14 Mart 2019 Perşembe

Milli Edebiyat Roman Özetleri

Not: Eserler alfabetik olarak sıralanmıştır.

Acımak 
Zehra öğretmen; görevine bağlı, başarılı ancak sert ve hata kabul etmeyen bir kişiliğe sahiptir. Babasını çocukluğunda yaşadığı tüm sıkıntıların sorumlusu olarak görmektedir.  Ölmek üzere olan babasını istemeyerek de olsa görmeye giden Zehra, İstanbul'a vardığında babasının öldüğünü öğrenir. Zehra, babasına ait eşyaların arasında babasının günlüğünü bulur. Roman, bu noktadan sonra günlükten devam eder. Günlüğü baştan sona okuyan Zehra, babasını ne kadar yanlış tanıdığını anlar. Zehra öğretmenin hata kabul etmeyen, acıma duygusundan yoksun karakteri babası Mürşit Efendi’den kalan “günlük” sayesinde değişime uğrayacaktır. 

Akşam Güneşi
Yazan: Reşat Nuri Güntekin
Kurmay Subay Nazmi Bey; Paris, Şam, Kudüs, Akkâ, Manastır ve tekrar Paris’te kaldıktan sonra İstanbul'a dönmüştür. Amcasının Çamlıca'daki köşkünde bir süre dinlenir. Paris'e bu defa da askerî ataşe olarak gidecektir. Ancak Edirne'de bir köprünün uçurulması yüzünden yolundan kalır. Komitecilerin başkanı bir yarbayla tanışarak komiteci olur. Makedonya'da çete savaşlarına katılır, yaralanır ve Üsküp'te hastanede yatar. İstanbul'a dönüşünde gene Çamlıca'daki köşktedir. Kalbinden hasta oluşu, askerlikten ayrılmasına neden olur, amcasının küçük kızı Şükran'la evlenerek adadaki çiftliğine çekilir. Amcasının büyük kızı Naciye, bir konsolosla evlidir. Naciye'nin kızı Jülide, babasının ölümü üzerine adaya, teyzesiyle eniştesi Nazmi Bey’in yanına gelir. Jülide hassas, hırçın, hayat dolu, genç bir kızdır. Önce birbirlerini yadırgarsalar da Nazmi Bey ile Jülide arasında, zamanla bir dostluk, sonra da gizli bir aşk başlar. Bu aşkın kendisi için kısa sürecek bir "akşam güneşi"  olduğunu sezen Nazmi Bey, Jülide'yi kurtarmak için, onu adanın zenginlerinden birinin oğlu olan mühendis İhsan’la evlendirir. Jülide, bir iş teklifi alan kocasıyla yakında Bakü’ye gidecektir; eniştesine olan aşkını kısa zamanda unutmuştur. Ama Nazmi Bey, bu kaybın, bu ayrılığın acısına katlanamaz, çok geçmeden bir kalp krizi sonucu ölür.


Ankara 
Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Ankara isimli romanı diğer eserlerine göre daha didaktik bir niteliktedir ve söz konusu roman idealist bir düşünce evrenini yansıtmaktadır. 1934 yılında yayımlanan roman, Selma Hanım ve çevresi ekseninde ilerler. Eser, yaklaşık yirmi beş yıllık bir süreçte, Ankara'nın önce Millî Mücadele'nin merkezi olması, ardından Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti oluşu ve Cumhuriyet Dönemi aşamalarını konu edinmektedir. 
Roman; Millî Mücadele döneminin ruhunu, Kemalist ideolojiyi ve bunları gerçekleştiren Mustafa Kemal Atatürk’ün kişiliğini idealize edecek tarzda kaleme alınmıştır. Romanda, gelecekteki Türkiye için gerçekler ve hayaller, yaşananlar ve yaşanacaklar; kimi zaman gerçekçi, kimi zaman romantik, kimi zaman da ütopik bir bakış açısıyla anlatılmaktadır.
Üç ayrı bölümden oluşan eserin ilk bölümünde Milli Mücadele yıllarındaki Ankara'yı buluruz. İstanbul’dan gelmiş Selma Hanım, kocası Nazif Bey’in etkisiyle bir zamanlar yadırgadığı Milli Mücadeleye inanmaya başlar, ancak bu sefer de kocası Sakarya Savaşı'ndan korkarak kaçmanın yollarını aramaktadır. Selma, Binbaşı Hakkı Bey’le mücadeleye devam eder ve yaralılara hemşirelik yapar. 
İkinci bölümde hürriyet yıllarının Ankara'sı anlatılır. Binbaşı Hakkı Bey’le Selma evlenmiştir. Üçüncü bölümde hürriyet ruhu ile aydın gençler yetişmiştir. Bunlardan biri de Neşet Sabit’tir. Selma üçüncü evliliği bu gençle yapar ve mutluluğa kavuşur.

