Tekke Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tekke Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kul Nesimi

  • 17. yüzyıl Bektaşi şairi / halk ozanı.
  • Doğum ve ölüm tarihleri ve nereli olduğu kesin olarak bilinmemektedir.
  • Asıl adı Ali'dir.
  • "Nesimi" mahlasını Seyyid Nesimi'ye duyduğu hayranlık nedeniyle seçmiştir. Bu nedenle uzun süre Seyyid Nesimi ile karıştırılmıştır.
  • Bir şiirinde söylediğine göre soyu 14. yüzyıl şairlerinden Said Emre’ye dayanmaktadır.
  • Osmanlı-Safevi (İran) mücadelelerinde Alevilerin Anadolu’da İran lehine başlattıkları ayaklanmalarda -Pir Sultan Abdal gibi- önemli bir rol oynamıştır. Şairin bu nedenle öldürüldüğü düşünülmektedir (öl. 1674 sonrası).

Erzurumlu İbrahim Hakkı (1703-1780)

Erzurumlu İbrahim Hakkı
(Temsili)
  • Marifetnâme adlı eseri ile tanınan mutasavvıf şair, âlim.
  • 1703 yılında Erzurum’un Hasankale ilçesinde doğdu.
  • Tasavvuf terbiyesini babası Derviş Osman Efendi'den aldı. Babasının da mürşidi olan İsmail Fakirullah'a bağlandı.
  • Arapça ve Farsçayı bu dillerde şiir yazacak kadar iyi öğrendi.
  • 1747 ve 1755 yıllarında olmak üzere iki kez İstanbul'a giderek eserlerinin yazımı için saray kütüphanesinden faydalandı.
  • Kendini dinî ilimlerin yanı sıra matematik, geometri, astronomi, tıp gibi pozitif bilimlerde de yetiştirdi.
  • Müderris payesi alarak birçok öğrenci yetiştirdi.
  • Eserlerinde genellikle Hakkı, bazen de Fakirî mahlasını kullandı.
  • Erzurumlu İbrahim Hakkı, 1780'de Siirt'in Tillo ilçesinde öldü.

Muhyiddin Abdal


  • 16. yüzyıl Kalenderi-Bektaşi şairi.
  • Hayatı hakkında yeterli bilgi yoktur.
  • Anadolu erenlerinden biridir.
  • Şiirlerinden hareketle 15. yüzyılın ikinci yarısı ile 16. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olduğu sanılmaktadır.
  • Hakkındaki menkıbelere göre ailesi Türkistan Türklerindendir. Türkistan’da kuraklık olunca ailesi Anadolu’ya gelerek Aydın’a yerleşmiştir. Aydın’da doğan şair, sonrasında Edirne’ye göçerek bugün mezarının bulunduğu Çöke’ye yerleşmiştir.
  • Hayatının büyük bölümünü Edirne ve Balkanlarda geçirmiştir.
  • Şiirlerinden çok efsanevi / menkıbevi kişiliğiyle tanınmaktadır.
Sanat Anlayışı
  • 16. yüzyıl tekke şairidir.
  • Nefes, gazel, kaside, mesnevi, tuyuğ ve mani türlerinde eserler vermiştir.
  • Şiirlerinde Nesimi, Kaygusuz Abdal ve Yunus Emre’nin etkisi görülür.
  • Şiirlerinde Kalenderilik, Bektaşilik ve Hurufilik inançlarından izler vardır.
  • Hurufilik inancını daha çok tuyuğ ve manileri ile dile getirmiştir.
  • Dinî-tasavvufi kavramları karşılamak üzere kullandığı Arapça-Farsça sözcük ve tamlamalara rağmen anlaşılır bir dile sahiptir.
  • Fazıl Say tarafından da bestelenen "İnsan İnsan Derler İdi" adlı nefesiyle ünlüdür.
  • Şiirleri Kalenderi-Bektaşi dervişler tarafından bir araya getirilerek bir divanda toplanmıştır. Muhyiddin Abdal'a ait 275 şiir tespit edilmiştir.

Aziz Mahmut Hüdayi (1541-1628)

  • Celvetiyye tarikatının kurucusu, mutasavvıf şair.
  • 1541'de Şereflikoçhisar'da doğdu.
  • Asıl adı Mahmut olup Hüdayi onun mahlasıdır.
  • İlk eğitimini çocukluğunu geçirdiği Sivrihisar'da aldı. Daha sonra İstanbul'a giderek Küçük Ayasofya Medresesine girdi.
  • 1573’te Bursa Ferhadiye Medresesine müderris olarak atandı. Müderrisliğinin yanı sıra kadı vekilliği de yaptı.
  • 1576'da resmî görevlerinden ayrılarak Muhyiddin Üftâde’ye bağlandı. Üç yıl sonra Şeyh Üftâde kendisini Sivrihisar’a halife tayin etti.
  • Burada altı ay kadar irşat hizmetinde bulundu. Şeyhinin vefat etmesi üzerine Rumeli’ye giderek bir süre orada kaldı.
  • III. Murat zamanında İstanbul'a dönerek irşat vazifesine devam etti. Camilerde vaizlik yaptı, tefsir ve hadis okuttu. 
  • Dergâhı her zümreden insanlarla dolup taşan Hüdayi, devrin padişahlarıyla yakın ilişkiler kurmayı başardı. III. Murat, I. Ahmet ve II. Osman gibi padişahlara mektuplar yazıp öğütler verdi. IV. Murat’a saltanat kılıcını kuşattı.
  • 1628 yılının Ekim ayında vefat etti.
Sanat Anlayışı
  • Tasavvufi halk edebiyatının gelişmesinde önemli bir yere sahiptir.
  • Şiirlerinde sanat endişesi taşımaz.
  • Eğitici ve öğretici bir üslup tercih etmiştir. Şiiri dinî, ahlaki bilgileri öğretmek için bir araç olarak kullanmıştır.
  • İlahilerinde Yunus Emre'nin etkisi açıktır.
  • Hem aruz hem de hece ölçüsü kullanan şairlerdendir.
  • Arapça ve Türkçe otuz kadar eseri vardır. Divanı dışındakiler ilmî ve tasavvufi eserdir.
  • Eserlerinin çoğunu Arapça olarak yazdığı halde Divan’ında zamanına göre sade bir Türkçe kullanmıştır.
Önemli Eserleri
  • Divan: Divan-ı İlahiyyat olarak da bilinir. Eserdeki şiirlerin büyük bir çoğunluğu ilahidir. Divanda ilahi dışında rubai, kıta ve müfretler vardır. Nasihat ve tasavvufi hikmetlerle dolu Türkçe bir divandır.
  • Tarikatname: Celvetiyye tarikatı adabını anlatan bir kitapçıktır.
  • Mektubat: Çoğu III. Murat'a olmak üzere padişahlara ve bazı devlet adamlarına gönderdiği mektuplardan oluşan bir eserdir.
  • Mirâciyye: Miraç hadisesini ayet ve hadislerle anlatan küçük bir kitaptır.
Şiirlerinden
Müfretler (Tek Beyitler)

İyiliği et suya at bilmezse ger balık anı
Bilir ey dil âlim ü dânâ olan Hâlık anı
(Ey gönül! İyilik et suya at balık bilmezse onu, her şeyi bilen Allah bilir onu)
Kışın iyi gününe hasmın iyi sözüne
Her kim aldanırsa pişmanlığı üzerine
(Her kim kışın iyi gününe, düşmanın iyi sözüne aldanırsa pişman olacaktır.)
Devlet-i dünya için çektin emek
Sıhhatin kadrini bildin mi acep
(Dünya malı için emek verdin (ama) acaba sağlığın kıymetini bildin mi)
Ederse bir kişi mazluma nusret
Makam olur ana gülzâr-ı cennet
(Bir kişi mazluma yardım ederse ona cennet bahçeleri makam olur.)
İlahi

Kim umar senden vefayı
Yalan dünya değil misin
Muhammedü’l-Mustafa’yı
Alan dünya değil misin

Yürü hey bivefa yürü
Sensin hod bir köhne karı
Nice yüz bin erden geri
Kalan dünya değil misin

Sihrile donatıp kendin
Meydana salan semendin
Âleme mihnet kemendin
Salan dünya değil misin

Kastedip halkın özüne
Toprak doldurup gözüne
Ehl-i gafletin yüzüne
Gülen dünya değil misin

Eğer şâh u eğer bende
Her kişiyi salan bende
Kimse mekân tutmaz sende
Viran dünya değil misin

Kimisini nâlân edip
Kimisini giryân edip
Âhır-ı kâr uryân edip
Soyan dünya değil misin

İşin gücün daim yalan
Çok kişiden arta kalan
Nice kerre boşalûben
Dolan dünya değil misin
İlgili Sayfalar

👉 Tekke Edebiyatı (Dinî-Tasavvufi Halk Edebiyatı)

👉 Dini ve Tasavvufi Halk Şairleri Özet

Yararlanılan Kaynaklar
  • Aziz Mahmut Hüdayi ve Celvetiyye Tarikatı, Kamil Yılmaz
  • Aziz Mahmut Hüdayi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Kamil Yılmaz
  • Aziz Mahmut Hüdayi Divanında Dinî Muhteva, İklima Gençdoğan

