtını bırakmak zorunda kalacağını ima eder. İki sevgilinin kavuşmasıyla Kral'ın halkın gönlünde taht kurabileceğini söyler. Despot, Liberte ile Nasyon’un bir araya gelmesine izin verdiğini açıklar. Ancak ahali arasında duyulan “yaşasın Başvekil, yaşasın Liberal” gibi nidâlardan huzursuz olan Despot, bu iyiliğin Başvekil Liberal’e mâl edileceği endişesiyle Liberal’in azledilmesi ve sürülmesine karar verir. Oyun, Liberal’in sürgüne gönderilmesiyle sona erer.

İlgili Sayfalar 

Yararlanılan Kaynaklar 

  • Meşrutiyet Devri Türk Edebiyatında Manzum Tiyatro, Gürkan Yavaş
  • Resimli Türk Edebiyatı Tarihi 2.Cilt, Nihat Sami Banarlı

Makber'den Bölümler (Günümüz Türkçesi)

Abdülhak Hamit
Eyvah! Ne yer ne yâr kaldı,
Gönlüm dolu âh u zâr kaldı,
Şimdi buradaydı gitti elden,
Gitti ebede gelip ezelden.
Ben gittim o hâksâr kaldı,
Bir gûşede târumâr kaldı;
Baki o enis-i dilden, eyvah!
Beyrut’ta bir mezar kaldı.

Günümüz Türkçesi: Eyvah! Ne yer ne de yâr kaldı. Gönlüm ah ve ağlama ile dolu kaldı. Şimdi buradaydı, (ama) elden gitti. Ezelden gelip ebede gitti. Ben gittim, o toprak içinde kaldı. Bir köşede perişan kaldı. Eyvah, o gönül arkadaşından geriye (kala kala) Beyrut'ta bir mezar kaldı.

Makber'den

Eyvah! Ne yer ne yâr kaldı,
Gönlüm dolu âh u zâr kaldı,
Şimdi buradaydı gitti elden,
Gitti ebede gelip ezelden
Ben gittim o hâksâr kaldı,
Bir gûşede târumâr kaldı;
Baki o enis-i dilden,eyvah!..
Beyrut’ta bir mezar kaldı.

Nerde arayım o dilrübâyı?
Kimden sorayım o bînevâyı?
Bildir bana nerde, nerde ya Rab?
Kim attı beni bu derde ya Rab?
Derler ki: "Unut o aşinayı,
Gitti, tutarak reh-i bekâyı"
Sığsın mı hayale bu hakikat?
Görsün mü gözüm bu mâcerâyı?

Süratle nasıl değişti halim?
Almaz bunu havsalam, hayalim
Bir şey görürüm, mezara benzer,
Baktıkça alır, o yâra benzer
Şeklerle güzâr eder leyâlim
Artar yine mâtemim, melâlim
Bir sadme-i inkılabdır bu,
Bilmem ki yakın mıdır zevâlim?

Çık Fatıma lahddan kıyâm et,
Yâdımdaki hâline devam et,
Ketmetme bu razı, söyle bir söz
Ben isterim ah, öyle bir söz
Güller gibi meyl-i ibtisâm et,
Dağ-ı dile çare bul, merâm et;
Bir tatlı bakışla, bir gülüşle
Eyyâm-ı hayatımı tamam et.

Ya Rab bana bir melek ıyân et,
Bir de beni öyle imtihân et:
Doğsun göreyim o mâh yerden,
Nûrun çıka ey İlâh yerden
Maksud-ı hayatı dermiyân et,
Ferdâ-yı beşer nedir, beyân et!
Ya fikrimi ruhuna kıl isâl,
Ya ruhumu hâkine revân et.

Derd oldu mukîm, çâre gitti,
Gûyâ vatanım kenâre gitti;
Ben gurbet-i dâimîde kaldım,
Bir türbe-i bî-ümide kaldım
Ufkumdan o mâhpâre gitti,
Bir matla'-ı şeb-nisâre gitti
Gördüm yüzünü misâl-i zulmet,
Matla ona bir sitâre gitti

Gördüm yüzünü türâb içinde,
Geldim aradım kitâb içinde
Bir hâb gelir o, dideden dûr,
Gitti diyemem mezara ol nûr
Bu sıfr nedir hisâb içinde?
Erkâm ona inkılâb içinde
Bir hiçi-i zî-vücûd, yâhûd
Bir kabrdir ıztırâb içinde.