Ateşten Gömlek
Edebiyatımızda Kurtuluş Savaşı üzerine yazılan romanların ilkidir. İzmir’in işgali sırasında kocası ve çocuğu düşman tarafından öldürülen Ayşe, İstanbul'a akrabası Peyami’nin yanına gelir. İkisinin yanına Binbaşı İhsan da katılır ve Anadolu’ya geçerler, amaçları Kuvayımilliye'ye hizmet etmektir. Bu arada hem Peyami hem de Binbaşı İhsan Ayşe’ye aşık olur. Bu aşk her ikisi için de ateşten bir gömleğe dönüşür. Romanın geniş özeti için tıklayınız.

Bir Kadın Düşmanı
Yazan: Reşat Nuri Güntekin
Roman, adını başkişisi Ziya'nın kadınlara bakışından almaktadır. Çirkinliği nedeniyle kadınlardan uzak duran Ziya'ya arkadaşları Homongolos adını vermişlerdir. Bir paşa kızı olan Sara ise bulunduğu her yerde güzelliğiyle dikkat çekmektedir. Sara düğün için gittiği Marmara sahillerindeki bir köyde bütün erkekleri kendine bağladığı halde Ziya'nın ilgisizliğine katlanamaz. Sara, çeşitli yollardan onu da tuzağına düşürmeyi başarır. Sonunda Ziya'nın korktuğu başına gelir. Fiziki görünümünden dolayı aşktan uzak durmayı başardığı halde Sara'ya inanmıştır. Fakat çok geçmeden onun gerçek niyetini sezan Ziya, yapılan motosiklet yarışında kaza görünümü vererek intihar eder.

Bugünün Saraylısı
Yazan: Refik Halit Karay
Romanda, küçük bir şehirden gelen Ayşen’in İstanbul'a gelişi ile geçirdiği dönüşüm ele alınır. Birinci bölümde İkinci Dünya Savaşı yıllarında Gedikpaşa'da maddi zorluklar içinde yaşayan Ata Efendi’nin ailesi ve geçmişi tanıtılır. Ata Efendi; sonradan zengin olmuş, uzak akrabası Yaşar'dan bir mektup alır. Mektupta Yaşar'ın, bir süre için kızı Ayşen’i Ata Efendi'nin yanına gönderdiği yazmaktadır. Küçük bir çocuk bekleyen Ata Efendi, çok güzel bir genç kız ile karşılaşır. Ata Efendi'nin ailesi evde bir genç kız bulunmasına sıcak bakmazken Ayşen'in babası tarafından gönderilen para ile Ayşen el üstünde tutulmaya başlanır. Ayşen'in gelmesiyle evdekiler lüks bir yaşam sürmeye başlar. Romanın geniş özeti için tıklayınız.


Çalıkuşu 
Nişanlısı tarafından aldatıldığını düşünen İstanbullu Feride'nin gönüllü olarak Anadolu'ya öğretmen olarak gitmesi ile oralarda yaşadıklarını anlatan roman Türk edebiyatının en çok okunan romanlarından biridir. Aşk acısıyla Anadolu'ya çıkan bir kadının idealist bir öğretmene dönüşümünü anlatan roman; kadının toplumdaki yeri, eğitim anlayışımız ve bürokrasi konularını bir aşk macerası içinde ele alır. Geniş özet için tıklayınız.