Abdal Musa

  • Alevi-Bektaşi geleneğinin ünlü erenlerinden biridir.
  • Azerbaycan’ın Hoy şehrinde doğmuştur.
  • 14. yüzyılda Teke Beyliği idaresindeki Antalya’da yaşamıştır.
  • Hayatı hakkındaki bilgiler menkıbelerle karışmıştır.
  • Hacı Bektaş-ı Veli’nin haleflerindendir. 
  • Birçok mürit yetiştirdiği tekkesi önemli Bektaşi ocaklarından biri olmuştur.
  • Kimi kaynaklarda Orhan Gazi'yle Bursa'nın fethinde bulunduğu yazılıdır. Yeniçeri Ocağı'nın kurucularından olduğu sanılmaktadır.
  • Elmalı/Tekke köyünde vefat ettiği ve mezarının da burada olduğu bilinmektedir.
  • Hayatı ve kerametleri hakkındaki anlatıları içeren Abdal Musa Velayetnamesi, Bektaşi velayetnameleri içinde hacim bakımından en küçük olanıdır.
  • Kaygusuz Abdal’ın hem mürşidi hem de ona mahlasını veren kişidir.
  • Kaygusuz Abdal’ın Abdal Musa’ya bağlanmasıyla ilgili menkıbe şöyledir: 
Alaiye (Alanya) Beyi’nin oğlu olan Gaybi (Kaygusuz Abdal), bir gün arkadaşlarıyla ava çıkar ve bir geyik vurur. Yaralı geyik kaçar, Gaybi de onu takip eder. Geyik uzun bir kaçışın ardından bir tekkeye girer. Gaybi tekkedeki dervişlere yaralı geyiği görüp görmediklerini sorar. Onlar da görmediklerini söyler, ancak Gaybi ısrar eder. Durum Abdal Musa'ya iletilir. Abdal Musa, huzuruna çıkartılan gence attığı oku tanıyıp tanıyamayacağını sorar. Gaybi, kendinden emin bir şekilde tanıyabileceğini söyler. Abdal Musa, kolunu kaldırınca Gaybi attığı okun şeyhin koltuğuna saplanmış olduğunu görür. Bunun üzerine mürşitten af dileyerek ona mürit olmak ister. Kendisine bunun için babasından izin alması söylenir. Babası bu duruma razı olmaz ama oğlu tekkede kalma konusunda kararlıdır. Babası, Teke Beyi'ne giderek oğlunun kurtarılmasını ister. Bunun üzerine Teke Beyi askerlerini yollar. Abdal Musa çeşitli kerametler göstererek askerleri bertaraf eder. Abdal Musa'nın hak erenlerinden olduğunu anlayan baba gelip onun elini öper ve oğlunun tekkede kalmasına razı olur. Şeyhinden "Kaygusuz" mahlasını alan Gaybi ise mürşidine kırk yıl hizmet ettikten sonra icazet alır.
İlgili Sayfalar

👉 Nefes Örneği (Abdal Musa) 

👉 Tekke Edebiyatı (Dinî-Tasavvufi Halk Edebiyatı)

👉 Dini ve Tasavvufi Halk Şairleri Özet

Yararlanılan Kaynak
  • Velilik ve Keramet Bağlamında Abdal Musa’nın Gerçek ve Menkıbevi Hayatı-Şahsiyeti, Okan Alay
  • Pir-i Sani: Abdal Musa, Ramazan Uçar

Menakıpname

  • Menkıbe; din büyüklerinin (ermiş kişi, veli, evliya) yaşamları, maceraları ve olağanüstü davranışlarıyla ilgili hikayelerdir.
  • Menakıp, menkıbe sözcüğünün çoğul halidir.
  • Menakıpname ise menkıbelerden oluşan eserlere verilen ortak isimdir.
  • Türk edebiyatında menakıpname, Anadolu'da tasavvuf kültürünün kurumsallaşmaya başladığı 13. yüzyıldan itibaren görülmektedir.
  • Menkıbe geleneği 15. yüzyıl ve sonrasında büyük bir gelişme göstermiş ve tekkelerin kapatılmasına kadar yaygın bir şekilde devam etmiştir.

Niyazi-i Mısri (1618-1694)

  • 17.yüzyıl tasavvuf şairi, mutasavvıf.
  • 1618'de Malatya'da doğdu.
  • Asıl adı Mehmet'tir.
  • Halveti tarikatına mensuptur. Bu tarikatın kendi adıyla anılan "Mısriyye" kolunun kurucusudur.
  • "Niyazi" mahlasıdır. "Mısri" ise kendisine tahsil için gittiği Mısır'da verilmiştir.
  • Eğitimi için diyar diyar gezmiş sonrasında Uşak, Kütahya, İstanbul ve Bursa gibi önemli merkezlerde irşat (aydınlatma, uyarma) faaliyetlerinde bulundu.
  • Çeşitli nedenlerle Rodos ve Limni'de sürgüne gönderildi.
  • 1694'te Limni adasında öldü.
Sanat Anlayışı
  • Coşkun bir üsluba sahiptir.
  • Aruzla yazdığı şiirlerinde Nesimi ve Fuzuli, hece ölçüsüyle yazdıklarında Yunus Emre'nin etkisi görülmektedir.
  • Eserlerinin bir kısmını Arapça bir kısmını Türkçe kaleme almıştır.
  • Dini-tasavvufi özellikler gösteren manzum ve mensur birçok eser vermiştir.
  • Divanı, Niyazi’nin eserleri arasında en meşhurudur.
  • Yunus Emre'ye büyük hayranlık duyan şair, Yunus'un "Çıktım erik dalına / Anda yedim üzümü" dizeleriyle başlayan meşhur şathiyesini şerh etmiştir (açıklamıştır).
Eserleri: Divan, Tuhfetü’l-uşşâk, Risâle-i Devriyye, Şerh-i Nutk-ı Yunus Emre...
Şiirlerinden...

I.

Essalâ her kim gelür bâzâr-ı aşka essalâ
Essalâ her kim yanarsa nâr-ı aşka essalâ

Essalâ dâr-ı ene’l-Hak’da bugün Mansur olup
Cân u başından geçen berdâr-ı aşka essalâ

İbn-i Edhem gibi tâc u tahtını terk eyleyüp
Soyınup abdâl olan hünkâr-ı aşka essalâ

Kendini odlara atan şol Halilullâh gibi
Cân u dilden bülbül-i gülzâr-ı aşka essalâ

Varlıgı tagın delüp Şirin ile yol açan
Ey Niyazi söyle ol mimar-ı aşka essalâ

II.

Can bu ilden göçmeden canını bulmazsa ne güç
Yârini terk etmeden yâranı bulmazsa ne güç

Sureti insan içi hayvan olursa kişinin
Taşlar ile döğünüp insanı bulmazsa ne güç

Herkesin derdine dermanı yine derdindedir
Derdinin içindeki dermanı bulmazsa ne güç

Bunda gelmekten murat çünkim Hakk'ın irfanıdır
Ey Niyazi kişi ol irfanı bulmazsa ne güç
İlgili Sayfa
Yararlanılan Kaynaklar
  • Niyazi-i Mısri Divanı'nda Mürşit Olarak Aşk, Erdem Can Öztürk
  • TDV İslam Ansiklopedisi Niyaz-i Mısri Maddesi, Mustafa Aşkar
  • Halk Şiirinden Seçmeler, Saim Sakaoğlu-Ali Berat Alptekin

Eşrefoğlu Rumi (1377-1470)

Ya Hazret-i Pir Eşrefoğlu Rumi
  • Mutasavvıf-şair.
  • Asıl adı Abdullah'tır.
  • 1377'de (?) İznik'te doğdu.
  • Eşrefzâde, İbnü’l-Eşref, Eşrefzâde Abdullah, Abdullah-ı Rumî, Abdullah-ı İznikî gibi farklı farklı isimlerle anılmıştır.
  • Hacı Bayram Veli'nin damadıdır.
  • Ankara'da Hacı Bayram Veli'ye bağlanmış sonrasında Bayramiyye tarikatını temsil etmek üzere İznik'e halife tayin edilmiştir.
  • Kadiriyye tarikatının Eşrefiyye kolunun kurucusudur.
  • 1469 ya da 1470'te İznik'te ölmüştür.
Sanat Anlayışı
  • Şiirlerinde Yunus Emre etkisi açıktır.
  • Eserlerini sade bir Türkçe ile kaleme almıştır.
  • Şiirlerinde hem hece hem aruz ölçüsünü başarıyla kullanmıştır.
  • Lirik şiirler yanında didaktik manzumeler de yazmıştır.
  • En önemli eseri dini-tasavvufi bir ahlak kitabı olan Müzekki'n-Nüfus'tur.
Eserleri
  • Divan
  • Müzekki'n-Nüfus
  • Tarikatnâme
Müzekki'n-Nüfûs:
  • Eserin adı "İnsanların nefislerini arıtan" anlamındadır.
  • Mensur (düzyazı) bir eserdir.
  • Dini-tasavvufi bir ahlak kitabıdır.
  • Tasavvuf edebiyatının önemli eserlerinden biridir. 
  • Eser sade bir Türkçeyle kaleme alınmıştır.
  • Eser, halkı doğru yola sevk etmek için yazılmıştır. 
  • Eşrefoğlu eserin ön sözünde münafıkların çoğaldığını, şeyhleri ve pirlerin sözlerine itibar edilmediğini, beylerin zalim, kadıların rüşvetçi ve müderrislerin ilahi emirlerden saptığını, vaizlerin dünya için vaaz edip akçe biriktirdiklerini söyleyerek Müzekki'n-Nüfus'u halkı doğru yola sevk etmek için yazdığını ifade etmiştir.
  • Eserde ölüm, kıyamet, tevekkül, büyük günahlar, nefsin terbiyesi, dünya hayatının geçiciliği gibi konular ele alınmıştır.
Şiirlerinden... 

I.

