- Gazavat, din uğruna yapılan savaş anlamına gelen "gaza" sözcüğünün çoğuludur.
- Gazavatname ise özellikle Osmanlılarda Hristiyan devletlere karşı yapılan savaşları konu alan eserlerin genel adıdır.
- Tek bir akın ya da savaş konu alınmışsa eser "gazaname" olarak anılır.
Divan Şiiri Nazım Türleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Divan Şiiri Nazım Türleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gazavatname
Takriz
- Övgü içeren tanıtım yazısı, beğence.
- Divan edebiyatında bir eseri övmek amacıyla yazılan sunuş/takdim yazılarıdır.
- Bu tür metinler genellikle eserlerin başında bulunur.
- Takriz manzum (şiir) ya da mensur (düzyazı) olabilir.
- Takrizler; mesnevi, kaside ve kıta gibi nazım şekilleriyle yazılabildiği gibi mektup, makale, cevapnâme ve not biçiminde de kaleme alınmıştır.
- Düzyazı şeklinde yazılanlar, birkaç cümle ya da paragraftan ibaret olabileceği gibi sayfalarca uzunluğa da sahip olabilir.
- Bir eserde farklı kişilerce kaleme alınan birden fazla takriz bulunabilir.
- Takriz metinleri; divan, mesnevi, mecmua, tezkire, sözlük, sakiname, surname, nasihatname, menakıpname, belâgat kitapları, tarihler gibi birçok farklı eser ve türe yönelik olarak yazılabilir.
- Kendisinden takriz talep edilen kişinin ilgili konu ya da türde yetkin bir isim olması gerekir.
- Takrizler, genç şair ya da yazarların tanınmasını sağlayan yollardan biridir. Bu nedenle genç sanatçılar usta kabul ettikleri sanatçılardan eserleri için takriz yazmaları ricasında bulunmuştur.
- Bazı divan sanatçıları yazdıkları takrizlere kendi divanlarında da yer vermiştir.
- Dönemin dili ve sanat anlayışı gibi birçok konuda ipuçları veren bu metinler araştırmacılar için çok önemlidir.
Tanzimat Edebiyatında Takriz
- Takriz, özellikle Batı etkisinde gelişen Türk edebiyatıyla birlikte çok rağbet görmüş ve sevilmiştir.
- Tanzimat edebiyatındaki takriz yazılarında eseri övmenin yanı sıra ilgili konu hakkında kapsamlı değerlendirmeler yapıldığı da görülür.
- Tanzimat edebiyatında bu türde öne çıkan isimler Muallim Naci ile Recaizade Mahmut Ekrem'dir.
- Devrinde "üstat" olarak kabul edilen Recaizâde Mahmut Ekrem, yazdığı takrizlerde eseri övmek ile yetinmeyerek eserde gördüğü yanlışlıklara da işaret etmiştir.
- Pek çok genç sanatçının eserine takriz yazan Recaizâde Mahmut Ekrem, bu tür yazılarını "Takrizȃt" adlı bir kitapta toplamıştır.
- Ekrem'in bu türde öne çıkan yazılarından biri de 1880 sonrası genç kuşak yazarlarından bir olan Osman Adil'in hikaye kitabı İdes'e yazmış olduğu takrizdir.
- Günümüzde kitapların özellikle arka kapaklarında tanınır kişilerce eserle ilgili olarak yazılan kısa metinler bu geleneğin bir anlamda devam ettiğini göstermektedir.
İlgili Sayfa
👉 Divan Şiiri Nazım Türleri Özet
Yararlanılan Kaynaklar
- Klasik Türk Edebiyatında Takriz, Nagihan Gür
- Recaizâde Mahmut Ekrem'in Yazdığı Bir Takriz Örneği: İdes'e Takriz, Türkan Gözütok
- Takriz Bir Tür Müdür? / Nagihan Gür
Münacat
- Divan şiiri nazım türü.
- Allah’a yakarmak amacıyla yazılan manzum ve mensur eserlerdir.
- Mensur münacatlara tazarruname denir.
- Edebiyatımızın en ünlü mensur münacatı, Sinan Paşa’nın Tazarruname adlı eseridir.
- Günahkârlık ve pişmanlık duygularının dile getirildiği şiirlerdir.
- Münacatların temel kaynağı Kuran ve hadislerdir.
- Münacatlarda Allah’ın bağışlayıcılığını ifade eden isim ve sıfatlarından sıkça söz edilir. Onun bağışlayıcı olmasına dair ayet ve hadisler telmih veya iktibas yoluyla zikredilir.
- Bunun yanı sıra Hz. Peygamber’in ümmetine şefaat edeceğinden hareketle Allah’ın günahkâr kullarını bağışlaması istenir.
- Daha çok kaside nazım şekliyle yazılmıştır.
Divan Şiiri Nazım Türleri Test 1
I. Hz. Peygamber'in fiziki özellikleri
II. Şehzadelerin tahta çıkışı
III. Hz. Peygamber’in doğumu
IV. Allah’ın birliği ve yüceliği
1. Aşağıdaki nazım türlerinden hangisi yukarıda numaralanmış konuların herhangi biriyle ilişkilendirilemez?
A) Cülusiye
B) Mevlit
C) Tevhit
D) Hilye
E) Iydiyye
Nesip bölümünde at tasvirine yer verilen kasidelerdir. Bu kasidelerde hükümdar atının yürüyüşünden, çabukluğundan, hızından, renginden, kâkülünden, endamından söz edilir. Nefi'nin IV. Murat'ın atlarını övdüğü kasideler bu türün en meşhur olanlarıdır.
2. Yukarıda sözü edilen nazım türü aşağıdakilerden hangisidir?
A) Rahşiye
B) Tehzil
C) Şehrengiz
D) Mersiye
E) Surname
Edebiyatta Hz. Muhammed’in sözlerinden kırk tanesini bir araya getiren eserlere — denir.
3. Yukarıda bırakılan boşluğa aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A) Cülusiye
B) Hezliyat
C) Hamse
D) Hadis-i Erbain
E) Mersiye
Divan şiirinde ölen birinin ardından duyulan üzüntüyü dile getirmek ve o kişinin iyi taraflarını anlatmak üzere yazılan lirik şiirlerdir. İslamiyet öncesinde —, halk edebiyatında ise ağıt olarak bilinir.
4. Parçada bırakılan boşluğa aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A) Sav
B) Sagu
C) Koşuk
D) Yuğ
E) Şölen
Arapçada "doğmak", "doğum zamanı" ve "doğum yeri" anlamına gelir. Bu üç anlam da Türkçede kullanılmıştır. Ancak bu sözcük söylendiğinde akla ilk önce Hz. Muhammed’in doğumu ve bunu anlatan eserler gelir.
5. Aşağıdakilerden hangisi parçada sözü edilen türde bir eser vermiştir?
A) Necati
B) Baki
C) Süleyman Çelebi
D) Nedim
II. Şehzadelerin tahta çıkışı
III. Hz. Peygamber’in doğumu
IV. Allah’ın birliği ve yüceliği
1. Aşağıdaki nazım türlerinden hangisi yukarıda numaralanmış konuların herhangi biriyle ilişkilendirilemez?
A) Cülusiye
B) Mevlit
C) Tevhit
D) Hilye
E) Iydiyye
Nesip bölümünde at tasvirine yer verilen kasidelerdir. Bu kasidelerde hükümdar atının yürüyüşünden, çabukluğundan, hızından, renginden, kâkülünden, endamından söz edilir. Nefi'nin IV. Murat'ın atlarını övdüğü kasideler bu türün en meşhur olanlarıdır.
2. Yukarıda sözü edilen nazım türü aşağıdakilerden hangisidir?
A) Rahşiye
B) Tehzil
C) Şehrengiz
D) Mersiye
E) Surname
Edebiyatta Hz. Muhammed’in sözlerinden kırk tanesini bir araya getiren eserlere — denir.
3. Yukarıda bırakılan boşluğa aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A) Cülusiye
B) Hezliyat
C) Hamse
D) Hadis-i Erbain
E) Mersiye
Divan şiirinde ölen birinin ardından duyulan üzüntüyü dile getirmek ve o kişinin iyi taraflarını anlatmak üzere yazılan lirik şiirlerdir. İslamiyet öncesinde —, halk edebiyatında ise ağıt olarak bilinir.
4. Parçada bırakılan boşluğa aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A) Sav
B) Sagu
C) Koşuk
D) Yuğ
E) Şölen
Arapçada "doğmak", "doğum zamanı" ve "doğum yeri" anlamına gelir. Bu üç anlam da Türkçede kullanılmıştır. Ancak bu sözcük söylendiğinde akla ilk önce Hz. Muhammed’in doğumu ve bunu anlatan eserler gelir.
5. Aşağıdakilerden hangisi parçada sözü edilen türde bir eser vermiştir?
A) Necati
B) Baki
C) Süleyman Çelebi
D) Nedim
E) Şeyh Galip
Hayretle anarım seni daima,
Hey koca filozof yaman adamsın!
Doktorsun, âlimsin, şairsin amma
Kimse diyemez ki aklı tamamsın
6. Orhan Seyfi Orhon'un Rıza Tevfik için yazdığı yukarıdaki dörtlük aşağıdaki nazım türlerinden hangisine örnek olabilir?