Damga
Yazan: Reşat Nuri Güntekin
Bir paşanın oğlu olan İffet, II. Meşrutiyet’in ilanı sonucunda tüm servetini kaybeden babası ile sürgüne gider. Babasının ölümünden sonra İstanbul'a dönen İffet, hukuk mektebine girer ve yaşamını kazanmak amacıyla Kerim Bey’in çocuklarına özel ders vermeye başlar. Kerim Bey’in karısı Vedia ile kurduğu gönül ilişkisi, kadını kurtarmak amacıyla kendini feda etmesiyle sonuçlanacaktır. Vedia ile İffet’in buluştukları bir gece, bekçi yalıya hırsız girdiğini düşünür. İffet, sevdiği kadını kurtarabilmek için Vedia'yı odasına göndererek kendine hırsız süsü verir. İffet, altı ay hapis yatar; cezaevinden çıktıktan sonra da hırsız damgası yediği için zor günler geçirir. İstanbul’da tutunamayan İffet, arkadaşının yardımıyla vagon ticareti işine girer. Zamanla durumu düzelen İffet, bir gün Vedia ile karşılaşır. Vedia, kocasından ayrılmış olmasına rağmen İffet’in yaptığı evlenme teklifini hırsız damgası yemiş biriyle evlenemeyeceğini söyleyerek reddeder. İffet, bu cevapla hayatını bir vehme kurban ettiğini anlar.

Değirmen 
Romanda, gerçekte hiç var olmamış bir deprem olayının büyüyerek Osmanlı Devleti'nin ve hatta dünyanın gündemine girmesi hikâye edilir. 1914 yılında Anadolu'da yoksul bir kasaba olan Sarıpınar'da gelişen olaylarda çıkarcı ve entrikacı yöneticiler ile halkın sırtından geçinen tipler işlenir. Acı bir mizaha dayanan yapıt, Turgut Özakman tarafından Sarıpınar 1914 adıyla oyunlaştırılmıştır.

Dudaktan Kalbe
Yazan: Reşat Nuri Güntekin
Hüseyin Kenan, babasının yaptıkları yüzünden dayısı Saip Paşa’nın hakaretlerine maruz kalarak büyür. Daha küçük yaşta hayata küsen Kenan teselliyi müzikte bulur. Üniversiteden mezun olduktan sonra okul arkadaşından aldığı bir mektup ile Avrupa’ya gider. Avrupa’dan çocukluğu ve gençliği süresince hor görüldüğü Bozyaka’daki konağa kendini beğenmiş, züppe ve ünlü bir bestekâr olarak döner. Kenan, burada Kınalı Yapıncak olarak bilinen Lamia'nın kendisine karşı olan zaafından yararlanarak onunla birlikte olur. Hamile kalan Lamia Kütahya’ya akrabalarının yanına gönderilirken Kenan, başkasıyla evlenir. Romanın üçüncü bölümü Hüseyin Kenan'ın güncesi olarak kurgulanmıştır. Aşkın dudaklarda değil de kalpte yaşanması gerektiğini sonradan anlayan Hüseyin Kenan, bir bunalımın içine düşer. Kenan, aslında sadece Lamia'yı sevmiş olduğunu anlasa da Lamia onu reddedip başkasıyla evlenir. Bir zaman sonra İzmir gazeteleri meşhur musikişinas Hüseyin Kenan'ın intihar ettiğini yazacaktır. ➤ Romanın geniş özeti için tıklayınız.

Efruz Bey
Yazan: Ömer Seyfettin
Asıl adı Ahmet olan Efruz Bey, her kalıba girmeyi ustalıkla başaran bir tiptir. O, karakteri gereği zamanın ruhuna göre şekil alan sahte bir kahramandır. Romanın, "Hürriyete Layık Bir Kahraman" adını taşıyan bölümünde hürriyetle ilgisi olmasa da hürriyet kahramanı olma coşkusuyla "Yaşasın hürriyet" diye bağırır. "Asiller Kulübü" adını taşıyan bölümde ise Efruz Bey asil olmayı hedefler. Sahte hürriyet kahramanlığından canı yanan Efruz Bey, şimdi ne meşrutiyet ne de istibdat taraftarıdır. "Ben kibarım, ben asilim, böyle şeylerle uğraşmak bana yakışmaz!" der. Efruz Bey, bu tür sözler söylemekle yetinmeyip bir Asiller Kulübü kurmaya da kalkacaktır. Birçok bağımsız bölümden meydana gelen eserdeki tüm bölümlerin ortak kahramanıdır, Efruz Bey. Daha çok "roman" olarak kabul edilen eserde millî kimliğin ve bilgi birikiminin önemi öne çıkarılmaktadır.


