Garip Akımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Garip Akımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Orhon Murat Arıburnu (1918-1989)

Orhon Murat Arıburnu
  • Şair, oyuncu, senarist, yönetmen.
  • 12 Aralık 1918'de İstanbul'da doğdu.
  • Asıl adı "Orhan" olsa da "Orhon" adını tercih etti.
  • 1938'de Haydarpaşa Lisesinden mezun oldu.
  • İstanbul Üniversitesinde başladığı yükseköğrenimini tamamlayamadı.
  • Öğretmenlik, muhabirlik, düzeltmenlik gibi farklı işler yaptı.
  • Bir süre de İstanbul Belediyesi Hukuk İşlerinde memur olarak çalıştı.
  • İlk şiir kitabı olan Kovan'ı 1940'ta yayımladı.
  • 1946'dan sonra oyuncu, rejisör ve senaryo yazarı olarak Türk sinemasında başarılı işlere imza attı.
  • 1947'de Türkiye'deki ilk Resimlendirilmiş Şiir Sergisi'ni açtı.
  • 1980'den sonra bir süre Almanya'da yaşadı.
  • 11 Nisan 1989'da İstanbul'da öldü.

Garip Akımı Çıkmış Sorular

İlk şiirlerinde duygusal, bireysel, romantik bir tutumu vardır. Anlatımı lirik, dili durudur. Daha sonraki şiirleri asıl şiirlerinin şaşırtıcı öncüleridir. O sırada etkilendiği gerçeküstücülerin şiirle edebi sanatlarla, şairanelikle, ölçü ve uyağın sağladığı mekanik ahenkle her türlü bağı koparmıştır. Her türlü sözcüğün şiire girebileceğini göstermiştir. Kimi şiirlerinde bir alay sezilir.
1. Bu parçada sözü edilen şair aşağıdakilerden hangisidir? (1995)
A) Ahmet Haşim
B) Yahya Kemal
C) Orhan Veli
D) Ahmet Hamdi Tanpınar
E) Cahit Sıtkı

Oktay Rifat Horozcu (1914-1988)

Oktay Rifat Horozcu
  • Şair, oyun ve roman yazarı.
  • 1914 yılında Trabzon’da doğdu.
  • Devlet adamı, şair, dil bilimci olan babası Sâmih Rifat, o sıralar Trabzon valisidir.
  • 1932'de Ankara Gazi Lisesinden mezun oldu.
  • Orhan Veli ve Melih Cevdet ile dostlukları bu okulda başlar.
  • Üç arkadaş ilk eserlerini okulda çıkan "Sesimiz" adlı bir dergide yayımlar.
  • 1936'da Ankara Hukuk Fakültesinden mezun oldu.
  • 1937'de Paris’te Siyasal Bilgiler Fakültesine devam etti. İkinci Dünya Savaşı başlayınca yurda döndü.
  • Ankara’da Basın Yayın Genel Müdürlüğünde çalıştı.
  • İstanbul ve Ankara’da avukatlık yaptı.
  • 1961 yılında başladığı DDY avukatlığından 1973'te emekli oldu.
  • 18 Nisan 1988’de İstanbul’da öldü.

Muzaffer Tayyip Uslu (1922-1946)