A) Şehrengiz
B) Nazire
C) Lugaz
D) Hicviye
E) Hilye
I. Siham-ı Kaza — Hiciv
II. Ahmediyye — Mevlit
III. Nehcü'l-Feradis — Kırk Hadis
IV. Mecalisün Nefais — Tezkire
V. Tazarruname — Naat
7. Yukarıda numaralanmış yerlerde verilen eser-tür eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?
A) I B) II C) III D) IV E) V
8. Aşağıdaki beyitlerden hangisi bir kasidenin fahriye bölümünden alınmıştır?
A) Kılıcun üstün ola niteki tîg-i hûrşîd
Sâye-i saltanatunda ola âsûde cihân
B) Bahâr erdi yine düşdü letâfet gülsitân üzre
Yine oldu zemînin lutfu gâlib âsmân üzre
C) Duâ-yı devlet-i şâh-ı cihâna başla ey Bâkî
Hudâ pâyende kılsun tâc u taht-ı zıll-ı Yezdânı
D) İnce belüm ḳolunda bil dirsin
Dirsin ammâ yog ortada görinür
E) Benem zamânede ser-leşker-i sipâh-ı suhan
Benem zamânede erbâb-ı nazma ser-defter
9. Aşağıdaki beyitlerden hangisi ayraç içinde verilen nazım türüne örnek gösterilemez?
A) Ya lağımcı kazmasıdır ya sapandır ya çapa
Sen yürüdükçe dokunduğu yeri yırtar burun (hiciv)
B) Bi-hamdillâh şeref buldı yine mülk-i Süleymânî
Cülûs itdi saâdet tahtına İskender-i sânî (cülusiye)
C) Âmine hâtun Muhammed ânesi
Ol sadefden doğdu ol dür dânesi (mevlit)
D) Siyeh-i çeşm-i Huda-bin-i resul
Pek siyah idi latif ü makbul (hilye)
E) Diye-durur dil ü cân lâ ilâhe illallah
Toludur iki cihân lâ ilâhe illallah (Iydiyye)
Vatan çiğnedi geçti vatanın ağyârı
Merhamet kaldı sana iki cihan hünkarı
Gidiyor sevgili Kur'an'ını hıfz et bâri
Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini
Yoğ imiş kurtaracak bahtı kara mâderini
10. Yukarıda verilen dizeler aşağıdaki nazım türlerinden hangisine örnek olabilir?
A) Mersiye
B) Mevlit
C) Hiciv
D) Rahşiye
E) Surname
11. Aşağıdakilerden hangisi divan şiiri nazım türlerinden biri değildir?
A) Surname
B) Müseddes
C) Şehrengiz
D) Muamma
E) Hilye
I. Eskiden şairlerin sundukları kasideler karşılığında aldıkları para ya da hediye
II. Klişeleşmiş söz ve anlatım
III. Edebiyatta konusu Allah'a yakarış olan şiir
IV. Edebiyatta bir şiirin başka bir şair tarafından aynı ölçü ve kafiye ile yazılmış benzeri
12. Aşağıdakilerden hangisinin açıklaması yukarıda verilmemiştir?
A) Mazmun
B) Caize
C) Musarra
D) Münacat
E) Nazire
13. Aşağıdakilerin hangisinde bir bilgi yanlışı vardır?
A) Hz. Peygamber'in fiziki özelliklerini içeren levhalara hilye denir.
B) Cülûsiyeler padişahların tahta çıkışlarının yıl dönümünü kutlamak için de yazılmıştır.
C) Mevlitler ele aldığı konular nedeniyle didaktik-lirik özellikler gösterir.
D) Şehrengizler şehzadelerin sünnet düğünleri ile hanım sultanların doğum ya da evlilik törenlerini konu alır.
E) Mersiye genellikle terkibibent şeklinde yazılır.
Şiirini methiye ve fahriyeye adayan şair; mağrur edası, yüksek düzeyde zekâsı ve hayal gücüyle klasik şiirin kendine özgü üslup sahibi olmayı başarmış birkaç şairinden biridir. Kendini övme ve mağrur bir eda, onun şiirlerinde taviz vermediği yönlerinin başında gelir. Şairin naat türünün en güzel örneklerinden biri olan "Sözüm Kasidesi" farklı üslubu ve muhtevasıyla onun kişilik özelliklerini bütünüyle aksettiren bir eserdir.
14. Parçada sözü edilen divan şairi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Nefi
B) Baki
C) Fuzuli
D) Süleyman Çelebi
E) Enderunlu Vasıf
15. Aşağıdakilerden hangisi Vesiletü'n-Necat adlı eser için söylenemez?
A) Mevlit türünün en ünlü eseridir.
B) Süleyman Çelebi tarafından yazılmıştır.
C) 14. yüzyıl eseridir.
D) Sade bir Türkçe ile yazılmıştır.
E) Eser adı “Kurtuluş Vesilesi" anlamına gelmektedir.
Olur sanma gamun rızk ile eksük
Büyük başın olur ağrısı büyük
Yalnız iş tutuban umma uzlık
Ki Tanrı'ya yaraşur yalnuzlık
16. İçerik özelliklerinden hareketle bu beyitlerin aşağıdaki türlerin hangisinden alındığı söylenebilir?
A) Methiye
B) Fahriye
C) Pendname
D) Surname
E) Hicviye
I. Bayram
II. At
III. Düğün
IV. Bilmece
17. Aşağıda verilen nazım türlerinden hangisi yukarıda numaralanmış sözcüklerden herhangi biriyle ilişkilendirilemez?
A) Muamma
B) Kıyafetname
C) Rahşiye
D) Iydiyye
E) Surname
Esas olarak günahkârlık ve pişmanlık duygularının dile getirildiği şiirlerdir. Bu tür şiirlerde Allah’ın bağışlayıcılığını ifade eden isim ve sıfatlarından sıkça söz edilir. Onun mağfiret sahibi oluşuna dair ayet ve hadisler telmih veya iktibas yoluyla zikredilerek af için bir dayanak aranır. Hz. Peygamber’in ümmetine şefaat edeceğinden hareketle Allah’ın günahkâr kullarını habibinin hürmetine bağışlaması istenir.
18. Parçada sözü edilen tür aşağıdakilerden hangisidir?
A) Tevhit
B) Münacat
C) Naat
D) Mevlit
E) Iydiyye
Şefaat eylemezsen ben yanam nâr-ı cehennemde
Aman halüme rahm eyle ricadur ya Resulallah
19. Yukarıda verilen beyit aşağıdaki şiir türlerin hangisinden alınmış olabilir?
A) Naat
B) Münacat
C) Pendname
D) Şehrengiz
E) Tevhit
20. Türk edebiyatında bilinen ilk naat örneği aşağıdaki eserlerin hangisinde yer almaktadır?
A) Göktürk Kitabeleri
B) Divan-u Lugat'it Türk
C) Kutadgu Bilig
D) Divan-ı Hikmet
E) Atabetü'l Hakayık
Hayretle anarım seni daima,
Hey koca filozof yaman adamsın!
Doktorsun, âlimsin, şairsin amma
Kimse diyemez ki aklı tamamsın
6. Orhan Seyfi Orhon'un Rıza Tevfik için yazdığı yukarıdaki dörtlük aşağıdaki nazım türlerinden hangisine örnek olabilir?
A) Şehrengiz
B) Nazire
C) Lugaz
D) Hicviye
E) Hilye
I. Siham-ı Kaza — Hiciv
II. Ahmediyye — Mevlit
III. Nehcü'l-Feradis — Kırk Hadis
IV. Mecalisün Nefais — Tezkire
V. Tazarruname — Naat
7. Yukarıda numaralanmış yerlerde verilen eser-tür eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?
A) I B) II C) III D) IV E) V
8. Aşağıdaki beyitlerden hangisi bir kasidenin fahriye bölümünden alınmıştır?
A) Kılıcun üstün ola niteki tîg-i hûrşîd
Sâye-i saltanatunda ola âsûde cihân
B) Bahâr erdi yine düşdü letâfet gülsitân üzre
Yine oldu zemînin lutfu gâlib âsmân üzre
C) Duâ-yı devlet-i şâh-ı cihâna başla ey Bâkî
Hudâ pâyende kılsun tâc u taht-ı zıll-ı Yezdânı
D) İnce belüm ḳolunda bil dirsin
Dirsin ammâ yog ortada görinür
E) Benem zamânede ser-leşker-i sipâh-ı suhan
Benem zamânede erbâb-ı nazma ser-defter
9. Aşağıdaki beyitlerden hangisi ayraç içinde verilen nazım türüne örnek gösterilemez?
A) Ya lağımcı kazmasıdır ya sapandır ya çapa
Sen yürüdükçe dokunduğu yeri yırtar burun (hiciv)
B) Bi-hamdillâh şeref buldı yine mülk-i Süleymânî
Cülûs itdi saâdet tahtına İskender-i sânî (cülusiye)
C) Âmine hâtun Muhammed ânesi
Ol sadefden doğdu ol dür dânesi (mevlit)
D) Siyeh-i çeşm-i Huda-bin-i resul
Pek siyah idi latif ü makbul (hilye)
E) Diye-durur dil ü cân lâ ilâhe illallah
Toludur iki cihân lâ ilâhe illallah (Iydiyye)
Vatan çiğnedi geçti vatanın ağyârı
Merhamet kaldı sana iki cihan hünkarı
Gidiyor sevgili Kur'an'ını hıfz et bâri
Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini
Yoğ imiş kurtaracak bahtı kara mâderini
10. Yukarıda verilen dizeler aşağıdaki nazım türlerinden hangisine örnek olabilir?
A) Mersiye
B) Mevlit
C) Hiciv
D) Rahşiye
E) Surname
11. Aşağıdakilerden hangisi divan şiiri nazım türlerinden biri değildir?
A) Surname
B) Müseddes
C) Şehrengiz
D) Muamma
E) Hilye
I. Eskiden şairlerin sundukları kasideler karşılığında aldıkları para ya da hediye
II. Klişeleşmiş söz ve anlatım
III. Edebiyatta konusu Allah'a yakarış olan şiir
IV. Edebiyatta bir şiirin başka bir şair tarafından aynı ölçü ve kafiye ile yazılmış benzeri
12. Aşağıdakilerden hangisinin açıklaması yukarıda verilmemiştir?
A) Mazmun
B) Caize
C) Musarra
D) Münacat
E) Nazire
13. Aşağıdakilerin hangisinde bir bilgi yanlışı vardır?
A) Hz. Peygamber'in fiziki özelliklerini içeren levhalara hilye denir.