Gökyüzü
Yazan: Reşat Nuri Güntekin
Romanın başkişisi inanç buhranı içinde kıvranan altmış yaşlarında biridir. Hayatta ne yapmak istediğini bilmediği için hiçbir konuda başarılı olamamıştır. Evlat edindiği halasının torunu Sevim'in yakalandığı rahatsızlıktan tütsü ile iyileşmesi ikisini de değiştirecektir. Romanda Cumhuriyet döneminde manevî duygularını kaybetmiş aydınların inanç sarsıntısı ile işi hurafeye kadar götürmelerini anlatılmaktadır.

Gönül Hanım
Yazan: Ahmet Hikmet Müftüoğlu
Gönül Hanım adlı romanı ise Macar, Tatar ve bir Türk'ten oluşan grubun köklerini araştırmak üzere Orhun Abidelerine doğru yaptıkları bir yolculuğu anlatmaktadır. 1920'de Tasvir-i Efkar'da yayımlanan roman, Turancılık düşüncesini ele almasıyla Türk edebiyatında bir ilktir.
Yazar, "Gönül Hanım" karakteri ile idealindeki aydın kadın tipini canlandırır. Romanın geniş özeti için tıklayınız. 

Handan
Hariciyeci Refik Cemal’in karısı Neriman, teyzesinin kocası Cemal Bey tarafından büyütülmüştür. Cemal Bey’in ilk karısından olan Handan ile Neriman iki kuzendir. İkinci karısı Sabire Hanım’dan Saffet ve Şehper adlı kızları vardır. Handan, Neriman, Saffet ve Şehper özel bir eğitim alırlar. Arapça, İngilizce ve müzik için hocalar tutulur. Piyano çalarlar, tenis oynarlar, Kur’an öğrenirler. Ancak Handan, diğerlerinden farklı olarak okumaya meraklıdır. Kendisine hocalık yapan Nazım Bey’den tarih, sosyoloji ve felsefe dersleri alır. Sosyalist anlayıştaki Nazım’la Handan yakınlaşmaya başlar. Ancak Nazım, idealleri uğruna girdiği yolda kendisine eşlik edecek bir kadın hayal etmektedir. Handan ise, evlilikte önceliğin sevgide olması gerektiğini düşündüğü için Nazım'ın evlilik önerisini reddeder ve yaşça kendisinden hayli büyük olan Hüsnü Paşa ile evlenir. Avrupa’da yaşamaya başlar. Refik Cemal ve Neriman da Avrupa’ya giderler ve Refik Cemal, Handan'a ilgi duymaya başlar. Handan ise kendisini aldattığını bilmesine rağmen kocasına ihanet etmekten çekinir. Geçirdiği menenjit hastalığı boyunca Handan'a Refik Cemal bakar. Genç kadın hafızasını kaybetmiştir. Ve bu durumda iken Refik Cemal’le yakınlaşır. Ne var ki bir müddet sonra bu yakınlıktan vicdan azabı duyar ve ölür.

Hüküm Gecesi
Olaylar İkinci Meşrutiyet döneminde geçmektedir. Sadâ-yı Millet gazetesi başyazarı Ahmet Kerim, İttihat ve Terakki Partisine muhalif olmasıyla tanınan bir yazardır. Ahmet Kerim kendisi gibi İttihat ve Terakki'ye kalemiyle karşı duran Nidâ-yı Hakikat başyazarı Ahmet Samim ile yakın arkadaştır. Ahmet Samim, yazdıkları nedeniyle öldürülür. Yakın arkadaşının ölümü karşısında çaresiz kalan Ahmet Kerim'i zor günler beklemektedir. Geniş özet için tıklayınız.