  • Şair. 
  • 1922'de İstanbul'da doğdu.
  • İlkokul ve ortaokulu İstanbul’da okudu. Polis olan babasının görevi nedeniyle bir süre Mersin’de bulundu. Babası, emekli olduktan sonra Zonguldak Kömür İşletmesinde iş bulunca Zonguldak'a taşındılar.
  • 18 yaşında zatürre olan şairin rahatsızlığı bir süre sonra vereme döndü. Tedavi imkanı bulamayan şair, hayatının son yıllarını öleceğini bilerek yaşadı.
  • Şiir yazmaya yakın arkadaşı Rüştü Onur gibi lise yıllarında başladı. Lisedeki edebiyat öğretmenleri Behçet Necatigil'in desteğiyle şiirlerini yayımlamaya başladılar. Kendisi gibi veremle mücadele eden Rüştü Onur 1942'de henüz 22 yaşında iken öldü. 
  • Uslu, 1943'te Zonguldak Çelikel Lisesinden mezun oldu. 
  • O yıllarda Zonguldak’ta askerlik yapan Oktay Rifat Horozcu ile tanıştı.
  • İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girse de hastalığı yüzünden devam edemedi. Zonguldak'ta memur olarak çalıştı.
  • 3 Temmuz 1946 tarihinde henüz 24 yaşında iken veremden öldü.
  • Yönetmenliğini Yılmaz Erdoğan'ın yaptığı 2013 tarihli "Kelebeğin Rüyası" adlı film, Muzaffer Tayyip Uslu ile Rüştü Onur'un hayatını konu almaktadır. 
Edebi Yaşamı
  • 1930'ların sonunda etkili olmaya başlayan Garip Akımı'nın etkisinde kaldı. 
  • "Geceye Serenat" adlı şiiri 1941’de Varlık dergisinde yayımlandı.
  • Tek şiir kitabı olan "Şimdilik" 1945’te basıldı.
  • Dergilerde kalmış şiirleri, düz yazıları ve hakkında yazılanlar Necati Cumalı tarafından "Muzaffer Tayyip" adıyla kitaplaştırıldı. (1956).
"Şiirlerimin kusurlarını bilmiyor değilim. Uğraşabilsem çoğunu daha güzel söyleyebilirim. Ama bu ölüm korkusu yakamı bırakmıyor ki... Her başladığım işi hemen bitirmek istiyorum." (Muzaffer Tayyip Uslu)
Şiirlerinden Örnekler
Öldükten Sonra
Diyecekler ki arkamdan
Ben öldükten sonra
O, yalnız şiir yazardı
Ve yağmurlu gecelerde
Elleri cebinde gezerdi
Yazık diyecek
Hâtıra defterimi okuyan
İmanı gevremiş parasızlıktan
Kan
Önce öksürüverdim
Öksürüverdim hafiften
Derken ağzımdan kan geldi
Bir ikindiüstü durup dururken
Meseleyi o saat anladım
Anladım ama iş işten geçmiş ola
Şöyle bir etrafıma baktım
Baktım ki yaşamak güzeldi hâlâ
Mesela gökyüzü
Maviydi alabildiğine
İnsanlar dalıp gitmişti
Kendi âlemine
Rüştü'den Gelen Mektup
Oktay Rifat'a
Önce bütün şairlere selam
Sonra şunu söylemek isterim
Ölüm hiç de güzel değil
Ne sabah var ne akşam
Sokakların ellerinden öperim
Bana yaşamasını öğretmişlerdi
Dost olsun, düşman olsun
İnsanlara iyi günler dilerim
Söyle sarı saçlı daktiloya
Ben yokum artık
Vefasız dostlara hatırlat
Kimseye kalmaz o dünya
Nasıl unuturum güzeldi yaşamak
Fakat hakkı varmış Oktay'ın
"Hatıralarda dal istiyor
Kuşlar gibi konacak"
Gramer Dersi
"Sevmek" bir kelimedir.
"Sarı saçlı" dersem bir kız için
Sıfat söylemiş olurum.
"Ben sarı saçlı bir kız sevdim"
Bir cümledir.
Sevda dolu bir cümle
Nokta koymalı, durmalı zira
Zira "açlık" da bir kelime
Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi
Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime
"Öleceğim, ölüyorum, öldüm"
Diyeceğim bir gün
İlgili Sayfa
Yararlanan Kaynaklar
  • Şiirimizin Cumhuriyeti-Yeniler Antoloji, Cilt 2, Hüseyin Karakan
  • Orhan Veli'nin İzinde Bir "Garip" : Muzaffer Tayyip Uslu, Seda Özbek
  • İki "Garip" Şair: Muzaffer Tayyip Uslu ve Rüştü Onur, Sibel Yılmaz

Melih Cevdet Anday (1915-2002)