B) Cülûsiyeler padişahların tahta çıkışlarının yıl dönümünü kutlamak için de yazılmıştır.
C) Mevlitler ele aldığı konular nedeniyle didaktik-lirik özellikler gösterir.
D) Şehrengizler şehzadelerin sünnet düğünleri ile hanım sultanların doğum ya da evlilik törenlerini konu alır.
E) Mersiye genellikle terkibibent şeklinde yazılır.
Şiirini methiye ve fahriyeye adayan şair; mağrur edası, yüksek düzeyde zekâsı ve hayal gücüyle klasik şiirin kendine özgü üslup sahibi olmayı başarmış birkaç şairinden biridir. Kendini övme ve mağrur bir eda, onun şiirlerinde taviz vermediği yönlerinin başında gelir. Şairin naat türünün en güzel örneklerinden biri olan "Sözüm Kasidesi" farklı üslubu ve muhtevasıyla onun kişilik özelliklerini bütünüyle aksettiren bir eserdir.
14. Parçada sözü edilen divan şairi aşağıdakilerden hangisidir?
A) Nefi
B) Baki
C) Fuzuli
D) Süleyman Çelebi
E) Enderunlu Vasıf
15. Aşağıdakilerden hangisi Vesiletü'n-Necat adlı eser için söylenemez?
A) Mevlit türünün en ünlü eseridir.
B) Süleyman Çelebi tarafından yazılmıştır.
C) 14. yüzyıl eseridir.
D) Sade bir Türkçe ile yazılmıştır.
E) Eser adı “Kurtuluş Vesilesi" anlamına gelmektedir.
Olur sanma gamun rızk ile eksük
Büyük başın olur ağrısı büyük
Yalnız iş tutuban umma uzlık
Ki Tanrı'ya yaraşur yalnuzlık
16. İçerik özelliklerinden hareketle bu beyitlerin aşağıdaki türlerin hangisinden alındığı söylenebilir?
A) Methiye
B) Fahriye
C) Pendname
D) Surname
E) Hicviye
I. Bayram
II. At
III. Düğün
IV. Bilmece
17. Aşağıda verilen nazım türlerinden hangisi yukarıda numaralanmış sözcüklerden herhangi biriyle ilişkilendirilemez?
A) Muamma
B) Kıyafetname
C) Rahşiye
D) Iydiyye
E) Surname
Esas olarak günahkârlık ve pişmanlık duygularının dile getirildiği şiirlerdir. Bu tür şiirlerde Allah’ın bağışlayıcılığını ifade eden isim ve sıfatlarından sıkça söz edilir. Onun mağfiret sahibi oluşuna dair ayet ve hadisler telmih veya iktibas yoluyla zikredilerek af için bir dayanak aranır. Hz. Peygamber’in ümmetine şefaat edeceğinden hareketle Allah’ın günahkâr kullarını habibinin hürmetine bağışlaması istenir.
18. Parçada sözü edilen tür aşağıdakilerden hangisidir?
A) Tevhit
B) Münacat
C) Naat
D) Mevlit
E) Iydiyye
Şefaat eylemezsen ben yanam nâr-ı cehennemde
Aman halüme rahm eyle ricadur ya Resulallah
19. Yukarıda verilen beyit aşağıdaki şiir türlerin hangisinden alınmış olabilir?
A) Naat
B) Münacat
C) Pendname
D) Şehrengiz
E) Tevhit
20. Türk edebiyatında bilinen ilk naat örneği aşağıdaki eserlerin hangisinde yer almaktadır?
A) Göktürk Kitabeleri
B) Divan-u Lugat'it Türk
C) Kutadgu Bilig
D) Divan-ı Hikmet
E) Atabetü'l Hakayık
👉 Testi pdf olarak indirmek için tıklayınız.
İlgili Sayfalar
Cevaplar
1. E 2.A 3.D 4.B 5.C 6.D 7.E 8.E 9.E 10.A 11.B 12.C 13.D 14.A 15.C 16.C 17.B 18.B 19.A 20.C
İlgili Sayfalar
Cevaplar
1. E 2.A 3.D 4.B 5.C 6.D 7.E 8.E 9.E 10.A 11.B 12.C 13.D 14.A 15.C 16.C 17.B 18.B 19.A 20.C
Naat
![]() |
| Fuzuli |
- Hz. Peygamber'i övmek ve ondan şefaat dilemek amacıyla yazılan şiirlerdir.
- Naatlarda Hz. Muhammed’in fiziksel ve ahlaki özellikleri, hayatı, peygamberliği, hicreti, mucizeleri, mahşer günü ümmetine şefaati gibi konular ona duyulan sevgi çerçevesinde işlenmiştir.
- Naatlarla başlayan Peygamber şiirleri tema ya da tarzlarına göre asırlar içinde mevlit, siyer, mirâciye, hilye gibi türlerin ortaya çıkmasına vesile olmuştur.
- Naatlar, daha çok kaside nazım şekliyle yazılır. Ancak farklı nazım şekilleriyle yazılmış birçok naat da vardır.
- Divanların başında tevhit ve münacatlardan sonra yer alır. Ancak bazı divanların doğrudan naat ile başladığı da görülür.
- Mensur (düzyazı) olarak yazılmış naatlar da vardır. Mensur edebi eserler dışında tıp, tarih, coğrafya, astronomi gibi ilmî eserlerde de naat bölümlerine yer verilmiştir.
- Şairler, Hz. Peygamber’i anlatırken telmih, tenasüp, teşbih gibi söz sanatlarından da yararlanarak şiirlerini daha sanatlı bir hâle getirmeye çalışmışlardır.
- Türk kültüründe naatlar besteyle de okunmuştur. Bu tür eserleri okuyan kişilere naathân denir.
Önemli Naatlar
- Türk edebiyatındaki bilinen ilk naat Kutadgu Bilig'deki “Yalavaç Aleyhi’s-selam Ögdisin Ayur” başlıklı bölümde yer almaktadır.
- Türk edebiyatında Fuzuli'nin "Su Kasidesi" bu türün en ünlü örneğidir. İkinci sırada Şeyh Galip'in müseddes nazım şekliyle yazdığı "Müseddes-i Na't-ı Şerif-i Nebevi" gelmektedir.
- İslami edebiyatta bu türün en meşhur örneği ise Hz. Peygamber henüz hayatta iken onun huzurunda okunan "Kaside-i Bürde" adlı şiirdir. Şairi Ka’b b. Züheyr’dir.
Örnekler
Su Kasidesi'nden... (Fuzuli)
Hâk-i pâyına yetem dir ömrlerdür muttasıl
Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su
(Su, durmadan ömürler boyu onun ayağının toprağına erişeyim der; başını taştan taşa vurarak avare avare gezer.)
Ya habiballâh yâ hayre’l-beşer müştâkunam
Eyle kim leb-teşneler yanup diler hem-vâre su
(Ey Allah'ın sevgilisi, ey insanlığın hayrı; susayanların yanıp daima su diledikleri gibi sana hasretim.)
👉 Su Kasidesi'nin Tamamı ve Günümüz Türkçesi
Müseddes-i Na't-ı Şerif-i Nebevi'den (Şeyh Galip)
Sultân-ı rüsul şâh-ı mümeccedsin efendim
Bî-çârelere devlet-i sermedsin efendim
Dîvân-ı ilâhîde ser-âmedsin efendim
Menşûr-ı le amrükle müeyyedsin efendim
Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammedsin efendim
Hakdan bize Sultân-ı Müeyyedsin efendim...(Peygamberler sultanı, onurlandırılmış kişisin efendim
Çaresizlere daima devletsin efendim
İlahi divanda en başta gelensin efendim
Senin ömrüne ant olsun fermanı ile teyit edilensin efendim.
Sen Ahmet, Mahmut ve Muhammed'sin efendim
Hak'tan bize gönderilen en güçlü sultansın efendim)
İlgili Sayfa
👉 Divan Şiirinde Nazım Türleri
Yararlanılan Kaynaklar
- Rabi Divanı'nda Naat-ı Şerifler, Halil Batur
- Su Kasidesi'ndeki Özgünlüklere Dair, Ömer Demirbağ
- Na't Geleneğinde Şeyh Galip Örneği, Şerife Uzun
- Yunus Emre Divanı, hazırlayan Selim Yağmur
Fahriye
- Sözlük anlamı övünme, büyüklenmedir.
- Divan şairinin kendisini dolayısıyla sanatını övdüğü şiirdir.
- Genel olarak kasidenin bir bölümüdür ancak bu bölüm her kasidede bulunmaz.
- Kaside içindeki fahriye genelde birkaç beyitle sınırlıdır.