İstanbul'un Bir Yüzü
Yazan: Refik Halit Karay
Roman, dönemi için farklı bir kadın olan İsmet’in hayat hikâyesidir. Eser, İsmet'in günlüğü tarzında kurgulanmıştır. 
İstanbul’un değişen ve dönüşen yüzünü anlatan eser, genel olarak İttihat ve Terakki mensuplarının ve bunların Birinci Dünya Savaşı sırasında zengin ettiği insanların hayatını ele alır. Kâni ve İsmet, konak hayatının henüz sürdüğü bir dönemde aynı konakta çalışmakta olan iki gençtir. Her ikisi de Birinci Dünya Savaşı’nın ardından zengin olmuş ve yıllar sonra İstanbul’da tekrar karşılaşmışlardır.

Kan Davası
Yazan: Reşat Nuri Güntekin
İki köy arasında sürüp giden bir kan davasını ele alan romanda olaylar Milli Mücadele'yi takip eden yıllarda geçmektedir. Ömer, arkadaşı Murat Bey’i ziyaret etmek için indiği kasabada bir davaya tanık olur. Davanın, Yukarı Sazan ile Aşağı Sazan köyleri arasında yıllardır süren bir kan davasıyla ilgili olduğunu öğrenir. Gelişen olaylar sonunda Ömer, Yukarı Sazan’da öğretmenlik yapmaya başlar. Aşağı Sazan'ın yaşadığı bir sel felaketi sonrası Ömer iki öğrencisini alarak komşu köye yardıma koşar. Verilen mücadele sırasında Aşağı Sazan’dan Osman ile Yukarı Sazan’dan Fettah ölmüştür. Ömer'in iki çocuğun birlikte gömülmesi teklifi köylüler tarafından kabul görür. Yaşanılan felaket, iki köy arasındaki düşmanlığı sona erdirecektir. Geniş özet için tıklayınız.


Kızılcık Dalları
Yazan: Reşat Nuri Güntekin
Romanda olay İstanbul'da bir konakta geçmektedir. Romanda konağın sahipleri ile onların hizmetine bakanlar arasındaki sosyal farklılıktan kaynaklanan anlaşmazlıklar ele alınır. Roman başkişisi konakta hizmetçi ve dadı olarak bulunan Gülsüm'dür. Alt tabakadan gelen cahil ve köylü bir kız olan Gülsüm, konak hayatına geçiş sürecinde zorluklar yaşar. Konakta çoğunlukla aşağılanan, hor görülen hatta sık sık sopa yiyen (kızılcık dalı ile) Gülsüm, romanın son kısmında okuyucunun karşısına herkesin sevdiği bir sanatçı olarak çıkacaktır.

Kiralık Konak
Eski nazırlardan Naim Efendi, kızı Sakine, damadı Servet, torunları Seniha ve Cemil ile aynı konakta yaşamaktadır. Damadı lükse düşkün bir adam, Seniha serbest yetişmiş bir kızdır. Seniha’nın çevresinde Faik ve Hakkı Celis adlı iki genç vardır. Seniha Faik’ten hamile kalır. Naim Efendi sarsılır. Hakkı Celis cepheye gider. Seniha ise Avrupa’ya gider. Hakkı Celis şehit olur. Bunu öğrenen Naim Efendi hızla çöken bir dünyada yapayalnız kalır.

Küçük Paşa
Yazan: Ebubekir Hazım Teperyan
İlk köy romanı olarak kabul edilen Karabibik'ten sonra köy yaşamını konu alan ikinci eserdir. 
Anadolu'nun ücra bir köyünden, kırk günlük bir bebekken İstanbul’un gösterişli ve zengin bir konağına getirilen Salih, burada evin paşası gibi yaşadıktan sonra, yedi buçuk yaşında köyüne gönderilir.


Miskinler Tekkesi
Romanda tanınmış bir ailenin son torunu olduğu halde, gerek karakteri ve gerek talihin zalim cilvesi yüzünden dilenciliğe düşerek onu bir meslek haline getiren bir zavallının hayatı anlatılır. Aklı ve mantığı kendisini ayıplarken miskinliğiyle zayıf iradesi, onu bu pasif hayatın içine hapsetmiştir. Bu bir nevi soya çekimdir. Padişah dilencisi bir dedenin torunu olan roman kahramanı istemeden de olsa, şartların zorlamasıyla da olsa dilencilik yapmaya başlamıştır. Ve bu işi genlerinden gelen bir güçle profesyonel bir şekilde yapmaktadır.