N’olaydı bir derviş olsam hoş yürüsem dervişâne
Terk eylesem kibr ü kini yüz sürüsem irişâne

Kosam nefsin çirkin huyın hiç vermesem nefse boyın
Işk içinde erkân âyin budur dosta gidişâne

Kanda baksam dostı görsem dâim dost haberin virsem
Dost dost disem dosta irsem gelip dostı soruşâne

Şeyh elinden giysem kisvet nefs elinden kılsam feryâd
Işk elinden virsem şerbet yanubeni tutuşâne

Döksem gözlerüm yaşını artursam bağrım başını
Bıraksam dünya işini azm itsem ol bî-nişâne

Eşrefoğlu Rumi söyler ile şâra haber eyler
Kim ki dostı görmek diler varsın dostla bilişâne

II.

İy aceb bilsem nedür yâ Rab bu derdün çaresi
Gün gün artar hiç unulmaz yüregümün yâresi

Her kim inler bu belâdan varsun ol âşık değil
Görsin ana neyleyiser nefsinün mekkâresi

Yüreğümün yâresine hiç tabîb kılmaz ilac
İy aceb var mı dahi benüm gibi bî-çâresi

Dünya-yı mekkâreye her kim dolaşdı tâ ebed
Gitmedi gitmeyiser anun yüzinün karesi

Çâresi bî-çârelikdür yine bu derdün hemân
Çün belâ burcundadur âşıklarun seyyâresi

Her kimin gönlünde zerre denlü dünya hubbı var
Anı mahrûm itdi bilsin nefsinin emaresi

Gözi yaşlı bağrı başlı yüreği delik delik
Olmuşam âlem içinde ışkunun âvâresi

Dost yolında âşıkı ger kılsalar yüz bin pare
Dönmeye dos dost diyü çağıra her bir paresi

Eşrefoğlu Rûmî bu derde giriftâr olalı
Düşdi bir deryâya kim yokdur anun kenâresi
İlgili Sayfa
Yararlanılan Kaynaklar
  • TDV İslam Ansiklopedisi, Eşrefoğlu Rumi Maddesi, A.Necla Pekolcay, Abdullah Uçman
  • Türk Halk Şiiri, Mustafa Sever
  • Görsel Kaynak, TDV İslam Ansiklopedisi

Kul Himmet (1550-1620)

  • Alevi-Bektaşi şairi.
  • Tokat'ın Almus ilçesine bağlı Varzıl (Görümlü) köyünde doğdu. Asıl adı Hüseyin'dir.
  • 1550’de doğup 1620 yılında öldüğü tahmin edilmektedir.
  • Hayatının büyük bir kısmı Osmanlı Devleti ile İran Safevi Türk Devleti arasındaki gerginliklere sahne olan 16.yüzyılda geçmiştir.
  • Şiirlerinde Safevi şahlarına duyduğu bağlılık dikkat çeker. Pir Sultan Abdal'ın asılmasından sonra hem şiirleriyle hem de mücadelesiyle Pir Sultan'ın bıraktığı yerden devam etmiştir.
  • Yıllar boyu köyünden uzak kalarak ve saklanarak yaşayan Kul Himmet, daha sonra olayların durulmasıyla köyüne gelmiş ve burada ölmüştür.
  • Şiirlerinden iyi bir eğitim aldığı anlaşılmaktadır.
  • Alevilerce kabul edilen yedi ulu ozandan biridir.
  • Diğerleri: Nesimi, Hatai, Yemini, Fuzuli, Pir Sultan ve Virani'dir. (Bazı kaynaklarda Fuzuli yerine Teslim Abdal yazılmaktadır.)
Sanat Anlayışı
  • Şiirlerinde Pir Sultan’ın etkisi vardır.
  • Nefesler, destanlar, Kerbela şehitleri için ağıtlar ve taşlamalar söylemiştir.
  • Şiirlerinde Allah, Hz. Muhammet, Hz. Ali, on iki imam ve ehlibeyt sevgisini işler. Bunların yanında toplumsal sorunlar, dünya ve kadere isyan şiirlerinde öne çıkan diğer konulardır.
  • Şiirlerini halkın anlayacağı bir Türkçeyle etkili şekilde ifade etmiştir.
Şiirlerinden...

Her bir söze sakın dilin uzatma
Doğru söyleyene dilde nemiz var
Aybın görüp elin gıybetin etme
Kendimiz görelim ilde nemiz var

Nâdâna söz atıp dile getirme
Cahile uyup da kendin yitirme
Her ağaç dibinde varıp oturma
Meyvesi olmayan dalda nemiz var

İhtilâf çoğaldı okur kitaptan
Her bağa girilmez oldu gazelden
Ayırma gönlünü sen de sohbetten
Halk içinde kıyl u kalde nemiz var

Herkese kaş çatıp fena söyleme
Helalden gayrıya minnet eyleme
Her güle gül diye hizmet eyleme
Dikende açılan gülde nemiz var

Olur olmaz yerde çok sır verilmez
Cümle bir sıfattır kâmil bilinmez
Her akan sulardan abdest alınmaz
Yuvarlanıp akan selde nemiz var

Sakın bir kimsenin metaın satma
Bülbül gibi bezm-i gülşende ötme
Her gördüğün bala parmağın batma
Lezzeti çıkmayan balda nemiz var

Kul Himmet’im der ki bu sır Ali'nin
Pirim Hünkâr Hacı Bektaş Veli'nin
Kurbanıyım erkânının yolunun
Kırmızılar giydik alda nemiz var
İlgili Sayfa
Yararlanılan Kaynaklar
  • Türk Halk Şiiri, Mustafa Sever
  • Alevi-Bektaşi Yolunun Tokatlı Bir Ulu Ozanı: Kul Himmet
  • Halk Ozanımız Kul Himmet'in Şiir Dili, Hanifi Vural

Tekke Edebiyatı Konu Testi 1

1. Aşağıdakilerden hangisi Yunus Emre için yanlış bir bilgi içermektedir?
A) Hem ilahi hem de beşeri aşkı açık ve samimi bir şekilde dile getirmiştir.
B) Şiirlerinde kullandığı dil ile Türkçenin edebî bir dil haline gelmesinde önemli bir rol oynamıştır.
C) Şiirlerin önemli bir kısmı hece, bir kısmı da aruz ölçüsüyle yazılmıştır.
D) Divanı dışında mesnevi nazım şekli ile yazılmış Risaletün Nushiyye adıyla bir eseri daha vardır.
E) 13.yüzyılın ortasında doğmuş olan Yunus Emre; Mevlana ve Hacı Bektaşi Veli ile çağdaştır.

... , Hacı Bektaş Veli'nin en önemli eseridir. Tasavvufi nitelikli bir eserdir. Aslı Arapça olan eserdeki ana konu dört kapı ve kırk makamdır. Bektaşi inancında dört kapı, kırk makam tarikat mensubunun geçeceği maddi ve manevi aşamalardır.
2. Parçada boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisidir?
A) Müzekki'n-nüfus
B) Makalat
C) Divan-ı Hikmet
D) Minbername
E) Marifetname

14. yüzyılın ilk yarısında Ankara'nın Zülfazıl köyünde doğdu. Asıl adı Numan’dır. Yaşadığı dönemin aksine Farsça ve Arapçaya rağbet etmeyip şiirlerini Türkçe kaleme almıştır. Şiirlerinde Yunus Emre etkisi açık olan mutasavvıf-şair, kendi adıyla anılan tarikatın da kurucusudur.
3. Bu parçada sözü edilen mutasavvıf-şair aşağıdakilerden hangisidir?
A) Hacı Bayram Veli
B) Eşrefoğlu Rumi
C) Hacı Bektaşi Veli
D) Kaygusuz Abdal
E) Pir Sultan Abdal

I. Fenafillah
II. Vahdetivücut
III. Masiva
IV. Saki
4. Numaralanmış tasavvuf terimlerin hangisinin açıklaması aşağıda verilmemiştir?
A) Kişinin dünya ile ilgisini ortadan kaldırarak Allah'a yönelmesi.
B) Tasavvufta Allah'tan başka her şey.
C) Tasavvufta ilahî aşkı dağıtan, sunan mürşit.
D) İnsanlarca anlaşılamayan ilahî neden, bilgelik, veciz söz.
E) Allah'tan başka varlık olmadığını ifade eden söz. 


(I) Alevî - Bektaşî halk ozanıdır. (II) Asıl adı Gaybi'dir. (III) Şiirlerinde sadece hece ölçüsünü kullanmıştır. (IV) Tasavvuf kurallarını halkın anlayacağı biçimde basit ve yalın bir biçimde ifade etmiştir. (V) Şiirlerindeki Yunus Emre etkisi açıktır.
5. Bu parçada numaralanmış yerlerin hangisinde Kaygusuz Abdal’la ilgili bir bilgi yanlışlığı yapılmıştır?
A) I    B) II    C) III    D) IV    E) V

6. Aşağıda verilen dini-tasavvufi halk edebiyatı şairlerinden hangisi, şiirlerinde din dışı (doğa, beşeri aşk, toplumsal sorunlar...) konuları da işlemiştir?
A) Yunus Emre 
B) Pir Sultan Abdal 
C) Hacı Bektaşi Veli
D) Hacı Bayram Veli  
E) Eşrefoğlu Rumi

7. Aşağıdakilerden hangisi dini-tasavvufi edebiyatın temsilcilerinden biri değildir?
A) Kaygusuz Abdal 
B) Kul Himmet 
C) Abdal Musa
D) Niyazi-i Mısrî 
E) Kayıkçı Kul Mustafa

8. Dini-tasavvufi halk edebiyatıyla ilgili aşağıdaki yargılardan hangisi yanlıştır?
A) Şiir, İslamî düşünce ve inanışı yaymak için bir araç olarak düşünülmüştür.
B) Hece ölçüsünün yanında aruz ölçüsü de kullanılmıştır.
C) Nazım birimi olarak çoğunlukla dörtlük kullanılsa da beyitlerle yazılmış ürünlere de rastlanır.
D) Bu edebiyatın kendine özgü nazım şekilleri yoktur, ürünler işledikleri konulara göre isimlendirilir.
E) Eserler, Arapça-Farsça sözcük ve tamlamalarla dolu ağır bir dille söylenmiştir.