- Divan şairlerinin gazel ve mesnevilerde de fahriyeye yer verdikleri görülür.
- Müstakil olarak yazılan fahriyeler de vardır.
- Bu tür şiir ya da beyitlerde şairlerin kendilerini diğer şairlerden üstün göstermek için mübalağalı ifadelere yer verdiği görülür.
- Türk edebiyatının en ünlü fahriye yazarı Nefi'dir. Nefi'nin kasidelerinde fahriye bölümü olması gerekenden daha uzundur. Bunun en çarpıcı örneği bir naat olan Sözüm Kasidesi'dir. Şair, 45 beyitlik kasidenin ilk 30 beytini kendini övmeye ayırmıştır.
- Divan şairlerinin kendilerine yönelik bu övgüsü dönemin şiir anlayışı içinde bir gelenektir. Aşağıdaki örnek beyitlerde bu geleneğe vurgu yapılmaktadır:
Eşâr ile fahr eylemeyi istemem ammâ
Fahriyyece söz âdet-i erbâb-ı beyândır (Enderunlu Vâsıf)
(Şiirde övünmeyi sevmem ama, fahriye söylemek şiirin töresidir.)
Hod-fürûş olmak kamu şâirlerin erkânıdır
N’ola nazmum vasf idersem ey meh-i tâbân-ı şer (Gelibolulu Ali)
(Ey şeriatın parlayan ayı, şiirimi översem buna şaşılmamalı, çünkü şairlerin kendilerini övmeleri şairliğin gereklerindendir.)Örnek Beyitler
I.
Ukde-i ser-rişte-i râz-ı nihânîdir sözüm
Silk-i tesbîh-i dür-i seb’a’l-mesânîdir sözüm (Sözüm Kasidesi - Nefi)
(Benim şiirim, gizli sırları tutan tespihin imamesi; Fatiha suresinin incilerinin dizildiği iptir.)
II.
Benim gibi senâ-hânın sen olsan n’ola memdûhu
Ki zâtın gibi tabım dahi bî-mânend ü hemtâdır (Nefi)
(Benim gibi bir övgücünün memdûhu sen olsan buna şaşılmaz; çünkü senin kişiliğin gibi benim yeteneğim de bir tanedir, eşsizdir.)
III.
Âsafâ hak bu ki bakdıkça Nedimâ kulunun
Bana her bir sözü bir gevher-i yek-dâne gelir (Nedim)
(Ey Âsafı andıran vezir, doğrusu bu ki Nedim kulunun her sözü baktıkça iri inci tanesi gibi görünür.)
IV.
Nezâketde metânetde kelâmum benzemez aslâ
Ne Örfî’ye ne Hâkânî’ye bu bir tarz-ı âherdir (Nefi)
(Nezâkette ve metanette şiirim ne Örfî’ye ne de Hâkânî’ye benzer; bu başka bir tarzdır.)
V.
Sonra geldimse Necâtiyle Nevâyîden ne gam
Hâr evvel ser-zened ez-şâh u ba’d-ez-hâr gül (Hayali)
(Necati ile Nevai’den sonra gelmiş olmam önemli değildir. Dalda önce diken biter, sonra gül.)
Fahriye Örnek Şiir
Kıta Der Hasb-i Hâl-i Hodgûyed
Benim ol Nefî-i rûşen dil ü sâfî gevher
Feyz alır câm-ı safâ meşreb-i bîbâkimden
Âsumân himmet umar kevkebe-i tabımdan
Akl-ı küll ders okur endîşe-i derrâkimden
Himmetim hîçe sayar genc-i temennâyı velî
Gamı dünyâya değişmem yine imsâkimden
Feyz-i Hak berk urur âyîne-i endîşemden
Çeşm-i cân rûşen olur maşrık-ı idrâkimden
Devr eder şeş ciheti hem yine merkezde mukîm
Çok değildir bu tecessüs dil-i çâlâkimden
Kabe-i manâya bir yoldan iletti beni ki
Kudsiyân sürme çeker gerd-i reh-i pâkimden
Âlem-i manâyım âzâde kazâ hükmünden
Kimse rencîde değil gerdiş-i eflâkimden
Kulzüm-i marifetim ceyb ü kenârım pür dürr
Sâhilim pâkdir âlâyiş-i hâşâkimden
Ben bu hâletle tenezzül mü ederdim şiire
Neyleyim kurtulamam tab-ı hevesnâkimden
Bu heves böyle kalırsa dil-i tabımda eğer
İşitilmezse sözüm sîne-i sad çâkimden
Ben ölürsem yine âşüfte olur halk-ı cihân
Hüsn-i tabîr-i zebân-ı çemen-i hâkimden
Nefi
İlgili Sayfa
👉 Divan Şiiri Nazım Türleri
👉 Sözüm Kasidesi (Günümüz Türkçesi)
Yararlanılan Kaynaklar
- Nefi Divanı, Metin Akkuş
- Divan Şiirinde Fahriye, Tuba Işınsu İsen
- Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, İskender Pala
Kırk Hadis
![]() |
| Kırk Hadis |
- Hadis, Hz. Peygamber’in söz ve eylemlerini ifade eden bir terimdir.
- Hadisler, İslam dininde Kuran’dan sonraki en önemli kaynaktır.
- Edebiyatta Hz. Muhammed’in sözlerinden kırk tanesini bir araya getiren eserlere kırk hadis ya da hadis-i erbain denir.
- Arapça bir sözcük olan erbain, "kırk" demektir.
- Eserdeki hadisler tek bir konu hakkında olabileceği gibi birbirinden farklı konuları da içerebilir.
- Manzum ya da mensur yazılabilir. Ancak Türk edebiyatında bu tür eserler daha çok manzumdur.
- Bu tür eserlerde hadisler ya özenle seçilir ya da bu alanda meşhur olmuş erbainler (kırk hadis, çihl hadis) tercüme veya şerh (açıklama) edilir.
- Genellikle kıta nazım şekliyle yazılır. Hadisin metni kıtanın önünde veya sonunda verilir.
- Kırk hadisler dinî olduğu kadar edebî, ahlaki ve sosyal özelliklere sahiptir.
- Türk edebiyatında siyer, hilye, mevlit, maktel gibi dinî türler içerisinde en fazla işlenen tür kırk hadistir.
- Türk şairlerin bu alandaki çalışmalarına İranlı âlim ve şair Molla Cami'nin (öl.1492) büyük tesiri olmuştur.
Örnek Beyitler
Hadis: Kim bir yetimin başını okşarsa elinin dokunduğu her saç teline karşılık Allah Teâlâ ona sevap verir.
Her ki bir bi-peder yetimi görüp
Mesh idüp başını ide şefkat
Her ne denlü kıluna degse eli
Adedince kıla Huda rahmet
Hadis: Kim bir hastayı ziyaret ederse ve yanında bir müddet oturursa Allah ona kendisine isyan etmediği/edilmeyen bin yıl ibadet sevabı verir.
Her ki bir hastaya ıyâdet idüp
Otura başı üzre bir sâat
Ana bin yıl ibadet itmişçe
Maşiyetsüz Huda vire ücret
Hadis: Üstteki (veren) el, alttaki (alan) elden daha hayırlıdır.
Şükrini kıl Huda-yı bi-çunun
Ki seni eyledi ganì Allah
Yed-i ulyâ hayırlı süflâdan
Buyurur Hazret-i Resul-i İlâh
Önemli Kırk Hadisler
- Nehcü'l-Feradis — Muhammed b. Ali (14.yy): Sanat gayesi gütmeyen eser, sade bir dille yazılmıştır. 14. yüzyıl Harezm Türkçesinin ağız özelliklerini taşıdığı için ayrı bir önem taşımaktadır.
- Kırk Armağan — Kemal Ümmi (15.yy): Yaklaşık 200 beyitlik bir mesnevi olup ölüm hakkındaki bir hadisin şerhinden ibarettir.
- Çihl Hadis — Ali Şir Nevai (15.yy): Molla Cami'nin aynı isimli eserinin kıtalar halinde yapılmış tercümesidir.
- Hadis-i Erbain Tercümesi — Fuzuli (16.yy): Molla Cami'den tercümedir.
- Tercüme-i Hadis-i Erbain — Nev'i (16.yy): Bir kısmı Molla Cami'den alınan, bir kısmı da yaygın olarak bilinen hadisler kıta şeklinde tercüme edilmiştir.
- Tercüme-i Hadis-i Erbain — Nabi (17.yy): Molla Cami'nin aynı adlı eserinden yaptığı manzum çeviridir. Hadisler kıtalar halinde oldukça sade bir dille serbest olarak tercüme edilmiştir.
İlgili Sayfa
👉 Divan Şiiri Nazım Türleri
Yararlanılan Kaynaklar
- TDV İslam Ansiklopedisi Hadis-i Erbain Maddesi, M. Yaşar Kandemir
- Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, İskender Pala
- Muhlisî’nin Manzum Kırk Hadis Tercümesi, Yunus Kaplan
- Edebiyat Tarihi Bakımından Kırk Hadisler, Müzahir Kılıç
Cülusiye
- Divan edebiyatında şehzadelerin tahta çıkmaları üzerine yazılan manzum ya da mensur eser.
- Cülûsiyeler, padişahların tahta çıkışlarının yıl dönümünü kutlamak için de yazılmıştır.
- Genellikle kaside nazım şekliyle yazılır.
- Şairler tebrik ve temennilerini kasidelerin nesip bölümünde dile getirmişlerdir.