Melih Cevdet Anday
  • Şair; oyun, roman ve deneme yazarı.
  • Babasının yedek subaylığı sırasında Çanakkale'nin bir köyünde doğdu.
  • 1936'da Ankara Gazi Lisesinden mezun oldu.
  • Önce Ankara Hukuk Fakültesi, daha sonra DTCF'ye girdi ancak öğrenimine devam etmedi.
  • Şiire lise yıllarında başladı. 
  • İlk şiiri "Ukde" 1936'da Varlık dergisinde yayımlandı.
  • 1941'de Orhan Veli ve Oktay Rifat ile "Garip" adıyla ortak bir şiir kitabı çıkardı. 
  • 1942- 51 arasında, Milli Eğitim Bakanlığı Yayın Müdürlüğünde yayın danışmanı, Ankara Kitaplığında da memur olarak çalıştı.
  • 1951'de İstanbul'a döndü. Çeşitli gazetelerde Yaşar Tellidere takma adıyla fıkra ve denemeler yazdı. 
  • İstanbul Belediye Konservatuvarı Tiyatro bölümünde öğretmenlik yaptı. 1977'de buradan emekli oldu.  
  • 28 Kasım 2002'de İstanbul'da öldü. 
Şiir Anlayışı
  • Garip Akımı'nın üç öncü şairinden biridir.
  • Birçok türde eser verse de daha çok şiirleri ile tanındı.
  • 1941'de Orhan Veli ve Oktay Rifat ile "Garip" adıyla çıkardıkları kitabın ön sözündeki düşünceler Cumhuriyet sonrası Türk şiiri için birçok açıdan dönüm noktası olacaktır.
  • Garip Akımı, "geleneksel şiiri" hem biçim hem içerik olarak reddeden bir anlayıştır. Bu anlayışta şiirde ölçü, uyak, imge, söz sanatları gereksiz görülmüş; sıradan insanların hayatı günlük konuşma dili ile ifade edilmiştir.
Garip Sonrası...
  • Melih Cevdet, "Garip Akımı" içinde yer alsa da "geleneksel şiiri" tüm kurallarıyla reddetmemiştir. 
  • Garip’ten kopuşun ilk izleri "Tohum" adlı şiirinde görülür. 
  • Özellikle ikinci kitabı "Rahatı Kaçan Ağaç'tan (1946) başlayarak ses ögesini önemser. 
  • Toplumsal konu ve sorunları işlediği şiirlerden oluşan "Telgrafhane" (1952) ile "toplumcu şiire" yaklaşır.
  • Şiirindeki asıl ve kalıcı değişim "Kolları Bağlı Odysseus" (1962) kitabıyla olacaktır. Bu kitabıyla imgelerle yüklü, çağrışımlara açık, kapalı bir şiire yönelir. 
  • Onun şiiri duygudan çok aklın egemenliğindedir. 
  • Şiirlerinde beslendiği kaynakların en önemlisi mitolojidir.
Tiyatro Anlayışı
  • Oyunları bireyin iç dünyasına yöneliktir.
  • Oyunlarındaki dramatik durumlar kişilerin iç dünyalarının dışavurumunu sağlar.
  • Yazar, içinde bulunduğu çağı ve insanları anlama çabasındadır.
  • Toplumsal sorunların bireye yansımasını da ele almıştır.
  • Oyunlarında aksiyon diyaloglarla sağlanır.
Eserleri
  • Şiir: Garip (Ortak), Rahatı Kaçan Ağaç, Telgrafhane, Yan Yana, Kolları Bağlı Odysseus, Göçebe Denizin Üstünde, Teknenin Ölümü, Sözcükler (Toplu Şiirler), Ölümsüzlük Ardında Gılgamış, Tanıdık Dünya, Güneşte, Yağmurun Altında
  • Oyunları: İçerdekiler, Mikado'nun Çöpleri, Yarın Başka Koruda, Dikkat Köpek Var, Ölüler Konuşmak İsterler, Müfettişler, Ölümsüzler, Yılanlar, Babalar ve Oğullar (uyarlama)
  • Deneme: Doğu- Batı, Konuşarak
  • Roman: Aylaklar, Gizli Emir, İsa'nın Güncesi, Raziye, Yağmurlu Sokak, Meryem Gibi, Birbirimizi Anlamalıyız
  • Anı: Akan Zaman Duran Zaman
  • Günlük: Bir Defterden
  • Gezi: Anadolu'da ve Sosyalist Ülkelerde
Şiirlerinden Örnekler
Not: Aşağıdaki şiirler, şairin şiir anlayışındaki değişimlere uygun olarak sıralanmıştır.
Yalan  
Ben güzel günlerin şairiyim
Saadetten alıyorum ilhamımı
Kızlara çeyizlerden bahsediyorum
Mahpuslara affı umumiden
Çocuklara müjdeler veriyorum
Babası cephede kalan çocuklara
Fakat güç oluyor bu işler
Güç oluyor yalan söylemek
Rahatı Kaçan Ağaç
Tanıdığım bir ağaç var
Etlik bağlarına yakın
Saadetin adını bile duymamış
Tanrının işine bakın
 