Makber, sonudur dekâyıkın bu,
Bir sırr-ı garîbi Hâlık'ın bu,
Bir nûr ki meyledince hâba,
İnmekte şu bir yığın türâba
En yükseğidir şevâhıkın bu,
En müdhişidir hakâyıkın bu
Bed-baht, o hakikat anlaşılmaz,
Şânın bu, cihânda lâyıkın bu!..

Tecdîd kılıp harâb şiirim,
Destinde bulurdu tâb şiirim
Zihnimdeki fikre yâr olurdu,
Gaybeylediğim sözü bulurdu
Anlardım olur kitâb şiirim
Ettikçe yazıp hisâb şiirim
Şairliği gayri neyleyim ben?
Olsun dilerim türâb şiirim

Gitti nazarımdan, âh gitti
Bî-maksad ü bî-günah gitti
Her ferd cihânda birdir ammâ
Bir tane değildir, öyle -hâşâ!..
Bir tane idi o mâh gitti,
Aylarca olup tebâh gitti,
Görsem yeridir seni karanlık
Nûrum benim ey ilâh gitti

Ey yâr, şu nevbahâr sensin,
Ben anlıyorum ki yâr sensin,
Ettikçe nigâh bahr u berre,
Birden sanırım ki bazı kerre,
Meşcerdeki rüzgâr sensin,
Ağlar derim eşkbâr sensin,
Türben görününce anlarım ki,
Öldüm, bana türbedar sensin


Abdülhak Hamit Tarhan

👉 Makber (Günümüz Türkçesi) 

İlgili Sayfalar


Finten

Finten

Abdülhak Hamit Tarhan'ın manzum parçalar da içeren mensur oyunu.
Oyun İngiltere'de geçmektedir. Hırslı, güzel ve zengin bir kadın olan Finten'in en büyük hayali, İngiliz aristokrat sınıfına girebilmektir. Kanadalı olan Finten, Avustralya'da altın ticareti yapan, zengin ve yaşlı Mister Kros ile evlidir ancak amacına ulaşabilmek için Lord Dik'le yakınlaşır. Yaşlı kocası ve asalete çok önem veren Lord Dik’in annesi Finten'in önündeki iki büyük engeldir. Finten, Hintli uşağı Davalaciro’dan olma özürlü oğlunu da Lord Dik’ten olmuş gibi gösterir. Bu arada, Finten'e karşı nefretle aşk arasında gidip gelen duygular hisseden Davalaciro, çocuğun kendisinden olduğunu bilmemektedir. Eserde İngiliz sınıf sisteminin savunucusu durumundaki Leydi Dik, oğlunun asil olmayan, Kanadalı bir kadınla evlenmesini istemez. Hatta, torunu zannettiği ve köşe bucak insanlardan sakladığı torununa asil bir anne bulmaya çalışır.
Finten hizmetçisinin verdiği akılla Lord Dik’i üçüncü dereceden veremli bir kadınla evlendirmeyi düşünür. Plana göre asil olarak gösterilecek kadın, hasta olduğu için kısa bir süre sonra ölecek, çocuğun da ölen kadından olduğu söylenecektir. Bu arada Finten, engel olarak gördüğü kocasını öldürmesi için uşağı Davalaciro’yı Avustralya'ya gönderir. Kocasını uşağına öldürten Finten, asil sınıfa girebilmek için bir engeli daha ortadan kaldırdığını düşünmektedir.