- Bu tür eserler genelde bahşiş alabilmek ya da makam elde edebilmek için sunulmuştur.
- Kaside dışında terkibibent, terciibent, kıta gibi farklı nazım şekilleri de kullanılmıştır.
- Bu kasidelerde başta padişahın cömertliği olmak üzere adaleti ve saltanatı övülerek ideal bir sultanın nasıl olması gerektiği tasvir edilmiştir.
- Bu türün en meşhur örneklerini Baki ve Nefi vermiştir.
- Aşağıda Baki'nin II. Selim'in tahta çıkması nedeniyle yazdığı kasidenin (cülusiyenin) ilk iki beyti verilmiştir.
Örnek Beyitler
Der-cülûs-ı Sultan Selim Hân
Bi-hamdi’llâh şeref buldı yine mülk-i Süleymânî
Cülûs itdi saâdet tahtına İskender-i sânî
Açıklama: Allah'a şükürler olsun şeref buldu yine Süleyman'ın ülkesi / cülus etti saadet tahtına İkinci İskender. Baki; Kanuni Sultan Süleyman'ı zamanın İskender'i, oğlu Sultan Selim'i de İskender-i Sânî yani “İkinci İskender” diye adlandırmıştır.
Togup gün gibi zerrîn tâc ile burc-ı saâdetden
Yitişdi şarkdan garba ziyâ-yı adl u ihsânı
Açıklama: Mutluluk burcu ile altın taç gün gibi doğdu / İyilik ve adaletinin ışığı şarktan garba güneş gibi ulaştı. Şair, II. Selim'in güneş gibi dünyayı kuşattığını ifade etmektedir. Sultanın adaleti ve iyilikleri dünyanın dört bir tarafına yayılmıştır.
İlgili Sayfa
👉 Divan Şiiri Nazım Türleri
Yararlanılan Kaynak
- Üsküdarlı Hakkı’nın Devlet Arşivlerinde Kayıtlı Sultan Abdülaziz Cülûsiyesi, İlyas Kayaokay
- Baki Divanı, Hazırlayan Sabahattin Küçük
Hilye
- Hz. Peygamber'in fiziki özelliklerini anlatan eserlerdir.
- Aynı konuda hüsnühat (güzel yazı) ile yazılmış levhalara da hilye denir.
- Hilyelerde, esas olarak Hz. Peygamber'in fiziki özellikleri anlatılsa da bazı eserlerde ruhsal portresine de yer verilmiştir.
- Hilyeler manzum ya da mensur yazılabildiği gibi manzum-mensur karışık olanları da vardır.
- Hz. Peygamber için yazılanlarına Hilye-i Şerif ya da Hilye-i Saadet denir.
- Hilye-i Şerif, Türk kültüründe büyük öneme sahiptir. Türk-İslam geleneğinde hilye metnini ezberleyen kişinin iki dünyada da büyük mükâfata sahip olacağına inanılmıştır. Bunun yanı sıra hilyelerin bulunduğu mekânı yangın, hırsızlık vb. tehlikelerden koruduğuna da inanılmıştır. Hilyeler bu nedenlerle halk arasında büyük rağbet görmüştür.
- Bu türün gelişmesinin en önemli nedeni Hz. Ali’den rivayet edilen, “Hilyemi gören beni görmüş gibidir." mealindeki hadistir.
- Önceleri yalnızca Hz. Peygamber hakkında yazılan hilyeler, sonrasında diğer peygamberler ve dört halife hakkında da yazılmıştır.
- Hilyelerin kaynağını hadis ve tarih kitapları oluşturur.
- Klasik hilye levhaları; baş makam (besmele), göbek (hilye metni), Çehar Yâr (Dört Halife), hilâl, ayet, etek (hilye metninin devamı) bölümlerinden oluşmaktadır.
- Hilye metninin ilk kısmının yer aldığı göbek, güneşe benzetilir. Onu kuşatan hilâl ise Hicret'in sembolü olan ayı temsil eder.
- 712 beyitten meydana gelen Hilye-i Hâkânî bu türün en önemli eseridir. Eserin yazarı 16. yüzyıl divan şairi Hakani Mehmet Bey'dir.
Hilye-i Hakani'den Seçme Beyitler
Siyeh-i çeşm-i Hudâ-bîn-i resûl
Pek siyâh idi laŧîf ü maķbûl (258)
(Allah'ın elçisinin siyah gözleri pek siyah, hoş ve makbuldü.)
Vâsi‘ü’l-hatve idi meşy-i resûl
Sık adım atmayup olmazdı acûl (349)
(Resul, uzun adımlarla yürür; sık adım atmayıp acele etmezdi.)
İltifat eylese bir şahsa eger
Beden-i pâki ile cümle döner (354)
(Eğer bir kişiyle ilgilenmek ya da bir şey söylemek isterse -sadece başı ile değil- bütün vücudu ile dönerdi.)
Önce yürür idi ashap-ı güzîn
Gelür ardınca o şâhen-şeh-i dîn (368)
(Ashabı önde yürürdü, Hz. Peygamber (dinin şahlar şahı) ise -onları kollamak için- arkalarından gelirdi.)
İlgili Sayfa
👉 Divan Şiiri Nazım Türleri Özet
Yararlanılan Kaynaklar
- Hâkim Mehmed Efendi’nin Manzum Hilyesi, Mehtap Erdoğan
- Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, İskender Pala
Hicviye
![]() |
| Şair Eşref |
- Divan şiiri nazım türü.
- Bir kişiyi, yeri, düşünceyi ya da toplumun aksayan yönlerini iğneleyici, alaycı bir dille eleştiren manzumelerdir.
- Divan edebiyatında mizah daha çok hicivden beslenmiştir.
- Halk edebiyatında taşlama, günümüzde ise yergi ya da satirik şiir olarak bilinir.
- Hiciv, manzum ya da mensur olabilir. Ancak divan edebiyatında düzyazı şeklinde yazılan hiciv azdır.
- İyi bir hicvin çağrışımlara açık, zarif ve ince düşünülmüş olması beklenir.
Mevlit
![]() |
| Vesiletü'n-Necât |
- Divan şiiri nazım türü.
- Sözlük anlamı doğum yeri ve zamanıdır.
- Hz. Peygamber’in doğumunu, bu nedenle yapılan törenleri ve yazılan eserleri ifade etmek için kullanılır.
- Edebiyatta Hz. Peygamber’in doğumu, hayatı, mucizeleri, gazaları, ahlakı, vefatı gibi konuları işleyen manzumelere verilen isimdir.
- Mevlit sözcüğü aynı zamanda bu eserlerin okunduğu törenleri de ifade eder.
- Mevlit okuma, günümüzde de yaşatılan bir gelenektir. Günümüzde özellikle doğum, ölüm, sünnet, düğün, asker uğurlama gibi önemli görülen günlerde okutulmaktadır.
- Daha çok mesnevi nazım şekli ile yazılmıştır.
- Genel olarak "fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün" vezniyle yazılmıştır.
- Daha çok halka hitap ettiği için sade bir dille yazılmıştır. Bu tür eserler sehlimümteni örneğidir. Sehlimümteni, anlaşılması güç bir konuyu en kolay ve en anlaşılır bir biçimde ifade etmektir.
- Mevlitler ele aldığı konular nedeniyle didaktik-lirik özellikler gösterir.
- Mevlit yazarları daha çok din adamları içinden çıkmıştır. Ünlü divan şairleri genelde bu konudan uzak durmuştur.
- Bu türün en bilinen örneği Süleyman Çelebi’nin Vesiletü’n-Necât (Kurtuluş Vesilesi) adlı eseridir. 1409'da tamamlanan eser, halk arasında "Mevlit" adıyla bilinmektedir. Bu eserin etkisiyle edebiyatımızda birçok mevlit yazılmıştır.
- Hamdullah Hamdi'nin sade Türkçe ile yazdığı Ahmediyye adlı mevlidi de edebî açıdan önemlidir.
Vesiletü’n-Necât'tan
Âmine hâtun Muhammed ânesi
Ol sadefden doğdu ol dür dânesi
Çünki Abdullah’dan oldu hâmile
Vakt irişdi hafta vü eyyâm ile
Hem Muhammed gelmesi oldu yakîn
Çok alâmetler belürdi gelmedin
Ol Rebîu’l-evvel ayı nîcesi
On ikinci gice isneyn gicesi
Ol gice kim doğdu ol hayru’l-beşer
Ânesi anda neler gördü neler
Didi gördüm ol Habîb’in ânesi
Bir aceb nûr kim güneş pervânesi
Berk urup çıkdı evimden nâgehân
Göklere dek nûr ile doldu cihân
Gökler açıldı ve feth oldu zulem
Üç melek gördüm elinde üç alem
Biri meşrık biri mağribde anın
Biri dâmında dikildi Ka‘be’nin
İndiler gökden melekler sâf sâf
Ka‘be gibi kıldılar evim tavaf
Geldi hûrîler bölük bölük buğûr
Yüzleri nûrundan evim doldu nûr
...
İlgili Sayfa
👉 Divan Şiiri Nazım Türleri
Yararlanılan Kaynaklar
- Edebi Bir Tür Olarak Mevlitler - Şekil Özelliklerine Dair Bazı Değerlendirmeler, Süleyman Eroğlu
- Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, İskender Pala
- Mevlid Külliyatı, Editör Bilal Kemikli
Tevhit
- Divan şiiri nazım türü.
- Allah’ın birliğini ve yüceliğini işleyen eserlerdir.