Geceyi, gündüzü biliyor
Dört mevsimi, rüzgarı, karı
Ay ışığına bayılıyor
Ama kötülemiyor karanlığı
 
Ona bir kitap vereceğim
Rahatını kaçırmak için
Bir öğrenegörsün aşkı
Ağacı o vakit seyredin.
Telgrafhane
Uyuyamayacaksın
Memleketinin hali
Seni seslerle uyandıracak
Oturup yazacaksın
Çünkü sen artık o sen değilsin
Sen şimdi ıssız bir telgrafhane gibisin
Durmadan sesler alacak
Sesler vereceksin
Uyuyamayacaksın
Düzelmeden memleketin hali
Düzelmeden dünyanın hali
Gözüne uyku giremez ki
Uyumayacaksın
Bir sis çanı gibi gecenin içinde
Ta gün ışıyıncaya kadar
Vakur metin sade
Çalacaksın.
İkaros'un Ölümü  
Doğum çoğuldur, ölüm tekil
Mumdandı aç tutkumun kanatları
Uçuyordum sevinç içinde.
 
Herkes işinde gücündeydi
Yok olmuş damlar ki unuttum.
 
Ve güneşin basamağından döndüm geri
Üfür üfürü uçardı yalnızlık
Zamansızlığın kanadı yalnızlık.
 
Hiç yıldız doğmadı ben gökte iken
Ne düşlediğimi unuttum.
 
Çift sürüyordu bir köylü iki büklüm
Kalkmak üzereydi ak bir gemi limandan
Denize düşeni kimse görmedi.
 
Herkes işinde gücündeydi
Ve acı çekmeyi unuttum.
 
Belleğimde hala gökyüzü dünya
Yüreğin yaban arısı yalnızlık
Yaşantısız daldı yalnızlık.
 
Tükenmiş tutkumun neşeli ağırlığı
Göksel erincimi unuttum.
 
Ölmeden bütün sabahlarımı unuttum
Denize düşeni kimse görmedi
Gökten indiğimi kimse görmedi.
 
Ak bir gemi kalkıyordu limandan
Görmediklerini unuttum.
 
Bölünmemişti tarihsiz gün
Varlığın kanatsız adı yalnızlık
Sudan dışarda kalmış ayaktı yalnızlık.
 
Soy ağacına tırmanmıştım putsuz tanrının
Ölümün dilini unuttum.
 
Düşüncem yavaş yavaş giriyordu var olana
Tam bir uygunluk yoktu aramızda
Saydam yağmur gibiydi canlandıran ölüm.
 
Herkes işinde gücündeydi
Olanı biteni unuttum.
 
Yaşadığıma inanılmaz benim
Masal kahramanı gibiyim
Kimse görmeden yittim gittim.
İlgili Sayfalar
Yararlanılan Kaynaklar
  • Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi, Memet Fuat
  • Edebiyatımızdan On İnsan On Bin Yaşam, Melih Cevdet Anday, Zeynep Oral
  • Tanzimat'tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi - Cilt 1

Orhan Veli Kanık (1914 - 1950)