Dini-tasavvufi halk edebiyatında manzum eserler yanında mensur eserler de verilmiştir. 
9. Buna göre aşağıdakilerden hangisi türü bakımından diğerlerinden farklıdır?
A) Budalaname 
B) Müzekkin-nüfus 
C) Marifetname
D) Risaletün-Nushiye 
E) Makalat

Yunus Emre'nin hemen her şiirinde "Ölürse ten ölür, canlar ölesi değil" gibi ilk bakışta kolay görünen ancak benzeri söylenmeye kalkılınca zor olduğu anlaşılan, derin anlamlı sözler vardır ki bu şekilde yapılan sanata da "..." denir.
10. Bu parçada boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A) Sehlimümteni 
B) Tecahüliârif 
C) Türk-i basit
D) Mecazımürsel 
E) İrsalimesel

Anadolu Türkçesiyle yazılmış dinî tasavvufî bir ahlak kitabıdır. Tasavvuf edebiyatının önemli mensur eserlerinden biridir. “İnsanların nefislerini arıtan" anlamına gelen eserin asıl konusu "nefis terbiyesi"dir.

11. Bu parçada bahsedilen eserin yazarı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Yunus Emre 
B) Pir Sultan Abdal 
C) Hacı Bektaşi Veli 
D) Hacı Bayram Veli  
E) Eşrefoğlu Rumi 

Kaygusuz Abdal'ın mürşidi olarak bilinmektedir. Hayatı hakkındaki bilgiler menkıbelerle karışmıştır. Kaynaklarda Ahmed Yesevî fukarasından ve Hacı Bektaş-ı Velî müridlerinden olduğu, Osmanlıların kuruluş devrinde kırk abdalla birlikte Buhara'dan Anadolu'ya geldiği, Orhan Gazi'yle birlikte Bursa'nın fethinde bulunduğu yazılıdır. Antalya'nın Elmalı ilçesindeki tekkesi ise önemli Bektaşî ocaklarındandır.
12. Bu parçada bahsedilen mutasavvıf aşağıdakilerden hangisidir?
A) Abdal Musa
B) Kul Himmet
C) Yunus Emre
D) Pir Sultan Abdal
E) Eşrefoğlu Rumi

İslam dinini korumak ya da yaymak amacıyla Müslüman olmayanlara karşı yapılan kutsal savaşları konu alan eserlerdir. Bu tür, Türk edebiyatında daha çok manzum olarak ve mesnevi şeklinde düzenlenmiştir.
13. Parçada sözü edilen tür aşağıdakilerden hangisidir?
A) Siyer
B) Velayetname
C) Şuara Tezkiresi
D) Gazavatname
E) Kısasü’l-Enbiya

I. Eskiden diyar diyar gezerek tarikatını yaymaya çalışan derviş.
II. Din büyüklerinin yaşamları ve olağanüstü davranışlarıyla ilgili hikâye.
III. Tasavvuf ehli olan, bu yolda mertebe katetmiş kişidir.
IV. Doğru yolu gösteren, uyaran, irşat eden.
14. Aşağıdakilerden hangisi numaralanmış yerdeki açıklamaların herhangi biriyle ilişkilendirilemez?
A) Menkıbe
B) Mürit
C) Abdal
D) Mutasavvıf
E) Mürşit

👉 Bu testi pdf olarak indirmek için tıklayınız.


Cevaplar

1.A  2.B  3.A  4.D  5.C  6.B  7.E  8.E  9.D  10.A  11.E  12.A  13.D  14.B

Pir Sultan Abdal ( ? - 1560?)

  • 16.yüzyıl halk ozanı.
  • Hayatı hakkında bilinenler sınırlıdır. 
  • Hakkındaki bilgiler, halk arasında dolaşan rivayetlerle şiirlerinden elde edilenlerden ibarettir. 
  • Şiirlerinden adının Haydar olduğu anlaşılmaktadır. 
  • 16. yüzyıl başlarında Sivas'ın Yıldızeli ilçesinin Banaz köyünde doğduğu tahmin edilmektedir. Şair, soyunun Horasan'ın Hoy kasabasından geldiğini bir şiirinde "Benim aslım Horasan'dan Hoy'dandır" diyerek belirtir. Ataları muhtemelen Horasan'dan Hoy'a, oradan da Sivas'a göç etmiştir. 
  • Kanuni Sultan Süleyman'ın Bağdat'ı fethi (1534) üzerine söylediği şiir, Pir Sultan Abdal'ın Safevi taraftarlığı konusunda şüpheye yer bırakmaz. 
  • Pir Sultan Abdal'ın şiirlerinde devamlı kavuşmayı arzuladığı şah, 1548’de Anadolu üzerine sefere çıkan Şah Tahmasb (saltanatı 1524-1576) olmalıdır.

Hacı Bayram Veli (1350? - 1430)

  • Bayramiyye tarikatının kurucusu, mustasavvıf.
  • 15. yüzyılın ilk yarısında Ankara'nın Zülfazıl (Solfasol) köyünde doğmuştur. Asıl adı Numan’dır. 
  • Tasavvufa yoluna girmeden önce Ankara'daki Kara Medresede müderrislik yapan Hacı Bayram Veli, 1392 yılında Somuncu Baba olarak bilinen Şeyh Hamîdüddin Aksarâyî’nin daveti üzerine Kayseri’ye giderek onun müridi olmuştur. Kayseri'ye bir bayram günü varan Numan'a Bayram adı, Somuncu Baba tarafından verilmiştir.
  • Daha sonra 1394-1397 yıllarında Şeyhi ile birlikte Bursa’ya yerleşmiş ve Çelebi Sultan Mehmet Medresesinde müderrislik yapmıştır. 
  • 1400–1403 yılları arasında Şeyhi ile önce Şam’a sonra Medine ve Mekke’ye gidip hac vazifesini yapmıştır.1403 yılında Anadolu’ya geri dönen Somuncu Baba ve Hacı Bayram Aksaray'a yerleşir. Hacı Bayram Veli, şeyhi vefat edinceye kadar onun yanından ayrılmamış onun vefatından sonra irşat görevini devralmıştır. 1412 yılında Ankara’ya dönen Hacı Bayram Veli öldüğü tarih olan 1430 yılına kadar Ankara’dan ayrılmayıp irşat faaliyetlerinde bulunmuştur. 
  • Hacı Bayram Veli, vefatından birkaç yıl önce yaptırılan ve kendi adıyla anılan caminin yanına defnedilmiştir. Kabrinin üzerine daha sonra inşa edilen türbe, Ankara'nın önemli ziyaret yerlerinden biridir.
Bayramiyye Tarikatı
  • Hacı Bayram Veli, Ankara'da kendi adıyla anılacak olan Bayramiyye tarikatını kurarak Anadolu'nun manevi ıslahında önemli bir rol oynamıştır. 
  • 1421 yılında II. Murat tarafından Edirne’ye davet edilen Hacı Bayram Veli, bu görüşmeden sonra Padişah'ın da takdirini kazanmış ve Osmanlı Devleti'nden destek görmüştür. Hacı Bayram Veli'nin İstanbul’un fethini Fatih’in babası II. Murat'a müjdelediği de söylenir.
  • Anadolu’da Türk karakterli bir tasavvuf akımı olarak doğan Bayramiyye büyük halk kitlelerini dinî, ahlaki, siyasi, sosyal, kültürel ve ilmî bakımdan etkilemiştir.
  • Hacı Bayram Veli, etrafında toplanan her kesimden insana çalışıp bir meslek sahibi olmalarının gereğini telkin ederek bunu tasavvufi öğretisinin bir ilkesi haline getirmiştir. 
  • Sultan II. Murat'ın, henüz çocuk olan II. Mehmet’i (Fatih) eğitmesi amacıyla kendisinden birini istemesi üzerine halifesi Akşemseddin’i de bu iş için görevlendirmiştir. 
Şiirlerine Dair
  • Yaşadığı dönemin aksine Farsça ve Arapçaya rağbet etmeyen Hacı Bayram Veli, Türkçenin kullanılmasına özen göstermiş, kendi şiirlerini de Türkçe kaleme almıştır.
  • Şiirlerini -biri hariç- hece vezniyle yazmayı tercih eden Hacı Bayram Veli'de Yunus Emre etkisi açıktır.
  • Hacı Bayram Veli'nin Yunus tarzında yazılmış şiirleri dışında herhangi bir eserinin varlığı bilinmemektedir.
Şiirlerinden...
Çalabım Şar Yaratmış 
Çalabım bir şar yaratmış
İki cihan aresinde
Bakıcak didar görünür
Ol şarın kenaresinde

Nagihan ol şara vardım
Anı ben yapılur gördüm
Ben dahi bile yapıldım
Taş u toprak aresinde

Şakirtleri taş yonarlar
Yonub üstada sunarlar
Tanrının adın anarlar
Her bir taşın paresinde

Ol şardan oklar atulur
Gelür sineme dokunur
Aşıklar canı satılur
Ol şarın bazaresinde

Şar dedikeri gönüldür
Ne âlimdir ne cahildür
Aşıklar kanı sebildür
Ol şarın kenaresinde

Bu sözümü ârif anlar
Cahiller bilmeyüp tanlar
Hacı Bayram kendi banlar
Ol şarın minaresinde
 
Bilmek İstersen Seni
Bilmek istersen seni
Can içre ara canı
Geç canından bulanı
Sen seni bil sen seni
 