- Tevhit; bir şeyin bir ve tek olduğunu kabul etmek, birkaç şeyi birleştirmek, bir saymak, bir olarak bakmak demektir.
- Düzyazı şeklinde (mensur) yazılan tevhitler de vardır.
- Tevhitlerde Allah'ın tek ve eşsiz oluşu, kudretinin sonsuzluğu, yüceliği, bütün kâinatın ve yaratılmışların onun lütfuna olan ihtiyacı anlatılır.
- Tevhitler divanların en başında yer alır.
- Divanında tevhide yer vermemiş şairler de vardır. Bu durumda divan bir naat ya da dönemin sultanına övgüyle başlar.
- Tevhit, genellikle kaside nazım şekli ile yazılır. Kaside biçiminde yazılan tevhitlerde genelde nesip, tegazzül, fahriye gibi bölümler bulunmaz.
- Tevhit, aynı zamanda mesnevi nazım şekli ile yazılan hikâyelerin başlangıç bölümlerinden biridir. Mesnevilerde bir ön söz (dibace) yoksa eser Allah'ın birliğini ve yüceliğini anlatan beyitlerle başlar.
- Tevhit, münacat, naat gibi dinî konulu manzumeler hem dönemin inanç dünyasını hem de şairin dinî algısını yansıtması açısından önemlidir.
- Tekke edebiyatında benzer konuların işlendiği nazım türü ilahidir.
- Tevhit yazma geleneği Tanzimat edebiyatında Şinasi, Ziya Paşa, Abdülhak Hâmit, Recaizâde Mahmut Ekrem ve Muallim Naci gibi şairler tarafından devam ettirilmiştir.
Tevhit Örnekleri
Ahmedî Divanı - Kaside
Diye-durur dil ü cân lâ ilâhe illallah
Toludur iki cihân lâ ilâhe illallah
İşit ki nice ider zerre zerre her mevcûd
Yir ile gökde ayân lâ ilâhe illallah
Kulah içindeki sem ider ü basardagı nûr
Dahı tamardagı kan lâ ilâhe illallah
Bekâ-i cins-i cemâd oldı vü nebât dahı
Hayât-ı her-hayavân lâ ilâhe illallah
Bu yirde vahşün üni oldı vü hevâda kuşun
Niçe ki ider tayarân lâ ilâhe illallah
Olur sarîr-i kalem yazuda nice kim olur
Oh atsa savt-ı kemân lâ ilâhe illallah
İşit ki sûsen-ile lâleye degin eydür
Nirede varsa zübân lâ ilâhe illallah
Bahârda varak-ı gül yaz yilidür nitekim
Hazânda berg-i rezân lâ ilâhe illallah
Hevâ-yı âteş-i sûzân tolu-durur nitekim
Mizâc-ı âb-ı revân lâ ilâhe illallah
Diye-durur işidüp anlarısan ebr-i bahâr
Nite ki bâd-ı hazân lâ ilâhe illallah
Sipihr ü encüme bahgıl ki toldı şem bigi
Bu kamu nûr u duhân lâ ilâhe illallah
Zihi nidâ-yı mübârek ki toludur andan
Cemî-i kevn ü mekân lâ ilâhe illallah
Gerek mi vahdete hüccet dahı çü tolmışdur
Kamu zemîn ü zemân lâ ilâhe illallah
Ne söz ki söylene her bir lügatda manîsi
Bilâ-şek oldı hemân lâ ilâhe illallah
Nite ki mescid ü mihrâb toludur key işit
Künişt ü deyr-i mugân lâ ilâhe illallah
Cemî-i âlem-i gayb u şehâdet eydürler
Uş âşikâr u nihân lâ ilâhe illallah
Yir-ile gökde görinür iken yakîn vahdet
Kalur mı dahı gümân lâ ilâhe illallah
Dilüni lâ-y-ıla illâya âdet it ki oldı
Belâdan emn ü emân lâ ilâhe illallah
Hayât-ı cân gerek unıtma zikrin Allah’un
Ki oldı cânlara cân lâ ilâhe illallah
Şehâdetüni cinân-ıla râst it ki oldı
Kilîd-i bâb-ı cinân lâ ilâhe illallah
Dilünde eyle revân zikrini Hakun ki oldı
Safâ-yı rûh u revân lâ ilâhe illallah
İşitdi Ahmedî’nün Rûh-ı Kuds tehlîlin
Didi ki sihr-i beyân lâ ilâhe illallah
Kodum feleklerün üstine rütbet ile kadem
Diyeli dest-fişân lâ ilâhe illallah
Taşlıcalı Yahya - Gülşen-i Envâr'dan
Dahı yoğ iken bu zemin ü zaman
Hazret-i Hak var idi ancak heman
Görmez idi kimseler encüm yüzin
Açmamış idi dahı âlem gözin
Yoğ idi hem nûr ne kevn-i cihân
Yağni dokuz dâire-i âsumân
Sâbit ü seyyâreye mihr ü dûd
Zerre gibi vermemiş idi vücûd
Secde-i şükr itmemiş idi cibâl
Levha kalem yazmamış idi misâl
Bitmemiş idi gecenin sünbüli
Hem kamerun lâlesi hem mihrün gülü
İlgili Sayfa
Yararlanılan Kaynaklar
- Ahmedi Divanı
- 16. Yüzyıl Klasik Türk Edebiyatında Tevhid, Şerife Uzun
- İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü
Mersiye
- Divan şiiri nazım türü.
- Ölen birinin ardından duyulan üzüntüyü dile getirmek ve o kişinin iyi taraflarını anlatmak üzere yazılan lirik şiirlerdir.
- Konusu bakımından İslamiyet öncesinde saguya, halk edebiyatında ise ağıta benzer.
- Mersiye genellikle terkibibent şeklinde yazılır. Ayrıca kaside ve terciibent biçiminde yazılmış mesneviler de vardır.
- Bazı mersiyelerde ölenin vefat tarihi ebcet hesabıyla belirtilmiştir.
- Dinî-tasavvufi edebiyatta ehlibeyt sevgisi ile Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilişini anlatan birçok mersiye yazılmıştır.
- Kerbela Olayı ile "maktel" adında müstakil bir tür ortaya çıkmıştır.
- Anadolu’da bu türe ait ilk örnek, 14. yüzyılda Süleyman Şah’ın ölümü üzerine Ahmedi'nin yazdığı mersiyedir.
- Padişah, şehzade ve diğer devlet büyüklerinin ölümleri üzerine yazılan mersiyelerin en iyi örnekleri 16.yüzyılda verilmiştir.
- Divan şiirinin en ünlü mersiyesi Baki'nin Kanuni için yazdığı Kanuni Mersiyesi'dir.
Kanuni Mersiyesi'nden...
Cân u cihânı gözlerümüz görmese n’ola
Rûşen cemâli âleme hûrşîd ü mâh idi
Günümüz Türkçesi: Artık gözlerimiz canı ve cihanı görmese, buna şaşılmaz; çünkü onun aydınlık yüzü dünya için ay ve güneş gibi idi.
Hûrşîde baksa gözleri halkun tola gelür
Zîrâ görince hâtıra ol meh-likâ gelür
Günümüz Türkçesi: Güneşe baksa halkın gözleri dolar, çünkü güneşi görünce hatırlarına o ay yüzlü (Kanunî) gelir.
- Bu yüzyılda adına en çok mersiye yazılan kişi Şehzade Mustafa'dır. Bu mersiyelerin en ünlüsü Taşlıcalı Yahya'ya aittir. Şair, mersiyede Şehzade Mustafa'nın katli nedeniyle Sadrazam Rüstem Paşa’yı ve dolaylı olarak Kanuni Sultan Süleyman'ı suçlayıcı ifadelere yer vermiştir:
Medet medet bu cihanın yıkıldı bir yanı
Ecel Celâlileri aldı Mustafa Han’ı
Günümüz Türkçesi: İmdat! Eyvahlar olsun! Bu cihanın bir yanı yıkıldı; (zira) ölüm eşkıyaları Şehzade Mustafa’yı yok ettiler.
- 17. yüzyılda devlet ileri gelenlerinden çok aile fertlerine ve dostlara yazılan mersiyeler çoğunluktadır. 18. yüzyıldan sonra ise bu türe duyulan ilgi azalmıştır.
Bölümleri
- Klasik bir mersiyede üç ana bölüm bulunur:
- Dünya ve felekten yakınma: Bu bölümde dünyaya bel bağlamanın yanlış olduğu belirtilir. Dünya hayatına itibar edenlerin gaflette olduklarına dikkat çekilir. Dünyanın kötülüğünden şikâyet edilen bu bölümde karamsar bir hava sezilir.
- Övgü: Bu bölümde kaybedilen kişinin övgüsü ve kaybından doğan üzüntü ifade edilir. Ölen kişinin yiğitlik, cömertlik, iyilik, adalet vb. özellikleri verilirken sıkça mübalağa sanatına başvurulur.
- Dua: Duyulan acılara katlanmanın tavsiye edildiği bölümdür. Mersiyelerdeki dua bölümü kasidelerdekinden daha uzun ve ayrıntılıdır. Şair, ölene rahmet geride kalanlara da sabır temenni eder.