Fitnen, bir sonraki hedefi için hastaneden veremli ve kimsesiz bir genç kadın bulur. Finten ve Doktor Thomas kadına, sözde babasından gelen sahte bir mektup okur. Mektuba göre bu kimsesiz kadın, aslında asil bir aileden gelmektedir ve adı da Blanch'tır. Asil olduğuna inandırılan kadın, doktor tarafından bayıltılır ve yetkililere kadının öldüğü söylenir. Bu plandan haberi olmayan Blanch, tabutun içinde baygın bir halde iken defnedilir. Doktor Thomas ve Finten bir süre sonra gelip Blanch'ı mezardan çıkarır. 
Finten sayesinde paraya, asalete ve bir eve sahip olan Blanch, hem kendisiyle ilgili gerçeği hem de Finten'in niyetini öğrenir. Finten ne kadar kötüyse Blanch o kadar iyi ve masumdur. Blanch, tüm bunlara rağmen Lord Dik ile evlenmeye razı olur ancak işler Finten’in düşündüğü gibi gitmez. Ölmesi beklenen güzel Blanch, Lord Dik ve Doktor Thomas ile çıktığı uzun seyahatte sağlığına kavuşmaya başlar. Sonuçta Finten'in korktuğu da başına gelir. Lord Dik ile Blanch birbirlerini sevmeye başlamıştır. 
Tüm bunlar yaşanırken Finten'in psikolojisi iyice bozulmuştur. Kocasını öldürsün diye gönderdiği Hintli Davalaciro hâlâ dönmemiştir. Yaşadığı vicdan azabıyla çeşitli hayaletler görmeye başlayan Finten, gerçekle hayali birbirinden ayıramaz hale gelmiştir.
Finten, Lord Dik’i kazanmak ve asalete kavuşmak adına giriştiği entrikalar tersine dönünce belki de tek sevdiği adama, uşağı Davalaciro’ya geri döner. Finten, özürlü oğlunu da Lord Dik’ten alır. Aşırı derecede kıskanç olan Davalaciro, bir kıskançlık krizi ile Lord Dik'in zannettiği çocuğu boğarak öldürür. Bunun üzerine Finten de Davalaciro’yu silahla vurur. İngiliz aristokrat sınıfına girmek adına entrikalar çeviren, cinayet işleyen Finten, hiçbir emeline ulaşamaz. Sonunda odasında bir mezar açılır ve bu mezar Finten’i içine alır.

İlgili Sayfalar

Abdülhak Hamit Tarhan

Tanzimat Tiyatrosu Eser Özetleri

Yararlanılan kaynaklar için Kaynakça sayfamıza bakınız.

Duhter-i Hindu

Abdülhak Hamit
Abdülhak Hamit'in beş perdelik tiyatro eseri.
Duhter, Farsça kız, Duhter-i Hindu ise Hintli Kız ya da Hint Kızı anlamına gelmektedir.
Eserin tamamına yakını mensurdur.
Oyunda, Hindistan'daki İngiliz sömürgeciliği bir aşk üçgeni etrafında işlenir.
Eserde olaylar İngiliz egemenliğindeki Hindistan’da, Hintli kız Surucuyi ile İngiliz Subay Tomson’ın ilişkileri çevresinde gelişir.
Eserde İngiliz karakterler insanî özellikleri bakımından güvenilmez, olumsuz karakterler olarak çizilmişken doğaya yakınlıkları vurgulanan Hintliler dürüst, masum insanlar olarak tasvir edilmişlerdir. 
Surucuyi her ne kadar Tomson’ı güvenilir bulmaz ancak her şeye rağmen ona aşık olmuştur. Sevdiği adamın ilgisinden başka bir beklentisi de yoktur aslında. Tomson ise Surucuyi’nin sadece güzelliğine değer verir.
Güzel bir Hintli kadınla birlikte olmak da aslında Hindistan'ın sömürüsünün farklı bir boyutudur, güzelliğin sömürülmesidir. 
Tomson, Surucuyi ile birlikte olduktan sonra onunla ilişkisi keser.
Sonrasında bir İngiliz kadınla tanışır. Aslında İngiliz Vali Sir Bortel'in karısı olan bu kadın (Elizabet) ilk zamanlar gerçek kimliğini saklayarak kendisini Madam Henri olarak tanıtır.
Elizabet, gizli gizli Tomson’la görüşmeye başlar. Elizabet’in Tomson’la birlikte olmasının nedeni eşi Sir Bortel’den intikam alma arzusudur.
Bir gün Surucuyi, Tomson ve Elizabet’i birlikte görür. Tomson, önce Elizabet’in kız kardeşi olduğunu, kendisi de üç aydır neredeyse ölecek kadar ağır hasta olduğu için Surucuyi’yi aramadığını söyler. Surucuyi kendisini yalancılıkla suçladığında da onu ikna etmeye çalışmasına gerek olmadığını söyleyerek aslında Elizabet’i sevdiğini açıklar. 
Tomson ile karısının ilişkisini öğrenen Vali, Tomson'u öldürmek ister. Surucuyi, Tomson’ı Sir Bortel’in kılıcından korumak için onun önüne atılır ve yaralanır. Sir Bortel’den Tomson’ı öldürmemesini rica eder ve onun kendisini sevdiğini söyler. Tomson ise bu işe sevinerek kızın sözlerini onaylar. Tomson ölümden kurtulduğuna sevinir ama Surucuyi’ye teşekkür bile etmez, hatta daha da kötü davranır.
Yaşlı bir Hintli olan Torromtor, Surucuyi’yi Tomson’ın elinden kurtarır ve onu korumak için onunla evlenir. 