Seviyye Talip 
Yazan: Halide Edip Adıvar
Avrupai fikirlerle yetişmiş olan Fahir, muhafazakâr bir kadın olan halasının kızı Macide ile evlidir. Fahri, kıyafetlerinden başlayarak Macide'yi değiştirip yetiştirmeye başlar. Karı koca, kadınlı erkekli eğlencelere katılırlar. 
Seviyye, önce hakkında yapılan dedikodular, sonra da tesadüflerin yardımıyla Fahir ve Macide'nin hayatına girer. Kocasıyla anlaşamayan Seviyye, kendisine piyano dersi veren Cemal’e gönlünü kaptırır. Seviyye, kendisini boşamak istemeyen kocasını terk ederek sevdiği erkekle nikahsız yaşamayı göze alır. Macide’ki değişimler Fahir’in dikkatini çekse de o artık Seviyye’ye âşıktır ancak aşkına karşılık bulamaz. Seviyye bu arada kocasından boşanmış Cemal'le evlenmiştir. Fahir, Seviyye'ye sahip olmak arzusunu yenemez ve Cemal'in evde olmadığı bir gece emeline ulaşır. Artık aşkının yanı sıra bir de vicdan azabı vardır. Yaptıklarından pişmanlık duyan Fahir, 31 Mart olaylarında asilerle mücadeleye girişerek ölür.

Sinekli Bakkal
II.Abdülhamit'in saltanat yıllarında geçen romanın ilk baskısı İngilizce olarak Soytarının Kızı adıyla yapılır. İstanbul Aksaray'da geçen romanda mahalle imamının kızı olan Emine, babasına rağmen, orta oyuncu Tevfik ile evlenir. Bir süre sonra kocasından ayrılan Emine kızı Rabia ile birlikte babasının yanına döner. Rabia güzel sesi sayesinde Abdülhamit'in Zaptiye Nazırı Selim Paşa'nın konağına gidip gelmeye başlar. Konaktaki Mevlevi Dedesi Vehbi Efendi'den dersler de almaya başlayan Rabia bir süre sonra konakta tanıdığı İtalyan müzisyen Peregrini ile evlenecektir.

Sodom ve Gomore
Romanda İstanbul'un Mütareke dönemindeki sosyal yaşamı anlatılmıştır. Romanda Sami Bey ve ailesi ile bu aileyle ilişkili yerli ve yabancı kahramanlar anlatılır. Tek olumlu kahraman Leyla’nın nişanlısı Necdet’tir. Duyûn-u Umumiye eski memurlarından Sami Bey, emekli olduktan ve İstanbul işgale uğradıktan sonra yabancılarla ilişkilerini yoğunlaştırmış biridir. Sami Bey’in kızı Leyla, babasının da etkisiyle yabancılarla samimi bir hayat sürmektedir. Kendisinin aksine yabancılara karşı düşmanca bir tutum takınmış, iyi eğitimli, dayısının oğlu Necdet ile de nişanlıdır. Leyla işgal kuvvetleri subaylarından Captain Jackson Read ile arkadaşlığını ilerletir. Buna Leyla’ya duyduğu sevgiden dolayı göz yuman Necdet, Major Will’in Yeniköy’deki yalısında verdiği davette Leyla ve Read arasındaki yakınlığa daha fazla dayanamaz ve Leyla’dan ayrılır. Necdet’in kendisinden ayrılması üzerine Leyla, işgal kuvvetlerinden subaylar ve Amerikalı zenginler ile dostluğunu daha da arttırır. Kocasının ölümünün ardından Madam Jimson, Read ile yakınlaşır; bunun üzerine Leyla sinir krizleri yaşamaya başlar ve tedavi için Necdet’in de maddi desteği ile Avrupa’ya tedaviye gönderilir. Bu sırada Anadolu’da Milli Mücadele başarıya ulaşmış, İstanbul işgal kuvvetlerinden temizlenmiştir. Avrupa’dan dönen Leyla ile Necdet arasında da bütün bağlar kopmuştur.