Orhan Veli Kanık
  • Şair, yazar ve çevirmen.
  • 13 Nisan 1914'te İstanbul'da doğdu.
  • Cumhurbaşkanlığı Armoni Mızıkası şeflerinden Veli Kanık'ın oğludur. İstanbul'da başladığı öğrenimini babasının atandığı Ankara'da sürdürdü. 
  • 1932'de mezun olduğu Ankara Gazi Lisesinde Oktay Rifat ve Melih Cevdet'le tanıştı.
  • İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümündeki öğrenimini yarıda bıraktı (1935).
  • PTT Genel Müdürülüğü ile Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosunda çalıştı.
  • 14 Kasım 1950'de henüz 36 yaşında iken öldü.
Edebi Anlayışı
  • Garip Akımı'nın (1.Yeni Hareketi) öncü şairidir.
  • Şiirlerinin yanı sıra hikâye, deneme, makale ve çeviri alanında da eser vermiştir.
  • Garip öncesindeki şiirleri ölçülü ve kafiyelidir. Garip Akımı'nı müjdeleyen şiirleri 1937'den itibaren Varlık dergisinde yayımlanır.
  • Oktay Rifat Horozcu ve Melih Cevdet Anday ile 1941 yılında Garip adıyla ortak bir kitap yayımlar. Kitabın ön sözündeki düşünceler Cumhuriyet sonrası Türk şiiri için birçok açıdan dönüm noktası olur.
  • Garip Akımı, "geleneksel şiiri" hem biçim hem içerik olarak reddeden bir anlayıştır. Bu anlayışta şiirde ölçü, uyak, imge, söz sanatları gereksiz görülmüş; sıradan insanların hayatı günlük konuşma dili ile ifade edilmiştir.
  • Çocukluğa özlem, doğa, aşk, deniz, İstanbul sevgisi, kaldırımlar, balıklar onun şiirlerinde ele aldığı konulardır.
  • Şiirlerinde derin bir ironi, espri ve nükteye yer vermiştir.
  • Bir dönem “Mehmet Ali Sel” takma adını kullanmıştır.
  • Geleneğe karşı sert tutumunu zamanla yumuşatır. Ölümüne kadar yazdığı kimi şiirler Garip anlayışına uygunken kimi de bu anlayıştan uzaktır.
  • 1948’de La Fontaine'den 51 fabl tercüme etti.
  • 1949’da Nasreddin Hoca'nın 72 fıkrasını şiir biçimine getirdi.
  • 1 Ocak 1949’da yayımlamaya başladığı "Yaprak” dergisi 15 Haziran 1950’ye kadar 28 sayı çıkmıştır.
Şiir Kitapları
  • Orhan Veli, arkadaşlarıyla ortak yayımladıkları Garip'ten sonra dört kitap daha yayımlar:
  • Vazgeçemediğim (1945): On bir şiirden oluşan bu kitap ile yer yer uyak kullanmaya başlar. Özellikle İstanbul Türküsü isimli şiir bir dönüm noktası olur. Şiir, tamamen duygu yüklü ve şairane özellikler taşır.
  • Destan Gibi (1946): "Yol Türküleri" adını taşıyan tek ve uzun bir şiirden oluşan kitabı. Halk şiirinin çağdaş bir yorumu denebilecek bu uzun şiir Garip'in ön sözündeki  anlayıştan uzaktır.
  • Yenisi (1947): On altı şiirden oluşan kitaptaki Cımbızlı Şiir, Kumrulu Şiir, Pırpırlı Şiir ya da Zilli Şiir gibi Garip çizgisindeki şiirler de bile yer yer geleneksel şiir anlayışına yaklaştığını görülür. 
  • Karşı (1949):  Hayatta iken yayımlanan son şiir kitabıdır. "Hürriyete Doğru", "Bedava" ve "İstanbul'u Dinliyorum" gibi çok bilinen ve sevilen şiirler bu kitapta yer almaktadır.
Şiirlerinden Örnekler
Montör Sabri
montör sabri ile 
daima geceleyin 
ve daima sokakta 
ve daima sarhoş konuşuyoruz. 
o her seferinde, 
"eve geç kaldım" diyor. 
ve her seferinde 
kolunda iki okka ekmek.
Meyhane
Mademki sevmiyorum artık, 
O halde, her akşam 
Onu düşünerek içtiğim 
Meyhanenin önünden 
Ne diye geçeyim? 
Quantitatif

Güzel kadınları severim,
İşçi kadınları severim,
Güzel işçi kadınları
Daha çok severim
Ben Orhan Veli
Ben Orhan Veli,
"Yazık oldu Süleyman Efendiye"
Mısra-ı meşhurunun mübdii…
Duydum ki merak ediyormuşsunuz
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela adamım, yani
Sirk hayvanı falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Evde otururum,
Masa başında çalışırım.
Bir anne ile babadan dünyaya geldim
Bir işte çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar mütevazıyım,
Ne de Bay Celâl Bayar'ın
Ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Bayılırım.
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Yayan dolaşırım,
Mütenekkiren seyahat ederim.
Oktay Rıfat'la Melih Cevdet'tir
En yakın arkadaşlarım.
Bir de sevgilim vardır, pek muteber;
İsmini söyleyemem
Edebiyat tarihçisi bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Meşgul olmadığım “ehemmiyetsiz”
Sadece üdeba arasındadır.
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır…
Amma ne lüzum var
Hepsini sıralamaya
Onlar da bunlara benzer.
Bedava 
Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinemaların kapısı,
Camekânlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava.
  