Ünlü Mersiyeler
- Fuzuli — Hadîkatü’s-Süedâ (manzum-mensur)
- Baki — Kanuni Mersiyesi
- Şeyh Galip — Esrar Dede
- İbni Kemal — Yavuz Sultan Selim
- Cem Sultan — Oğuzhan (oğlu için yazdığı)
- Taşlıcalı Yahya — Şehzade Mustafa
Diğer Mersiyeler
- Çok yaygın olmasa da yitirilen topraklar için "şehir mersiyeleri", sevilen bir hayvanın ölümüyle "hayvan mersiyeleri", vatanın olumsuz durumunu tasvir etmek için de "vatan mersiyeleri" kaleme alınmıştır.
- Şehir mersiyeleri, özellikle Viyana bozgunundan sonra elden çıkan Rumeli toprakları üzerine yazılmış mersiyelerdir. Belgrad’ın elden çıkışı üzerine yazılan mersiyenin bir bölümü şöyledir:
Yesir verdik Beligrad'ın kaleyiGöz yaşınan doldurdular Tuna'yıAğlar uşaklar da bulmaz anayıAman imdat der de ağlar
- Vatan Mersiyelerinin en ünlüsü Namık Kemal'e aittir. Namık Kemal'in Vatan Mersiyesi, 93 Harbi olarak bilinen Osmanlı-Rus Savaşı (1877-1878) sonrasında yazılmıştır. Aşağıya bu şiirin ilk bendi alınmıştır:
Ah yaktık şu mübarek vatanın her yerini
Saçtık eflâke kadar dûdunu âteşlerini
Kapadı gözde olanlar çıkacak gözlerini
Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini
Yoğ imiş kurtaracak bahtı kara mâderini
Tanzimat Sonrasında Mersiye
- Tanzimat döneminde klâsik mersiye yazılmaya devam edilse de Batı edebiyatının etkisiyle hem içerik hem de yapı bakımından yeni örnekler görülür.
- Özellikle Abdülhak Hamit Tarhan’la birlikte ölüme olan bakış açısı değişir. Tarhan’ın "Makber" şiiri buna ilk örnektir. Değişen anlayışla birlikte şairler ölenden bahsetmek dışında ölümün kendisini şiire konu edinir.
Makber'den
Eyvah! Ne yer ne yâr kaldı,
Gönlüm dolu âh u zâr kaldı,
Şimdi buradaydı gitti elden,
Gitti ebede gelip ezelden
Ben gittim o hâksâr kaldı,
Bir gûşede târumâr kaldı;
Baki o enis-i dilden, eyvah!..
Beyrut’ta bir mezar kaldı.
- Değişen mersiyelere örnek olarak Recaizade Mahmut Ekrem’in "Ah Nijâd" ve "Şevki Yok" isimli şiirleri sayılabilir.
İlgili Sayfalar
👉 Katır Mersiyesi (Mersiye-i Ester)
Yararlanılan Kaynaklar
- Türk Edebiyatında Mersiyeler, M. Zeliha Stebler Çavuş
- Irak Türkmen Mersiyelerinin Halk Bilimi Açısından İncelenmesi, Akram Baqer İbrahim
- Kanuni Sultan Süleyman Han İçin Yazılan İki Mersiyenin Karşılaştırılması, Uğur Gürsu
Muamma Nedir?
- Lugazın bir çeşididir.
- Bir kişinin adı üzerine düzenlenmiş manzum bilmecedir.
- İlk önceleri Allah'ın isimleriyle başlayan muammalarda zamanla insan isimleri de ele alınmıştır.
- Muamma yazmak şairlikten çok, bir zekâ ve yetenek işidir.
- Genelde tek beyitle yazılır ancak kıta ve rubai şekliyle yazılan muammalar da vardır.
- Tek beyitle yazılan muammalarda mısralar birbirileriyle kafiyelidir.
- Muammalarda genelde bir isim gizlenmekle beraber birden fazla isim de kastedilebilir.
- Muammaların başında manzumenin kim için yazıldığı "Benâm-ı ..." şeklinde yazılır. Benâm; ünlü, meşhur anlamındadır. Bu sayede okuyucunun beyitte bu ismin nasıl gizlendiğini bulması sağlanır.
- Kimi muammalar "ebced" hesabıyla düzenlenmiştir. Bu sayede harflerin rakamsal karşılıklarıyla işlem yapılarak sonuca gidilmiştir.
Muamma-Lugaz Farkı
- Muammada kastedilen ismin harflerine, lugazda ise bir nesnenin özelliklerine işaret edilir.
- Lugazda herhangi bir şey konu edilirken muamma yalnız insan adları için yazılır.
- Lugazlar; "ol nedir kim, ol ne kim, ol ne şey kim" gibi sorular içerirken muammalar da soru anlamı içeren sözcükler pek kullanılmaz.
Türk Edebiyatında Muamma
- Ahmedî (öl.1413) Türk edebiyatında ilk muamma söyleyen şairdir.
- Ahmedi dışında Cem Sultan, Baki, Fuzuli, Nabi, Fıtnat Hanım, Sünbülzâde Vehbi gibi önemli şairler de muamma söylemiştir.
- 700’e yakın muamma söyleyerek bu konuda şöhret kazanan Emrullah Emrî (öl.1575) ise bu türün en önemli ismidir.
Çözümlü Örnekler
Nabi
Bende yok sabr-ı sükûn, sende vefadan zerre
İki yoktan ne çıkar fikredelim bir kere
Açıklama: Nabi'nin mahlasına dair yazdığı beyittir. "Nâ" ve "bî" Türkçede de kullanılan ve bîçare, nâmahrem örneklerinde olduğu gibi olumsuzluk bildiren ön eklerdir. İki yoktan ortaya çıkan "Nabi" sözcüğüdür.
Emin
Gül yüzünde koma hatt-ı anberin
Giymesin mâtem libâsın yâsemin
Açıklama: Muamma, Emrullah Emri'ye aittir. Çözümü en kolay muammalardan biridir. Beyitteki "matem" sözcüğü "yas" sözcüğüne karşılık gelmektedir. "Yasemin" sözcüğünden yas elbisesi (libâs) yani “yas” hecesi çıkarılırsa geriye “Emin” ismi kalır.
İlgili Sayfalar
👉 Divan Şiiri Nazım Türleri
Yararlanılan Kaynaklar
- Bir Muamma ve Lugaz Metni Hakkında, Bahadır Güneş
- Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, İskender Pala
- TDV İslam Ansiklopedisi Muamma Maddesi, M. A. Yekta Saraç
Lugaz Nedir?
- Cevabı genelde bir nesne olan manzum bilmece.
- Lugaz (lügaz) bir çeşit söz oyunudur.
- Söyleyenin zekâsı ve dili kullanmadaki yeteneğini ortaya koyan bu türdeki şiirler eğlenceye dayalıdır.
- Genellikle aruzun "fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün" kalıbı ile yazılır.
- Az da olsa düzyazı şeklinde yazılmış lugazlar da vardır.
- Lugazlar, divanların son kısmında yer alır.
- İsimleri konu alan lugazlara "muamma" denir.
- Divan şiirinde ilk örnekleri 15. yüzyılda görülmüştür.
- Özellikle 18. yüzyılda çok rağbet görmüştür.
- Genellikle "kıta-i kebire" ya da kısa bir "mesnevi" şeklinde yazılır.
- Lugazlar; ol nedir kim, ol ne kim, ol ne şey kim gibi sorularla başlar.
- Sonrasında adı gizlenen nesneyi buldurmak için onun bazı özellikleri sıralanır.
- Sonunda genellikle onu çözecek kişi için övgü dolu bir ödülün bulunduğu bir veya iki beyit bulunur. Burada övgünün yanında lügazın cevabını bilemeyenler için yergi de bulunabilir.
- Kimi zaman ebced hesabından da yararlanılır. Bu durumda harflerin rakamsal karşılıkları kullanılarak sonuca ulaşılır.
- Genel olarak yalın bir dille yazılır.
- Divan edebiyatında Fuzuli, Bağdatlı Ruhi, Nabi, Şeyh Galip ve Nedim gibi önemli şairler de lugaz yazmıştır.
Lugaz Örnekleri
(Cevapları sayfanın sonundadır.)
I. Örnek
Ol nedür gel ey birâder vir haber
Karnı acıkdıkda nân ü guşt yer
Gerçi kim işitmez ammâ gûşı var
Ey birâder sanma kim mengûşı var
Mâderi sudur velî budur acîb
Su kaçar bundan dilâ budur garîb
Yine nev tarh eyledüm bu müşkili
Nermiyâ keşf idenün oldum kulı
Sözcükler
acıkdıkda: acıkınca
nân: ekmek
ü: ve bağlacı
guşt: et
guş: kulak
kim: ki bağlacı
menguş: küpe
mâder: anne
acib: hayret veren, şaşılacak şey
dilâ: ey gönül
nev: yeni
tarh: düzenlemek
müşkil (müşkül): zorluk, güçlük
II. Örnek
Ol nedür kim üç birâder her zamân
Birbiri ardınca olmışlar revân
Yılda bir kerre gelürler âleme
Makdemiyle kesb-i feyz eyler cihân
Kimseler görmiş degüldür yüzlerin
İsmi vardur cismi ammâ kim nihân
Birisi oldı havâya münkalib
Birisi âb içre tutdı âşiyân
Gördi bulmış her birisi yerlerin
Biri dahı eyledi hâki mekân
Serleri üç pâları beş anlarun
Kıl tefekkür eyledüm sana beyân
Sözcükler
revan: giden, akan
makdem: dönüp gelme
kesb-i feyz: bolluğa kavuşmak
kim: ki bağlacı
nihan: gizli
münkalib: dönen, dönmüş
âb: su
içre: içinde
âşiyân: yuva, ev, mesken
hâk: toprak
ser: baş, tepe, uç
pâ: ayak
anlarun: onların
tefekkür: düşünmek
beyân: açıklama, anlatma
III. Örnek
Nedür ol kim yapusı hâne hâne
İçinde tuḥfesi var dâne dâne
Açılmaz ḳapusı berkdür yapusı
Meger yıl yıl açıla yana yana
Sözcükler
hâne: bölük, göz, ev
tuhfe: hediye
dâne dâne: tane tane
berk: katı, sert
İlgili Sayfalar
👉 Divan Edebiyatı Ana Sayfa
👉 Muamma Nedir?