Bayram özini bildi
Bileni anda buldu
Bulan ol kendi oldu
Sen seni bil sen seni
 İlgili Sayfalar
Yararlanılan Kaynaklar
  • Osmanlılarda İlk Yerel Manevi Oluşum: Hacı Bayram Veli ve Bayramiyye Ekolünün Anadolu’ya Etkisi, Hamdi Kızıler
  • İsmail Hakkı Bursevî’nin "Serh-İ Ebyât-I Hacı Bayram-ı Veli" Adlı Eseri, Arzu Polatoğlu 

Dini ve Tasavvufi Halk Şairleri Özet

Hacı Bektaş-ı Veli (1178? - 1270)
  • Bektaşi Tarikatının kurucusu ve Türk-İslam mutasavvıfı.
  • Anadolu aydınlanma felsefesinin önde gelen isimlerindendir.
  • Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında büyük katkıları olmuştur. 
  • Hacı Bektaş Veli Taptuk Emre'nin, Taptuk Emre de Yunus Emre'nin mürşididir. 
  • En önemli eseri Makalat'tır. Tasavvufi nitelikli bir eserdir. Aslı Arapça olan eserdeki ana konu dört kapı ve kırk makamdır. Bektaşi inancında dört kapı - kırk makam tarikat mensubunun geçeceği maddi ve manevi aşamalardır.
👉 Hacı Bektaş-i Veli hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.
Yunus Emre (1241? - 1320?)
  • Türk - İslam mutasavvıfı.
  • Yunus Emre; Mevlana, Hacı Bektaşi Veli ve Nasreddin Hoca ile çağdaştır.
  • İlahi aşkı ve güzel ahlâkı coşkulu şiirleri ile açık ve samimi bir şekilde dile getirmiştir.  
  • Türkçenin edebî bir dil haline gelmesinde önemli bir rol oynamıştır.
  • Bilinen iki eseri bulunmaktadır. "Risalet-ün Nushiyye", mesnevi tarzında, aruz vezniyle yazılmış tasavvufi, ahlakî ve dinî bir eserdir.  
  • Diğer eseri "Divan" ise ona asıl ününü sağlayan ve daha çok hece ölçüsü ile yazdığı şiirlerden oluşan eserdir. (357 şiir)
  • 1991 yılı, UNESCO tarafından "Yunus Emre Sevgi Yılı" olarak ilan edilmiştir.
  • Kolay görünen, ancak benzeri söylenmeye kalkılınca zor olduğu anlaşılan, özlü söz söyleme sanatı olan sehl-i mümteni hemen her şiirinde görülür. Bu tür sözler, derin anlamlıdır. (örn: Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm)
👉 Yunus Emre hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.
Abdal Musa (14.yy) 
  • Alevi-Bektaşi geleneğinin ünlü erenlerinden biridir. 
  • 14. yüzyılda Teke Beyliği idaresindeki Antalya’da yaşamıştır.
  • Hayatı hakkındaki bilgiler menkıbelerle karışmıştır.
  • Hacı Bektaş-ı Veli’nin haleflerindendir. 
  • Kimi kaynaklarda Orhan Gazi'yle Bursa'nın fethinde bulunduğu yazılıdır. 
  • Yeniçeri Ocağı'nın kurucularından olduğu sanılmaktadır.
  • Kaygusuz Abdal’ın hem mürşidi hem de ona mahlasını veren kişidir.
Hacı Bayram Veli (1352 ? - 1430 ?)
  • Bayramiyye tarikatının kurucusu, mutasavvıf.
  • Ankara'nın Zülfazıl (Solfasol) köyünde doğdu. 
  • Asıl adı Numan’dır. 
  • Ankara'da kendi adıyla anılan tarikatı kurarak Anadolu'nun manevi ıslahında önemli bir rol oynamıştır. 
  • Yaşadığı dönemin aksine Farsça ve Arapçaya rağbet etmedi. 
  • Şiirlerini - biri hariç - hece ölçüsüyle yazdı. 
  • Şiirlerinde Yunus Emre etkisi açıktır.
  • Şiirleri dışında bilinen bir eseri yoktur.
👉 Hacı Bayram Veli hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.
Eşrefoğlu Rumi (1377? - 1470?) 
  • Mutasavvıf - şair.
  • Asıl adı Abdullah'tır. 
  • Hacı Bayram Veli'nin damadıdır.
  • Kadiriyye tarikatının Eşrefiyye kolunun kurucusudur.
  • Şiirlerinde Yunus Emre etkisi açıktır.
  • Eserlerini sade bir Türkçe ile kaleme almıştır.
  • Şiirlerinde hem hece hem aruz ölçüsünü başarıyla kullanmıştır.
  • Lirik şiirler yanında didaktik manzumeler de yazmıştır. 
  • En önemli eseri dini-tasavvufi bir ahlak kitabı olan Müzekki'n-Nüfus'tur.
  • Eserleri: Divan, Müzekki'n-Nüfus, Tarikatnâme
👉 Eşrefoğlu Rumi hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.
Kaygusuz Abdal ( ? - 1448)
  • Türk mutasavvıf, Alevî - Bektaşi halk ozanı.
  • Asıl adı Gaybi'dir. 
  • Hayatı hakkındaki bilgilerin çoğu Bektaşi menkıbelerine dayanır. 
  • Abdal Musa'ya bağlanarak tasavvuf yoluna girmiştir.  
  • Bektaşiler arasında büyük saygı ile anılır.
  • Hece ve aruzla şiirler söyleyen şairin nesirle yazılmış eserleri de var. 
  • Tasavvuf kurallarını halkın anlayacağı biçimde basit ve yalın bir biçimde veren ozanda Yunus Emre etkisi de açıktır. 
  • Önemli Eserleri: Divan, Dolapname, Minbername, Budalaname 
👉 Kaygusuz Abdal hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.
Pir Sultan Abdal ( ? - 1560?)
  • 16.yüzyıl halk ozanı.
  • Şiirlerinden adının Haydar olduğu anlaşılmaktadır. 
  • Şiirlerini coşkulu bir dille söylemesi ve halkı ilgilendiren konulara yer vermesi, inançlarını tavizsiz savunması, şiirlerinde konu bütünlüğünün bulunması Pir Sultan'ın en önemli özellikleridir. 
  • Pir Sultan, halk edebiyatı geleneklerinden hiç ayrılmamıştır. 
  • Şiirlerini hece ölçüsüyle ve sazıyla söylemiştir.
  • Divan şiirinden etkilenmemiştir.
  • Din dışı şiirler de söylemiş ancak daha çok nefesleriyle ün kazanmıştır. 
  • Pir Sultan Abdal, Alevilerce yedi ulu ozandan biridir.
  • Şiirlerinde 16.yüzyılın konuşma dilini kullanır. 
👉 Pir Sultan Abdal hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.
Aziz Mahmut Hüdayi (1541-1628)
  • Celvetiyye tarikatının kurucusu, mutasavvıf şair.
  • Tasavvufi halk edebiyatının gelişmesinde önemli bir yere sahiptir.
  • Şiirlerinde sanat endişesi taşımaz.
  • Şiiri dinî, ahlaki bilgileri öğretmek için bir araç olarak kullanmıştır.
  • İlahilerinde Yunus Emre'nin etkisi açıktır.
  • Hem aruz hem de hece ölçüsü kullanan şairlerdendir.
  • Eserlerinin çoğunu Arapça olarak yazdığı halde Divan’ında zamanına göre sade bir Türkçe kullanmıştır.
Kul Himmet (1550?-1620)
  • Alevi-Bektaşi şairi.
  • Şiirlerinde Safevi şahlarına duyduğu bağlılık dikkat çeker. 
  • Pir Sultan Abdal'ın asılmasından sonra hem şiirleriyle hem de mücadelesiyle Pir Sultan'ın bıraktığı yerden devam etmiştir.
  • Alevilerce kabul edilen yedi ulu ozandan biridir.
  • Şiirlerinde Pir Sultan'ın etkisi vardır.
  • Nefesler, destanlar, Kerbela şehitleri için ağıtlar ve taşlamalar söylemiştir.
  • Şiirlerinde Allah, Hz. Muhammet, Hz. Ali, on iki imam ve ehlibeyt sevgisini işler. Bunların yanında toplumsal sorunlar, dünya ve kadere isyan şiirlerinde öne çıkan diğer konulardır.
  • Şiirlerini halkın anlayacağı bir Türkçeyle etkili şekilde ifade etmiştir.
👉 Kul Himmet hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız. 
Muhyiddin Abdal (16.yy)
  • 16. yüzyıl tekke şairidir.
  • Hayatı hakkında yeterli bilgi yoktur.
  • Nefes, gazel, kaside, mesnevi, tuyuğ ve mani türlerinde eserler vermiştir.
  • Şiirlerinde NesimiKaygusuz Abdal ve Yunus Emre’nin etkisi görülür.
  • Şiirlerinde Kalenderilik, Bektaşilik ve Hurufilik inançlarından izler vardır.
  • Anlaşılır, sade bir dile sahiptir.
  • Fazıl Say tarafından da bestelenen "İnsan İnsan Derler İdi" adlı nefesiyle ünlüdür.
  • Şiirleri Kalenderi-Bektaşi dervişler tarafından bir araya getirilerek bir divanda toplanmıştır.
👉 Muhyiddin Abdal hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.

Kul Nesimi (17. yy.)

  • 17. yüzyıl Bektaşi şairi / halk ozanı.
  • "Nesimi" mahlasını Seyyid Nesimi'ye duyduğu hayranlık nedeniyle seçmiştir. Bu nedenle uzun süre Seyyid Nesimi ile karıştırılmıştır.
  • Şiirlerinde 14. yüzyıl divan şairi Seyyid Nesimi'nin etkisi açıktır.
  • Alevi-Bektaşi inançlarını dile getirdiği şiirleriyle tanınır.
  • Şiirlerinde tıpkı Seyyid Nesimi gibi Hurufi inancını dile getirmiştir.
  • Hz. Ali sevgisi, on iki imama bağlılık ve beşeri aşk şiirlerinde öne çıkan temalardır. Ayrıca nasihat türünde de şiirleri vardır.
  • Daha çok aruzu kullansa da asıl başarısını hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerde göstermiştir.
  • Dili sade, üslubu doğaldır.
  • Özellikle Haydar Haydar (Kime Ne) adlı şiiriyle tanınmaktadır.
👉 Kul Nesimi hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız. 