Kitabe-i Seng-i Mezar 
I 
Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar;
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allah'ın adını,
Günahkar da sayılmazdı.
Yazık oldu Süleyman Efendi'ye

II 
Mesele falan değildi öyle,
To be or not to be kendisi için;
Bir akşam uyudu;
Uyanmayıverdi.
Aldılar, götürdüler.
Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
Duysalar öldüğünü alacaklılar
Haklarını helal ederler elbet.
Alacağına gelince...
Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.

III

Tüfeğini depoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matarasında dudaklarının izi;
Öyle bir rüzgar ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigâr.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yazısıyla:
"Ölüm Allah'ın emri,
Ayrılık olmasaydı."
 
İstanbul Türküsü 
İstanbul'da, Boğaziçi'nde,
Bir fakir Orhan Veli'yim;
Veli'nin oğluyum,
Târifsiz kederler içinde.
Urumelihisarı'na oturmuşum;
Oturmuş da bir türkü tutturmuştum:
"İstanbul'un mermer taşları;
Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları;
Gözlerimden boşanır hicran yaşları;
Edalı'm,
Senin yüzünden bu hâlim."
"İstanbul'un orta yeri sinema;
Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama;
El konuşur, sevişirmiş; bana ne?
Sevdalı'm,
Boynuna vebalim!"
İstanbul'da, Boğaziçi'ndeyim;
Bir fakir Orhan Veli;
Veli'nin oğlu;
Tarifsiz kederler içindeyim.
Örnek Soru
"Altındağ", "Galata Köprüsü", "Pireli Şiir", "Delikli Şiir" ve "İstanbul Türküsü" gibi şiirlerinde egemen olan yaklaşım, toplumsal duyarlıktır. Şair, bu şiirlerinde halk şiirimizin imkanlarından da yararlanmıştır. Ayrıca bu şiirlerin bazılarında ince eleştiri ve taşlama ögeleri de dikkat çekmektedir.
Bu parçada kendisinden söz edilen şair aşağıdakilerden hangisidir? (2017)
A)Orhan Veli Kanık
B)Bedri Rahmi Eyuboğlu
C)Ziya Osman Saba
D)Cahit Sıtkı Tarancı
E)Oktay Rifat Horozcu
Yararlanılan Kaynaklar
  • Orhan Veli ve Geleneksel Türk Şiiri, Rıza Bağcı
  • Orhan Veli Şiirlerinde Çocuksu Söylem
  • Orhan Veli'nin "Eskiler Alıyorum" Şiirine Eleştirel Bir Yaklaşım - Ahmet Aydın