Son Eseri
Dome de Sion mezunu olan Kamuran'ın kişiliğinde aydın Türk kadını çizilir. Genç kız, okulda Hristiyan Katolik olması için uğraşılmasına rağmen, güçlü bir Müslüman olabilmiştir. Romanın diğer kadın karakteri Mediha, Kamuran'ın zıddı bir karakterle ortaya konulurken ikinci kez evlenen kadının erkek karşısında eksik kalacağına dair ön yargılara da dikkat çekilmektedir. Kamuran küçük yaşta annesini kaybetmiştir. Genç kız, Dame de Sion’dan mezundur. Viyana ve Roma’da resim yeteneğini geliştirmiştir. Ağabeyi Asım ise dört yıl evli kaldığı Mediha’dan boşanmıştır. İki kardeş yurt dışında yaşamaktadır. Genç kız, tatilini geçirmek üzere geldiği İstanbul’da ağabeyinin eski karısı Mediha'nın şimdiki kocası, yazar Hikmet Feridun ile tanışır ve aralarında duygusal bir yakınlık gelişir. Ancak Kamuran, Feridun’un evli olmasından dolayı ondan uzaklaşır. Bir müddet sonra Almanya’da iki âşık tekrar karşılaşır. Ancak Asım, böyle bir ilişkiyi onaylamaz. Kamuran verem olur ve ölür. Hikmet Feridun ise kızı Nerime’nin ölüm haberini alınca memlekete döner. 

Sürgün
Yazan: Refik Halit Karay 

Roman, karısını ve genç yaştaki kızını İstanbul’da bırakarak Beyrut'a sürgün giden emekli Yüzbaşı Hilmi Efendi’nin hikâyesidir. Beyrut’ta farklı işler yapan Hilmi Efendi, bir gün Şehzade Keramettin ile tanışır ve sürgün hayatı başka bir yolda ilerlemeye başlar. Şehzadenin evine taşınan Hilmi Efendi, rahat ve bolluk içinde, saygı duyulan biri olarak yaşamaya başlar. Şehzadenin parasını tüketip Mısır'a kaçması üzerine Hilmi Efendi, Halep'e yerleşmeye karar verir. Halep'te, Şam'daki çiftliğin satış işlemlerini yapmak üzere Türkiye’den gelen İrfan Bey’le tanışır. Bu sırada uzun süredir haber alamadığı kızı, artist olarak Şam'a gelmiş ve çok popüler olmuştur. İrfan Bey işlemleri halletmek üzere Şam'a gittiğinde Hilmi Efendi’nin kızı Seher ile tanışır ve ona âşık olur. Ancak Seher çekmiş olduğu acıların intikamını başkalarından alırcasına duygusuz davranmaktadır. Seher’le tanışmasının ardından kötü alışkanlıklar edindiğini, parasını da bu eğlencelerle bitireceğini anlayan İrfan, Seher’i bırakarak Türkiye’ye döner. İrfan’dan haber bekleyen Hilmi Efendi de bir heyetle Şam’a gider ve misafir olarak götürüldükleri pavyonda kızını sahnede görür. Kalbi bu acıya dayanamayan Hilmi Efendi kalp krizi geçirerek ölür.

Üç İstanbul
Yazan: Mithat Cemal Kuntay
Adnan, romanın başında veremli annesiyle fakir bir hayat süren, para kazanmak için gazeteye yazılar yazan, özel dersler veren ve yaşadığı dönemi romanlaştırmak (yazdığı romanın adı "Yıkılan Vatan"dır, zengin olduktan sonra yazmayı bırakır) isteyen genç bir yazardır. İlerleyen bölümlerde İttihat ve Terakki'nin önemli birkaç isminden biri ve ülkenin kaderinde söz sahibi, iktidar bağlantıları sayesinde zengin bir avukat olur. En sonunda ise ülkenin kaderinin belirlendiği Ankara'ya çağrılmayı ve eski itibarının iadesini bekleyen bedbaht bir avukat olarak ölür.