Niyazi-i Mısri (1618-1694)

  • 17.yüzyıl tasavvuf şairi.
  • Coşkun bir üsluba sahiptir.
  • Aruzla yazdığı şiirlerinde Nesimi ve Fuzuli, hece ölçüsüyle yazdıklarında Yunus Emre'nin etkisi görülmektedir.
  • Eserlerinin bir kısmını Arapça bir kısmını Türkçe kaleme almıştır.
  • Dini-tasavvufi özellikler gösteren manzum ve mensur birçok eser vermiştir.
  • Divanı, Niyazi’nin eserleri arasında en meşhurudur.
  • Yunus Emre'ye büyük hayranlık duyan şair, Yunus'un "Çıktım erik dalına / Anda yedim üzümü" dizeleriyle başlayan meşhur şathiyesini şerh etmiştir (açıklamıştır). 
  • Eserleri: Divan, Tuhfetü’l-uşşâk, Risâle-i Devriyye, Şerh-i Nutk-ı Yunus Emre...
👉 Niyazi-i Mısri hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.
Erzurumlu İbrahim Hakkı (1703-1780) 
  • 18. yüzyılın mutasavvıf şairlerinden biridir.
  • Divan'ındaki şiirler tamamen tasavvufidir.
  • Ona göre bilginin en yüksek derecesi Allah’ı bilmektir.
  • Mesnevi türündeki eserleri didaktik özellik gösterir.
  • Gazelleri diğer şiirlerine göre zengin hayal ve çağrışımlar içerse de usta bir şair değildir.
  • Şiiri daha çok düşüncelerini ifade etmek için kullanmıştır.
  • Özellikle eğitimde Arapçanın hâkim olduğu bir dönemde eserlerini sade bir Türkçe ile yazmıştır.
  • En önemli eseri Mârifetnâme'dir. 
  • Önemli Eserleri: Divan (İlahinâme), Mârifetnâme, İrfaniyye, İnsaniyye, Mecmuatü'l-Meani.
👉 Erzurumlu İbrahim Hakkı hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.
 İlgili Sayfalar

Dini Tasavvufi Halk (Tekke) Edebiyatı

Tavsiye
Konu anlatımına geçmeden önce "Tasavvufi Terimleri Sözlüğü"nden özellikle tasavvuf, vahdetivücut, fenafillah, insan-ı kamil, tekke, mutasavvıf gibi tasavvufi terimlerin anlamlarına bakılmalıdır.
Genel Özellikleri
  • Türklerin İslamiyet'i kabul etmelerinden sonra özellikle Ahmet Yesevi etkisi ile Anadolu'da başlayan ve 20. yüzyıl başlarına kadar devam ederek büyük kitlelere hitap eden bir edebiyattır.
  • Birer tasavvuf okulu sayılan tekke-dergâhlarda mutasavvıflar aracılığıyla ortaya konan ürünler, dinî-tasavvufî bir karakter taşır.
  • Bu edebiyatta, İslami düşünce ve inanışı yaymak için şiir bir araç olarak görülmüştür.
  • Amaç mutlak güzelliğe ulaşmaktır. Bu nedenle ilâhî aşk, şiirlerle yüceltilir. 
  • Genel olarak Allah aşkı, Hz. Muhammed ve Hz. Ali'ye bağlılık ve sevgi, nefsin kötülüğü, hayatın geçiciliği, ahlak değerleri gibi konular işlenmiştir.
  • Halka hitap eden sade bir dil kullanılmıştır. Ancak dinî ve tasavvufî kavramların kullanılması eserlerin dilini bir miktar ağırlaştırmıştır. 
  • Hece ölçüsünün yanında aruz ölçüsü de kullanılmıştır.
  • Çoğunlukla dörtlük kullanılsa da beyitler halinde söylenmiş ilahiler de vardır.
  • Müzik bu edebiyatın vazgeçilmez bir parçasıdır. Ürünler kendilerine özgü bir ezgi ile söylenir.
  • Dini tasavvufi halk edebiyatının ürünleri nazım şekli değil, nazım türüdür. Bu nedenle bu ürünlerin ne olduğunu anlamak için ölçüsüne, nazım birimine, birim sayısına ya da uyak şemasına değil sadece konusuna bakılır. 
Nazım Türleri
İlahi
  • Sözlük anlamı Allah ile ilgili, Allah'a ait.
  • Herhangi bir tarikatın izini taşımaz.
  • Allah'ı övmek, onun büyüklüğünü anlatmak ya da ona yalvarmak için yazılan şiirlerdir.
  • İlahiler genelde hece ölçüsü ile yazılır (7, 8, 11, 14 ya da 16'lı hece ölçüsü).
  • İlahiler dörtlükler ya da beyitlerle yazılır.
  • İlahilerin uyak düzeni; nazım birimi dörtlük ise koşma, beyit ise gazel gibidir.
  • Dörtlük sayısı daha çok 3 ile 7 arasında değişir.
  • Aruzla yazılmış ilahiler de vardır.
  • Beyitler halinde yazılan ilahilerin bir kısmı hece bir kısmı da aruzla yazılmıştır. 
  • İlahiler, dini törenlerde ve tekkelerde (dergahlarda) kendine özgü bir besteyle söylenir.
  • İlahi konusu bakımından divan şiirindeki münacat ve tevhide benzer.
  • İlahiler tarikatlara göre değişik adlarla anılmıştır: Mevleviler âyin, Bektaşiler nefes, Gülşenîler tapuğ, Halvetîler durak, Aleviler deme, Yeseviler hikmet adını kullanırlar.
Örnek Soru (2016 - LYS)
    Türk edebiyatındaki en önemli temsilcisi Yunus Emre olan ilahi; Allah aşkını konu edinen, onu övmek için özel bir ezgiyle yazılıp söylenen, herhangi bir tarikat izi taşımayan şiirlerdir. Bu şiirler; söylendiği yere, kesime veya tarikata göre farklı isimler alır.
    Aşağıdakilerden hangisi bu isimlerden biri değildir?
    A)Âyin     B)Nefes    C)Tapuğ      D)Devriye     E)Deme
İlahi örneği: 
    Şol Cennetin ırmakları
    Akar Allah deyu deyu
    Çıkmış İslam bülbülleri
    Öter Allah deyu deyu

    Salınır tuba dalları
    Kur'an okur hem dilleri
    Cennet bağının gülleri
    Kokar Allah deyu deyu
    ...
Nefes
  • Bektaşi şairlerince yazılan tasavvuf konulu şiir.
  • Genellikle tasavvuftaki vahdet-i vücudu konu alır. 
  • Bunun yanında Bektaşi şairlerince söylenmiş naat ve Hz. Ali methiyelerine de nefes denir. 
  • Uyak düzeni koşma gibidir. 
  • Dörtlükler halinde hece ölçüsünün 7,8,11’li kalıpları ile ya da az da olsa aruzla yazılanlara rastlanmaktadır.
  • Nefeslerin Bektaşi törenlerinde saz eşliğinde ve makamla okunması gelenektir.
  • Nefeslerde kalender bir tavır ile yer yer alaycı bir tutum dikkat çeker. (kalender: Gösterişsiz, sade yaşamaktan yana olan, alçak gönüllü kimse, ehlidil, rint)
  • Özellikle Kaygusuz Abdal ile Pir Sultan Abdal'ın nefesleri oldukça ünlüdür.
Nefes örneği:
    Eşrefoğlu al haberi
    Bahçe biziz bağ bizdedir
    Biz de Mevlanın kuluyuz
    Yetmiş iki dil bizdedir

    Erlik midir eri yormak
    Irak yoldan haber sormak
    Cennetteki ol dört ırmak
    Coşkun akan sel bizdedir

    Adem vardır cismi semiz
    Abdes alır olmaz temiz
    Halkı dahl eylemek nemiz
    Bilcümle vebal bizdedir

    Biz erenler gerçeğiyiz
    Has bahçenin çiçeğiyiz
    Hacı Bektaş köçeğiyiz
    Edep erkan yol bizdedir

    Kuldur Hasan Dede'm kuldur
    Manayı söyleyen dildir
    Elif Hakka doğru yoldur
    Cim ararsan dal bizdedir
Deme (Deyiş)
  • Alevi-Bektaşi edebiyatında dinî-tasavvufi inancı ve tarikatın ilkelerini anlatan şiirlerin genel adıdır. 
  • Şehir Bektaşiliğinde bestelenmiş manzumelere "nefes" denilmesine karşılık daha çok Doğu Anadolu’da görülen köy Bektaşiliğinde "deyiş" kelimesi yaygındır. 
  • Genellikle 8’li hece ölçüsüyle yazılır.
  • Demeler (deyişler) saz eşliğinde kendine özgü bir makamla söylenir.
Deme örneği:
    Güzel aşık cevrimizi
    Çekemezsin demedim mi?
    Bu bir rıza lokmasıdır
    Yiyemezsin demedim mi?

    Yemeyenler kalır naçar
    Gözlerinden kanlar saçar
    Bu bir demdir gelir geçer
    Bilemezsin demedim mi?