Garip Akımı

  • Cumhuriyet Dönemi şiir hareketi.
  • Birinci Yeni Hareketi olarak da bilinir.
  • Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat Horozcu ve Melih Cevdet Anday 1941 yılında Garip adıyla ortak bir kitap yayımlar. 
  • Kitapta, Orhan Veli'nin kaleme aldığı ön sözdeki düşünceler Cumhuriyet sonrası Türk şiiri için birçok açıdan dönüm noktası olur.
Özellikleri
  • Şiirdeki biçimsel özelliklere (ölçü, uyak) karşı çıkılmıştır. 
  • Şiirler, şairanelikten uzak bir günlük konuşma dili ile yazılmıştır.
  • Söz sanatları ve imge gereksiz görülür.
  • Sıradan insanların sıradan hayatları şiire konu olur.
  • Gülmece ve ince yergi öne çıkar.
  • Yaşama sevinci, doğa, çocukluğa dönüş, ölüm, insan sevgisi, İstanbul ve aşk en çok işlenen temalardır. 
  • Siyaset dışı kalınmıştır.
  • Orhan Veli, yazdığı ön sözde sürrealistlerden etkilendiklerini ve onları takdir ettiklerini söylese de hiçbir edebi akıma bağlı olmadıklarının altını çizmiştir.
Ön Söz'den Öne Çıkanlar
  • Şiir, bir söz söyleme sanatıdır; vezin ve kafiyeye ihtiyacı yoktur.
  • Teşbih, istiare, mübalağa gibi edebî sanatlara ihtiyaç yoktur. Edebî sanatlar, eşyayı olduğundan başka türlü göstermek gayretinden doğmuştur.
  • Şiirde musikiye ve resme yer verme, onlardan faydalanma yanlıştır.
  • Şiir, bütün kural ve sınırlamalardan kurtarılmalıdır. Şair; hiçbir süs ve zeka hokkabazlığına başvurmadan açık, yalın ve basit bir biçimde bilinçaltını boşaltabilmelidir.
  • Eskiye ait olan her şeye özelikle de şairaneliğine karşı çıkılmalıdır.
  • Şiir bugüne kadar sadece belli bir zümrenin zevkine hitap etmiştir. Yeni şiir, yaşamak için sürekli mücadele etmek zorunda olan insanların hakkıdır ve onların zevkine hitap etmelidir.
Örnekli Açıklamalar
  • Garip hareketi, şiirde eskiye ait her şeye karşıdır. 
  • Orhan Veli'nin aşağıdaki "Eskiler Alıyorum" şiiri bu açıdan okunabilir. Şiirdeki son mısra Ahmet Haşim'in “Bir Günün Sonunda Arzu” şiirindeki "Göllerde bu dem bir kamış olsam” mısrasına da bir göndermedir:
Eskiler alıyorum
Alıp yıldız yapıyorum
Musikî ruhun gıdasıdır
Musikîye bayılıyorum
Şiir yazıyorum
Şiir yazıp eskiler alıyorum
Eskiler verip musikîler alıyorum
Bir de rakı şişesinde balık olsam
  • Günlük konuşma dili ile yazılan şiirlerde söz sanatları, imge, ölçü ve uyak gereksiz görülür:
Bakakalırım giden geminin ardından;
Atamam kendimi denize, dünya güzel;
Serde erkeklik var, ağlayamam  (Orhan Veli Kanık)
  • Sıradan insanların sıradan hayatları şiire konu olur:
Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar;
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allah'ın adını,
Günahkâr da sayılmazdı.
Yazık oldu Süleyman Efendi’ye 

.... (Orhan Veli Kanık)
  • Gülmece ve ince yergi öne çıkar:
Kuyruklu Şiir
Uyuşamayız yollarımız ayrı
Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi
Senin yiyeceğin kalaylı kapta
Benimki aslan ağzında
Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik
Ama seninki de kolay değil, kardeşim
Kolay değil hani
Böyle kuyruk sallamak Tanrının günü. (Orhan Veli Kanık)
Tecelli
Nedir bu benim çilem
Hesap bilmem
Muhasebede memurum
En sevdiğim yemek imambayıldı
Dokunur
Bir kız tanırım çilli
Ben onu severim
O beni sevmez  (
Oktay Rifat Horozcu)
Kendileri hakkında söyledikleri:
Melih Cevdet şiir yazma işini başta nasıl şakaya aldıklarını ve eğlendiklerini “Biz üç arkadaş şiir yazarken nasıl şaka ediyorduk, bilemezsiniz… Dünyayı şakaya alıyorduk. Gerçekten devrimci bir şiir olduğunu sonradan anladım. Çünkü bu şiir alaydan çıkmıştı. Alay etmezseniz hiçbir şey çıkaramazsınız. Biz düpedüz alay ettik.” sözleriyle dile getirmektedir. 
Kamuoyunda daha çok olumsuz eleştirilerle karşılanan bu ilk dönem şiirleri için Orhan Veli ise şu açıklamayı yapar: 
“Yirmi yaşımızı dolduralı bir iki seneden fazla olmamıştı; beylik kalıplar, beylik oyunlar, beylik dünyalar içinde bunalmış kalmış olan şiire yeni imkanlar arayalım dedik. Şiire yeni dünyalar, yeni insanlar sokarak, yeni söyleyişler bularak şiirin sınırlarını biraz daha genişletmek istedik. İlk işimiz, bilinen sanatları bir tarafa bırakıp şiiri bu sanatlar dışında şiir yapan özellikleri aramak oldu."

👉 Garip Akımı Çıkmış Sorular

İlgili Sayfalar
  • Orhan Veli ve Geleneksel Türk Şiiri, Rıza Bağcı 
  • Orhan Veli'nin "Eskiler Alıyorum" Şiirine Eleştirel Bir Yaklaşım, Ahmet Aydın