Yararlanılan Kaynaklar
- Nermî ve Bazı Lügazlarının Çözümü Üzerine, Ahmet Alkan
- Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, İskender Pala
👉 Cevaplar: tencere, cemre (İlkbaharda suya, yere, havaya düştüğü söylenen sıcaklık.), fıstık
Iydiyye
- Bayramın gelişi nedeniyle bir devlet büyüğüne sunulan kaside.
- Arapça bir sözcük olan "Iyd" bayram demektir.
- Iydiyye ya da bayramiye olarak bilinen bu tür kasidelerin teşbib (nesib) bölümlerinde bayramdan söz edilirdi.
- Ramazan ve kurban bayramları dışında nevruz (baharın başlangıcı-21 Mart) için de kasideler yazılmıştır. Nevruz günü sunulan kasideler "nevruziyye" denmiştir.
- Teşbib, methiye ve dua olmak üzere üç temel bölümden meydana gelir.
- Ortalama uzunlukları otuz-kırk beyittir.
- Iydiyeler caize almak amacıyla yazılırdı. Caize, divan şairlerinin sundukları kasideler karşılığında aldıkları para ya da hediyedir.
- İlk ıydiyenin ne zaman ve hangi şair tarafından yazıldığı kesin olarak bilinmemektedir.
- Iydiyelerde, kaside yazılan kişiye övgünün yanı sıra bayrama kavuşmanın sevinci, bayram günlerinin nasıl geçirilmesi gerektiği, bayram yerleri, törenler ve eğlenceler tasvir edilirdi.
- 18. yüzyıldan sonraki örneklerde kalıpların dışına çıkılarak mahalli ve yerli unsurlara daha çok yer verilmiştir.
İlgili Sayfalar
Konu Anlatımı İndir 👇
- Yararlanılan Kaynaklar
- TDV İslam Ansiklopedisi, Iydiye Maddesi, Mustafa İsmet Uzun
- Sünbülzade Vehbi'nin Koca Ragıp Paşa'ya Yazdığı Iydiye Kaside, H.Dilek Batislam
Surname
- Divan edebiyatında bir nazım türü.
- "Düğün, ziyafet, şenlik" anlamındaki "sûr" ile yine Farsça mektup, kitap, mecmua anlamına gelen "nâme" sözcüğünden oluşmuş bir birleşik sözcüktür.
- Surname, Osmanlı saray düğünleri ve şenlikleri hakkında yazılan eserlerin genel adıdır.
- Surnameler, şehzadelerin sünnet düğünleri ile hanım sultanların doğum ya da evlilik törenlerini konu alır.
- Surnameler; manzum, mensur (düzyazı) ya da manzum-mensur karışık olabilir. Manzum olanlar genellikle mesnevi nazım şekli ile yazılmıştır.
- Bu tür metinler; dönemin yiyecek-içecekleri, eşyaları, kıyafetleri, müziği, törenleri ve eğlence anlayışı hakkında önemli ipuçları verir.
- Esnaf alayının geçişi; cambazların, zorbazların, hokkabazların gösterileri, at yarışları, cirit oyunları, musiki fasılları, rakkas ve çengi gösterileri, atılan havai fişekler ve fener alayları bu tür metinlerin ortak konularıdır.
- Daha önce tarihçiler tarafından anlatılan bu tür eğlencelerin edebi bir tür haline gelmesi 16.yüzyıla rastlar.
- 1582 yılında III. Murat, oğlu Şehzade Mehmet'in sünneti nedeniyle İstanbul’da büyük bir şenlik düzenler. Yaklaşık iki ay süren bu şenlik, surnamelerin çıkışına vesile olmuştur. Bu görkemli olay, tarihçilerin ve sanatçıların yanı sıra, kutlamalarda hazır bulunan çok sayıda yabancı konuk ve elçi tarafından da kaydedilmiştir.
- Bu şenliği anlatan Gelibolulu Ali'nin "Câmiu’l-buhûr der Mecâlis-i Sûr" ile İntizami'nin Surname-i Humayun bu nazım türünün ilk örnekleridir.
- İntizami, Gelibolulu Ali'den farklı olarak eserini mensur olarak yazmıştır. Arada manzum parçalar olsa da Surname-i Humayun, mensur yazılan ilk surnamedir.
Ortaya Çıkışı
Surname-i Humayun'dan Bir Bölüm
“Ol esnada matrakçılar geldiler. Baş kulak dimeyüp dest-çubla birbirine girişdiler ve nevbet-be-nevbet hücumlar eyleyüp tarafeynden siperler virişdiler. Dilleri ellerine uyar ve nezaketle nereye uracağın duyup savar […] meydanda ol kadar virüp aldılar ve canibeynden dest-çubı kaden saldılar. Ne birbirinün darb ile kılına zarar getürdi ve ne hamle ile elinden siperin kaçurdı”
Günümüz Türkçesi
"O esnada matrakçılar geldiler. Baş kulak demeyip ellerindeki sopalarla birbirlerine giriştiler ve sırayla hücumlar eyleyip diğer taraftan siperleri ile hücumları karşıladılar. Dilleri ellerine uyar ve nezaketle nereye vuracağını bilirler. Meydanda o kadar mücadele etseler de ne birinin darbelerle kılına zarar geldi ne de hamle ile ellerindeki siperi düşürdüler."
İlgili Sayfalar
Yararlanılan Kaynaklar
- Surnamelerde 1582 Şenliği, Gülsüm Ezgi Korkmaz
- Minyatürlerde Gösteri Sanatları: Nakkaş Osman'ın Tasvirleriyle On Altıncı Yüzyıldan Örnekler, Nazlı Miraç Ümit
- TDV İslam Ansiklopedisi, Surname Maddesi, Hatice Aynur
Şehrengiz
- Divan edebiyatı nazım türü.
- Bir şehrin güzellikleri ve güzelleri hakkında yazılan eserlerdir.
- Farsça bir sözcük olan şehrengiz; şehri uyandıran, karıştıran, heyecanlandıran gibi anlamlara gelmektedir.
- Şehrengizlerde bir şehrin doğal, tarihî, mimarî özellikleri ve çeşitli meslek dallarındaki güzelleri hakkında bilgiler verilir.
- Anlatılan güzeller genellikle şehrin esnaflarından seçilen erkeklerdir.
- Şehrengizler divan içinde yer alabildiği gibi müstakil olarak da tertip edilebilir.
- Şehrengizler genellikle mesnevi nazım şekli ile yazılır.
- Mesnevi nazım şekliyle yazılanlarda aruzun "Mefâilün / Mefâilün / Feûlün" kalıbı kullanılır.
- Şehrengizler genel olarak şu bölümlerden oluşur: münacat, sebeb-i telif (eserin yazılma sebebi), asıl konunun işlendiği bölüm ve hatime.
- Sanat kaygısından uzak, kimi zaman da mizahi, bir anlatımla yazılır.
- Bu eserler ele aldıkları şehrin sosyal hayatına ayna tutar.
- Şehrengizlere konu olan şehirler İstanbul, Edirne, Bursa gibi eski medeniyet merkezleridir.
- İlk örnekleri 16.yüzyılın başında verilen şehrengizin son örnekleri 18.yüzyılda verilmiştir.
- Mesîhî'nin (ö.1512) Şehrengiz-i Edirne adlı eseri ilk şehrengiz örneğidir.
- Edebiyatımızın ikinci şehrengizi Zâtî (ö.1547) tarafından yine Edirne hakkında yazılmıştır. Zati, şehir tasviri bölümünde Edirne'nin eşsiz güzelliği, kalesi, bağları ve ırmakları mübalağalı bir şekilde tasvir etmiştir. Eserin güzeller bölümünde ise 52 erkeğin övgüsü vardır.
- 16. yüzyılın divan ve hamse sahibi şairi Taşlıcalı Yahya Bey (ö.1582), şehrengiz şairleri arasındadır. Şairin divanı içerisinde İstanbul ve Edirne Şehrengizleri olmak üzere iki şehrengiz bulunmaktadır.
- Bir diğer önemli şehrengiz şairi 17.yüzyılda yaşayan Neşati'dir. Neşati'nin 144 beyitten oluşan bir Edirne Şehrengizi vardır.
Zati'nin Edirne Şehrengizi'nden...
Bir kaşları râ vü elif kad
Muallimzâdedür adı Muhammed
(Beyitte babası muallim olan Muhammed'in kaşları kavisli şeklinden dolayı "ra" harfine, boyu ise ince ve uzun olması sebebiyle "elif" harfine benzetilmiştir.)
Biri bir koyun ela gözli kassâb
Döker kanı dem-â-dem nitekim âb
(Güzelin gözleriyle çok fazla âşığını öldürmesi, mesleğiyle bağlantı kurularak "su gibi kan döker" şeklinde ifade edilmiştir.)
İlgili Sayfa
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