    Pir Sultan Abdal şahımız
    Hakka ulaşır rahımız
    Dost yoludur felahımız
    Uyamazsın demedim mi?
Devriye
  • Dini ve tasavvufi halk edebiyatında devir nazariyesini işleyen şiirlerdir. 
  • Devriye; evrenin ve insanın Allah'tan çıkıp, tekrar Allah’a dönmesi felsefesine göre yazılan tasavvufi şiirlerdir.
  • Mutlak varlıktan ayrılıp çeşitli evrelerden geçen varlığın insan olarak ortaya çıkması bir yarım daireye benzetilir. Bu yarım daireye "iniş yayı" denir. Daha sonra insan, asıl gerçeğinden haberli olmak ve aslına (Yaradan'a) kavuşmak ister. Bu noktadan sonra mutlak varlığa varmak için bir yolculuk daha başlar. Buna "çıkış yayı" denir. Bunu tamamlayan mutasavvıf fenafillaha ulaşır ve vahdet-i vücuda erer. 
  • Bu türün halk şiirinin bir bölümünü oluşturan Tekke şiirinde önemli bir yeri ve çeşitleri, değişik anlatım şekilleri vardır. Ancak güç bir tür olduğundan her ozan bu konuya pek girmemiştir. Onun için bu türün örnekleri azdır.
Devriye örneği:
    Ben ezelde var idim
    Mâşuk ile yâr idim
    Hak beni bunda saldı
    Âlemi göre geldim

    Yerdeydim göğe ağdım
    Gökten de yere yağdım
    Âdem donun donandım
    Cevlânı süre geldim
    ...
    Yunus Emre
Nutuk
  • Tarikata yeni giren dervişlere yol göstermek ve tarikat adabını öğretmek için söylenen şiirlerdir. 
  • Tarikat uluları tarafından söylenen bu şiirler daha çok Bektaşilerde görülür.
  • Didaktik bir üslup ile söylenir.
  • Hece ölçüsüyle yazılır.
  • Genelde 5 - 7 dörtlükten meydana gelir.
  • Uyak düzeni koşma gibidir.
Nutuk örneği:
    Gel Hakka olma asi
    Ta gide gönlün pası
    Dört kitabın manası
    Var edeb öğren edeb

    Gaflet içinden uyan,
    Edebsüz olma ey cân
    Edebdür asl-ı îmân
    Var edeb öğren edeb

    Edeb gerektür kula
    Tâ yolı doğru vara
    Edebsüz olma yire
    Var edeb öğren edeb

    Kaygusuz Abdal uyan
    Işkı bil ışka boyan
    Şöyle dimişdür diyen
    Var edeb öğren edeb
    ...
    Kaygusuz Abdal
Şathiye
  • Tasavvuf edebiyatında ciddi bir düşünce ya da duyguyu iğneleyici ya da alaycı bir şekilde anlatan şiirlerdir.
  • Kimi şathiyelerde Allah ile senli-benli, nükteli bir tarzda konuşulduğu görülür.
  • İlk bakışta saçma sanılan bu sözlerin yorumlandığında tasavvufla ilgili kavramlara değindiği görülür.
  • Medrese hocalarına göre bu şathiyeler küfür sayılır. 
  • Bu tür şiirlere genellikle Bektaşi şairlerinde rastlanır. 
  • Bu türün en tanınmış şairi Kaygusuz Abdal'dır.
Şathiye örneği:
    Âdemi balçıktan yoğurdun yaptın,
    Yapıp da neylersin, bundan sana ne
    Halk ettin insanı saldın cihana
    Salıp da neylersin bundan sana ne

    Bakkal mısın teraziyi neylersin
    İşin gücün yoktur gönül eğlersin
    Kulun günahını tartıp neylersin
    Geçiver suçundan bundan sana ne

    Katran kazanını döküver gitsin
    Mümin olan kullar didara yetsin
    Emreyle yılana tamuyu yutsun
    Söndür şu ateşi bundan sana ne

    Sefil düştüm bu âlemde naçarım
    Kıldan köprü yaratmışsın geçerim
    Şol köprüden geçemezsem uçarım
    Geçir kullarını bundan sana ne

    Kaygusuz Abdal der cennet yarattın
    Cehenneme nice kulları attın
    Nicesin ateş-i aşk ile yaktın
    Yakıp da neylersin bundan sana ne
İlgili Sayfalar