Elizabet, medenileştirme misyonunu benimseyerek gittiği Hindistan’da, kocası Sir Bortel’in Hintlilere yaptığı zulmü görünce Hintlilerin yanında yer alarak kocasını zehirler. Elizabet ile evlenen Tomson, vali olmuştur. 
Torromtor’un vefat etmesi üzerine Surucuyi’nin sati geleneğine göre yakılması gündeme gelir. Surucuyi’nin cenaze töreninde kocasıyla birlikte yakılacağı haberi Tomson’a ulaştırılır. İngiltere bu âdeti kaldırsa da Tomson, eski sevgilisi Surucuyi’den kurtulmak için bu göz yummak ister. Elizabet ise Surucuyi’nin yanmasına karşı çıkarak Tomson’a görevini hatırlatır.
Tomson, kendi menfaatleri için Surucuyi’nin ölmesinin gerektiğini düşünür. Ona olan aşkını dile getirmekten başka hiçbir şey yapmayan Surucuyi’den düşmanı olarak bahseder. Elizabet’e, birlikte Surucuyi’nin yakılmasını izlemeye gitmelerini önerir. Tomson’ın satiyi izlemek için bu merasime gelmesiyle işler daha da karışır. 
Surucuyi, Torromtor’la evliliklerinin bir formalite olduğunu, asıl kocasının Tomson olduğunu ve Tomson’la birlikte yakılmak istediğini söyler. Tomson buna karşı çıkar ancak halk bu isteği uygun bulur. Elizabet de bu konuda kocasını değil, halkı destekler. 
Hintli erkekler ve Tomson’ın hesaplaştıkları bu sahnede, Tomson’ın Surucuyi’ye uyguladığı şiddet ve cinsel sömürü bir anda unutulur. 
Tomson’ın eserdeki bütün olumsuz davranışlarına rağmen son sahnede Hintliler, Surucuyi’nin onunla evlenmesine karar verir. Böylece Elizabet, Tomson ve Surucuyi’nin üçlü evliliğinden oluşan alışılmadık bir sahne ile eser sonlanır.

İlgili Sayfalar

Abdülhak Hamit Tarhan
Eser Özetleri
Eser Özetleri Konu Testi 1 (Yeni)

Yararlanılan Kaynak

Sömürgeciliğe Karşı: Abdülhak Tiyatrosu, Sevim Kebeli

Abdülhak Hamit Tarhan (1852-1937)

Abdülhak Hamit 
  • Tanzimat edebiyatı ikinci dönem şair ve oyun yazarı, diplomat.
  • Büyükbabası Hekimbaşı Abdülhak Molla’ya ait Bebek’teki Pembe Yalı’da doğdu.
  • Ulema sınıfından tarihçi Hayrullah Efendi’nin oğludur.
  • Eğitimine Bebek’teki mahalle mektebinde başladı, devrin tanınmış hocalarından özel dersler aldı.
  • 1863’te ağabeyi Nasuhi Bey ile Paris’e gitti. Burada bir buçuk yıl kadar özel bir okula devam etti.
  • 1865’te Tahran’a elçi tayin edilen babasıyla İran’a gitti. Bir yıl sonra babasının ölümü üzerine İstanbul’a dönerek memuriyete başladı.
  • 1874’te Fatma Hanım ile evlendi.
  • 1876’da Paris büyükelçiliği ikinci kâtibi olarak Fransa’ya gönderildi.
  • Paris’te iken yayımladığı Nesteren (1878), adlı oyunu nedeniyle görevinden alındı.