Vurun Kahpeye
1923 tarihli roman Millî Mücadele’ye katılan kadınların ortak acılarının hikâyesidir. Eserde güzel ve idealist Aliye öğretmen, savaş sırasında tam bir erkek kuşatması altında ayakta kalmaya çalışmaktadır. Ne var ki kasabadaki erkekler bu genç öğretmenden rahatsızlık duymaktadır. Aliye bir yandan kendisiyle evlenmek isteyen Yunanlı Binbaşı Damyanos’a karşı koyarken Tosun adlı genç bir kumandanla dava arkadaşlığı çerçevesinde bir aşk yaşar. Tosun, Aliye’nin hayatını tehlikeye atmak pahasına ordudaki görevinin başına gider. Tosun'un gidişinin ardından linç edilerek öldürülen Aliye ise hem aşkının büyüklüğüyle hem de cesareti ile Tosun’u gölgede bırakır. Romanın geniş özeti için tıklayınız.

Yaban
Yazan: Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Yedek subay olarak katıldığı Birinci Dünya Savaşında kolunu yitiren Ahmet Celal'in anı defteri olarak sunulan bu roman bir orta Anadolu köyünde geçer. Ahmet Celal, İstanbul'un işgali üzerine emir erinin köyüne yerleşir. Çok geçmeden köylünün kendisine uzak durduğunu ve yaban gözüyle baktığını anlar. Mehmet Ali yeniden askere alınır. Köy Yunan işgaline uğrar, defter daha sonra kenarları yanmış bir biçimde yıkıntılar arasında bulunur.


Yaprak Dökümü
Devlet hizmetinde mutasarrıflığa kadar yükselen emekli memur Ali Rıza Bey, haksızlıklara göz yummayan ilkeli bir adamdır. Şevket adında bir oğlu ile dört kızı olan Ali Rıza Bey'in evindeki her şey oğlunun evlendiği Ferhunde gelişi ile değişecektir. Kızları Necla ve Leyla'nın lüks hayata düşkünlükleri, hayatı gereği gibi tanımayan Şevket'in çalıştığı bankada Ferhunde'nin ağına düşmesi ve Hayriye Hanım'ın bir anne olarak çocuklarından farklı düşünememesi ailenin felaketi olacaktır.

Yeşil Gece
Ali Şahin Efendi, medrese eğitimini yarım bırakarak Öğretmen okulunu bitirir. Olaylar, Şahin Efendi’nin Ege'de bir kasaba olan Sarıova'ya öğretmen olarak gelmesi ile başlar. Sarıova’da cahil, yoksul ve biçare halk batıl inançlardan, evliya hikayelerinden ve türbelerden medet ummaktadır. Şahin Efendi, gönüllü olarak geldiği bu kasabada, inandığı inkılap hareketlerini yerleştirebilmek için bu gerici güçlerle mücadele eder. Yeşil Gece hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.

Yolpalas Cinayeti
Yazan: Halide Edip Adıvar
Roman, çocukluğuna ait bir hatıranın etkisiyle cinayet işlemiş olan Akkız lakaplı Nadire'nin hikayesidir. Bir cinayet romanı olarak yazılmış olan eserde hem İstanbul sosyetesi hem de köyden kente göçe dair gözlemlerden yola çıkılarak devrin eleştirisi yapılmıştır. Eserde, Nadire'nin yaşadığı Alacapınar köyünden bahsedildiği kısımlar dışında anlatı mekânı İstanbul’dur. Romanın geniş özeti için tıklayınız.

Zeyno’nun Oğlu 
Halide Edip’in Türk ordusunu yücelttiği bu romanda ordu; kültür, yiğitlik, erdemlilik ve özveri ocağı olarak öne çıkar. Türk askerinin erdemi, Binbaşı Hasan Bey’in kişiliğinde temsil edilir. Binbaşı Hasan Bey, Diyarbakır’da görev yaptığı sırada Zeyno adlı bir kızla yakınlaşmış ve o hamile iken görev icabı bölgeden ayrılmak zorunda kalmıştır. Ancak Zeyno'nun bebek beklediğinden de habersizdir. Yıllar sonra tekrar Diyarbakır'a geldiğinde Zeyno'nun oğlu Haso’nun kendi çocuğu olduğunu öğrenir ve Zeyno ile nikahlanır.

1 yorum:

Yorumlarınız bizim için önemli. Lütfen yorum yaparak daha iyi içerikler üretmemiz için bize destek olunuz.