Tasavvuf Terimleri Sözlüğü

  • aba: Yünden yapılmış kaba kumaş, derviş hırkası. Dayanıklı olmasından dolayı dervişlerin sürekli giydiği, yakasız ve kolsuz, ayaklara kadar uzanan giysi. Dervişler Allah âşığı oldukları için dilimizde "abası yanık, abayı yakmak" gibi deyimlerde mecazi olarak kullanılır.
Kimi sofi kimi hacı
Cümlemiz Hakk'a duacı
Resul-i Ekrem'in tacı
Aba, hırka, şal bizdedir (Kul Hasan)
  • abdal: Eskiden diyar diyar gezerek tarikatını yaymaya çalışan dervişlere verilen addır. Kelime, evliya ya da derviş yerine de kullanılmıştır. "Abdala malum olur" gibi deyimlerde de geçen sözcük zamanla "bön, ahmak" anlamlarına gelecek şekilde hoyrat kullanılmıştır.
Her matem ayında kanlar saçarlar
Uyandırıp Hak çerağın yakarlar
Demine hu deyip gülbang çekerler
Nurlar gelir şahım Abdal Musa’ya (Kaygusuz Abdal)
  • cam: Farsça. Kadeh, manasındadır. Tasavvufta, Allah dostunun kalbi için kullanılır. 
  • can: Farsça. Gönül, ruh gibi manalara gelir. Dervişler için kullanılan bir Mevlevî terimidir. Kabul olunmak üzere gelen yeni dervişlere, Mevleviler can derler. 
  • cemâl: Arapça. Güzel, güzellik, iç ve dış güzelliği ifade eder. Allah, cemali yüce olandır. Tasavvufta Allah'ın tecellisi yerine kullanılır. 
  • dar: Arapça ev, Farsça "idam sehpası" manasındadır. Tasavvufta Bektaşilik tabirleri arasında Farsça anlamıyla çok geçer. Tarikata yeni giren kişinin, can feda etmek üzere söz verdiği yerin adıdır. Meydanın tam orta yerine dar denir. 
  • dede: Türkçe bir kelime olup Mevlevîlik ile Alevi-Bektaşi geleneğinde bir mertebedir. Mevlevilikte tarikata yeni giren kişi, derviş olmaya karar verip çilesini tamamladıktan sonra, kendisine bir hücre verilir ve dede diye anılır. Dedelik, Alevîlerde, soydan gelenlere mahsustur. Yani, Hz. Peygamber'in soyundan gelmesi ve mürşit olması gerekir. 
  • dem: Farsça, soluk veya zaman manasınadır. Tasavvufta, sûfinin geçmiş ve gelecek endişesinden kurtularak içinde bulunduğu ânı yaşaması esastır. 
  • derviş: Farsça. Bir tarikata bağlı kimse. Allah yolunda dünyadan yüz çeviren ve fakirliği kabul eden kişi. 
  • destur: Farsça izin anlamına bir kelime. Bir yere girilirken, izin istemek üzere kullanılan bir ifade. Halk arasında "savulun, yol verin" anlamında da kullanılırdı. Bektaşîlerde nefes okuyacak can önce "destur" der, şeyhin "eyvallah" demesini beklerdi. Baba "eyvallah" demedikçe okuyamazdı. 
  • dil: Farsça, gönül. Bu terim tasavvufta, sırlar hazinesi, Allah'ın baktığı yer ve ilâhî olgunluğun ve güzelliğin en güzel tecelli ettiği yer demektir. 
  • direk: Mevlevî tabiridir. Sol ayağa direk denir. Derviş semada dönerken sol ayağı sabit, sağ ayak da onun etrafında tur atar. Sağ ayak, sol ayağı döndürdüğü için "çark" olarak anılır. 
  • don: Kılık, kıyafet, şekil anlamında Türkçe bir kelime. Zaman içerisinde anlam daralmasına uğramıştır. Donanma, donatmak gibi sözlerin kökü budur. Bir erenin başka bir şekle girmesi, mesela güvercin gibi görünmesi "güvercin donuna girdi, güvercin donunda göründü" diye ifade edilir. 
  • dost: Farsça bir kelime olup, Türkçede de aynı anlamda kullanılır. Tasavvufta ilâhî sevgi demektir. Aynı yolda olan kişilere, sufiler Allah dostu der. Ancak gerçek dost, Allah'tır. 
  • edeb-erkân: Direkler manasına gelen "erkân" sözü de, tasavvuf okulunun usulü ile ilgili bir terimdir. Manevî eğitim gören kişinin, her yerde ve her an, daima kendisini gören, her hareketini bilen Allah'ı düşünerek ve buna bağlı olarak ağzından çıkan sözlere, yaptığı hareketlere dikkat ederek edep üzere bulunmasıdır. 
  • edeb ya Hû: "Hû", Allah adı yerine kullanılan bir zamirdir. Tasavvuf anlayışı edep ile yaşamaya önem veren bir anlayıştır. Mutasavvıflar, yaratılan her şeyi Yaradan'dan kopmuş bir nur parçası olarak gördükleri için sadece insanlara değil her türlü canlı ve cansıza edep ile yaklaşırlar. Bu nedenledir ki tekkelerde göze ilişecek her yerde, "Edeb yâ Hû" levhaları asılmaktaydı. 
  • el almak, el vermek: Bu sözle derviş olmak, bir tasavvuf okuluna kaydolmak kastedilir. 
  • ene'l hak: "Ben Hakk'ım" anlamında bir ifade olup Hallâc-ı Mansur tarafından söylenmiştir. Bu söz ile Mansur aslında kendisini Yaradan'dan bir parça olarak görmüştür. Nitekim tasavvufta Allah'tan başka gerçek hiçbir varlık yoktur. 
  • fena: Arapça, fâni olmak, yok olmak manasına gelir. Nesnelerin, sufînin gözünden silinmesine fena denir. Zıddı bekâ'dır. 
  • fenafillah: Tasavvufun temel düşüncelerinden biridir. Arapça, Allah'ta fani olmak demektir. Kulun zât ve sıfatının, Allah'ın zât ve sıfatında yok olmasıdır. Kişinin dünya ile ilgisini tam anlamıyla ortadan kaldırarak Allah'a yönelmesi demektir. Sûfi bu makama ulaşmak için her şeyi terk eder. Tıpkı bir ölünün dünyayı terk edişi gibi. İşte buna "ölmeden önce ölmek" denir.
  • fütüvvetnâme: Eskiden esnaf teşkilatı ile bunların uymaları gereken usul ve kaidelerden bahseden eserlere verilen ad.
  • gayb: Arapçada göz önünde olmayan, bilinmeyen, gizli olan anlamına gelir. Hakk'ın insandan gizlediği her şeydir. 
  • hak: Arapça gerçek anlamına gelir. Allah'ın güzel isimlerindendir. 
  • hâk: Farsça olan bu kelime, toprak manasına gelir. Sûfî toprağa benzetilmiştir. Ona her kötü ve çirkin şey atılır, ondan ise sadece gül ve çiçek biter. Bu, alçak gönüllülük ve kalb-i selimi ifade eder. Benliğin bulunmaması durumu, tevazu, toprak gibi olmak, hep olgunluğun tanımını verir. 
  • halvet: Arapça, yalnız kalıp tenha bir köşeye çekilmek demektir. Tasavvufta şeyhin bazı özel zikirlerle nefsini yenmesi için müridini karanlık, dış dünyadan soyutlanmış bir yere, belirli bir süre için koyması. 
  • hikmet: İnsanlarca anlaşılamayan ilahi neden, bilgelik, sağduyu, felsefe, veciz söz anlamlarına gelen Arapça bir kelimedir. 
  • himmet: Manevi yardım. Tasavvufta gönlü toplayıp bir amaç için yönlendirmektir. 
  • insan-ı kâmil: Arapça olgun insan demektir. İnsan-ı kâmil; rehber, delil, kılavuz ve yol gösteren anlamına gelmektedir. Ayrıca şeyh, mürşîd-i kâmil, pîr, eren ve veli kelimeleriyle eş anlamlıdır. İnsan‑ı kâmil, fenafillah mertebesine eren insana denir. 
  • irfan: Arapça, bilmek demektir. Sezgi tecrübe ve manevî yolla elde edilen bilgi. 
  • irşat: Arapça, rehberlik etme anlamındadır. Manen aydınlatma, gafletten uyandırma. Hak yolu gösteren kişiye, mürşit denir. 
  • Kâbe: Maddi anlamı dışında tasavvufta, Allah tarafından bina edilen insan gönlü, kalp. 
  • kendini bilmek: Kendini bilen Rabb'ini bilir, ilkesi tasavvufun ana kurallarından biridir. Bu durum iki şekilde açıklanır: Kulun kendindeki acizliğin farkına vararak Allah'ın her türlü noksan ve kusurdan arınmış olduğunu bilmesi ya da Allah'ın kulunu yarattığı zaman, ona kendi ruhundan üfürmesiyle insanda var olan ilahi ruhu keşfedip tanıyabilmesidir. 
  • masiva: Dünya, kainat, âlem. Tasavvufta Allah'tan başka her şey. Masiva'dan geçmek kendini Allah'a vermektir. 
  • maşûk: Edebiyatta seven âşık; sevilen ise maşuktur. Tasavvufta ise maşuk, Allah'tır.
  • menkıbe: Din büyüklerinin veya tarihe geçmiş ünlü kimselerin yaşamları ve olağanüstü davranışlarıyla ilgili hikâye.
  • menakıpname: Menkıbeleri içeren dini-tasavvufi eser.
  • meyhane: Farsça bir sözcük olan mey, şarap anlamına gelir ki meyhane de içki içilen yer demektir. Tasavvufta şarap ilahî aşk anlamıyla kullanıldığı gibi meyhane de ilahî aşkla dolmuş bir gönlü ya da tekke (dergâh) anlamlarıyla kullanılır. 
  • mutasavvıf: Tasavvuf ehli olan, bu yolda mertebe katetmiş kişidir. 
  • münâcât: Arapça, fısıldamak, Allah'a yakarma. Edebiyatta konusu Allah'a yakarma olan şiir. Düz yazı şeklinde olanlarına tazarrunâme denir. 
  • mürit: Bir şeyhe -mürşide- bağlı olan kişi. Mürid kendi iradesinden sıyrılıp Allah'ın mutlak iradesine boyun eğmiştir. 
  • mürşit: Arapça, doğru yolu gösteren, uyaran, irşad eden demektir. Tasavvufî terim olarak, tarikat lideri, şeyh anlamına gelir. 
  • naat (na't): Hz. Peygamber'i övmek için yazılan şiirlerdir.
  • nutuk: Arapça, konuşmak demektir. Tarikata yeni giren dervişlere yol göstermek ve tarikat adabını öğretmek için söylenen şiirdir. Tekke edebiyatı ürünlerinden olup daha çok Bektaşilerde görülür. 
  • pend: Farsça, öğüt, nasihat anlamında bir kelime. İslam coğrafyasında "Pendnâme" adıyla eserler verilmiştir. Bu eserlerde İslami temellere dayalı ahlâkî davranış kurallarını gelecek nesillere aktarmak kaygısı da güdülmüştür. İranlı şair ve mutasavvıf Ferîdüddîn Attar'ın Pendnâme’si bu konudaki önemli eserlerdendir. 
  • pîr: Farsça, ihtiyar, tarikatın ilk kurucusu. Arapçası şeyh'tir. Esnaf teşkilatında her sanat dalı kendisine bir pîr kabul ederdi. Yeniçeri Ocağının pirinin Hacı Bektaş Veli olması gibi. 
Bugün ben pirime vardım
Pirin cemali güldür gül
Oturmuş tahtı mekana
Taht-ı revanı güldür gül
  • post: Farsça, hayvan derisi demektir. Şeyhlik makamına post denirdi. 
  • rint: Edebiyatta kaba sofu anlamında kullanılan zahidin karşıtı olarak ele alınır. Rint, dünya işlerini hoş gören kişidir. Kendisi hakkında söylenenlere aldırmadan, gönlünce hareket eden keyfince davranan içi irfanla dolduğu halde halktan biri gibi sade yaşayan hâkim bilge kişi. Gönül eri.
Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde;
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar;her gece bir bülbül öter.
  • saki: İçki meclisinde kadehlerle içki dağıtan kişiye saki denir. Tasavvufta ilahî aşkı dağıtan, sunan mürşit anlamıyla kullanılmıştır. 
  • sema: Mevlevi ayinlerinde, dinlenen ilahinin etkisiyle coşup dönme. 
  • semazen: Farsça, sema vuran, yani sema eden, demektir. 
  • şarap: İlahî aşk. 
Aşkın şarabından içem
Mecnun olup dağa düşem
Sensin dün ü gün endişem
Bana seni gerek seni 
  • şathiye: Anlamı kapalı, açıklamaya muhtaç şiir demektir. İlk okunduğunda saçma görülen, fakat tahlil edildiği zaman anlamlı olduğu anlaşılan manzumelerdir.
  • tarikat: Allah'a ulaşmak için tutulan tasavvuf yolu. Sufilere göre dinin dış yüzü olan şeriattan dinin içi yüzü olan hakikate ulaşmak için manevi bir yol vardır. Bir mürşide tabi olan yolcu, onun rehberliğinde hakikate erişir. 
  • tasavvuf: İnsanın evrende var olma nedenini bir bütünlük içinde açıklamaya çalışan düşünce sistemi. Tasavvufun temeli vahdet-i vücut esasına dayanır. Bu esasa göre evrendeki tek varlık Allah'tır. Yaratılan her şey onun yansımasıdır ve geçici olarak bedenleşmiştir. İşte tasavvuf, insanın nefsini yok ederek Allah'a ulaşma çabasıdır. 
  • tecelli: Hakk’ın varlığının çeşitli mertebelerde görünür olması. 
Aşkın âşıklar öldürür
Aşk denizine daldırır
Tecelli ile doldurur
Bana seni gerek seni
  • tekke (dergâh): Tarikat mensuplarının ibadet ve törenlerini yaptıkları yer. Tasavvuf okulu. 
  • tevekkül: Arapça, vekil edinme, güvenme anlamında bir kelime. Gerekli tüm çabayı sarf ederek, her türlü, tedbiri aldıktan sonra, işi tam bir inançla Allah'a havale etme durumu. 
  • vahdet-i vücut: Arapça, varlığın birliği demektir. Allah'tan başka varlık olmadığının idrak ve şuuruna sahip olmak, bilmek. Bu esasa göre yaratılan her şey onun yansımasıdır ve geçici olarak bedenleşmiştir.
  • velayet: Velîlik, ermişlik, velî olma hali.
  • velayetname: Velîlerin, erenlerin yaşamlarını ve çevresinde oluşan söylenceleri anlatan kitap.
  • vücutname: Tasavvuf anlayışına göre yaratılış sürecini anlatan eser.
  • zahit: Kaba sofu. Bunlar dinî konularda anlayışı kıt, her işin ancak dış kabuğunda kalabilen, derinlere inmesini beceremeyen kişi olarak ele alınır. 
  • zaviye: Arapça, açı, köşe, evin küçük bir köşesi veya odası gibi manaları ihtiva eden bir kelime. Tekkenin küçüğüne verilen isim. Zaviyeler genel olarak, şehir ve kazaların kenarlarında, uzakça yerlerde kurulurdu.
İlgili Sayfa